Geçenlerde bir AIA1 bülteninde, 2006 toplantıları sırasında Alexandros Washburn'un bir konusmasından alıntı yapılıyordu. Her bakış açısının farklı yorumlayabileceÄŸi bu alıntı, ne sonuca varırsanız varın meslek içinde bulunduÄŸumuz noktayı ve bizi de sararak oluÅŸan yapay çevre ile iliÅŸkimizi yeniden düÅŸünmeye itiyor. Lafı fazla uzatmadan, ÅŸöyle diyor Washburn: "what we built is what we'll be remembered for...buildings don't lie"
Yapay çevre olarak deÄŸerlendirilen alanda en karmaşık yapıyı oluÅŸturan kentler, gerçekten "doÄŸruyu sadece doÄŸruyu" söyleyecek tek tanıklarımız olmalı. Tabi eÄŸer dinliyorsak, duyduÄŸumuz halde duyamadığımızı söylemeye devam etmiyorsak veya elimizdeki tek tanığı susturmaya çalışmıyorsak. Derler ya "doÄŸru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış." Ancak kentlerin bize anlatmaya çalıştıkları ne zaman tartışılagelse ve suçlunun parmak izinin tespitine yaklaşılsa, hemen biz mimarları temize çıkarabilecek -artık iyice tekdüzeleÅŸmiÅŸ ve hepimizin ezbere bildigi- bir yol bulunur. "Biz çaresiz mimarların kentte söz hakkı yoktur, kentlerin yüzde bilmem kaçı kaçak yapılaÅŸmadır... Suçlu biz deÄŸiliz."
İşaret etmeye çalıştığım nokta tam da burası: binalar yalan söylemez, ama mimarlar yalan söyleyebilir. Söylemek zorundadır, çünkü elindeki disiplini kaybetme korkusundadır. Bir türlü kabul edemez, bu disiplin günümüz toplumu içinde sandığı ÅŸekilde bir varlık sürdürmemektedir. Üstelik mimarlar sürekli onlara haksız davranan piyasadan, yapı sektöründen, müÅŸterilerden, resmi kurumlardan bahsedip dururlar. Fakat bu olaylardan öÄŸrendiklerini kendi iç iÅŸleyiÅŸlerinde ne de güzel kullandıklarından bahsetmezler. HerÅŸey onlara zarar verir, ama onlar kimseye zarar vermez. Aykut Köksal'ın bir köÅŸe yazısındaki sözlerini hatırlıyorum da "mış gibi yaparak" kendi bencil kabullerimizin oluÅŸturduÄŸu bu yalan dünyasından çıkmayı ne zaman baÅŸaracağız.
EÄŸitim hayatımızda tasarımın yüceliÄŸini, mimarın inÅŸa etme eylemi içinde bir sürü farklı disiplinin ekip başı gibi çalışması gerektiÄŸini, fonksiyon gereklerinin bir yapı ÅŸemasına nasıl dönüÅŸeceÄŸini ve buna benzer daha baÅŸka bir sürü tasarım, üretim ve süreç hakkında bilgilerin bize verilmesi ile yetiÅŸtik. Her birimiz bu bilgileri bireysel olarak edindiÄŸi diÄŸer bilgilerle birleÅŸtirerek ve elbette kendi dünya görüÅŸünü de buna ekleyerek uygulamaya koymaya çalışıyor. Peki ya topluma hizmeti de ön plana almak zorunda olan meslek ahlakımız nasıl oluÅŸuyor?
Bu konuda kabul etmeliyiz ki, mimarlık eÄŸitiminde son senelere sıkıştırılmış olan hukuk, maliyet ve proje yönetimi gibi derslerle bu iÅŸin üstesinden gelemediÄŸimiz açık. Ve malesef meslek hayatına atıldıktan sonra karşılaÅŸtığımız kurumlarda, mimarlık ofislerinde öÄŸreniyoruz bildiklerimizi... İşçi olarak çalıştığımız ofislerde emeÄŸimizin karşılığını o kadar alamıyoruz ki, kendi isteÄŸimizle sigorta yapılmamızı engelliyor, bu bedelin ücretimize eklenmesini kabul ediyoruz. Bizi sigortasız ve "bu ofis bir okul gibidir" diyerek resmi çalışma saatlerinin üzerinde –hastalanma pahasına- çalıştırırken, müÅŸterilerin haksız davranışları ve ofislerin mali sorunları perdesi altında kendini haklı gösteren aÄŸabey ve ablalarımızdan öÄŸreniyoruz herÅŸeyi. Sonra da öÄŸrendiklerimiz ile yeni mimar adaylarına agabeylik ve ablalık yapıyoruz.
Biz mimarlar, daha kendi içimizde eÅŸit haklar ve özgürlükler temelinden hareket etmezken, usta-çırak adı altında oluÅŸan sömürü sisteminden faydalanarak, kendimize yapılan haksızlıklara karşı zamanında direnmemiÅŸ ve hakkımızı aramamış olmanın getirisini "iÅŸin raconu" diyerek mimarlık mesleÄŸine daha dün girmiÅŸ olan heyecan dolu genç arkadaÅŸlarımızdan çıkarmaya çalışırken dürüst olduÄŸumuzu söyleyebilir miyiz? Bu ÅŸekilde oluÅŸmuÅŸ olan bir meslek ahlakı ile kente karşı, insanlara karşı hizmeti ön plana alması gereken bir mesleÄŸi nasıl icra edebiliriz? Evet bana kalırsa Türkiye'de mimarlık disiplini yok olma tehlikesinde, ama toplumun veya kentin onu dışlaması yüzünden deÄŸil, kendisine olan saygısını yitirdiÄŸi için...
Bu yazıyı okuduktan sonra, mimarlık camiasındaki tüm dostlardan -kendimi de içinde tutarak- ricam, dipnotlardaki T.C. Anayasası, İş Kanunu ve Sigorta Kanunu içindeki bazı maddeleri gözden geçirmemiz ve meslek hayatlarımızda bu konuların kıyılarından nasıl geçtiÄŸimizi hatırlamamız...2 (detaylı bilgiler için http://www.yargitay.gov.tr adresine bakılabilir.)
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1 AIA: The American Institute of Architects
2 T.C. Anayasası
55. Madde: VII. Ücrette Adalet SaÄŸlanması: Ücret emeÄŸin karşılığıdır.
50. Madde B. Çalışma Åžartları ve Dinlenme Hakkı Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan iÅŸlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliÄŸi olanlar çalışma ÅŸartları bakımından özel olarak korunurlar. Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve ÅŸartları kanunla düzenlenir.
İş Kanunu
Madde 8 - İş sözleÅŸmesi, bir tarafın (iÅŸçi) bağımlı olarak iÅŸ görmeyi, diÄŸer tarafın (iÅŸveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluÅŸan sözleÅŸmedir. İş sözleÅŸmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir ÅŸekle tâbi deÄŸildir. Süresi bir yıl ve daha fazla olan iÅŸ sözleÅŸmelerinin yazılı ÅŸekilde yapılması zorunludur. Bu belgeler damga vergisi ve her çeÅŸit resim ve harçtan muaftır. Yazılı sözleÅŸme yapılmayan hallerde iÅŸveren iÅŸçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koÅŸullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleÅŸmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür.
Madde 15 - Taraflarca iÅŸ sözleÅŸmesine bir deneme kaydı konulduÄŸunda, bunun süresi en çok iki ay olabilir. Ancak deneme süresi toplu iÅŸ sözleÅŸmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir. Deneme süresi içinde taraflar iÅŸ sözleÅŸmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diÄŸer hakları saklıdır.
Madde 17 - Belirsiz süreli iÅŸ sözleÅŸmelerinin feshinden önce durumun diÄŸer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleÅŸmeleri;
a) İşi altı aydan az sürmüÅŸ olan iÅŸçi için, bildirimin diÄŸer tarafa yapılmasından baÅŸlayarak iki hafta sonra,
b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüÅŸ olan iÅŸçi için, bildirimin diÄŸer tarafa yapılmasından baÅŸlayarak dört hafta sonra,
c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüÅŸ olan iÅŸçi için, bildirimin diÄŸer tarafa yapılmasından baÅŸlayarak altı hafta sonra,
d) İşi üç yıldan fazla sürmüÅŸ iÅŸçi için, bildirim yapılmasından baÅŸlayarak sekiz hafta sonra
Feshedilmiş sayılır.
Madde 19 - İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir ÅŸekilde belirtmek zorundadır. Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir iÅŸçinin belirsiz süreli iÅŸ sözleÅŸmesi, o iÅŸçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, iÅŸverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi ÅŸartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.
Madde 27- Bildirim süreleri içinde iÅŸveren, iÅŸçiye yeni bir iÅŸ bulması için gerekli olan iÅŸ arama iznini iÅŸ saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve iÅŸçi isterse iÅŸ arama izin saatlerini birleÅŸtirerek toplu kullanabilir. Ancak iÅŸ arama iznini toplu kullanmak isteyen iÅŸçi, bunu iÅŸten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu iÅŸverene bildirmek zorundadır. İşveren yeni iÅŸ arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye iliÅŸkin ücret iÅŸçiye ödenir. İşveren, iÅŸ arama izni esnasında iÅŸçiyi çalıştırır ise iÅŸçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder.
Madde 32 - Genel anlamda ücret bir kimseye bir iÅŸ karşılığında iÅŸveren veya üçüncü kiÅŸiler tarafından saÄŸlanan ve para ile ödenen tutardır. Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleÅŸmeleri veya toplu iÅŸ sözleÅŸmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. İş sözleÅŸmelerinin sona ermesinde, iÅŸçinin ücreti ile sözleÅŸme ve Kanundan doÄŸan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur.
Madde 41 - Ülkenin genel yararları yahut iÅŸin niteliÄŸi veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koÅŸullar çerçevesinde, haftalık kırkbeÅŸ saati aÅŸan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleÅŸtirme esasının uygulandığı hallerde, iÅŸçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iÅŸ süresini aÅŸmamak koÅŸulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeÅŸ saati aÅŸsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.
Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düÅŸen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Fazla saatlerle çalışmak için iÅŸçinin onayının alınması gerekir. Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiÅŸ saatten fazla olamaz. Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne ÅŸekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.
Madde 44 - Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde iÅŸyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iÅŸ sözleÅŸmesi veya iÅŸ sözleÅŸmeleri ile kararlaÅŸtırılır. SözleÅŸmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için iÅŸçinin onayı gereklidir. Bu günlere ait ücretler 47 nci maddeye göre ödenir.
Madde 46 - Bu Kanun kapsamına giren iÅŸyerlerinde, iÅŸçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iÅŸ günlerinde çalışmış olmaları koÅŸulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için iÅŸveren tarafından bir iÅŸ karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.
Madde 47 - Bu Kanun kapsamına giren iÅŸyerlerinde çalışan iÅŸçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iÅŸ karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.
SOSYAL SİGORTALAR KANUNU
Madde 6 – Çalıştırılanlar, iÅŸe alınmalariyle kendiliÄŸinden "Sigortalı" olurlar.
Sigortalılar ile bunların iÅŸverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının iÅŸe alındığı tarihten baÅŸlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. SözleÅŸmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya baÅŸkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.
Bütün yorumları forumda okuyun!29 Temmuz 2006, 14:27Yazan: Zühre SözeriYazi ile bu foruma dahil olarak, tartismanin daha da uzun sure devam etmesini diliyorum.
Sevgili Huseyin Yanar Agabey ile onun yazisi uzerine bir konusmamizda bu alintiyi ekleyerek ona da ulastirmis idim. Kendisinin de izniyle, bu sozlerin onu nerelere goturdugunu sizlerle paylasmaktan cok memnun olacagim... (devamı)
6 Temmuz 2006, 00:42Yazan: MelodyBunu yeni bir konu açarak tartışabiliriz :)
Sevgili Ömer,
Konuya sadece kısaca cevap verip uzatmamak için yeni konu açmak istemedim. Kusura bakmazsın umarım..
işyerinde stresin getirdiği pek çok psikosomatik hastalık var. sizin "sağlıklarını kaybetmek"ten kastınız nedir? detay olabilir ama gerçekten merak ediyorum... (devamı)
6 Temmuz 2006, 00:25Yazan: Omer Yilmazişyerinde stresin getirdiği pek çok psikosomatik hastalık var. sizin "sağlıklarını kaybetmek"ten kastınız nedir? detay olabilir ama gerçekten merak ediyorum... Bunu yeni bir konu açarak tartışabiliriz :)
5 Temmuz 2006, 15:02Yazan: pingvinÖmer Yılmaz'ın yazdıklarına katılıyorum.
Bence de konu sıradan bir iş değiştirmeden öte görünüyor.
Burada konu "iş değitirme hürriyeti" ya da "çalışan-işveren arasındaki adaletsiz-tek taraflı ilişki" değil.
Öte yandan olayı irdelerken bu tür detayları gözönünde tutmak gerekli... (devamı)
29 Haziran 2006, 10:14Yazan: Omer YilmazKonunun çok farklı boyutları var ve çeşitli boyutlarına yazılanlar derinleştikçe değinmeğe başlıyoruz. Arolat'ın verdiği örnek üzerinden düşünelim:
Üç mimar hep birlikte (durumu ancak yazılanlar üzerinden yorumlayabiliyoruz) başka bir mimarın ofisinde çalışmaya başlıyor... (devamı)
28 Haziran 2006, 12:11Yazan: Melody...Ama profesyonel yaklaşan ve gerçekten size değer veren , birşeyler öğrendiğiniz bir ofisten elini kolunu sallayarak ayrılmak , hoş bişey değil. Hatta ofisten memun olunmasa bile elindeki işi bitirmeli insan, gözü arkada kalmamalı... Patrona cep telefonuma msj attırmayacak şekilde oradan ayrılmalıyım... (devamı)
28 Haziran 2006, 01:09Yazan: MelodyBir süre evvel benzer bir olay benim de başımdan geçti. Ben "iş değiştirdim" ama eski patronum bunu kendine yediremedi; kızdı, telefonla mesaj attı, aşağıladı, vs.. fakat benim durumum yukarıdaki örneklerden biraz daha farklı.. ünlü bir mimarın veya bir mimarlık ofisinin değil ama büyük bir inşaat şirketin elemanıydım... (devamı)
27 Haziran 2006, 19:53Yazan: Omer YilmazEmre Arolat'ın "Kanyon Kompleksi" başlıklı yazısında yer alan "Öyle bürolardaki adamları kandırmakla, arkadan işler çevirmekle olmuyor bu işler." cümlesi ise bence "Mimarlıkta Transfer" değil de mesela "Mimarlar neden birbirlerini bir türlü sevemezler?" gibi bir forum başlığı altında incelenebilir... (devamı)
27 Haziran 2006, 19:46Yazan: Aysegul Ugurlu OzberkŞimdiye kadar 4 ayrı ofise transfer olmuş ve beşincisini de birkaç gün içinde büyük bir heyecanla gerçekleştirecek olan genç bir mimar olarak bu konuyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.
Temelde Neriman Mutlu ve ATKnın yazdıklarına katılıyorum. Transferlerimden birinde star mimarlarımızdan biri ay sonunda işten ayrılmak istediğimi söyleyince bana şöyle sitem etmişti; "Ama biz sana yatırım yaptık, 2 ay önce sigortanı başlattık... (devamı)
27 Haziran 2006, 13:51Yazan: emreapakAsli gercekler bilinmeden yapılan yorumları okuyunca acıkcası sasırdım.Ancak farklı konuların konusulmasına vesıle oldugu ıcın mudahele etmek istemedim.Oncelikle Arolat'ın yazısıyla baslamak istiyorum.Sayın Emre Arolat 'ın kanyon hakkın da yaptıgı yorumların coguna katılmıyorum... (devamı)
Bütün yorumları forumda okuyun!





