Köşe Yazısı

Los Angeles Günlüğü

Yazan: Orhan Ayyüce Tarih: 11 Mayıs 2007

Açıkca söylemek gerekirse, orası ya da burası farketmez mimar mimardır diyelim şimdilik. Saat sabahın körü, güneş yükseliyor, Los Angeles'tayız ve mimarız. Biraz gürültü patırtı yaptık ama ne Tina ne de ikiz köpekler uyandı. Duşumuzu da aldıktan sonra iş-güce doğru yelkenler fora.

Neyse ki "nuh nebi" bir arıza yapmadan çalıştı. Fakat, o da ne? Bu benzin yeter mi acaba? İşyeri iyi ki yakında ama kredi kartıyla biraz yakıt alsam iyi olur.

Saat yedibuçukta ofise vardık, pardon atölyeye.

Tek adam mimar, bu çeşit bir yaşam tarzı, bu çeşit bir mimari, bu çeşit bir yalnızlık, bereket versin bu durumu da seviyoruz.

Kahveyi yaptım, canım bu saatlerde kahve yanı bir sigara istiyor ama yaşlandık biraz, sigarayı bırakalı bir yılı geçti. Hiç düşünmesem daha iyi. Kafam açılana kadar biraz Archinect'e biraz da Arkitera'ya baksam iyi olur. Oralarda belki bir malzeme olabilir çünkü aynı zamanda yazarız.

Yarım saat içinde bilumum gazetelere, web sitelerine, e-maillere vesaire baktıktan sonra nihayet aklıma randevu defterine bakmak geldi. Boş, yani ne “deadline”, ne şantiye, ne öğlen yemeği, ne telekonferans ne de tasarlanması gereken bir şey var. Oh be!

O zaman bari oraya buraya birkaç mesaj atayım. Hem biraz daha uyanırım hem de düşüncelerimden yararlananlar olur.
Sonra da çalışma masalarımı biraz düzene koyar üstlerinde biriken ıvır zıvırı, sergi davetiyelerini, ödenmemiş faturaları filan gözümden uzaklaştırırım. Tabi bir engel çıkmazsa son anda.

Tam bunların fantezilerini yaparken zırrr! bir telefon. Öbür uçta müteahhit Jose Baltran.

- Orhan! Merhaba n'aber? (Bildiği tek Türkçe cümle, ben öğrettim.)

- İyilik iyilik. (Var bir şey bu telefonun arkasında.)

- Orhan, hani oturma odasına giden hol var ya.

- Evet var.

- Orada bir sorun var. (Allah Allah, nerede sorun yok ki şu iş başladığından beri.)

- Ne sorunu?

- Evin hanımı oradaki doğal ışık sağlayan tavan penceresini istemiyor.

- Sen fazla kulak asma ona, ben kocasıyla konuşurum, para ondan geliyor.

- İyi, bir de şu merdiven detayını anlatır mısın tekrar? (Adama o merdiven detayını yüzbin kere anlattım. Her gün soruyor, dalga mı geçiyor nedir?)

- Senyor, 4. sayfaya baksana, boşuna mı çizdik o kadar.

- Okey okey!

İyi oldu, bugün Jose'yi erken çıkardık işin içinden, bir daha aramaz artık. Şu ev sahibi kadın da ne biçim. Sanki mimar o...

Off! Saat 10 olmuş. Hiç olmazsa masayı temizledik. Bilgisayarda da projenin çizimlerini açtım ki aniden birileri gelirse boş durup internete bakıyorum sanmasınlar. Bir yerde kendimi suçlu hissediyorum galiba işim yok diye.

Millet hep iş yapmaya alışık, nasıl anlatırsın ki internette haber kovalamanın işinin gerekli bir parçası olduğunu. Onlara göre mimar dediğin adam yemeden içmeden çizmeli. Çiz Allah çiz! İstanbul'da çiz, Los Angeles'ta çiz, cennette çiz, cehennemde çiz, hani bir şarkı vardı...

Ben en iyisi bugün yazı yazayım. Kafamda bir türlü açılmıyor bu sabah zaten. Uykusuzum, acaba artık günde 3-4 saatten biraz daha fazla mı uyusam? Gidip şu masanın üstünde bir on dakika kestireyim bari, hem de biraz tavana bakarım.

Düşünceler düşünceler, acaba Thom Mayne'nin ofisini arayıp bizim randevuyu biraz daha ileri mi ötelesem, yoksa Eric Owen Moss'u da çağırıp ikisini beraber mi sorgulasam bilemiyorum? En iyisi hiçbir şeyi değiştirmemek. Ne olur ne olmaz, ikisi bir olup beni ya darmadağın ederlerse? Zaten zor geçiniyoruz...

Tam o sırada, tekrar telefon.

- Alo!. (Bir adam sesi.)

- Mimar Orhan Bey ile mi görüşüyorum?

- Evet.

- Orhan Bey, siz iç mimar mısınız dış mimar mısınız? (Hayda! Bu kesin Türk, çünkü bir tek Türkiye’de soruyorlar bu soruyu.)

- Efendim, mimarız işte.

- Çok iyi, çok iyi! Biz İstanbul'dan arıyoruz, zenginiz, paramız var. Şehir dışında bir dağ evi bir de bağ evi yaptırmak istiyoruz. Sizi falanca tavsiye etti. Evleri çelik konstrüksiyondan yaptırmak istiyoruz. Siz çelik konstrüksiyondan anlar mısınız?

- Evet! cıvata ve kaynak konusunda kitaplarım var efendim. Yazdım o işlerin kitabını. (Abartarak)

- Çok iyi, çok iyi!

(Sanki çelik bina matah bir şey. Bir yayında görmüs olmalılar. Taa buralara telefon ediyorlar, sanki İstanbul'da mimar yok. Bizim Cengo ve Ayşe'nin isimlerini mi versem acaba? İyi olur, çocuklar bir geçim derdidir gidiyorlar bizim gibi... Hem onlara bir iş olur hem de güzel bir projede beraber çalışmış oluruz. Birinci sınıf kabiliyettirler kendileri...

Beyefendi ve ailesi Ramazan ayında Los Angeles’ta olacaklarmış o zamana kadar bir fikirler üretebilir miymişiz? Haritalar, resimler varmış falan filan…)

- Siz ne kadara çizersiniz planları?

- Biz plan çizmiyoruz beyefendi, ev tasarlıyoruz. Aşağı yukarı en az inşaat bütçesinin %15’ini hesaba katın, ayrıca seyahat masrafları…

- Hımm! Biz daha ucuza çıkar sanmıştık.

- Ne kadar ucuza yani?

- Bir-iki bin Dolar filan. Evler bitince de ne zaman isterseniz başımızın üstünde yeriniz var. Tatile bekleriz.

(Uyanık ki ne uyanık. Adam bütün ailesiyle Los Angeles'a tatile geliyor, binlerce Dolar’ı sırf bu işe harcıyor, bağ evleri, dağ evleri, hem de çelikten... Bize gelince; bir-iki. Üstelik işim gücüm yok, tatilimi orada geçirebilirmişim… Dağ evinde martılar, ben İzmir'in gürültüsünü patırtısını seven bir insanım. Ne işim var başkasının bağ evinde.)

- Bu mümkün değil beyefendi. Siz en iyisi “Yoksa Rüya mı”ya başvurun. Uğur Dündar bağları ve dağları severmiş diyorlar.

Birkaç soru daha. Sonuçta, “biz sizi ararız” bağlaması.

İster ara ister arama, fiyat değişmez. Mimarı bu kadar ucuza kapatmaya çalışan bir müşterinin mimariye saygısı olduğunu sanan varsa hodri meydan. Çizsinler AutoCAD’de!

Vakit öğlen oldu.

Ben tam öğleden sonrası sakin geçer biraz yazı yazarız derken gümbür gümbür bir e-mail geldi. Efendim, diyor ki;

Sayın Orhan Ayyüce,
Sizi defalarca ikaz etmemize rağmen organizasyonumuza olan saldırılarınız devam etmektedir. American Institute of Architecture (AIA) olarak hakkımızda yazdıklarınız asılsız olup gelecekteki üyelerimizi yanlış yönden etkilemektedir.

Bundan böyle kaleminizi bize uzatmaktan ziyade uzun dilinize batırırsanız hem bizi üzmemiş hem de mimarlık dünyasını böyle olumsuz düşünce tarzlarından kurtarmış olursunuz.

Saygısızlıklarımızla,

AIA


Eh iyi! Buna da şükür. Hiç olmazsa büronun önüne gelip haç yakmadılar.

Halbuki ben onlara olan eleştirilerimi hep faydası olsun diye yazmışımdır. İyi yani onlar gelsinler her türlü ajitasyonu polise bildirsinler, yani en ufak bir hareket yapanı düşman ilan etsinler, Biz ise şirket mimarisine bir-iki dil uzattık diye afaroz edilelim.

Bu ne biçim mimarlar odası? Onlar oda da çay kahve içerken biz kömürlükte çile mi çekelim? Kısaca onun gibi bir şey. Adamlar neredeyse bir daha bir şey yazarsan görürsün gününü demeye getirmişler biraz kabaca.

Onuda geçtik. Artık pek yazacak bir şey de kalmadı. Neredeyse mahkemelik olacağız. Ben en iyisi tavana bakayım biraz daha...

Tam uyandım ikindi uykusundan, telefon.

- Alo!

- Alo, SCI Arc'tan aramaktayız. Eric Owen Moss sizi master tezleri sunumlarına misafir eleştirmen olarak davet etmek istiyor.

- Evet de, niye beni..?

- Kendisinin Kazakistan projesine güzel bir dil uzatmışsınız, hoşuna gitmiş. Hemen bekliyoruz.

- İyi olur birazdan gelirim.

- Teşekkür ederiz, sizi aramızda görmekten sevinç duyarız.

Görüyor musunuz? Bendeki daima hazır durumlarını? Genç mimarlar siz de benim gibi hep hazır olun.

İşte, AIA sivri dilimizden yakınırken başkaları faydalanmak istiyor. Hem de bu mimar AIA'nın asil üyelerinden biri.

Okula gittik, birkaç öğrenci projesini “güzel bir şekilde” eleştirdikten sonra bir-iki kroşe de öğretmenlerine çıkararak mimari dünyasından çalınmış bir günümüzü de böylece tamamlamış olduk.

Yarın mı? Allah kerim. Kim bilir? Ne olur olmaz? Birkaç saat uyumakta yarar var. Evet, evet! Plansız mimarlar da var bu dünyada hazır olun. Hep çizilmez ya, biraz da konuşmak lazım. Los Angeles, mos angeles ne farkeder?

Şu mimarlık da çok enterasan bir meslek inanın. Zevkli mi zevkli? Bir kere her şey hakkında malumatınız oluyor ister istemez. Özellikle şu internet devriminden sonra. Mesela ben Tayland’da ufak bir kasabanın belediyesinin hangi projelerle uğraştığını bilebiliyorum ya da İstanbul ve İzmir Belediyesi’nin bugün kaç tane klimalı yeni otobüs aldığını okuyorum. Los Angeles Belediyesi’nin sitesinden arsa haritalarını indirip vaziyet durumlarına bakabiliyorum. Üstelik bir de Googgle var ki tamamen bir eğlence ve korku...

Var mı çelik konstrüksiyon isteyen? Mesafe mi kaldı?

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

PUCU: byk harf "K", say sekiz, kk harf "b", say yedi, byk harf "K", say yedi

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız