Gündem

Mimarlık Merkezleri

Tarih: Ocak 2003 Derleyen: Gülru Özdöl
XXI Mimarlık Kültür Merkezi Cumhuriyet'in Ankara'sından Küreselleşmenin yollarına

Haluk Pamir, Arredamento Mimarlık 2001/10, sayfa 58 - 63

Halen Türkiye'de mimarlığı sosyal alanda kurumsallaştıran ve mimarların sosyalleşmesi için çalışan Mimarlar Odası ve Mimarlar Derneği dışında, mimarların yaşam güvencelerinin teminat altına alınması için kurulmuş bir mimarlık vakfı ile iş yapan serbest mimarların iş alanında dayanışmalarını şekillendirmek üzere kurulmuş olan Serbest Mimarlar Derneği var.

Oda, mimarların pratik yapması ve iş yerlerinde çalışması için çalışması için mimarlık mesleği adına topluma güvenceler veriyor ve bunun karşılığında mimarlık disiplininin korunması içinde toplumsal hak ve sorumluluklar alıyor. Mimarlar Derneği ise, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine aktarılmış az sayıda mimarı ve Cumhuriyet'in gençlerinin mimariye ilgi duyması sonucu çoğalmaya başlayan genç mimarlar nüfusunun bilinçlenmesi ile, 1927 yılında mimarlığın bir disiplin olarak var olduğunu kabul etttirmek için kurulmuş. Böyle bir sosyal varoluşun ilk adımı bir araya gelebilmek.

Dernekleşmek, o zaman için bunun bir tür adı. Bir arada toplanabilmek için nasıl her hafta değişik bir pastanede veya sinema fuayesinde toplanıldığını Talat Özışık anlatmıştı. Bu mimarların ilk başta pek de öyle kurumsallaşma içine alınmadığını gösteriyor. Buna karşılık, toplumu Cumhuriyet adına sosyalleştirme sürecinde önemli rol oynayanlar, yani bir adım sonrasına gidebilenler, kurum olarak tanınmış. Dernek az sayıdaki üyelerini bir arada tutacak etkinlikler yapmaya çalışmış. Bunlara içe dönük bazı kültürel etkinlikler de dahil. Bu grup içi kültürlenmede kullanılması gereken yayın ortamını, rahmetli Zeki Sayar'ın 50 yıl kesintisiz çıkaracağı, önce Mimar, daha sonra Arkitekt adını taşıyan dergisi sağladı. Dergi dönemin, ulusal mimari arayışları, özel önermeleri ve yarışmalar yoluyla elde edilen yapıların yansıttığı sosyal beklentiler açısından, kolay ulaşılabilir olan hemen hemen tek belgesi. Dergiye aldığı yapıları seçimindeki kişisel tercihleriyle, mimarlar arası kültürün oluşmasında Zeki Sayar çok önemli bir rol oynuyor.

1960'ların başında ise, disiplinlerin resmileşmesi sürecinde odalar kuruldu. Mimarlar Derneği mensupları odalaştılar. Dernek, Ankara'da biriktirdiği bir miktar para ile Oda'ya yer tutarak ev sahibi olma konumunu sürdürdü. Bütün etkinlikleri Oda yapıyordu, ama bunlar artık "odalaşma" bilinci çerçevesinde ve "meslek alanında her şey bizden sorulur"un anlatılmasını amaçlayan bir çerçevedeydi. Mimarlık kültürünün yayın ortamında kurulması da, Oda'nın yayın organı Mimarlık dergisi tarafından sağlanıyordu. Grafik sunum, konuların sosyal ve mesleki boyutlardaki ele alınışının derinleşmesi ve belli bir politik tutumun mesleği yorumlaması ve bu derginin kültür kimliğini oluşturuyordu. Ama bu tür bir dergi, güçlü maddi olanaklar içinde çok iyi fotoğrafçılarla, tasarımcılarla çalışmaya başlamış ve çok kaliteli bir baskıya ulaşmıştı. Böylece özel bir yayın tadı, etrafa yayılıyordu. Kültür açıkça, yeni bir kurum tarafından kurulmaya başlamıştı. Kişilerden çok Oda yönetimleri, kimlik tanımı yapıyordu.

1960'ların ortalarında Ankara'da Şevki Vanlı, ilhan Tekeli, Mübeccel Kıray ve arkadaşlarının kurduğu PAU grubu, mimarlığın ve kentleşmenin, sosyal bağlamları ile ilişkisini halka açık ortamlarda tartışmaya başladı. Böylece mimarlık, sorunlarını daha geniş bir çerçevede görmeye başlamıştı. Bu tartışmalar, Alman Kütüphanasi salonlarından çıkarak, 1969'da yine Şevki Vanlı'nın ve İlhan Tekeli'nin düşünceleri ile desteklediği, Ankara Bulvarı üzerindeki OrAn tanıtım merkezi salonlarına taşındı. Burada bir gece Behruz Çinici ODTÜ'ye yeni yaptığı giriş kapısı projesini tartışmaya açıyor; bir gece sonraki Nusret Hızır sınıf arkadaşı Herbert Marcuse'un yanlış bulduğu tezlerini tanıtıyor; sonra İlhan Tekeli metropoliten planlama kavramını tartışırken, örnek olarak da yeni kurulan Ankara Nazım Plan Bürosu çalışmalarını değerlendiriyordu. Dinleyen gruplar içinde mimar ve mimar olmayanların ağırlığı, konuşmacısına göre muhakkak ki değişiyordu, ama çok geniş kesimlere ait gruplar, çok boyutlu sosyal bilincin tadına ve mimarlığı besleyen kültür ortamının farkına varıyor, ortak olarak kültürleniyordu. Bu merkezin çok geniş bir yapı malzemesi ve bileşenleri sergi salonu vardı. Merkezin yöneticisi, Doğan Hasol idi. Malzemeleri başkentin göbeğinde göstererek, kullanıcıyı kültürlemek de yeni bir buluştu.

Çevremizi bozacak önemli kentsel kirlenmeler yeni başlamıştı. Kentsel eleştiri, ortak bir şekilde buna yöneldi. Bu geniş cephe, mimarların yanında yer aldı. Aynı sıralarda, Mimarlar Odası'nda da, Önder Şenyapılı, Yılmaz İnkaya, Gürol Gürkan, Cemil Gerçek öncülüğündeki genç gruplar, disiplinlerarası kültürleme ortamına mimarları topluca sokmaya çabalıyorlardı. Erdem Aksoy, Şerif Mardin, Mümtaz Soysal gibi kişiler, konut, eğitim ibi konularda tartışmaları örnekliyorlardı. Yani hem bir yandan, mimarlar için sosyal sistemde uzlaşma aracı olan Mimarlar Odası, mimarlık içi konuların dışında gelişiyordu; hem de 1960'ların ortasından beri tasarım ve planlama bağlamında tartışmayı sürdürmüş olan PAU-OrAn ortamı, daha geniş düşün bağlamlarından çıkarak, mimarlık kültürünü bilinçli olarak diğer ortamların tartışma kültürü içinde oluşturmaya başlamıştı. Hepsinde de, tartışmalara yön veren, anlamlandıran, kendisinden birkaç yaş daha genç olanlara zihninde oluşan kültürleri aktaran çok etkileyici bir hoca İlhan Tekeli vardı.

Mimarlar Odası ve Mimarlar Derneği, 1969'da Konur Sokak'ta yeni biten binasına taşındı. Mimarlar Odası yönetimine o yıla kadar örneği olmayan biçimde, yirmili yaşlarının ortasında olan gençler geldi. Dernek yönetiminde belli bir şekilde gençleşme olmuştu. Oda'nın ve Dernek'in çok genç genel sekreterleri 1970'in koleralı yazında bir tür uzlaşmaya vardılar. Oda mimarların sosyal örgütlenmesine, Dernek ise mimarların bulundukları ortamın kültürünü yüceltmelerine yön verecekti. İki genel sekreter bunu Ankara dışına duyurmak için, iki hafta içinde Türkiye'nin Konya, Kayseri, Adana, Mersin, Gaziantep ve İskenderun kentlerine gidip mimarları toplayarak görüştüler. Hem örgütlülük ve büyük bir disiplinin bir parçası olmak fikri, hem de içinde bulunulan Anadolu köşesinin taşra değil, kültür üretiminin merkezi olduğu anlayışı, o yılların mimarlarını çok heyecanlandırdı ve gelecekte ortaya çıkacak, benzer birçok çalışma, örgütlenme ve anlayışın temelini attı. Bir disiplinin kültür ve sosyal boyutlarının anlamlı bir şekilde iç içe girdiği bir durum.

1970'lerde, bu ayrımın, kültürel etkinlikleri sınırlayıcı etkileri ve özellikle politik ve mali kaynaklar Oda'nın eline geçtiği için, Dernek'in ezildiği bir durum ortaya çıkmış olabilir. Bu arada mimarlık tartışmaları hiç gelişemeden, anlaşılması daha kolay olduğu için, çevre kültürü tartışmaları içine almıyordu. Mimarlık kültürü hayatın içinde ucuz yapı üretimi yolunda giderek deforme olarak, basmakalıp apartman ve özensiz Bayındırlık Bakanlığı yapıları üretiminde hızla çözülerek çoğalmaya, yaşamaya devam ederken, üniversitelerimizde tam tersine oldukça elitist mimari tasarım tartışmaları başlamıştı.

Proje ile tasarım kavramının birbirinden ayrıldığını ve tasarımın, disiplinlerarası bir bağlamda ele alınmaya başlandığını görüyorduk. Böylece 60'lı yılların başından itibaren planlama söylemi içinde oluşan mimarlık düşün kültürü, artık tasarım ve tasarımı etkileyen insan bilimleri alanı söylemlerine giriyordu. Karanlıktan çıkmanın yolu bilimdi ve biz bu kültürü bilimsel olarak inceleyip yorumlamalıydık. Bu doğrultuda mimarlık, çevresel bir konu olarak ele alındı; ve tasarım, çevresel tasarım olarak vurgulanmaya başladı. Mimarlığın estetik boyutu ki, kültürün en çok ilgilendiği oymuş gibi olan konu, bilimsel araştırmalar içinde kaybolmuştu.

İTÜ, ODTÜ ve KTÜ'de, bilimsellik çevresinde güçlü bir grup oluşmaya başlamıştı. Kültürel zenginliğimiz olan yöresel mimarimiz de bu gözle inceleniyordu. Her iki yönelim de bizleri, 80'lerin başında uluslararası kültüre bağlamaya başladı. Yani hem yapı bilimleri alanında, hem de yöresel mimarlığın uluslararası bir düzeyde anlaşılıp tartışılmaya çalışılması tavrı, bizi uluslararası konferansların ve ilişkilerin ortamına getirdi. Daha önce Alman, Fransız, Amerikan ekolleri olarak ayrılan okullar, hem kendi içlerinde hem de aralarında bilimsel tasarıma yatkın olan-olmayan ve yerel olan ya da uluslararası ilişkiye yatkın olan-olmayan gibi ayrılmaya başladı. lyi anlamıyla, "uluslararası standartlara uygun" okullar oluşturma çabasında idiler. Burada ODTÜ'nün yayımladığı METU Journal of Architecture ve METU Occasional Papers, döneminin bu eğilimini yayan en önemli yayın organları idi.

Yayın ve etrafındaki çabalar konusunda, Suha Özkan, Mustafa Pultar, Mete Turan ve Selahattin Önür'e, bu dönemin kültürü çok şey borçludur. Bunu destekleyen Çevre Bilimleri Derneği ve Tübitak'a bağlı Yapı Araştırma Kurumu gibi ortamlar da, aynı uluslararası standartlara ulaşma çabasındaydı. Mimarlar Odası dergisi ise Oda'nın eğilimlerini, hatta zaman zaman hiç mimariye girmeden mimarinin sosyal ve politik bağlamından, belli bir pozisyonda söz eden bir tutumdaydı. Oda giderek politik bir odak olmuştu. Yerel kültürün sesi gibiydi.

Ankara'da Cemil Gerçek, Yaprak Kitabevi ve Yaprak Yayınları ile, Oda'nın ve akademik ortamın pozisyonlarına alternatif bir tutum izliyordu. Kitabevi, hem yerel hem de uluslararası mimari yayınlar yanında, diğer kültür alanlarının kitap ve dergilerini beraberce sergiliyordu. Böylece iyi bir etkileşim ortamı oluşuyor; mimar olmayanlar, mimari yayınlar ile Yaprak Kitabevi'nde tanışıyorlardı. Çıkardığı dergi, Mimarlar Odası'nın bile artık basmayı unuttuğu "mimari proje"lere yer veriyor, böylece mimari ürünün görsel ortamda da unutulmadığını ve zenginleştiğini gösteriyordu. Bütün öğrencilerim bu dergiyi alıyordu.

Bu dönemde İstanbul'da başlamış ve halen sürmekte olan ve tasarım kültürü ile inşaat kültürünü birleştirmeye çalışan Doğan Hasol'un önemli çabalarından da söz edilmeli. Onun kurduğu Yapı Endüstri Merkezi, bir taraftan yapı kataloğunu hazırlayarak endüstrinin tasarımcı ile iletişimini sağlıyor, diğer taraftan da yayımladığı dergi ve kitaplarla, odanın ve akademik kurumların yayınlarına alternatif oluşturuyordu. Yapı dergisinin en önemli özelliği, sanatla da ilgilenmesi idi.

Bu dönem içinde başlayarak, günümüze kadar büyük bir inanç, inanılmaz bir enerji ve yine inanılmaz bir üretim kapasitesi ile, tek başına kurumlaşan Cengiz Bektaş'ın çabalarını da unutmamalıyız. Bir taraftan dergilerde, kitaplarda kayda geçen mimari geziler, buralardan çıkarılan çarpıcı yöre mimarlığı ve kültürü gözlemleri. Gözlemlerin yansıdığı güzelim çizimler, güzelim şiirler ve şiirsel yazılar. Bunları okuyan toplumun değişik kesiminden insanlara aktarılan mimari değerler düşünceler. ODTÜ'de 1979'da açtığı Türkiye Cumhuriyeti Modern Mimarlığı gezici sergisini kendisi hazırlamıştı ve 150 metrekare kadardı. Nihayet Kuzguncuk'ta, halkın da katılımını sağlayarak oluşturduğu katılımcı kentsel tasarım ve dönüşüm projesi, tam bizim merkezimizin yeni ortamlarda yapmayı hedeflediği türden bir çalışmaydı.

1950 ve 60'larda Türkiye'nin dış temasının az olması, dış yayınların okunamaması, bunlara yalnızca bakılması, gerçek uluslararası etkileşime girmemize engellemişti. 1980'lerde Türkiye'ye borç olarak giren dış yardımla beraber, tasarım kültürü bazında mimariyi tartışmaya ve uluslararası etkilere bilerek açık duruma getirme eğilimi ve "yaşam tarzı" kavramı, mimarlık kültürü tartışmalarına da girdi. Bir taraftan da bilimsel araştırmalar, özellikle konut araştırmalarında mimari, bir çevrenin kültürü olarak kabul edilip irdelendi.

Mimarlar Odası, tarihçilik ve kuramcılık içine girdi; çıktığında tarihçi Postmodernizm' in potası durumuna girmişti. Buradan da etkilenen mimarların eliyle yapılan zevksiz tarihsel kültür öğeler ile yüklenmiş yapılar, kullanıcıların da ısrarıyla popüler kültürümüzün bir parçası oldu. O dönemde televizyonda, sanıyorum İzmir Karşıyaka belediye başkanımızın, yeni bitirdikleri kıyı parkının iyonik tarzda dökülmüş beton kolonlarına sarılmış vaziyette ve mutlu bir şekilde "postmodernizmden memnunuz, herkese tavsiye ediyorum" deyişi, bu anlayışın ne kadar etkili ve klişe bir şekilde kültürel sızma yapabileceğini göstermişti.

90'lara girerken, Ömer Madra'nm hazırladığı Arredamento Dekorasyon dergisi yayına başlamıştı. İlk defa bir mimarlık dergisi, "dekorasyon" kavramını düzeyli bir biçimde ele alarak, içeriğinin kapsamını genişletiyordu. Arredamento değişik yollardan, tasarım, mimari geçmişimiz, kültür boyutlarında tarihsel araştırmalar içine girerek, bir üst kültür oluşturmaya başladı. Daha sonra Uğur Tanyeli, 1990'larda bu çabanın boyutlarını güncelin içindeki üst kültür tartışmalarına da açarak, mimarlığın ağırlığını dergide artırdı. Böylece çok disiplinli bir yayıncılık kültürü oluşturulduğu için Arredamento Mimarlık, Türk mimarlık kültürünün sürdürülebilir ve güvenilir bir tartışma ortamı olarak, tarihimizde yerini aldı.

Daha sonra Türkiye'deki mimarlık dergileri arasına ilk defa genel kültürü bütünüyle kucaklayan, olabildiğince geniş bir kitleye ulaşmayı hedefleyen bir dergi girdi. Daha önceki yayıncısı Zeki Sayar'dan yayın haklarını aldığı Arkitekt dergisini, önce tarih-kuram bağlamı içinde, ama daha sonra 90'ların ortasına kadar Yaşama Sanatı altbaşlığıyla, Ahmet Turhan Altıner çıkardı. Kendisine birinci yayın döneminde Zafer Akay, ikinci yayın döneminde ise Cüneyt Budak yardımcı oldular. Arkitekt, yeni kimliğiyle, günlük yaşam içinde herkesin tüketebildiği ve üretebildiği mimarinin özel etkisini anlatmaya çalışıyordu. Gerçekten de, mimarinin daha geniş bir yaşama kültürünün parçası olduğunu okuyucusuna hissettiren bir dergi ortaya çıkmıştı. Daha sonra birçok dekorasyon ve moda dergisi, aynı sloganlarla ortaya çıktılar, kavramlar klişeleşti, amaçlar ticarileşti.

1980'lerin ortasında Ağa Han grubu tarafından düzenlenen mimarlıkta eleştiri konferansı için Malta'ya gittiğim zaman, o küçük adalar grubunda 4 tane o zaman için kalitesi ortanın çok üzerinde mimarlık dergisi bulunması, beni hem şaşırtmış hem de Türkiye'de mimarlık ve yapı dışında güçlü alternatif bir dergi olmaması konusunda düşündürmüştü. Türkiye'de böyle kısa bir sürede bu beklentinin gerçekleşmesi, belki de şaşırtıcı olmamalıydı.

1980'lerin ikinci yarısında, YÖK sonrası kargaşanın üniversiteleri yeni kadrolaşma ile başbaşa bıraktığı karanlık günler sona ermiş ve yeni eğitimciler var olan dergilerde yeni düşünceler ve araştırmalar ile mimarlık tartışmalarına ve düşününe hayat vermeye başlamışlardı. 1980'lerin en önemli olayı ise, 1976'da misyonunu düşünmeye ve kurmaya başlayan Ağa Han Mimarlık Odülleri'nin, mimarlık ortamına çok boyutlu katkısı idi. Ödül yalnız yarışma yapmıyor. Mimarlık dergisini çıkararak uluslararası mimarlık kültüründen dışlanmış olan Üçüncü Dünya mimarlığını yorumluyor ve anlamlı bir yerlere oturtarak, önce kendi kültürü içindeki değerini oluşturuyor, daha sonra ise uluslararası mimarlık kültürünün bir parçası haline getiriyordu.

Dünyanın, özellikle Üçüncü Dünya diye nitelenebilecek yerlerinde uluslararası konferanslar düzenleyerek hem oraların tartışılmasını hem de oralarda tartışma kültürü oluşmasını sağlıyordu. Mimarlık kültürünü tartışmak, tabii ki bu tartışma kültürünü oluşturmak için en emin konulardan biriydi. Birçok kapalı toplumun açılmasına, eleştirel aklın girmesine, mimarlık aracılık ediyordu. Ben buna birçok kez şahit oldum. Sanıyorum Ağa Han adının sihri her ülkede bu ödüller için büyük merak uyandırıyor ve mimarlık ilk defa olarak bu tür ülkelerin günlük medyalarında sunulmaya başlıyordu. Mimarlar ve müşterileri, Ağa Han ödülünü amaçlayarak, mimari prensipler oluşturuyor ve tasarım sürecinde bunlardan taviz vermiyorlardı. Bunlar tam olarak çok boyutlu bir mimarlık kültürü hareketinin uluslararası ortama ağırlığını koyması. Bunda 1980'den beri, bu ödülün önce genel sekreter yardımcısı olarak, sonra da (son 13 yıldır) genel sekreteri olarak bu davayı zengin bir şekilde çevresine açabilmiş olan Suha Özkan'ın rolü büyüktür.

1984-1994 yıllarının liberal ve bolluk ortamında; açılan çok sayıdaki yarışmalar, doksanların başından itibaren çoğalan dergiler, yeni açılan veya yönetimleri yenilenen mimarlık okullarından öne çıkanlar ile oluşturulan bir mesleki kültür yoğunlaşması yanında, Enis Batur'un çıkardığı Gergedan ve Argos'ta mekanın fiziki özelliklerine özel yerler ayırması ile fiziki çevreyi gündeme getirmesi, daha sonra tamamıyla kentsel tasarım ve kültüre ayrılan Şehir dergisini çıkarması, Tarih Vakfı'nın İstanbul dergisini çıkarması, mimarlık kültürleşmesinin toplumda yoğunlaşmasına yol açtı. Bazı bankaların kültür birikimimizden yola çıkarak dergi ve kitaplar aracılığı ile bu birikime verdikleri destek, günümüzde de artarak sürmekte. Yalnız bu tarih bilincini pekiştirici kültür araştırmaları kadar, günümüz kültürüne de önem verilmesi gerekiyor.

Mimarlık ve Dekorasyon dergisi ile daha sonra çıkan Vizyon Dekorasyon benzeri dekorasyon dergileri, mimarlık kültürü yerine, mimariyi "dekorasyon" olarak tanıtan bir iletişim kurdular. Tasarım ve benzeri dergiler ise, yalnızca mimarlar için çıkan dergiler oldular. ArchiScope, ANY toplantısından sonra çıktı ve Türkiye ortamına Anytime'daki tartışmaların benzerlerini ulaştırdı. Bu çaba, daha sonra Domus dergisinde devam etti.

1977-1981 yılları arasında ODTÜ'de, önce Teoman Aktüre, ardından Feyyaz Erpi ve daha sonra da Suha Özkan ile beraber yönettiğimiz stüdyoların temel amacı, mimarlık tasarım eğitimini stüdyolara kapatmamak dışarıya açmak idi. Buna katılımcı tasarım diyorduk. Öğrencilerle beraber, proje konusu içinde yaşayan kişilerle görüşüyor, hem onları iyice anlamaya çalışıyor hem de bu süreçte kullanıcıları mimari açıdan kültürlüyorduk. 1982-83 yılında yapılan ODTÜ Mimarlık Bölümü Eğitim Seminerleri'nde de, mimariyi dışarıya açmak için, eğitim ve etkinlikler konusu çok görüşüldü. Bazı derslerin dışarıda halk için verilecek dizi konferanslara ve çocukların eğitimine dönüştürülmesi karara bile bağlandı, ama yeterli sayıda eğitimci olmaması bizi bunları uygulamaktan alıkoydu.

Bu arada Şevki Vanlı 1980'lerin sonunda Vanlı Mimarlık Vakfı'nı kurdu. İlhan Tekeli ve ben kurucu mütevelli heyetinde idik. Sonra Suha Özkan da yönetime danışman olarak katıldı. İzzet Fikirlier, vakfın broşürlerinin ve kitaplarının mimarlık kültürünün kalitesini anlatan grafiklerini yaptı. 6 kitap yayınladık. Bu kitapların seçiminde, mimar olmayanların da okuyabileceği kitaplar kriteri vardı. Anytime konferansının düşünsel tartışmaları orada yapıldı.

ODTÜ'de 1990'da yapılan IAPS (International Association of People and Their Surroundings) kuruluşunun Culture/Space/History başlıklı konferansı, mimarlığın güncel kültürü ile birikimini çok geniş bağlamlarda tartışan bir dönüm noktası idi. Birçok gencin o ortamdan etkilendiğini; ve yine Ağa Han Mimarlık Ödülleri'nin de etkisi ile kültür tartışmalarının bugüne kadar sürdüğünü biliyoruz. Bunlar deneyci, akılcı veya eleştirel akılcı veya çatkıcı veya yapısalcı sistemlerin kültüre bakış açıları idi.

Bu insana dayalı araştırmaların karşısına 1970'lerin başından beri çıkan ve insanın idrakinin oluşturduğu metinlerin, yöntemlerin, dışavurumların ve gösterimlerin incelenmesini, bunların gerçeklerdeki kopuşları gösterdiğini ve bunların soyutlanarak ve giderek kendini üreten otonom sistemler oluşturan bir duruma girmesi ile, özellikle insan dışı/üstü bir kültürün oluştuğunu düşünen, bunun incelenmesini öneren ve tasarım gücünü araştıran araştırmacılar, 1990'lardan itibaren Türkiye'de ağırlık kazanmaya başladılar. Bunların mimarideki temsilcisi olan ANY (Architecture New York) grubu ile, 1998 yılında Ankara'da bir konferans ve sergi etkinliği düzenlendi. Ama grubun, İstanbul ve Ankara'da konferans dışında söyledikleri ve davranışları, popüler medyada, mesleki medyada olduğu kadar ses getirdi. Bu biraz da, gelen konuşmacıların medyatik olmasından, sözlerinin medyaya uymasından kaynaklanıyordu.

Türkiye'de ilk defa, Tempo, Aktüel gibi dergiler ve hemen hemen bütün gazeteler bir ay süre ile mimari haberler verdiler. Daily News, 3 gün üstüste 1,5 sayfa bu konuda yayın yaptı. Etkinlik amacına ulaşmıştı; hem Türkiyeli genç mimarlar dışarıya tanıtılmış, hem uluslararası önemli söylemler Türkiye'ye tanıtılmıştı. Önde gelen Türk düşünürlerinin bir kısmı uluslararası ortama katkıda bulunmuşlar ve mimarlık Türkiye'nin günlük kültür tüketim gündeminde de uzun süre kalabilmişti.

Bu konferansı iyi bir etkileme ortamı olarak algılayan düzenleyiciler, yani Suha Özkan, Hasan Barutçu ve ben, bir araya gelerek (Kasım 1998) ileriye dönük neler yapabileceğimizi görüştük.

Bu üçlü görüşmeler, mimarlık kültürünün değişik iletişim ortamları aracılığı ile halkın kullanımına açılması konusunda hazırlanan kısa raporlar çerçevesinde Mayıs 1999'a kadar sürdü. NTV'nin kurucusu ve o zamanki yöneticisi Nuri Çolakoğlu, TV ortamında bir mimari dizi için işbirliği yapmaya hazır olduklarını söyleyince, bu konudaki çalışmalar genişletildi. Mayıs 1999'da Projeye geçici olarak 2000+ adı verildi ve yönlendirme kuruluna önce İlhan Tekeli davet edildi. Tepe İnşaat'ın o zamanki halkla ilişkiler danışmanı Sibel Asena kurula katıldı. Bu grubun daveti ile Ahmet Turan Altmer, Ali Artun ve Bülent Erkmen de yürütme kurulu üyesi oldular.

Amaç, mimarlığın günlük kültür tartışmaları içinde yer alması ve geniş kullanıcı grupları tarafından bilinçli olarak kullanılması, zenginleştirilmesi idi. Burada, kullanıcıların bir kısmının günlük kültür üretiminin üstüne çıkarak kültürün epistemolojisi veya genel epistemoloji ile uğraştığını kabul ediyorduk. O halde etkinliklerimizin anlatım ortamlarında çok boyutlu iletişim kanalları kullanmak zorundaydık. Bu süreç içinde, kullanıcılarda, önce farkına varma, daha sonra anlama, bilinçli olarak tartışma, beğeni geliştirme ve üretimi etkileme adımlarının gelişmesini bekliyorduk. Bu amaçlar için bir dergi, bir TV dizisi, web sayfası, genç mimarların eserlerinden oluşan bir gezici sergi ve konferanslar düşünüldü. 2000 yılı, Tepe İnşaat'ın kuruluşunun 30. yılıydı; ve bu etkinlikler etkili bir inşaat şirketinin kutlama törenini, sürekli bir şenliğe dönüştürebilirdi.

Proje grubu içine, daha önce. IAPS ve Any'de de bizimle çalışmış olan Tansel Korkmaz, Fatih Öz ve Erkin Aytaç katıldılar. Derginin yazı işleri için Cüneyt Budak ve eşi Arzu Erdem Budak görevlendirildiler. Cüneyt, daha sonra birçok konuda koordinatör yardımcısı olarak bana yardım etti. Çok genç bir grafik tasarımcımız vardı, Orkan Telhan. Bu grup Temmuz ayında toplanmaya başladı. TV dizisi görüşmeleri başlamıştı. Web sitesi için Erkin Aytaç, yardımcım ve yazı işleri sorumlusu idi. Orkan, web tasarımına başladı. 8 Ağustos 2000'de İstanbul'da yapılan toplantıda, bütün bu çalışmaları yapacak kuruluşun adı "Tepe Mimarlık Kültürü Merkezi" olarak kesinleşti. Projenin adı "2000+", derginin adı "XXI", web sitesi "tepe21.com" olarak belirlendi. Hepsi de, amacına ve grafikleşmeye uygun, ama sözle söylenmesi zor isimlerdi.

Mimarlığı gündeme getirmek için çirkin ve çarpık kentleşmeden söz etmemeye, veya tarihi çevrelerimizi ön plana bir kere daha çıkarmamaya karar verdik. Amacımız, günümüz mimarisinin değerlerini ve arayışlarını ortama sunmaktı. Aynı şekilde diğer sanatlardaki ve düşün alanlarındaki arayışların katkılarını da sunacak, böylece bütün kültür alanlarının ortak değerlerini yansıtacaktık. Bunun için ikişer aylık temalar üzerine kurulmuş bir program yaptık. Bu süreler içinde yapılacak bütün etkinliklerimiz, ilgili temanın değişik yüzlerini oluşturacaktı. Ekim 1999'da Bülent Erkmen yönlendirme kurulundan ayrıldı. Derginin tasarımı için Kasım ayında, Dominic Owen ve şirketi ile anlaşmaya vardı.

Türk Mimarlığında Yeni Arayışlar yarışması Aralık 1999'da tamamlandı. Yarışmanın başarılı yürütülmesinde, Tansel Korkmaz ve Fatih Öz'ün katkıları önemliydi. TV dizimizin çekimi Ekim 1999'da tamamlandı. NTV ekibi herşeyi zamanında tamamlamayı bildi. İlk olarak sunmaya başladığımız hizmet, 1 Aralık 1999 tarihinde açılan web sitemiz idi. Sitemiz haftada 3 kez yenilenerek, Mart 2001'e kadar devam etti. Hafta sonları Ahmet Turhan Altıner'in mimari "testus"ları, Behiç Ak'ın karikatürleri ve küçük çocukların mimari çizimleri renk katıyordu. Bir dönem, Uğur Tanyeli, Suha Özkan, Abdi Güzer ve Gürhan Tümer, sürekli köşe yazıları ile katıldılar. 2000 yılı kışında başlayan, yabancı web sitelerine bizim üzerimizden ulaşma ve bu ortamı uluslararası iletişim için kullanma projesi, Cüneyt'in fikri idi; bu çalışmayı tamamlattı ve site Kasım 2000'de 'www.worldarchitecture.org' adresiyle işletmeye açıldı.

9 Mart 2000'de, İstanbul Lütfü Kırdar Kongre ve Kültür Merkezi'nde Tepe İnşaat'ın 30. Yıl Kutlamaları sırasında, dergimizin 1. sayısı dağıtıldı, Mimarlıkta Yeni Arayışlar Sergisi açıldı ve kazananların ödülleri, Bilkent Senfoni Orkestrası'nın piyanist Kenan Görsev ile verdiği konser öncesinde sunuldu. Sahnede, orkestra için tek tek seçilmiş Vitra sandalyeleri vardı. Bütün gecenin ortamının tasarımını Han Tümertekin, serginin tasarımını Mehmet Kütükçüoğlu yapmıştı. Yarışmadakı eserleri tanıtan ve sonuçları tartışan kitapçık ise, Fatih Öz'ün eseriydi.

Derginin kapak fotoğraflarını hazırlayan Zafer ve Barbara Baran'ın büyük katkılarıyla, dergimizin ilk 6 sayısı "kapak tasarımı ve yönetimi" konusunda İngiliz Designers and Art Directors Annual'da yayınlanmaya hak kazanan 2 eserden biri olarak seçildi.

TV dizimiz 'Mimarlık ve Yaşam'ın 12 bölümlük birinci dizisi, NTV'de ilk gösteriminin ardından 2 kez daha yayımlandı. Dizinin 14 bölümlük ikincisi, 7 ülkeden günümüzdeki mimarları ve patronlarını sunuyor. Bu sefer filmi Andreas Treske, Ali Mahmut Demirel'in asistanlığında hazırladı. İkinci dizi, CNN Türk'te gösterime girecek.

2000 yazı başında çalıştırdığımız Tepe Mimarlık Kültürü Kulübü ile, "mimarlık yaz okulu" ve "mimarlık gezisi" yapıldı. Böylece kültürü yaymak için kullanabileceğimiz en etkili bir kanalı açmıştık. Aynı kulüp aracılığı ile 12 şehirde sergimizi açtık, birçoğunda yerel toplantılarda mimarlık kültürünü yaymayı görüştük. Bu sergilerin kayıt defterlerinde, birçok sade vatandaşımızın ortama etkileyici katkılarını görmek mümkün. Kasım 2000'de ilk uluslararası mimarlık haftasını düzenledik. 3 önemli uluslararası sergi ve 5 uluslararası konferans oturumu, İstanbul, Ankara ve İzmir'de etkili oldu. Aralık 2000'de, geleneksel mimari çevrelerimizin hatırlatıldığı Kemal Aran'ın Barınaktan Öte kitabı Türkçe ve İngilizce iki ayrı baskı ile çıktı.

Mart 2001'de Tepe İnşaat bünyesinden ayrıldık. "XXI Mimarlık Kültürü Merkezi" kuruldu. Merkezin kurucuları, Hasan Barutçu, Selçuk Alten, Nuri Çolakoğlu, Atilla Aksoy, Bülent Korman, Suha Özkan, Ahmet Turan Altıner, İlhan Tekeli ve Haluk Pamir.

Bu sefer merkezin hedefleri arasına daha özelleşmiş bir tutum girdi. Bunda amaç, mimarlığın kullanıcılarına, yapılı çevrelerin tasarlanması ve yapılması sürecindeki haklarını ve sorumluluklarını aktarabilmek. Haklarını kullanmak isteyenlerin, bu haklarını bilinçli olarak kullanmaları gerekiyor. Bu bilincin oluşmasına XXI olarak aracı olmak, hedefimiz. Dolayısıyla daha eleştirel, daha katılımcı, ve daha çok kullanıcıyı ön plana çıkaran bir mimarlık kültürü merkezi olarak çalışmak istiyoruz.

2002 yılı Mimarlar Derneği 1927'nin kuruluşunun 75. yılı. Derneği bundan dolayı kutluyoruz. Ayrıca Mart ayından beri bize ev sahipliği, Ağustos ayından beri de sponsorluk yaptığı için, çok teşekkür ediyoruz.

Bu, 24 saat içinde hazırlanmış bir ilk düşünceler ve hatırlamalar metni. Amaç, merkezimizi Türkiye mimarlık kültürü alanında olup bitenler bağlamına oturtmak. Birçok genç araştırmacı, her bir paragrafta sözü edilenleri ve paragraf aralarını açabilir. Başka çerçeveler kurabilir.

Burada hemen kaydetmediğim birçok değerli kişinin bu kültüre değişik şekillerde katkıları olduğunu biliyorum. Yazı onları, bilinçli bir şekilde dışlamıyor. Bu durum, yazarın kısa süredeki üretiminden kaynaklanan bir başarısızlık olarak alınmalıdır. Bir de 75 yıldır mimarlık kültürü alanında yapılan etkinliklere her şeye rağmen katılan, toplantılar sırasında katkıda bulunan, bu tür etkinliklerden zevk aldıklarını çevrelerine hissettiren, çoğunluğu mimar, bir katılımcı, kullanıcı grubu var ki, mimarlık kültürü alanında emek verenlerin esas onlara teşekkür etmesi gerekiyor. İşte biz, bu katılımcı grubun içinde mimar olmayan bilinçli kitlenin artması ve mimarimizin gidişi üzerinde etkili olması için varız.


Mimarlık Merkezleri
Mimarlık Merkezleri
Gündem Arşivi
Dönem için hazırlanan gündemlerin listesi aşağıdadır. Ayrıntılarına ulaşmak istediğiniz gündem başlığını listeden seçiniz.