
Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi - Atölye
Gökçe Aras : MOBBİG (Mimarlık Okullari Bölüm Başkanlari İletisim Grubu) ve MİDEKON (Mimarlık Fakültesi Dekanları Konseyi) gibi bazı oluşumlar var. Yeni bir fakülte olarak bu oluşumlar hakkındaki fikirleriniz nelerdir?
Prof.Dr. Filiz Yenişehirlioğlu: Bizim fakültemiz 2003 yılında kuruldu. Görsel Sanatlar ve Tasarım Bölümü kapsamında grafik tasarımı programı eğitime başladı. Arkasından iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümleri kuruldu. Fakültenin adı her ne kadar Görsel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi olsa da şu anda lisans düzeyinde daha çok tasarım programlarını yürütüyoruz. Henüz görsel sanatlara yönelik ve ya mimarlığa yönelik bölümlerimiz yok. O yüzden bahsettiğiniz kuruluşlar bizi davet etmedi. Bizim bu oluşumlardan ve toplantılarından haberimiz olmadı, herhangi bir davet almadık.
GA: Mimarlık bölümünden mezun bir öğrenciyi fakültenizde yüksek lisans programlarına ya da tasarım programlarınıza yerleştiriyor musunuz?
FY: Yeni bir fakülte olduğumuz için şu aşamada yüksek lisans ve doktora programlarını açabilecek düzeyde değiliz. Daha hiçbir programımız mezun vermedi. İlk kez grafik tasarımı programımız mezun verecek. Fakat bizim şöyle bir yaklaşımımız var, fakülte kurarken de bu anlayışta kurduk. Diyoruz ki: "Tasarım bir bütündür ve bu bütünlük içerisinde mekansal tasarım, plastik tasarım, bir de görsel iletişim tasarımı diyebileceğimiz tasarım vardır." Kentsel tasarım da aslında mekansal tasarımın bir parçasıdır. Artık mimarlığın veya tasarımın da içinde olduğu programlar, bu yöne doğru gidiyor. Yani ayrıştırılmış farklı alanlar yerine, disiplinlerarası ilişkilerin yoğun olduğu ve birbiriyle geçirgenlik sağlayabilecek olan programlara. Çünkü uzmanlaşma ile birlikte konular çok küçük birimler haline dönüştü ve tasarımın bütünlüğü, eğitimin bütünlüğünden kaçmaya başladı. O nedenle biz bu fakültede, disiplinlerarası geçirgenliğin, iletişimin yoğun olmasını ve o kapsamda da tasarımın bütünlüğüne geri dönülmesini istiyoruz. Onun için programlarımızda, birinci yıl programımız tüm fakülte öğrencilerine açık ortak derslerden oluşuyor. Bunları yaparken de Türkiye’de lise düzeyinden gelen öğrencinin niteliğini de göz önünde bulunduruyoruz. Biz öğrencimizi yetenek sınavıyla seçiyoruz. Hem grafik tasarımı anlamında hem de iç mimarlık ve çevre tasarımı anlamında özel yetenek sınavı uyguluyoruz. Bu sınav tek ölçüye dayalı bir sınav değil. Önce genel kültür sınavı yapıyoruz. Daha sonra hem çoktan seçmeli hem çizimli görsel algı sınavı ve kavramsal bir desen çalışması yaptırıyoruz. Sonra bunların ortalamalarını alıyoruz ve ilk 75 kişiyi mülakata çağırıyoruz. Arkasından da ÖSS sınav notunu ekleyerek bir ortalama oluşturuyoruz. Çok nesnel ve çok yönlü bir sınav bu.
Sonra bu çocukları 1.sınıfa başlattığımız zaman lise eğitiminde değişik çıkışlı öğrencilerin bize geldiğini tespit ettik. Fen puanıyla gelen de oluyor türkçe-matematik puanıyla gelen de. Bu öğrencilerin genel kültürleri eksik oluyor ve kendilerini tanımadıklarından dolayı ne istediklerini tam olarak bilmiyorlar. O yüzden ben 1.yılı şöyle öğrenciyi tersyüz etmemiz gereken bir yıl gibi görüyorum. Onun için 1.yılda üç ayaklı bir eğitim sistemi kurduk. Öncelikle kültür derslerini en azından hepsinde eşitleyecek hale getireceğiz. O nedenle sanatta tarihsel ve estetik ortamları değerlendirme, görsel kültür gibi dersler koyduk. İkincisi, bu öğrencilerin çevreleriyle ve, üretecekleri tasarımlarla olan ilgisini ve serbest biçimde yaratıcılıklarını kabil olduğu kadar açacak şekilde dersler olması lazım. Onun için algı ve sanatsal algı diye bir ders koyduk. Onu da özellikle sanatçı arkadaşlara verdiriyoruz ki bu dönüşümü öğrenciye aktarabilsinler. Ayrıca öğrenci kendi iç yapısındaki dönüşümü rahatlıkla oluşturabilsin diye de yaratıcı drama dersi koyduk. Yaratıcı drama dersi, öğrencilerin mekansal boyutta fiziki olarak nerde durduklarının bilincini oluşturuyor, kendilerini tanımalarına yardımcı oluyor ve kendi iç dünyalarını dışa vuracak serbest mekanizmaları oluşturuyor ki algı ve sanatsal algı derslerinde daha özgür kalabilsinler, daha rahat çalışabilsinler. Bunun yanısıra meslek dersleri oluyor. Grafik tasarımcılar yoğun bilgisayar programları öğreniyorlar. İç mimarlar da bilgisayarlı çizim dersleri alıyorlar. Temel tasarım eğitimi iç mimarların önemli bir dersi oluyor. Eğitim programlarımızın geçirgenliği yüksek
GA: Mimarlığın teknik ve bilimsel eğitimi için neler yapıyorsunuz?
FY: Onun için de yine ilk yıl uzay geometrisine ve tasarı geometriye yönelik ek ders alıyorlar. Biz bunları küçük küçük dersler olarak bölmedik, tam tersine büyük dersler yapıp birçok konunun beraber irdelenebileceği dersler haline getirdik.
Biz şimdi tasarımla çok da ilgisi olmayan fakat tasarımın etkisi altında olacak yeni bir bölüm kurduk. Müzecilik, sergileme, konservasyon gibi konuların yoğun olarak yer aldığı sanat tarihi bölümü kurduk. Bu bölümün, güzel sanatlar fakülteleri içerisinde yer alması ise bir ilk. Bu bölüm ne sağlayacak? Birincisi daha çok çağdaş sanata yönelik yeni bir sanat tarihçisi kuşağının oluşması sağlayanacak. Bu kuşak müzik, sergileme, ışık kullanımı, konservasyon ve mekansal tasarımdan anlayabilecek. Çünkü tasarım eğitimi alan öğrencilerle beraber yetişecek, kimi seçmeli derslerini o programlardan alabilecek. İç mimarlık bölümü sahneleme bölümüdür aslında, mekansal tasarım olarak orada da çok örtüştüğü noktalar olabilecek.
Biz gelecekte görsel sanatlar ve tasarım programlarını geliştirmeyi düşünüyoruz. Aynı şekilde iç mimarlık ve çevre tasarımı programını önümüzdeki 5 yıl içerisinde daha mimarlıkla bütünleştirilmiş bir program haline getirmeyi planlıyoruz. Ama sizin bahsettiğiniz mimarlık dekanları veya bölümleri toplantılarında alınmış olan kararlara baktığımız zaman onların yeni bir düzenlemeye gittiklerini görüyoruz. Bu düzenleme doçentlik temel alanının değişimine de neden oldu. Bu toplantı mimarlıktaki doçentlik temel alanındaki alt başlıkları farklılaştırdı. Bunun altına baktığımız zaman örneğin endüstri ürünleri tasarımı niçin mimarinin altında olsun. Ürün tasarımı bir tasarımdır. Ya da peyzaj mimarlığı, iç mimarlık, bunların adlarında mimarlık var ama aslında hepsi mekansal tasarım konuları. Dolayısıyla başka görüşteki kimi güzel sanatlar fakülteleri dekanları arasında tasarımı bir temel alan olarak ortaya çıkarmak da görüşülüyor. Mimarlık da bir tasarımdır. Dolayısıyla temel alan mimarlık mı, tasarım mı? Bu soruyu sormak gerekiyor. Mimarlık, çevre tasarımı ya da grafik tasarım da bir tasarımsa o zaman temel alan tasarımdır, mimarlık değildir. Bu toplantı mimarlık temel alanı altında, tasarım alanlarını topluyor. Mesela tarihsel olarak Rönesans’a bakacak olursak, Alberti biliyorsunuz mimar değildir ve o dönemde yapı tasarımını mimarlar yapmaz mücevherciler yapar. Ama inşaatı ve hesaplamayı bilen ustalardır. Aynı şey Osmanlı Dönemi’ndeki tanımlamalarda da var. Mimarlıkla ilgili 17. yy tezkeresini okursanız , orada mimarın tanımını Cafer Efendi şöyle yapıyor, “ mimar=oranlayan”. Oranlayan ne demek? Tasarlayan demek. Çünkü oran ne yapıyor? Ortaya bir güzellik çıkartıyor bir tasarım çıkarıyor. Bu oluşumların karşısında olan bir başka görüş de, tasarım temel alandır ve mimarlık da tasarımın içerisindedir.
GA: Sizin bir topluluğunuz var mı güzel sanatlar fakülteleri olarak?
FY: Güzel sanatlar fakülteleri dekanları senede bir toplanıyorlar. Geçen sene bunu Kayseri Erciyes Üniversitesi yaptı. Bu sene toplantı Mayıs ayında Erzurum Üniversitesi’nde. Bu şekilde biraraya gelinip sorunlar tartışılyor. Yalnız Türkiye’deki güzel sanatlar fakültelerinin çoğunluğuna baktığımız zaman, gerek devlet üniversiteleri olsun gerek vakıf üniversiteleri olsun hepsinde tasarım yok ya da hepsinde tasarım çok fazla gelişmiş değil ve mimarlık bu fakülteler altında yer almıyor. Daha çok güzel sanatların alanları yeralıyor. O nedenle bütün güzel sanatlar fakülteleri tasarımı kendilerine bir problem olarak görüyorlar bilemiyorum. O konularda tartışmalar, görüşmeler henüz dekanlar toplantısı bazında olmadı.
GA: Bildiri yayınlıyor musunuz?
FY: Bildiri de yayınlamıyoruz. Ama senede bir toplanılıyor. Mimarların durumu, odalarla çalışmak zorunda oldukları için farklı. Bu diğer tasarım alanları için de geçerli. Ama her tasarım alanının meslek odası da oluşmadı henüz. Doğru bir yapıya oturmadı. Grafik tasarımcıları derneği vardı bir ara ve çok etkindi. Endüstri ürünleri tasarımcıları derneği var. Ama henüz bunlar dernek bazında. İç mimarlar da bir oda oluşturdu ama onun henüz daha Mimarlar Odası kadar bir etkinliği yok. Odalarla işbirliği yapan alanların durumu farklı. Onların somut, ağırlık koyabilecek ve odaların karşısına bir muhattap olarak çıkabilecek bir kuruluşa ihtiyaçları var.
GA: Anladığım kadarıyla Mimarlar Odasıyla bir ilişkiniz yok.
FY: Şu aşamada yok fakat her zaman işbirliği içerisindeyiz. Geçen ay Ankara’da yaptıkları “Metamorfoz” çalıştaylarının sergisini burda açtık. Öğrencilerimiz izledi, gördü. Fakat mimarlık lisans eğitimimiz olmadığı için, odalarla ilişkimiz daha çok entellektüel düzeyde oluyor. Henüz akademik düzeyde oluşmadı.
GA: Mimarlar odasının TMMOB altında bulunmasu hakkında ne düşünüyorsunuz?
FY: Şimdi Türkiye’de o kadar çok oluşum var ki, bence ayrılması gerekli değil. Mimarlar da inşaat sektörünün içerisinde yer alıyor. Eğer bizim gibi daha çok tasarımın içerisinde yer alırlarsa o zaman belki farklı bir oda oluşturmaları daha normal. Türkiye'de şu aşamada inşaat sektörüyle mimarı öyle birbirbirine bağlanmış vaziyette ki, ayrılması bana zor geliyor.
GA: Kendi çalışmalarınızı genelde burada mı sergiliyorsunuz?
FY: Evet sergi alanımız var. Orada dönem sonunda her sınıfın dönemlik işlerini sergiliyoruz. Jüriler oluyor, kritik alıyor öğrenciler. Ve her dönem sonunda da jürili sergilerimiz oluyor.
GA: Öğrencilerin ve projelerin sorunlarını tartışıyor musunuz?
FY: Evet tabi ki. Eğitimden kaynaklanan sorunları ve projeyi yapmaları sırasında karşılaştıkları sorunlar stüdyolar kapsamında tartışılıyor. Her dönem sonunda da muhakkak her dersin kendine göre bir sergisi, bir sunumu, bir jürisi oluyor.
GA: Peki öğretim kadronuz şu anda nasıl, eksiklikler var mı?
FY: Tüm kadroyu ikili bir kombinasyonla götürüyoruz. Bir sürekli kadrolu elemanlarımız var bir de dışarıdan gelen elemanlarımız var. Bu dengeyi korumak istiyoruz. Çünkü, güncel olarak yapılan şeyleri dışardakiler daha yakından takip edebildikleri için, getirdikleri tecrübeleri de eğitime aktarmaları güzel oluyor. Şu aşamada öğretim üyesi sayısını arttırmaya hedefliyoruz. Onun dışında genç, yeni doktorasını ve sanatta yeterliliğini almış kişilerle de çalışıyoruz. Daha canlı, güncel bir ortamı yakalamaya çalışıyoruz. Öğrencilerimizin ders bazında gezileri oluyor, üretim yerlerine götürüyoruz. Üretim yerlerinde araştırmalar, çalışmalar yapıyorlar. Aynı zamanda 2 yıl arka arkaya staj yapma zorunluluğu var.
GA: Yurtdışıyla bağlantılarınız var mı?
FY : Erasmus programına dahiliz.Grafik tasarımı alanında Portekizlilerle öğrenci ve hoca değişimimiz var. İç mimari olarak da Belçika’da bir üniversiteyle anlaşmamız var. Mimarlık eğitimi Avrupa ve Türkiye’de yıl olarak biraz farklılaştığı için özellikle iç mimarlık bölümleri bizim 4 yıllık programlarımızı tercih ediyorlar. Porto’yla ilişkimiz de 2 yıldır devam ediyor. Amerika’daki üniversitelerle öğrenci projeleri bazında iş yapıyoruz. Bir de bizim özellikle üzerinde durduğumuz bir konu var; çok sayıda çalıştay organize ediyoruz. Buna gerek Türkiye’den, gerek Türkiye dışından konusunun uzmanı kişileri getirerek öğrencilerle kısa süreli, yoğun çalıştaylar düzenliyoruz. Bu da tabi iyi sonuçlar veriyor.
GA: Yabancı öğrenciler de katılıyor mu bu çalıştaylara?
FY: Şu aşamada hocaları getirterek kendi öğrencilerimizle yapıyoruz bu çalıştayları. Şu aşamada daha çok öğrenci projeleri olarak Amerika’da iki üniversiteyle projemiz var. Onlar da online olarak gelişiyor. İnternetten beraber çalışıyorlar.
GA: Mimarlık fakültelerinin sayısı hakkında ne düşünüyorsunuz, az mı fazla mı?
FY: Bana sorarsanız, mimarlık fakültelerinin ÖSYM ile değil yetenek sınavı ile öğrenci alması lazım. Sayısal olarak başvuru çok olduğu için özel yetenek sınavlarından vazgeçilmiş. Özel yetenek sınavı ile alınmış olsa belki daha yaratıcı şeyler çıkacak diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’deki üretilen şeylere, yapılan işlere baktığımız zaman kalitenin mimarlık okullarının sayısı ile doğru orantılı gittiğini sanmıyorum. Tabi okullara da yüklenmemek lazım. Piyasa koşulları başka by-passlar buluyor kendine. O by-passlar bütün doğru eğitimi, doğru yapılması gereken şeyleri bozuyor. O nedenle Türkiye’de nüfusla orantalayacak olursak, üniversite bazında, gercekten çok daha fazla üniversiteye ihtiyacımız var. Çünkü nüfusumuzun %50’si genç. Bu eğitim gayet tabi ki onların hakkı. Çeşitli şeyleri okumak isteyebilirler, okumaları da lazım. Fakat tabi burada sorun, hoca sorunu. İkincisi çok büyük ve geniş sınıflar, yaratıcı ve tasarım alanları için hiç sağlıklı değil. Eğer büyük sınıflarınız varsa, ona o sayıda hoca olması lazım. Bir hoca bir ders saati içerisinde kaç öğrenciye kritik verebilir. Tasarım alanları yaratıcılık alanlarında kritik vermeyle doğru orantılı gitmek zorunda. O sağlanabildiği sürece istediği kadar okul açılsın. Ama eğer o sağlanamıyorsa, büyük sınıflarda gereksiz ya da yeterli olmayan ve birebir ilişkinin zayıf olduğu eğitimler veriliyorsa o zaman tabi açılması çok sağlıklı olmuyor.
GA: Elinizde Tevfik Balcıoğlu'nun bir yazısını görüyorum sizin bu konudaki fikirleriniz nelerdir?
FY: Bu Tevfik Balcıoğlu’nun yazısı. Bana bunları o yolladı zaten. Ne yapalım ne edelim diye soruyor. Ben de iç mimar ve grafik tasarımcı arkadaşlara sordum. Onlar bu başlığı destekliyorlar. “Mimarlık tasarımın altındadır” diyorlar. Genelde bölüm başkanlarımızın da görüşleri böyle. Ama nasıl olur nasıl gelişir bilemiyorum. Türkiye’de belirli konular belirli fakültelerde başladıysa sanki o fakültelerin malıymış gibi oluyor. Mesela endüstri ürünleri tasarımı da bunlardan bir tanesi. Endüstri ürünleri tasarımı, endüstri mühendisliği olan mühendislik fakültelerinde başladığı için bu, sanki endüstri tasarımı veya endüstri ürünleri tasarımı, mühendislik yahut da teknik okulların, teknik fakültelerin, teknik üniversitelerin altındaymış gibi algılanıyor. Öyle olmak zorunda değil. Çünkü ürün tasarımı denilen birşey var. Bu endüstri ürünü olur, endüstri ürünü olmayabilr. İlla ürün tasarımı endüstriyel bir şekilde olmayabilir.
GA : Sanırım sadece böyle bir bölüm de açılabilir. Tasarım adı altında. Sizin böyle bir bölümünüz yok galiba.
FY : Bizim görsel sanatlar ve tasarım diye bir bölümümüz var. Onun altında şu aşamada sadece grafik tasarımı var. Onu geliştirmeyi düşünüyoruz. Büyük araba şirketleri, Avrupa’da araba üreten büyük şirketler veya fabrikalar tasarımcı olarak mücevhercileri bile kullanıyorlar, mücevher tasarımcılarını. Neden? Çünkü arabaların lambalarının tasarımını mücevher tasarımcılarına yaptırıyorlar. Şimdi bu endüstri ürünleri tasarımı mı? Tasarım mı?
MİDEKON - Mimarlık Fakültesi Dekanları Konseyi
- Ana Sayfa
- Mimarlık Fakültesi Dekanları Konseyi (MİDEKON)'un Oluşturulmasına ve İşleyişine İlişkin Yönerge
- Prof.Dr. Emre Aysu (Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Eski Dekanı)
- Prof.Dr. Haluk Pamir (ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı)
- Prof.Dr. İlgi Yüce Aşkun (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı)
- Gazi Üniversitesi Mimarlık - Mühendislik Fakültesi
- Prof.Dr. Filiz Yenişehirlioğlu (Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı)
- Prof.Dr. Cengiz Giritlioğlu (İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı)





