Bir dönemin ekonomik ve toplumsal kalkınma kurumu olan kooperatifçiliğimizin sonu mu geliyor? Gerekli koşulları sağlayan tüm kooperatifler, daha önce, Kurumlar Vergisi muafiyetinden yararlanabiliyordu. Şimdi ise Yeni Kurumlar Vergisi Kanunu ile; 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri, gerekli koşulları sağlasalar dahi, Kurumlar Vergisi muafiyetinden yararlanamıyor. Ayrıca, dar mükellefiyete tabi yabancı sermayeli kooperatifler dahil, tüm kooperatifler; Kurumlar Vergisi mükellefi yapıldı ve yeni sınırlamalar getirildi. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda kapsamlı değişiklikler öngören kanun tasarısı ise, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın web sitesinde yayımlanmış bulunuyor. Bütün bu düzenlemeler, kooperatiflerin şirket statüsüne sokulduğunu gösteriyor.
Burada, günümüzde kimi kooperatifçilik uygulamalarının suiistimale varan sonuçlarını da görmemiz gerekiyor. Yakından bakıldığında, üyelerinin meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçların karşılanması için, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma amacıyla çalışması gereken kooperatiflerden, beklenen sosyal faydanın sağlanamadığı anlaşılıyor. Milyonlarca vatandaşımızın umut bağladığı kooperatifçilik kurumu; istismar edilip, vergi kaçırma veya üyelerini dolandırma aracı olarak kullanıldığı konusunda yaygın bir kanaatin olduğunu biliyorum. Ancak, yasal düzenlemelerin yetersiz olması, kamu denetimi, iç denetim ve bağımsız dış denetim mekanizmalarının yeterince etkin olarak kullanılmaması, bu sonuçta, önemli bir paya sahip olduğunu söyleyebilirim. Bu kapsamda yeni Kurumlar Vergisi Kanunu ile getirilen isabetli düzenlemelerin olduğu görülüyor. Örneğin, ticari amaçlı yap-sat inşaat faaliyetlerini perdelemek için kullanılan yapı kooperatifleri yeniden yapılandırılıyor. Ayrıca, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda değişiklik öngören kanun tasarısında kooperatiflerin şeffaflığı ve denetimine ilişkin önemli düzenlemeler yer alıyor.
Buna göre; kooperatiflerin Kurumlar Vergisi muafiyetinden yararlanabilmeleri için; ana sözleşmelerinde; sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine, kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması, sadece ortaklarla iş görmeleri, yönünde hüküm bulunması ve bu hükümlere de fiilen uyulması gerekiyor. Bunun yanında, yapı kooperatiflerinin, Kurumlar Vergisi muafiyetinden yararlanabilmeleri için yapı ruhsatının ve arsa tapusunun, 31 Aralık 2006 tarihine kadar, kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmesi; kooperatifi kuran, yönetiminde ve denetiminde yer alan kişiler ile kooperatif inşaatını yürüten firma arasında, yakın bir ilişkinin olmaması gerekiyor. 31 Aralık 2006 tarihine kadar anılan hukuksal işlemlerin tesis edilmemesi halinde; ilgili kooperatife, 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren geriye dönük Kurumlar Vergisi mükellefiyeti tesis ettirileceği öngörülüyor. Açıkça söylemek gerekirse, bu geriye dönük vergileme uygulamasını vergi hukukunun temel ilkeleriyle bağdaştırmamız mümkün değildir. Öte yandan; önceki düzenlemenin aksine, yapı kooperatiflerinin, kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir işyeri veya konut elde etmeleri 'ortak dışı işlem' sayılmıyor, keza; daha önce muafiyet şartı olarak aranan, kooperatifin üst birliğe üye olma şartı ise kaldırılmış bulunmaktadır.
Sonuç olarak; gelişmiş piyasa ekonomilerinin sermayeyi tabana yaymada ve istikrarı sağlamada kullandıkları araçlara, aynı kuvvetle sahip olmadığımız ortada. Bu aşamada ise kooperatifçiliğimizin yeniden yapılandırılması, ilgili her kesim için önem taşımalı; toplumsal dayanışma ve kalkınma aracı olan kooperatiflerimizi amaçlarına uygun olarak çalıştırmalı ve kooperatiflerimize sahip çıkmalıyız...






