Haberler

İskandinavya’yı Araştırmak

Tarih: 11 Haziran 2007 Kaynak: Metropolis Magazine Yazan: David Sokol Çeviren: İrem Çağıl


Susan Weber Soros’la uzun süredir gözlerden kaçan Avrupa tasarımını kamuya tanıtmak üzerine konuştuk.

Susan Weber Soros geçenlerde İsveç Konsolosu General Ulf Hjertonsson’un Bruno Mathsson: Mimar ve Tasarımcı başlıklı serginin açılışında verdiği yemekte kadehini serginin başarısı için kaldırdı ve İskandinav tasarımının Bard Graduate Center’ın geleceği için ne kadar önemli bir rol oynadığının altını çizdi.

BGC’nin kurucusu, yöneticisi ve profesörü bunları sadece konuğunu etkilemek için söylemiyordu. 14 yılda, Manhattan kökenli bu okul ve galeri, önceleri bir fikirden ibaretken gitgide kurumsallaştı ve bu süreç içinde İskandinav tasarımı altı serginin konusu oldu. (BGC her sene üç adet sergiye ev sahipliği yapmaktadır). Weber Soros, sergilerin yönetmeni olan Nina Stritzler - Levine’a Mathsson sergisini organize ettiği ve işlerin yerleştirilmesini yönlendirdiği için teşekkür edeken, BGC’nin görsel tasarımcısı olarak Kuzey tasarımcılığına olan kişisel ilgisi, bir sergiyi oluşturmanın arkasındaki karar alma süreçleri ve Bruno Mathsson’un şu aralar nelerle ilgilenip nelerden hoşlanmadığı üzerine konuştu.

David Sokol: İsveç konsolosluğundaki yemekte, izleyicilere ünlü Pernilla iskemlesine aşina olduğunuzu, ama tasarımcısının Mathsson olduğunu bilmediğinizi söylediniz.

Susan Weber Soros: Sanırım o ABD’deki birçok insan için gizemli bir figür. Mathsson yalnız yaşamayı tercih eden bir insandı; iyi bir işadamı değildi ve hiç sergisi olmamıştı. Aalto ve Georg Jensen tasarım çevresi için çok önemli isimlerdi. Fakat Mathsson’un çalışmalarının genişliğine bakarsanız, mimari işleri de dahil olmak üzere, hiç de önemsiz bir isim olmadığını görürsünüz. Bu sergiyi ve güzel kataloğu yapmanın en önemli yanlarından biri, Mathsson’un hakettiği ilgiyi özellikle de ABD’de görecek olması. Tasarladığı sandalyelerden başka işlerini çok fazla bilen yok. İşlevsellik anlamında çok önemli bir isim. Koltuk ergonomisi hakkında çok önceden düşünmüş birisi.

DS: Mathsson’un işleri İskandinavya dışındakilerin tasarım nosyonunu kırar mı, yoksa onlara geçerlilik mi kazandırır? Örneğin, İsveç Modern sadece ergonomi ile mi ilgilidir?

SWS: Modern tasarımın ne kadar yeni teknolojiler ve malzemeler üzerine kurulu olduğunu düşünecek olursak, tasarımcıların konfor seviyesini göz önünde bulundurduklarını düşünmüyorum. Josef Frank gibi birisi modern iç mimariyi, koltukları ve mobilyaları çok soğuk bulmuş ve bütün o harika modelleri ve renkleri tasarlamıştır. Bence modernizm bildiğimiz soğuk ve yapısallaşmış minimalizmden daha fazlasını içeriyor.

DS: Jozsef Frank demişken, geçen Bard Graduate Center sergisinde kimler vardı, başka hangi İskandinav tasarımcının sergisi olmuştu? Frank, Mathsson, Georg Jensen, Marimekko, başka atladığım kişi var mı?

SWS: Ayrıca Fin tasarımları ve İsveç cam işçiliği sergisi olmuştu.

DS: Bu bayağı iyi bir averaj!

SWS:
Bu özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan beri İskandinav tasarımcılığının kendini uluslararası piyasada tanıtması gerektiğini farketmesi yüzünden. Küratörleri daha büyük bir izleyici kitlesine açlar. Hükumet bu tasarımları yurtdışında da destekleyebilmek için müzelerle elele vermiş durumda.

DS: Bu bölgeyle ilk defa nasıl bir araya geldiniz?

SWS: Helsinki’deki Tasarım Müzesi’ndeki Marianne Aav sergisiyle.

DS: Ve bu da Fin tasarımı sergisine neden oldu.

SWS: Bu çok komik, çünkü Marianne’yi sadece posta aracılığıyla tanıyordum ve müzenin antetli kağıdında bu güzel ve kocaman binanın fotoğrafı vardı. Onunla buluşmak için Helsinki’ye uçtum, taksiye bindim ve şöföre beni müzeye götürmesini söyledim ve o da beni bu küçük eve götürdü. Müze bu olamaz dedim. Antetli kağıdı çıkarıp şöföre gösterdim, müze aynen bu evdi. Şu an itibariyle bir çok sergide beraber çalışmış durumdayız. Ayrıca o almayı umduğumuz bir Nokia sergisinde de çalışacak. Bu harika bir işbirliği oldu.

DS: Nokia sergisini almayı umuyor musunuz? Pek garanti değilmiş gibi söylediniz. Hangi sergileri üzerinize alacağınıza karar vermenizde hangi faktörler etkili oluyor?

SWS: Bilhassa bizim için, dekoratif sanatlar dünyasına yeni bir bilgi olarak neleri yapıp yapamayacağımız belirleyici oluyor. Çok farkedilmemiş isimleri tanıtmayı tercih ediyoruz. Büyük müzelerin yapamayacağı sergileri yapabiliyoruz, çünkü büyük müzelerin bütçesi daima kapılardan geçecek insan sayısına göre belirlenir. Biz o kapılarla çok ilgilenmiyoruz, yüksek kaliteli işler yapmayı tercih ediyoruz. Ve bir serginin nasıl yapılacağını öğrettiğimiz, geleceğin küratörleri olan üniversite öğrencileriyle çalışıyoruz. Başka yerlerin yapamayabileceği entelektüel seviyesi yüksek ama küçük sergileri gerçekleştirebiliyoruz.



DS: Aav’la tanışmanıza ek olarak, konsolosluk yemeğinde gelecek serginiz için ilham versin diye İsveç’e bir sonbahar gezisi planladığınız söylediniz. Bu ziyaretler ne işe yarar?

SWS: Biz daima diğer müzelerin ne yaptığıyla ilgileniriz çünkü kendi sergilerimizi organize ettiğimiz gibi, sıklıkla sergi de ödünç alırız. İsveç’in New York konsolosluğu çok etkilidir ve oraya gittiğimi, çalışmaların nasıl gittiğini , neler üzerine çalıştıklarını, nelerle ilgilendiklerini öğrenmek üzere müze yöneticileriyle görüştüğümü onlara bildiririm.

Galerilere bakarım. Örneğin, İsveç’deki el sanatları, özellikle şu dönemde mücevhercilik, çok gözde. Bu yolculuklar aynı zamanda eski bağlantılarla ve büyük müzelerin ilgilenmediği şeylerle ilgilenen özel kolleksiyoncularla biraraya gelmek içindir.

Aynı zamanda, insanlar kendi ülkelerinde bir yabancının ilgi duyacağı şeylerle çok fazla ilgilenmezler. Ben, onların koleksiyonlarında çok ilginç bulmadıkları bir şeyle ilgilenebilirim.

DS: Çünkü bu onların çok aşina oldukları bir şeydir.

SWS: Kesinlikle. Ama bir yabancı da onda bir değer bulabilir.

DS: Dünyada İskandinavya seviyesinde olgun bulduğunuz başka bölgeler var mı?

SWS: Bence Fransız kurumlarla çalışmak da oldukça üretken oluyor. Musée des Arts Décoratifs’le de çok iyi işbirliklerimiz oldu. Bize bir duvar kağıdı ve katalog dergisi yolladılar. Onlar bizim için bir kardeş kuruluş. Londra’daki Victoria and Albert Müzesi’de öyle. Athenian Stuart ve Thomas Hope sergimiz de şu an V&A’da. Amerikalı bir kuruluşun bütün bu İngiliz sergilerini hazırlaması ve geri ihraç etmesi de biraz ironik bir durum.

DS: Bu da yabancıların bu ürünlerde daha fazla potansiyel görmesi gibi bir durum galiba.

SWS: Sanırım bu doğru, ama bunlar aynı zamanda küçük ve daha elit bir izleyici kitlesine hitap eden sergiler ve çok popüler değiller. V&A’da bugün Kylie (Minogue) sergisi var, onların büyük işi bu. Bu biraz üzücü. Ama bir müze işletiyorsanız, popüler işlere ilgi duyan bir izleyici kitlesine de muhtaçsınız. Onları Kylie sergisine çekebilirseniz, gelip diğer sergileri de görmek isteyeceklerdir.

DS: İskandinav tasarım dünyasının sizin galerileriniz için önemine geri dönelim. Ülkelerin sergilerini galerilerinizde gerçekleştirmek için çok uğraştıklarından bahsettik. Fakat, sizin de bu işlerle bir eğiliminiz var mı?

SWS: BGC’nin yöneticisi olmanın en eğlenceli yönü, benim de sürekli olarak birşeyleri öğreniyor olmam. 15 yıl önce bu işe başladığımda, V&A’da bir öğrenciydim. Her sergimizle birlikte, kendi sınırlarımı genişletiyorum. BGC’de çalışmaya başlayana kadar bilgi seviyem 1903 yılında kalmış durumdaydı.

DS: Favori Bruno Mathsson serginiz hangisi?

SWS: Orijinal klasik olan Pernilla’yı severim.

DS: Serginin tasarımı eşsiz. İsveçli tasarımcılar Anna von Schewen ve Björn Dahlström, ziyaretçilerin Mathsson’un mobilyalarına oturabilecekleri “bana dokun” diyen bir mekan oluşturmuşlar.

SWS: Tam bir oda düzenimiz var. Mathsson’un işleri bize “bir sergiye gitsek ve gerçekten nesneleri deneyimleyebilsek çok güzel olmaz mıydı?” dedirtecek kadar işlevsel.

DS: Bu aynı zamanda yanlış anlamlandırmaları da yokedebilecektir. Mathsson’un bir çok eğimi olan işlerine bakan insanlar, bu eşyalar insanın bedenine uygun değil diye düşünebilirler.

SWS: Bence bu bir sınırı aşıyor. Sergi yönetmenim Stockholm’deki serginin kurulumunu ilk gördüğünde bizim mekanda çok iyi duracağını düşünmemişti, ama eserler çok güzel bir şekilde adapte oldu. O sergiyi büyük bir sergi sarayında yapmışlardı, burda daha domestik ölçülerde olan odalara kuruldu. Burada ayrıca, Mathsson’un mobilyalarında ışığı kullanma biçimini ve içerisi ve dışarısı ayrımını kırışını hissedebiliyorsunuz.

DS: BGC ziyaretçileri Mathsson deneyimlerini tamamlamak için 17 güncel İsveçli kadın tasarımcının, Tribeca’nın Just Scandinavian galerisindeki chez Pascale: Sjutton Svenska Formgivare sergisini görmeleri gerekir mi?

SWS: Ben her zaman yeni jenerasyonun neler yaptığını görmenin ilginç olduğunu düşünmüşümdür. İşlevsellikle mi yoksa biçimle mi ilgililer, bu diyalog nedir, artık yeni bir yüzyıldayız, bu işler nereye gidiyor?

DS: Mathsson’un tasarımlarını farklı kullanım biçimlerine, Japon pazarı gibi farklı tüketicilere, hatta bilgisayarlaştırma gibi yeni fenomenlere nasıl uydurduğunu görmek büyüleyici. Sizce Mathsson basitçe günümüzün meselelerini ele alabilir miydi? Mesela obezite salgınınına tepkisini tahayyül etmeye çalışıyorum.

SWS: Mathsson çok ilginç, çelişkili bir karakter, çünkü bir bakıma o yaşadığı yerden izole edilmişti ve bu sebepten farklı kültürler hakkında düşünebilmişti. Bu bayağı etkileyici. Bence o bugünlerde yaşasaydı gerçekten korkunç olurdu.

DS: BGC’nin sergi listesinde sırada ne var?

SWS: İskandinav ülkeleri için, Nokia sergisi var. Bir Gustavo sergisi düşünüyoruz. İsveçliler 19. yüzyıl işlerine, ilham kaynağı Fransa olması yüzünden ve yerel işlerle daha çok ilgili oldukları için çok meraklı değiller ama biz ilgileniyoruz. Bence (Sigvard) Bernadotte sergisi harika bir fikir. Jensen’den sonra gümüş işlemeciliğindeki iki numaralı isim Andersen isminde bir adamdı. Şimdi onun üzerine bir çalışma yapmayı düşünüyoruz.

Bir projeye başladığınız zaman, yeterli malzeme olup olmadığını asla bilemezsiniz. Bazen kitaplar sergilerden, bazen sergiler kitaplardan daha iyidir. Ayrıca, bir izleyicinin olup olmadığını da belirlemek zorundasınız.

DS: Bazı sergi kavramları ve hatta belki araştırmaları daha oluşmadan yok edilmeli galiba.

SWS: Her zaman. İsimlerden bahsetmek beni zor durumda bırakabilir ama.

DS: Son 14 yılda kaç denemenin sonuçsuz kaldığını söyleyebilir misiniz?

SWS: Muhtemelen beş tane olduğunu söyleyebilirim. Bazen krediyi alamazsınız, bazen konuyla ilgilenecek öğrenci bulamazsınız. Ya da bazen sadece gereken bütçeyi bulamazsınız.

DS: İskandinavya’nın Bard Graduate Center’ın oluşumundaki katkısı hakkındaki yorumlarınıza geri dönmek istiyorum. Belli ki, bölge sergiler için gerçek bir içerik oluşturduğu kadar, ilham kaynağı da olmuş. İskandinavların yakın ilişkileri bir şekilde merkezin şöhretini de arttırdı mı?

SWS:
Evet. Öteki türlü biz sadece öğrencilerden oluşan bir mezunlar derneği olurduk. Bu sergiler bize uluslararası bir şöhret kazandırdı ve çeşitli ülkelerden öğrencilerin bize katılmasını sağladı. Okular futbol takımları için para harcıyorlar, bizse sergiler için bir sürü para harcıyoruz. Bu bize daha çok izleyiciye hitap etme şansı kazandırıyor. Aynı kataloglarımızda olduğu gibi: Avrupa’daki bir kitap fuarına gidersiniz ve Yale Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan bütün kitaplarımızı görürsünüz. Bu kadarından ben bile etkilenmiş durumdayım.
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.