Dünya Bankası-Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 6-7 Ekim 2009 tarihlerinde Türkiye’de yapılması planlanan Guvernörler Toplantısı için hazırlanan ‘Kongre Vadisi’ projesine karşı, kültür ve sanat kurumlarının tepkileri büyüyor. Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na ait olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de bu kapsamda yıkılmasına karar verildi.
Kültür ve sanat kurumlarının bir bir ortadan kaldırılmasının yaratacağı sıkıntıları ve sorunun nasıl çözülebileceğini TOMEB (İstanbul Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği) Temsilcisi Orhan Kurtuldu ile konuştuk. Aynı zamanda Tiyatro Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı’nın (TOBAV) İstanbul Şubesi Kurucu Başkanı olan Orhan Kurtuldu, Karanlığa Karşı Sanat Cephesi adlı oluşumun yanı sıra İstanbul Kültür Sanat Sendikası üyeliğini de sürdürüyor.
Kültür sanat çevreleri Atilla Koç adıyla özdeşleşen bir dönemi geride bıraktı. Kendi mesleğiniz açısından geçen senenin kısa bir değerlendirmesini alabilir miyiz?
Çok üzüldüğümüz, acı çektiğimiz, karanlık bir dönem olarak değerlendiriyoruz. Hükümetin Kültür Bakanlığı’nın yarattığı; Atilla Koç döneminde gerçekleşen, kültür sanatın ve kurumlarının üzerindeki karanlık baskıların yılı oldu diyebiliriz. Sanatı yok etme çabalarını açıkça gördük.
Bildiğiniz gibi Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasını istiyorlardı. Bunu da olası bir depreme karşı binanın sağlam olmamasıyla gerekçelendiriyorlardı. Yaptığımız çalışmalar sonucu AKM’nin böyle bir risk taşımadığını, binanın yıkılmasının değil sadece güçlendirilmesi gerektiğini kanıtladık. Zaten Türkiye’de yeni deprem yönetmeliğine göre hemen hemen bütün binaların güçlendirilmesi gerekir. Yani AKM’nin yıkılması gerekiyorsa, bütün binaların da yıkılması gerekir.
Onun dışında yeni bir tiyatro sezonu başlarken, Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na ait olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin, Kongre Vadisi oluşturma istekleri doğrultusunda yıkılması söz konusuydu. 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu bu yazın ortalarında orayı sit alanı ilan etti. Biz de kültür sanat adamları olarak bu karara çok sevindik. Sevincimiz fazla sürmedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın açıklamalarında, Kongre Vadisi Projesi’ne 2 No’lu Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun onay verdiğini öğrendik. Bu da iktidar baskısının ne boyutlara ulaştığının bir kanıtıdır. İstanbul’da oyun oynanacak doğru sahne açısından müthiş bir erozyon söz konusu. İstanbul, mevcut sahnelerini bile kaybeden bir şehir konumunda. Oysa 2010 yılı İstanbul kültür başkenti ilan edildi. Doğru sahnesi olmayan bir şehir, kültür başkenti olabilir mi?
Doğru sahne nedir? Biraz açabilir misiniz?
Doğru sahneden kasıt; tiyatro, opera, bale sanatlarının sergilendiği, gerçek sahne tekniklerine sahip sahnelerdir. Bugün kültür merkezi adı altında AKP’li belediyelerin nerdeyse her sokakta yaptığı binalar var. O binalarda nikah kıyılabiliyor ancak. Orada sanat yapmak mümkün değil. Bu bir göz boyama. Bırakın AKM’yi yıkmayı, İstanbul’un 40 AKM’ye daha ihtiyacı var.
Bu olayları AKP iktidarının kültür sanat anlayışının bir sonucu olarak mı algılamalıyız?
Bunlar AKP iktidarının kültür sanattan ne anladığıyla ilgilidir ve kesinlikle bu anlayışlarının bir sonucudur. AKP iktidarının heykellere tüküren anlayışının uzantısıdır. AKP iktidarının toplumu kültürsüzleştirme projesidir. Sanat bir özgürleştirme, güzelleştirme eylemidir. Özgür insan; düşünen insan, soru soran, sorgulayan insan demektir. Böyle insanlardan oluşan bir toplum istenmiyor ki bu tip uygulamalar içerisine giriliyor. Yine gündemde olan anayasa taslağında, devletin temel görevlerinden biri olan sanatı ve sanatçıyı koruması ve desteklemesini içeren 64. maddenin kaldırılmasına dair çalışmalar bu iktidarın sanat anlayışının yansımasıdır.
Karanlığa Karşı Sanat Cephesi adlı oluşum bu anlayışa karşılık olarak mı kuruldu?
Evet. AKM’nin yıkılmasına ve yukarıda belirttiğimiz bütün bu olumsuzluklara karşı bütün sanat meslek kuruluşlarımızın oluşturduğu bir cephe bu. Biz kaç kişiyiz diye soracak olursanız; biz, bilgili çok kişiyiz diyebilirim. Karanlığa Karşı Sanat Cephesi, sanatın uğrayabileceği her türlü tehlikeye karşı önlem alıp çeşitli eylemler yapacaktır. Ayrıca Özerk Sanat Konseyi var. Aşağı yukarı 64 meslek sanat kuruluşunun bulunduğu bir platform bu. Ödenekli sanat kurumlarının özerkleşmesiyle ilgili bir çalışma hazırlığı yapıyoruz. Sanat kurumlarının özerkleşmesini tartışacağız.
Bu tartışma daha özgür bir sanat anlayışı için mi gerekli?
Evet kesinlikle. Bu kurumlar özerkleşmeli ki özgür sanat yapabilsinler. Biz idari ve yönetimsel özerklik talep ediyoruz. Futbol Federasyonu’nun özerkleşmesini isteyen iktidar, sanatın özerkleşmesini istemiyor. Böyle bir çelişki olabilir mi?
Yeni Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’dan ne gibi beklentileriniz olacak?
Bakanın özerkliğe sıcak baktığına dair bazı gazetelerde haberler okuduk. Bunda ne kadar samimi olduğunu bir an evvel göstermesi gerekir. Kültür Bakanı’nı, kültür sanat alanlarının sorunlarını tartışmak, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak için yapacağımız bir toplantıya davet edeceğiz. Hem özerkliği tartışacağız, hem de “Türk Tiyatrosu Geleceğini Arıyor” başlığı altında bir dizi panel düzenleyeceğiz.
Türk tiyatrosu başka hangi sorunları yaşıyor?
Devletin asal görevlerinden biri tiyatro alanına altyapı kazandırmaktır. Bu altyapıyı kazandırırken amaç, iktidara yakın olan müteahhitleri zengin etmek değil bizim de görüşlerimizi alarak, doğru tiyatro sahnelerine sahip binalar yapmak olmalı. Türk tiyatrosunun yazar sorunu var. Yazarı destekleyen hiçbir politika, proje yok.
Türk tiyatrosunun rejisör sorunu var. Türk tiyatrosunun oyuncu özlük hakları sorunu var. Devlet tiyatrosunun bütçesi boşaltılmış, bütün harcama kalemleri doldurulmuş. Atilla Koç döneminde görevinden alınan, daha sonra mahkeme kararıyla tekrar görevine dönen Lemi Bilgin’in hangi zor şartlar altında görev yapmaya çalıştığını görüyoruz. Tam bir etkisizleştirme operasyonu. Türk tiyatrosunun eleştirmen sorunu var. Tiyatroda geleceği hazırlayan, planlayan itici güç çocuk tiyatrosudur. Türk tiyatrosunda çocuk tiyatrosu, gençlik tiyatrosu ihmal edilmiştir.
Anayasada kültür sanatın özerk olması sağlanmalı
Konuya ilişkin sorularımızı, Tiyatro Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı (TOBAV) kurucu başkanlarından ve temsilcilerinden Rıza Şahin’e yönelttik. Şahin, Devlet Opera ve Baleleri, Devlet Tiyatroları, bütün güzel sanat alanlarının özerkleştirilmesi ve bunun “bu alanlarda çalışanlar için değil ondan yararlanacak halk için” olması gerektiğini vurguluyor. Şahin şöyle konuşuyor: “Nasıl ki üniversitelerin tarafsız bilim yapabilmeleri için tamamen özerk olması gerekiyorsa, tüm sanat alanlarının da aynı şekilde özerk yönetilmesi gerekir. Özerklik mali ve idari özerkliği kapsamalı, kendi özerk yasalarını oluşturmalı.”
Şahin, 12 Eylül hukukunun sanatın sırtında dayanılması imkansız bir kambur oluşturduğuna ve bundan bir an evvel kurtulunması gerektiğine işaret ediyor. Hazırlanacak yeni anayasada kamu yönetiminin temel alanlarıyla, kültür ve sanat alanlarının özerkliğinin bir an önce ayrılması gerektiğine değinerek şunları söylüyor: “Devletin nasıl hastanesi, okulu oluyorsa tiyatrosunun da, operasının da, balesinin de olması gerekir. Bunun tamamen mali ve idari özerklik kazanmış sanat kurumları esasına dayandırılması gerekir. Bunun yaptırımının tek yolu, toplumun her alanda olduğu gibi kültür sanat alanlarında da örgütlü olmasından geçiyor.”
TakipYorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamış
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!






