
Londra'nın en büyük tasarım etkinliği olan Londra Tasarım Haftası geçtiğimiz haftalarda gerçekleşti. Doğu Merkez, Batı Merkez, Güney Merkez ve Ana Merkez olmak üzere 4 bölümden oluşan, 200’e yakın sponsoru bulunan ve geniş bir alana yayılan fuar, yaklaşık 250 sergi hücresine ev sahipliği yaparak yenilikçi ürünleri ziyaretçileriyle buluşturdu. Dünyanın birçok yerinden gelen yapı sektörünün tanınmış temsilcileri ve firmalar, ürünlerini ve tasarımlarını ilgi çekici tanıtımlar, standlar, kokteyller, toplantılar ve partiler eşliğinde sundular. 2003 yılından bu yana düzenlenen etkinliğe katılan Doç.Dr. Hakan Ertek’ten, Londra Tasarım Haftası'nın yansımalarına dair izlenimlerini aktarmasını istedik.
Deniz Ertek: Etkinlikte bulunuş nedeninizi anlatabilir misiniz?
Hakan Ertek: Daha önce bir ya da iki sene arayla Milano’daki tasarım haftasına katılmıştık. Bu belki de bizde bir tür alışkanlığa dönüştü yavaş yavaş diyebiliriz. Yeniliklerle buluşma, macera arayışı, akademik olarak insanın kendini geliştirme arzusu dışında, bunları öğrencilere aktarmak ve Milano’da özellikle tasarımı bizzat deneyimleme hissi bizi her sene oralara kadar sürüklemiştir. Biraz da olup biteni paylaşmak için de böyle arayışların peşine düşüyor insan. Dünya'ya aslında tasarım sunan bir ülke İtalya. İtalya’daki tasarım meselesini iyi kötü, medyadan takip edebiliyoruz ama gidip görmek de bambaşka bir deneyim bu pratikle uğraşan bizler için. Milano Tasarım Haftası'nın tavırları ve eğilimleri belirleyen bir etkisi var. Milano’daki fuar çok güçlü diyebilirim bu anlamda. Biz de onu yakından izlediğimiz için, İngiltere’de düzenlenen Tasarım Haftasındaki yaklaşımları, eğilimleri, yenilikleri merak edip “yeni arayışlar yakalanabilir mi” hissiyle fuarı ziyaret ettik. Tasarım çevrelerinde bilinen bir fuardı zaten ve niteliğini aslında merak ettik denilebilir kısaca. Ama oldukça farklı bulduk ve biraz da şaşırdık.

DE: Farklılıklardan ve izlenimlerinizden bahsedebilir misiniz?
HE: Öncelikle ürün çeşitliliği açısından baktığımızda iki fuar da genel olarak mobilya ve arkitektonik ürünlere yer veriyor. Seramik, vitrifiye, aksesuar, mobilya, mekan tasarımları gibi geniş bir yelpazede sergi alanları var. Mesela daha önce ofis mobilyalarıyla ilgili çalışmalarımızda, Köln’de Orgatek Fuarı’na gitmiştik bir iki kere. Orada sadece ofis mobilyaları üzerine önemli yansımalar yakalamıştık. Milano ve Londra’daki Tasarım Haftalarında kabukla çok da alakalı olmayan, iç mekana dönük çeşitlemelerin her bir dalını izliyoruz. Fakat İngiltere’de Milano’daki duyguyu maalesef yaşayamadık. Yani ilginçtir, fuar o derece zengin değildi. Milano'da daha önceki fuar alanını da gezmiştik, o da son derece güçlü bir merkezdi. Milano’daki fuarı zaten adam akıllı gezmek için bir ay lazım. Sonu, ucu bucağı yok. Ama Londra’da iki adet spor salonuna yayılmış bir fuardı. Özellikle ürün olarak yaklaşmak gerekirse, Londra’daki, “%100 Design” diye geçen fuarda, aydınlatma konusu ile ilgili çok güçlü yaklaşımlar ve eğilimler gözümüze çarptı. Led aydınlatmalarla ilgili teknolojik tavırlar çok enteresandı.
Diğer bir yandan kente yansımalarına baktığımızda, fuar döneminde Milano’nun bir tasarım şehrine dönüştüğünü görürüz. Gece etkinlikler, açılışlar olur, bütün şehir gerçekten, çok organize bir şekilde tasarım haftasına katılır. Gündüz fuar gezilir akşamüstünden itibaren etkinliklere, açılışlara, toplantılara katılınır. Grafikler, oklar ve flamalarla yönlendirmeler çok keyifli ve pratik bir şekilde fuara katılmanıza yardım eder. Kendini izletir ve takip ettirir. Kente akıtır. Biraz da içine alarak, aktif katılım sağlatır izleyiciye. Kentin organik ve şeffaf yapısından da kaynaklanır bu bir bakıma. Sonuçta Milano tasarım duygusunu çok net yaşayan bir şehir. Bunu yaşayıp da hele İngiltere’deki farkı da görünce, daha iyi anladık denilebilir. Çünkü mesela Londra’da tasarım fuarını ararken etraftaki insanlara yol soruyorduk en basitinden. Kimse bilmiyor, tarif edemediler. Kimsenin çok da umurunda değildi açıkçası. Ama Milano’da bir mahalle arası bakkalına bile sorunca etkinlikten haberdar ve tarif edebiliyor yolu. Ama ne olursa olsun Avrupa’da tasarımla ilgili bir fuar gezmek, yenilikleri görmek heyecan vericiydi.
Tabi onun dışında Londra’ya baktığımızda, kendini çok iyi koruyan bir silüeti olduğunu görüyoruz. İmparatorluk ve krallığın getirdiği kendinden eminlik hissediliyordu. Mesela Türkiye’de de o vardır. Tarihinle ilgili kendini fazla boşlukta hissetmezsin. Çok oturmuş bir kültür var. Gelenekselliği hissediyorsun, fark ediyorsun ve yaşıyorsun. Kent o anlamda çok zengin. Bozulmamış kültürel doku ve onun yansıması olan mimari karakter son derece baskın. Aslında şehirler kültürlerinden ötürü ve içinde barındırdıkları insanlardan ötürü kendilerini koruyor. Bozmak diye bir durum söz konusu değil, çünkü yaşam biçimleri o şekilde değil. Bir de bütün şehir ortak bir dokuya sahip, her noktası aynı diyebilirim. Ama o ortak doku o kadar güçlü bir doku ki, pek de bozulası bir şey değil zaten.

DE: Kent dokusundan bahsetmişken, tam da bu noktada İstanbul geliyor aklımıza. Geçmiş günlerde gündemde yer alan İstanbul Tasarım Haftası’na katıldınız mı? İstanbul Tasarım Haftası dünyada nerede sizce?
HE: İstanbul Tasarım Haftası’na biz Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü olarak katıldık. İstanbul coğrafyasıyla bir kere çok enteresan. Ama yapısal karakteriyle Osmanlı'dan ya da geçmişten, kalan bir iki saray ve camisiyle olmamalı bu. Şunu demek istiyorum mesela Londra’da Milano’da sokak aralarında içinde yaşanan evler konutlar, parmağını ısırarak izlediğin mekanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda ara sokakta ya da sıradan bir caddede arkadaşının evini ararken o dokuyu izleyince aradaki farkı anlıyor insan. Biz ama parmakla gösteriyoruz arda kalan değerlerimizi. Üstelik bunu korumamız lazım diye söylemlerimiz oluyor. Dekor şehir değil Londra ya da Milano, bir arka sokağa geçince doku değişsin. Orada korunması gereken bir durum yok. Top yekün o var zaten.
İstanbul tabi her şeye rağmen müthiş bir şehir. Konumu sıradışı, iki kıtanın kesiştiği yerde bir takım anlamlar barındırıyor. Mafsal gibi bir kent, dehşet bir durum. İstanbul’la Milano’yu ve Londra’yı karşılaştırmak bir kere zor. Çok net ve kolay algılanabilir ve yorumlanabilir bir şehir değil İstanbul. Bir kenti doğu ve batının kesiştiği yere koyup, bir çizgi çekiyorsan o zaman bunun yorumları bambaşka bir konu tabii. Çok uzun tartışılabilir. İstanbul Tasarım Haftası’nın bir fuar alanında olmayıp Galata Köprüsü’nde oluşu bile çok anlamlı aslında, çok cezbedici. Yani denizle buluşmuş bir yerde olması. Benim burada çok da tarafsız yorumlamam zor, çünkü sonuçta İstanbul diyince insanın kendine ait bir uzvundan bahsetmesi gibi bir şey. Ama dışarıya çıkıp da yorumlamaya kalkarsak, ne olursa olsun tasarıma yatkınlığı bakımından da bütün bu kentler arasında yine de en güzeli İstanbul. Doğu motifleri var bir kere, ya da aralıklardan görünen boğazdan geçen geminin izleri ya da vapur sesi esnasında tasarımla bütünleşmek. Bunlar bambaşka girdiler. Bize köklerimizle ilgili bambaşka şeyler hissettirdiği için bunu benim yorumlamam çok doğru olmaz. İstanbul Tasarım Haftası’nın çok ilerici etkinliklere ev sahipliği yapacağına inanıyorum.
DE: Kendisi bir dal haline gelmiş sergi standları hakkında neler düşünüyorsunuz? Çok uç örneklerle karşılaştınız mı?
HE: Milano’da stand hücrelerinden hep çok etkilenmişizdir. Londra’da sergi mekanları içerisinde, ürünler tanıtılıp geçilmiş izlenimi vardı. Halbuki İtalya’da insana hafif bir tebessüm ettiren mekanlarla karşılaştık. Zaten derdi o tasarımcının. Tasarım ürünlerini ya da mekanların altında yatan ince bir karakter, ince bir zeka oluyor. Bir noktasıyla çok haince oynayabiliyor tasarımcı. İnsanı derinden vurabiliyor. Hep gözümüzün önünde olup da görmediğimizi öyle bir yakalıyor ve bambaşka bir duyguyla sunuyor ki, ister istemez etkisi altında kalabiliyorsunuz. Ben de ki kişisel etkileri bunlar tabii.
Beni en çok etkileyen, fuar alanı dışında, Zona Tortana diye bir bölgede daha çok mekansal ve deneysel işler yapılıyor. İmalathaneler var normalde burada. Hafta boyunca, metal ve ahşap atölyelerine ve workshop alanlarına dönüşerek, yenilikçi tasarım ürünleri sergileniyor. İnsana gerçekten zihin açıcı ve yaratıcı fikirler sunan bir alan. Zona Tortana’daki, amatör duygu çok güzel. Onun dışında normal fuar alanında büyük firmaların gösterisi var. Zaten oralarda sergilenen ürünün kendisi çok etkili, çok iyi çözülmüş, müthiş teknolojilerle üretilip, bir sürü adamın kafa yorduğu büyük fuar standları yapılıyor. Yani bir bakıma doygun. Ve en son ürünlerini, özellikle büyük firmalar, gizli tutarak bu fuarlara saklıyorlar. Orada aslında büyük çekişmeler de gözlemleniyor. Teknolojiyi ve tasarımı birbirlerine göstermeden fuarda tanıtıyorlar. Teknolojiden kasıt şu; olmadığını var sayarsak, elinizi altına uzattığınızda kendiliğinden akan musluk. Tabi bunun forma, renge, dokuya, özgün tasarıma uyarlanmış şeklini düşünürsek. Bir kaplamayla, bir köşe detayındaki ya da bir taşıyıcıdaki çözümün özgünlüğü ile birbirlerine fark atıyorlar. İtalyanlar mesela masa konusunda ölçek dışına çıkmalarıyla çok iddiadırlar. Çok ince ve çok uzun masalarla karşılaştık ve ilginç olmakla birlikte bunun teknlojisinin altında yatan bilinemiyor. Onu tasarlayanın numarası o. Gidip bunlara şahit olmak bambaşka bir deneyim bizler için. Sonuçta fuarlara “Tasarım için Kâbe” diyebilirim. Her sene biz de orayı ziyaret ediyoruz.İmaj Galerisi
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
Konuyla İlgili Linkler
















































