Bir sürü rakamlar, yüzdeler verip bize havadaki karbondioksitin, sonra metan ve nitrojen dioksid gazlarının giderek çoğaldığını anlatıyorlar. Bu gazlar, güneşten gelen ısıyı kapıp yeryüzüne ulaştırıyor ve orda kalmasını sağlıyorlarmış, yani sera etkisi yapıyorlarmış da havalar ondan ısınıyormuş. Sonra da bize bunu nasıl engellenebileceğimizi anlatıyorlar: Kömür, petrol tüketen makineleri artık rüzgâr fırıldaklarıyla filan çalıştırmalıymışız...
Birleşmiş Milletler 1997 yılında Japonya'da, Kyoto'daki çevre toplantısında fosil yakıtlardan kaçınmayı genellştirmek için bir anlaşma hazırlatmış: Bu anlaşma, gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyormuş. Bunu birçok ülke kabul etmiş de dünyanın en fazla sera gazı üreten ülkesi ABD, sonra Türkiye gibi birkaç devlet de imzalamamış.
Bence dünyanın ısınmasını böyle engellemek doğru değildir! Bilimde ve teknolojide en gelişmiş ülke olan ABD imzalamazsa herhalde bir nedeni vardır bunun: ABD'yi her alanda izlemekle bugüne kadar ne kaybettik? Havalar ısındığında kalorifer ve ocak yakmadığımız zaman sanki ne olacak? Fosil yakıt ekonomisi yapmış olmayacak mıyız? Öyleyse sormalı: Havaların ısınması, fakir-fukaranın kışın ayazda donmaması, sonra Güneydoğuda kışları köy yollarının kapanmaması, kadınların yolda doğum yapmamaları kötü bir şey midir?
Bu konuda en doğru sözü, ne Al Gore'dan ne de Birleşmiş Milletler'in o tuhaf isimli sekreterinden dinledik. En doğru sözü, Ankara'da su kalmadığından eleştirilen Melih Gökçek söylemiştir: "Nerden bilebilirdim?" demişti "Bu, Allah'ın hikmetidir!"
Kutuplardaki buzlar eriyince denizler 50-60 metre yükseleceklermiş... Böylece deniz kenarında olan birçok Okyanus adası su altında kalacak, Venedik, Amsterdam gibi yerler de haritandan silinecekmiş.. Kyoto'yu imzalamadan önce iyice düşünmeliyiz: Her yıl buraları gezen milyonlarca turist gidecek yer kalmayınca gelip yeniden bir liman olacak Efes'i, sonra Göreme'yi, Safranbolu'yu görseler fena mı olur?
Bütün bu olumlu gelişmelerin yanında benim evim Tarabya'da bir tepenin üstündedir. Ölçtüm, hesapladım: Kutuplar tam eridiğinde, evim, yalı olacak, kıymeti çok artacaktır. Satmak niyetinde olmadığımdan ben bu değer artışına değil penceremden denize girebileceğime ve balık tutacağıma seviniyorum..
Sevgili Bush ve bizim değerli hükümet üyelerimiz, sakın çıkarcıların ve Tanrıtanımazların baskısına boyun eğip bu saçma belgeyi imzalamayın!
Bodrum'da ve Boğaz'da şu anda yalılarda oturanlar da telaşlanmasınlar: Biz, tepelerde oturanlar, aramızda başka bir Kyoto imzalayıp haftanın belirli günlerinde sahilhanelerimizde size denize bakma ve hatta denize girme kontenjanları ayırmayı düşünmekteyiz.






