Haberler

Bodrum Kalesi’ne güzelleme

Tarih: 2 Eylül 2008 Kaynak: Cumhuriyet
Bodrum Kalesi’ni denizden görmüştüm ilk kez. 1967 yazında Marmaris’e yapılmış bir gemi yolculuğunun dönüş yolundaki uğrak yeriydi Bodrum. Akşamüstüne doğru inilen bu deniz kıyısı belde, alçakgönüllü pansiyonlarda gürültüsüz patırtısız günler geçirmekte olan, ‘araziye kendini uydurmuş’, sınırlı sayıdaki yerli ve yabancı konuğu gösterişsizce ağırlıyordu. Çekiciliğini tıpkı İstanbul ve New York gibi ‘taklidi çıkarılamaz’ oluşundan almaktaydı. Yine de tüm beldelerden çok farklı bir büyüleyiciliği vardı. ‘İlk bakışta aşk’ dedikleri bu mu?..

Daha önce de yazmış olmalıyım. Beş-altı saatlik mola süresi içinde Kale’ye bir solukta tırmanıp, tepeden bakıldığında her açısından farklı bir manzara sunan yörenin güzelliğini ciğerlerime sindirdiğimi, şimdiki ‘Barlar Sokağı’nın kıyı tarafındaki Nereidler Pansiyonu’nun önünden denize girip, yeni açıldığı söylenen ve doğal ki o zamanlar ‘disko’su olmayan Halikarnas Oteli’nde pahalı sayılamayacak bir yemek yediğimi, deniz kıyısındaki caminin avlusuyla iç içe olan, balıkçıların sıcak günün buharını atmak için tahta iskemlelerine yaslanarak Kale’nin gri heybeti ile suyun renkli kıpırtıları arasındaki bir yerlere göz daldırdığı kahvede bir çay içimlik yerimiz olup olmadığını öğrenemeden gemiye dönmek zorunda kaldığımızı hiç unutmadım...

İşte tam kırk bir yıl sonra kale yine tam karşımda, kendisini en güzel açısından göstererek aklımı çeliyor. Kaleyi denizin üstünden, Bardakçı Koyu’nun yüksekçe bir noktasından göründüğü biçimiyle izliyorum. Sanki gemideyim, sanki limana yaklaşmak için hızımızı kesmişiz...

Yüzerek Varsam Yanına
Yedi-sekiz metre ötedeki suya atlayıp yüzerek gidebileceğim bir uzaklıktaki manzaraya doğru her gün törensi bir şaşmazlıkla gerçekten de yüzüyorum... Şimdi sabah; kale ve deniz, önümde boylu boyunca uzanan resmin üst bölümünü çepeçevre sararak güneye, Gökova’ya uzanan boz tepelerin yamacına yaslanmış bembeyaz yapıların sunduğu güneş yansımalı fon önünde büyülüyor bu saatlerde. Güneşin batışından az önce ise tüm renkler değişecek ve soluk kesen –bu kez pas rengiyle perspektif kazanmış- bir başka görüntü çıkacak ortaya. Hava iyice kararınca da kentin kıpırtılı parıltısının oluşturduğu fonun önünde usta işi bir ışıklandırmayla aydınlatılacak kale. Otelin balkonundan bir gece önce sabahın üçüne dek seyredip de doyamadığım manzara işte bu... (Dikkat ettim, bitişikteki otelin balkonlarında konuşlanarak aynı keyfi yaşayan kimi başka ‘kaleye bakmayı severler’, ben yatmaya giderken henüz yerlerinden kıpırdamamıştı. Mehtaplı bir gece değildi üstelik!)

Bu koşullarda başka bir yazı konusu kovalanabilir mi? Karşımdaki görüntüden gözlerimi alamazken, cam önündeki bavulun üstüne yerleştirdiğim bilgisayarda ‘kaleyi güzelleyen’ sözcükleri -ipe boncuk dizercesine- sıraya sokmaktan başka şansım yok ki...

Kaleyi ilk görüşüm ile şimdiki göz gözeliğimiz arasında kalan yıllarda Bodrum’un daha çok yöresini kucaklamaya çalışmakla geçti yazların bir bölümü. Gençlikte, henüz karayolu olmayan koylar motor gezileriyle keşfedildi. Karayolu olmasa da Kargı Koyu’na keçi yollarında araba sürülerek ulaşıldı. Arabanın gidebildiği son noktada -bir hayvana ait- bir iskelet görüldüğünde, “Buraya bizden önce gelen bu ilk ve son kişinin akıbetine uğramasak bari” denilerek kahkaha atıldı. Çocukların öğle uykusu uyumaya karşı çıkıp otel odalarına sığmaz olduğu aşamada, 1970’li ve 80’li yılların modasına uyularak, ‘kamping’ günlerine geçildi. Günümüzde başlı başına bir kasaba görünümü sunan Gümbet Koyu -şimdiki durumuyla kıyaslanınca- o zamanlar sereserpe bir tenhalık, artık yol levhalarında ‘Göltürkbükü’ olarak gösterilen koyda Gölköy mandalina bahçeleriyle bezeli gerçek bir köy, hemen bitişiğindeki -İstanbul sosyetesinin ünlülerine yaşattığı keyfi yaz boyunca TV’deki magazin programlarından izlediğimiz- Türkbükü de yaban otları ve çalılık bürümüş büyük bir arsa olarak kalmış belleğimde. En erken gelişen yöre Turgutreis oldu. Şimdi neredeyse bir kent...

''Değişen’in Gölgeleyemediği ‘Değişmeyen’
Zaman içinde, Ortakent, Bağla, Aspat, Karaincir ve Akyarlar’a karadan ulaşmak kolaylaştı, motorla gezildiği günler geride kaldı. Biz de koydan koya geçerek yılları tamamladık. Güvercinlik’te bile kaldık. On yıl önceki Gündoğan seferinden sonra da bir kez daha Bodrum’a en yakın, ‘kale’ görüntülü kıyılara vurduk kendimizi. (Burnumuzun dibindeki Bitez Koyu’na karadan ilk kez gitmek de bu yıla kalmış meğerse. Tepeden man- zarası güzel mi güzel...)

Bunları neden mi anlattım? Bodrum’un akıl almaz biçimde değiştiğini, toprağının beton yapılarla görünmez edildiğini, gece yaşamının çılgınlık noktasını bile aştığını, o canım beldenin, para babalarının her şeyi satın alabildiği bir kara kente dö-nüştüğünü duyuyor, okuyor, görüyor, biliyoruz. Ne ki bu tür belirlemelerin baskısıyla, Bodrum’a ilişkin birçok güzelliğin -‘değişim’e karşın- değişmediğini göz ardı etmeyi de seviyoruz. Ülkemizin baştan çıkarıcı çekicilikteki bu beldesindeki o ‘değişmeyen’i tanıyıp tadına varmak herkesin hakkı oysa. Oldukça ucuza gelebilecek kısa konukluklar da her zaman olanaklı. Bodrum’u birinci elden -kendinizce- tanıyıp sevmek varken, neden televizyondaki arsız görüntülere takılıp boşuna düş kurasınız ki?
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.