Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında yapılan 'ulus markası endeksi'nde Türkiye bu yıl da geçen yılki gibi sonuncu olmuş. Yani marka gücü açısından Meksika, Güney Kore, Rusya gibi ülkelerin ardından geliyoruz.
Ama hemen üzülmeyin, 'iyi haber' de var: Forbes dergisinin yaptığı değerlendirmeye göre dünyanın en pahalı malikaneleri sıralamasında da bir Türk batık bankacının malikanesi 5'inci olmuş.
Londra'daki malikane 61 milyon dolar bedelle satışa çıkartılmış. Avrupa'nın ikinci, dünyanın beşinci en pahalı evi sayılıyormuş.
Ulus markası açısından başarılı sayılmasak da, batık patronlarımızın dünyanın çeşitli yerlerine saçtıkları paralarla alınan malikaneler, yatlar, katlar konusunda durumumuz iyi!
Maşallah dünyanın en güzel değilse de en pahalı evlerini bulup almakta üstümüze yok. Gerçi bu evleri alanlar gidip oturur mu, örneğin bu malikanelere bu kadar para verip alanlar kaç günlerini orada geçirmiştir o da ayrı bir merak konusu...
Yabancı yatırımcıya Türkiye'ye gelecek, burada ev, arsa alacak, şirket kuracak ama ya paraları götürürse diye olmadık zorluk çıkartıp, kendi ülkesinin parasını başka ülkelere hem de işe yaramaz yerlere, taşa, toprağa, yata, kumaşa, antikaya ve de sırdaş hesaplara yatıran bir millet olarak hangi endekste birinci geleceğimize, ben söylemeyeyim, siz karar verin.
Hiç değilse onlar kendi ülkelerinde yeterince yatları katları arabaları olduğu için gidip burada kazandıklarıyla birer tane daha alma hırsı içinde değillerdir.
Örneğin ilgimi çeken bir tartışma da, Türk medyasına yabancıların gelmesinin tehlikeleri üzerine yapılan tartışma...
Bu konudaki büyük tehlikeleri dile getirenler herhalde son yirmi yılda medyaya girenlerin, medyada neler yapıldığının farkında değiller.
Biz medyayı kalkan olarak kullanalım, devlet ihalelerini kapalım ve kendi servetimizi yabancı ülkelerde katlayalım, paraları oraya aktaralım ama yine de 'milli medyamız' olsun diyen varsa bilmiyorum. Ben bu düşüncede değilim. Çünkü bunun neresi 'milli' onu anlayabilmiş değilim.
Her türlü referansını hatta kendi 'en milli' davalarımızın bile referanslarını dışarıdan alan, televizyonlarda gösterilen her şeyin dışarıdan birebir kopyalandığı bir ülkede hangi milli medyadan söz edildiği de ayrı bir tartışma konusu.
Belki bizim işadamlarımız da inanılmayacak servetlerini kendi işlerine yatırsalar durum daha farklı olur, belki o zaman marka endeksinde sonuncu, kişisel servet ve gösteriş konusunda birinci olmazdık.
Ama ne yapalım ki bizde gelenek böyle. 'Önemli adam' olmanın, lafını dinletmenin, herkesi ürkütüp istediğini yaptırmanın ve zengileştikçe zenginleşmenin yolu, ne yaptığın, hayata ne bıraktığın, ülkende ne gibi hizmetlerde bulunduğundan değil, nelere sahip olduğundan geçiyor.
Onun için kaldırımların, yolların perişan olduğu yerler, üretildiği ülkelerdekinin iki, üç katı fiyatına aldığımız arabalarla dolu...






