40 yıl sonra kavuştuğumuz söylenen Caddebostan Plajı neymiş meğer... Bir zamanlar kolibasili saçılıyordu oradan, bu kez türlü çeşitli faşizmler, faşistler saçılıyor etrafa.
'Bir yaz müjdesi. Caddebostan Plajları 40 yıl sonra İstanbul'un hizmetinde' sloganı ne kadar palavraysa, bulanık suda demokratlık taslayan bazılarının öfkesi de o kadar palavra. En iyisi alfabeden başlamak. Faşizm, korkunun ideolojisidir. Kaybetme korkusunun, düşme korkusunun. Dolayısıyla 'aşağılık' kompleksinin, güvensizliğin ürünüdür. Düşmansız, rakipsiz, öfkesiz yaşayamaz. Korku ve öfke, kendisini 'şiddet' şeklinde dışa vurur. Hayatını, varlığını tehlikede gördüğü için, her türlü yolla fiziksel, sözel-karşısındakini imha etmeye uğraşır. Şükürler olsun, bunların hepsi de çevremizde mebzul miktarda bulunuyor.
İçinde bulunduğu durumu beğenmediği, üstelik oradan da aşağılara yuvarlanma endişesini yaşadığı için, hayali bir üstünlük, hayali bir soyluluk tasarımı üretir faşist ideoloji. Geçmişte güzellikler, temiz, düzgün insanlar vardır hep. Şimdiyse onu mahveden soysuzlar, cahiller, aşağı, alt tabakalar ve bir de gafil, hain yukarıdakiler. Yukarıya güç yetmeyeceği için oraya ne el uzatılır, ne de dil. Bütün öfke, şiddet ve güç alttakilere, 'hariçten' olanlara, gelenlere yönelir.
Tabii bu ideolojinin içinde kıt kaynakların ve her çeşitten rantın paylaşılamaması da vardır. Ol sebepten hayali soylular arasında da kapışmalar gözlenir. Bu minval üzre, yeni plaj ahalisi kara kıllı, beyaz donlu aşağıdakiler üzerinden demokratlık-faşistlik tartışması yaptığımız sırada, tam da konuya dair önemli bir yazı çıktı yine bu gazetede. Mehmet Rauf Kesici, 'kırılması gereken döngü' başlığıyla yoksulluk ve şiddet denklemine dikkat çekiyordu, 29 Temmuz, Radikal. Sahte soylu şehir ahalisi, aşağı tabakanın görgüsüzlüğünden, yarattığı şiddetten dem vurarak, maddi ve ideolojik şiddetini yöneltiyor onlara. Evet de Kesici'nin işaret ettiği temel olgu ortada duruyor:
"Kapitalizmde yoksul kesime ayrılan kaynaklar sınırlıdır. [Nefes alınacak yeşil alanlar, serinlenilecek sular dahil. ZC] Bu sınırlı hisseden daha fazla pay alabilmek için rakiplerle ciddi bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Sınırlı hissenin nedenlerini sorgulamak veya hangi görünmez elin paylaştırmayı yaptığını ortaya koyup itiraz etmek için muktedir oldukları 'dünya imkânı'ndan bihaber yoksulların, kapitalizmin sivriliklerine çarpa çarpa yıpranak kendi aralarında kavgaya tutuşmaları, yani ortaya yatay bir şiddet dökmeleri çok da anormal değildir."
Eli belinde, 'ona öyle demezler' diklenişiyle kendini göstermeye uğraşanların umurunda değil tabii ki bunlar. Birdenbire âlemi hareketlendiren plajın hemen dibinde, şehir üst tabakasanın sergilediği şiddet, görgüsüzülük, toplum ve çevre bilincinden uzaklık kimsenin umurunda olmadığı gibi...
40 yıl sonra kavuştuğumuz müjdelenen Caddebostan Plajı'na Bağdat Caddesi'nden inen yolun adı bildim bileli Plajyolu. Yine bildiğim, 1970'li yıllarda o plaj tıklım tıklım dolmaktaydı. Manzara da bugünkünden pek farklı değildi. Özetle, 40 yıl muhabbeti palavra. 'Eskiden böyle miydi' geyiği de öyle. Ancak, Plajyolu'na paralel İskele Yolu, bırakın 30-40'ı,
3-5 yıl öncesinde böyle değildi. Sokak şimdilerde gece gençliğinin taşkınlık mekânı barlar-lokantalarla dolu.
Şehirli üst tabaka çocukları, cipleriyle gece boyu keyif eyliyorlar. Oradan yayılan görsel, parasal şiddet, varoş ahalisinin plajda sergilediği söylenen 'magandalık'tan hiç de farklı değil. Şehrin seyrine bakın, sonra konuşun.






