Haberler

'Gökçek seçildi' derlerse inanmayın

Tarih: 23 Mart 2009 Kaynak: Birgün Yazan: Gökhan Bilgihan
Başka türlü bir kentleşmenin tahayyülüyle gelenlerin öncelikle Melih Gökçek'in projelerini çizenler, ihalesini düzenleyenler, bu projelerin yapılmasını isteyenler, kendi evinin önüne asfalt dökenlerle; daha da önemlisi bunları barındıran kemikleşmiş yapıyla uğraşması gerekiyor...

Geçen hafta gazetelerde "Gökçek vuruldu derlerse inanmayın" haberleri yer aldı. Gündemi kendi istediği şekilde yönlendirmeye yönelik hamleleriyle, yönlendirmeyi her zaman başaramasa bile gündemde kalmayı başaran Gökçek, böylece siyaset arenasında ‘önleyici karşı propaganda' gibi bir araç tanımlamış oluyor.

Bu türden bir aracın daha önce farklı şekillerde yine Gökçek tarafından kullanılmış olduğu hemen hatırlanacaktır. Geçen sene mayıs ayı başında, Ankaralılara tam üç hafta boyunca habersizce Kızılırmak suyunun verilmesinin ardından basını karşısına alan Gökçek, "Bazı sivil toplum örgütlerinin bu durumu istismar ederek, ajitasyon yapmasını engellemek için bu gecikmiş açıklamayı yapıyorum. Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum" diyerek her türden itirazı baştan yalanlama yoluna gitmişti. Bu olaydan kısa bir süre önce de, o meşhur su kesintisi sırasında muhalefetin ‘ishal vakaları olduğuna dair' söylenti yayacaklarını ve halktan bu söylentilere itibar etmemelerini istemesi de yine bir başka örnek olarak hatırlanmakta.

ABD'nin ‘önleyici savaş' taktiğini andıran bu propaganda biçimi, ‘muhalefet yapılacaksa onu da biz yaparız' türünden bir anlam da barındırıyor içerisinde. Ankara'nın aşina olduğu bu söylem, Gökçek'ten (şimdilik) iki sene daha fazla görev yapmış eski Ankara Valisi ve Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan tarafından geliştirilmişti, "komünizm gerekirse onu da biz getiririz" diyerek. Kendi projelerine karşı geliştirilecek muhalefet söylemlerini önceden kestirip buna karşı ‘önleyici karşı propaganda' yapması, acaba Gökçek'in aslında hatalarının farkında olduğu anlamına mı geliyor?
Bu soruya ‘evet' yanıtı verecek olursak, "her ihalede kendine ve yakınlarına büyük rantlar sağlıyor" şeklinde dile getirilen iddiaların trajik bir şekilde doğrulandığını söyleyebiliriz. Hatalarının bilincindeyse eğer ve bunları bir önleyici karşı propaganda stratejisi kullanarak yalanlama yoluna gidiyorsa, akla ilk gelen seçenek bu olmaktadır çünkü.

Eğer ‘hayır' yanıtı vereceksek, bu kez de Gökçek'in bilime kesinlikle inanmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Çünkü uzmanların hata olarak sunacakları noktaları tahmin edip de bunların hata olduğuna içten bir şekilde inanmamanın en inandırıcı yanıtı bu olmaktadır.

Tabii ki, ‘evet' ve ‘hayır' yanıtlarıyla ortaya konulan seçeneklerin bir arada bulunma olasılığı da bir başka boyuttur; çünkü kimi projelerin bilim dışında mantığa yatkınlığı da tartışmalı konumdadır. Örneğin, Milli Kütüphane'nin önündeki refüjde gerçekleştirilen Gökkuşağı Projesi. Şu anda tamamen ölü bir mekân konumuna gelen alanda böyle bir proje yapmanın sadece bilime inanmamakla açıklanamayacağını söyleyebiliriz. Üstelik tam bu noktada yapılan battı-çıktı ve bir türlü tamamlanamayan metro tünel inşaatını da düşündüğümüzde bu projenin baştan ölü bir proje olduğunu, kentte yaşayan halka hizmet etmeye yönelik bir proje olmadığını görüyor ve ‘bastığın yerleri asfalt diyerek geçme tanı, düşün altında yatan milyonlarca doları' demekten kendimizi alamıyoruz.

Birkaç dönemdir seçim vaadi olarak sunulan projeleri bu bağlamda düşündüğümüzde de ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır. Her seçimde, vaat olarak aynı projelerin sunuluyor oluşu normalde başarısızlık olarak nitelendirilen bir durum iken, Gökçek ‘engelleniyorum'[1] diyerek bu durumu meşrulaştırmaya çalışmaktadır. ‘Engellenen' projelerin, uzmanlar tarafından bilimsel gerekçelerle yargıya taşınmış ve yargı kararlarıyla ‘önlenmiş' projeler olduğu gerçeği, Gökçek tarafından saptırılmakta ve alışık olduğumuz ‘iş yaptırmayan çevreler, istemezükçüler' söylemleri dillendirilmektedir.

'Projelerim var ama yaptırmıyorlar'
Bir kısmı ‘engellenen' projelerin, ‘engellenemeyen' kısmına bakıldığında ise bunların sırf niceliksel değerleriyle ön plana çıkartılmakta olduğunu görüyoruz. Örneğin, ulaşıma ilişkin uygulanmakta olan bütüncül bir politikası olmayan Ankara'da 104 köprülü kavşak yapılmış olduğunun vurgulanıyor olması, "vay adama bak amma da çok kavşak yapmış" türü bir algı yaratmak içindir. Ancak bu kavşakların birbirleriyle ve kentsel ulaşım ağıyla ilişkisinden ya da ne tür bir ulaşım şekline hizmet ettiğinden bahsedilmez. Katlı kavşaklar için ayrılan kaynakların neden metro ya da otobüs yolları için ayrılmadığının cevabı yoktur. Yapılan kavşakların sayısı fazla mı? Fazla. Demek ki çok iş yapılmış diyeceğiz.

‘Engellenen' projeler de, inatla önümüze tekrar tekrar getirilmektedir. Acaba kentin Eskişehir girişine dev Nasrettin Hoca heykeli (ki heykel sırtını kendisi kadar devasa bir alışveriş merkezine dayamıştır) yapılması kentin kimliğine ne gibi bir katkı sağlayacaktır? Ankara'da yaşayanların kaçı oradan faydalanacaktır? Faydalananlar niçin faydalanacaktır? Daha da önemlisi, burada faydadan söz edebilir miyiz? Eskişehir girişine Nasrettin Hoca, Konya girişine semazen, İstanbul girişine Fatih Sultan Mehmet, Samsun girişine Atatürk heykeli şeklinde alışveriş merkezleri koymak bir kentin kimliğini belirlemeye değil, başka kentlerin kimliklerini aparmaya yarayabilir ancak.

Gökçek'in kentin kimliği ile ilişkilendirdiği bir başka proje Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi idi. Havaalanından kente girenlerin ilk gördüğü kent parçası olması sebebiyle bu alanın, Ankara'nın kimliğini temsil eden bir alan olduğu ve ‘çevre görüntüsünün düzeltilmesi' gerektiği, bu proje için özel olarak çıkarılmış olan kanunun gerekçesinde yer alıyordu. Oysaki ‘gecekondu', Ankara'nın kimliğini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Ülkenin ilk gecekondu mahalleleri başkentin tepelerinde hâlâ ilk günkü haliyle yer almaktadır. Burada elbette gecekondu nostaljisi yapacak ve heyelan yüzünden göçen evleri görmezden gelecek değiliz. Ancak mevcutta uygulanmakta olan kentsel dönüşüm projelerine ilişkin itirazlarımız baki. Ancak yine de, bu kentin kimliğini oluşturan öğelerden biri olan gecekondu alanlarının, kente dışarıdan geleceklerin göz zevkini bozmaması için tasfiye edilmesi yerine, kent kimliğinin ancak ve ancak bu mahalleleri kuran ve bu kentin kimliğini taşıyan halkla birlikte dönüştürülerek sağlıklı bir şekilde yeniden oluşturulabileceğini hatırlatmak gerekiyor.

Omurgası kırık kent
Kentin kimliğine değinmişken, kent makroformunun biçimlenmesinde önemli bir yeri olan ve kentsel yaşamın niteliğini belirleyen kentsel ortak kullanım alanlarının zaman içinde ne şekilde değiştiğine de bakmak yararlı olacaktır. Ankara, ilk planlandığı dönemlerde önemli bir yeşil alan/kamusal mekân omurgasına sahipti. Kenti kuzeyden güneye bölen dereler boyunca tasarlanan bu alanlar süreklilik arz ediyor ve cumhuriyetin ilk yıllarında halka aşılanmaya çalışılan ulus fikrinin oluşturulması sürecindeki projelerden biri olarak özgün bir karakteristiğe bürünüyordu. Bir başka deyişle, mekânsal olan sosyal olanı da dönüştürüyordu. Kentsel yaşamın, mekânla etkileşim içinde oluşan karakteristiğiyle birlikte sosyal olanın da mekânsal olanı dönüştürme sürecini görürüz. Ancak bu kentsel yaşam karakteristiğinin oluşması sürecinde, içinde bulunduğu mekânın ortadan kaldırılmasıyla birlikte, kentin omurgası kırılır.

Ankara'nın omurgasının en belirgin kırıklarından birisi Kızılay Meydanı'dır. Özel araçların hız yolu haline gelen, bir bölümü duraklarla kaplanmış, geri kalan kısmında da reklam panoları ve bariyerler gibi çeşitli engeller doldurulmuş bu mekanın, bugün için meydan olma özelliğinden bahsedebilmek oldukça güçtür. Kızılay Meydanı ile aynı aks üzerinde yer alan Gençlik Parkı'nın ise, Kızılay Meydanı'na yaptığımız gibi, bugünkü işlevine dair bir tanım yapmamız çok kolay değil. 2005 yılında yenilenmek üzere kullanıma kapatılan parkın ilk önce 29 Ekim 2006'da, daha sonra 29 Ekim 2007'de, daha sonra da 30 Ağustos 2008'de açılacağı söylense de bu açılış bir türlü gerçekleştirilmemiş; 2008 sonbaharında ise kültür merkezi, gençlik merkezi, yaşlılar merkezi, kabul salonu vs gibi işlevlerle tanımlanan büyük kütleli yapıların inşasına başlanmıştır. Bu alanda üç kere açılış tarihi ilan edilmesi, üçüncü ilan edilen tarihten sonra ise büyük kütleli yapıların inşa edilmeye başlanması; kentin kimliğini oluşturan hafızaları ve hatıraları sarsacak bir etki yaratacaktır kuşkusuz.
Kırık omurgaya koltuk değneği olarak sunulan yeni ortak kullanım alanları ise alışveriş merkezleri ile kentin çeperinde yer alan ve büyük park alanlarıdır. Çeperlerine yatırım çekmek üzere yapılmış olan bu parklar, kentsel ortak kullanım alanları şeması oluşturmaktan uzak ve kentten kopuk alanlar olarak; omurgası kırık kente biri uzun biri kısa bir çift koltuk değneği olarak çok da yardımcı olamamaktadır.

Sudan sebepli projeler
Zindeliğini günde 2-3 litre şebeke suyu içmesine borçlu olduğunu söyleyen Gökçek'in, göle yoğurt çalan devasa Nasrettin Hoca heykeli, önce Hıdırlıktepe üzerinde yer alması tasarlanan fakat daha sonra Protokol Yolu için düşünülen uçak-restoran gibi projeleri şebeke suyu içtikten sonra buluyor olması beklenebilir bir şey. İçenin ateşlenerek yataklara düştüğü şebeke suyundaki sülfatın yan etkilerinden birisi de bu olsa gerek.

Peki, Ankara'nın mevcuttaki kentleşmesi tek bir kişinin tahayyülü ve ürünü müdür? 141 kere maşallah diyerek 141 proje sunan ve bunları noterde kendi şahsına tasdikleten bir kişiden bahsediyorsak bu önerme doğru sayılabilir. Ancak sorulması gereken bir nokta var. Ülkenin başka yerlerinde de bu tür projeler hayata geçirilmeye çalışılıyor. Dubai kuleleri ya da Zaha Hadid'in fantastik Kartal tasarımı Ankara için yapılmış olsaydı, bu projeler herhalde yine Gökçek'in şahsıyla özdeşleşirdi. Aslında Gökçek, halihazırdaki üst ölçekli kentleşme hamlesinin provokatif ve ajitatif bir unsurudur sadece. Ankara'nın kurtuluşunu Gökçek'in gidişine bağlayanlar da böylesi provokatif bir ortamda makul karşılanabilirler. Ancak Gökçek, noterde tasdiklettiği projeleri kendi başına çizmiyor, ihalelere kendi başına çıkmıyor, asfalt müdürü kendi evinin önüne asfaltı Gökçek istedi diye atmıyor. Ama belki de Gökçek'in yerine başkası seçildiğinde bu kadar fantastik projeler ortaya çıkmayacak. Yine de kentte neler olup bittiğine dikkatlice bakmak gerekiyor. Başka türlü bir kentleşmenin tahayyülüyle gelenlerin ise öncelikle Gökçek'in projelerini çizenler, ihalesini düzenleyenler, bu projelerin yapılmasını isteyenler, kendi evinin önüne asfalt dökenlerle; daha da önemlisi bunları barındıran kemikleşmiş yapıyla uğraşması gerekiyor. Gökçek seçilmezse her şey bir anda hallolmayacak yani. Ama siz yine de 30 Mart sabahı Gökçek seçildi derlerse inanmayın.

[1] Engellenen projeleri www.melihgokcek.com.tr/yapamadiklarim.asp adresinden görebilirsiniz.

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.