Kimi yağlı boya resim biriktirir...
Kimi kitap, kimi bilgi...
Kimi ıvır zıvır biriktirir, kimi de çöp...
Evet, çöp bile biriktirmiyor mu kimileri?
Kentler de böyle...
Kimi kentler müzik biriktirir...
Kimi kentler müze...
Kimi gökdelenler biriktirir...
Kimi gecekondular...
Kimi para biriktirir...
Kimi alışveriş özekleri...
Kimileri çöplükler...
Herkes biriktirdiğiyle değerlidir...
Kişiler de, kentler de...
Kentler biriktirdikleriyle kişileri etkilerler. İnsanı kent yaratır demişler bu nedenle eskil çağda... Kentin tanımı, insanını etkileyeceği, geliştireceği oylumlarıyla, yapılarıyla yapılır bu nedenle... Bunların kültür alanında çeşitliliğiyle...
Yanlış anlaşılmasın... Önce insanlar kent kurarlar... Derler ki, eski Türklerin yerleşmek için yer ararken bir yöntemleri varmış. Göz koydukları 5-6 yere yeni kesilmiş kuzuların ciğerlerini asarlarmış. Hangi ciğer en geç bozulursa oraya yerleşirlermiş. Öykü bu ya... Ama her "kıssada bir hisse" vardır.
Demek ki yerleşilecek yerin iklimi, insan sağlığına etkisi çok önemli... O yerin bitki örtüsü, ağaçları, o yerin yaratıkları, kedisi köpeği bile insanın doğal çevresini oluşturur çünkü. Bu doğal çevre ona sağlıklı yaşamı sağlar...
Bunun böyle olduğunu bilen kişi, o çevrenin değerini bilmez mi? Toprağını, suyunu, havasını kirletmez, korur onları... Sağlıklı doğal çevresinin kendi için ne denli önemli olduğunu bilmeyen de, çoluğunu çocuğunu düşünmediği gibi, kendisini bile düşünmez... Harcar kirletir onları... Ne yapsın, bilisizlik işte!..
Bilinçli adam sağlıklı ortama, çevresi doğal ortama zarar vermeden, kentini kurmaya başlar. Orada gereksinimini duyduğu kültür varlıklarını kurmaya, biriktirmeye başlar... Böylece çocukları ondan da daha iyi bir ortamda yetişirler. Bu böyle sürer gider... Kent, biriktirdiği kültürel değerlerle daha varsıl bir yetişme ortamı oluşturur kuşaktan kuşağa... Orada oturanlar bunun değerini bildikçe, bu ortamı korumakla kalmazlar; ona yeni varsıllıklarla yeni birikimler kazandırırlar. Onları koruyarak sürdürürler...
Örneğin, bir İstanbul'u düşünün; yaklaşık 8 bin 500 yıl önce bir göl olan Marmara'nın kıyısında küçücük bir yerleşmeyken büyümüş, biriktirmiş, donanımlarıyla "kent" adı verilmeye değer duruma gelmiş. Durmamış kuşaktan kuşağa biriktirmeyi sürdürmüş. onun değerini bilip, bu güzel doğanın varsıllaşarak büyümesini sağlayamazsak, bize kentli denir mi?
Kısacası, kentinin değerini bilmeyene insan denir mi?..






