Giriş kapısına yanaştık ve merdiven korkuluklarına dayanmak istedim, ancak korkuluklar kendini zor taşıyacak durumda idi. Çünkü beşinci sınıf alüminyum imalat ve narin detaylar olduğu için hemen dökülüvermiş.
Dış kapıdan girdik ve rüzgarlık alanında (yaklaşık 3-5 m2) konumlanmış bilet satış ofisinden biletimizi alarak ikinci kapıdan içeri girebildik. Yaklaşık 60 m2 alana sahip giriş fuayesinden bodruma inen ferforje korkuluklu, 1,20 - 1,30 metre enindeki dairesel merdivene kuyruk halinde ulaştık.
Bodrum katın fuayesini merdivende beklerken algılayabildim ve kalabalığın artarak kalın bir güzergah halinde devam ettiğini gördüm. "Girsem mi çıksam mı" diye aklımdan geçirdim. Çünkü 6 yaşındaki kızım İrem kucağımda uyukluyordu. İnatla devam etmeye karar verdim. Bu arada merdivenden çıkan insanlar zaman zaman yol isteyerek yukarı çıkıyordu. Tabii onların müzeyi gezip çıkanlar olduğu hiç aklıma gelmedi. Çünkü bu merdiven hem konumu hem de ebatları itibarı ile pek buna imkan vermiyordu. Müstakil bir ev veya bir apartman merdiveni gibi tasarlanmıştı.
Bodrum fuayesine ulaştık. Fuaye üst kattakinden büyüktü, ancak yeterli görünmüyordu. Zaten biz kordonla ayrılmış sırada bekliyorduk. Fuayenin kalanı, çıkanların sirkülasyonuna ayrılmıştı ve yaklaşık 100 - 150 m2 civarındaydı. Bodrum katta, merdiven dahil sergi giriş kapısına kadar kuyrukta bekleyenler algılayabildiğim kadarı ile 200 - 300 kişiydi.
Benim gibi çocuğunu kucağına almış anne ve babalar sayıca epeyce bir yekün tutuyordu. Hatta bazıları çok küçük bebeklerdi. Fuayede dinlenme bankı ve oturak yer almadığından mı nedir, gücü yeten yetmeyen çocuklu anne, baba ve yaşlı hep ayakta kuyrukta ilerdeki sergi giriş deliğine kilitlenmiş bekliyordu.
Bekleyince fark ettim, herhalde daha basık algılansın diye fuaye tavan yüksekliği 2,80 - 3 metre civarındaydı ve siyah renge boyanmıştı. Bizim evin tavanı bile 3,20 metre. Tabi bizim ev yaklaşık yüz yıl önce yapıldığı için imar planı yapan şehirci arkadaşlarımızın H 6.50 - H 9.50 - H 12.50 - H 15.50 - vs. gibi plan notları henüz yoktu.
Evet yaklaşık 60 - 70 dakika sonra sergi alanına çıkan siyah boyalı, yanları duvar olan 120 cm enindeki döner merdivenle sergi alanına ulaştık. Dairesel formdaki izleme platformuna çıkınca etkileyici bir manzara bizi karşıladı. Ancak çemberin etrafında tek sıra halinde yavaş yavaş yürüyerek gezilmesi nedeniyle izlenmesi gereken manzarayı bir türlü izleme şansımız olmadı. Kızımı uyandırmıştım, tekrar omuzlarıma aldım ve izletmeye çalıştım. Ancak çemberin en dışından yer kapamadığımız için ve yer kapanların da mıhlanmış gibi durup cep telefonları ile resim çekme merakından bir türlü panaromayı izleme şansımız olmadı. Zaten en fazla 40 kişinin rahatlıkla gezebileceği alanda 80 kişi olunca ve izleyicileri yönlendirecek bir rehber olmayınca, gezememiş olduk ve çıkmak zorunda kaldık.
Evet, yaklaşık iki saat geçti ve sergi alanından sergilenenleri izleyemeden çıktık. Yetkili biri ile görüşmek istediğimi güvenlik elemanlarına bildirdim. İşletme müdürü geldi ve kendisine gezemediğimi, bu yapının acil durumlar için güvenli olmadığını, bu kadar insanı içeri almamaları gerektiğini anlattım ve yetkililere iletmesini ifade ettim. Kendisi haklı olduğumu, ancak bugün Pazar olduğu için çok kalabalık olmasının gerekçelerini kendince anlatmaya çalıştı. Fakat anlatma imkanı zaten yoktu. Bu arada biz konuşurken bir beyefendi elinde bileti ile bodrum kattan bulunduğumuz üst kat fuayesine çıktı ve yetkiliden bilet ücretlerini geri istedi. Çünkü sağlık problemi olduğundan daha fazla bekleyemeyeceğini ve eğer uyarılsaydı hiç girmeyeceğini ifade etti. Anacak ne bilet parası ödendi, ne de özür dilendi.
İşletmecilere,
Dünyanın her yerinde müzeye girmek için sıra olabilir. Buna diyeceğim bir şey yok. Ancak insana değer veren ülkelerde bekleyenlere yaklaşık ne kadar bekleyecekleri söylenir. Hiç değilse bekleme zahmetinde bulunanlar müzeyi / sergiyi / sergilenenleri izleyebilme / gezebilme imkânına sahip olmalıdır.
Sergileme mekanının yoğunluğu kaldıracak kapasitede olmaması bir tarafa, müzenin mevcut imkanları değerlendirilerek ziyaretçilerin sergiyi gezebilmesini sağlayan işletme organizasyonun bulunmaması insanı çileden çıkarıyor.
İBB'nin dev hizmet olarak adlandırdığı Panorama 1453 Tarih Müzesi, İstanbul için yüz karasıdır. Bu ağır ifadeyi müzenin içeriği ve barındırdığı eserler için değil, müze yapısı ve işletme organizasyonu için kullanıyorum.
Bu yapının, bir çağı açan tarihsel olayın anlatıldığı mimari eser olarak dünya başkenti olan İstanbul'a yakışıp yakışmadığını tüm kamuoyuna soruyorum.
Ayrıca mekanın nispetleri değerlendirilerek insanlar içeri alınmalıdır. Çünkü mekan ve hacim ebatları, konfor koşulları ancak başkanın ve başbakanın medyaya yansıyan görüntülerinde yer alan izleyici sayısı için tasarlanmıştır.
Ayrıca projenin müellifi kimdir?
Projeyi tasarlamak için verilen program nasıldır?
Giriş ve çıkışların aynı merdivenden olmasını ve olacaksa da ebatlarının yerindeki gibi olmasını idare mi talep etmiştir?
Ziyaretçiler arasında çocuklu, yaşlı, sağlık problemi olan veya bir nedenle dinlenme ve nefes alma ihtiyacı hisseden insanlar için fuayelerde yeterli alanlar neden düşünülmemiştir?
Acil durumlar için kaçış kapıları yeterli midir? İçeri alınan onca insan ne kadar sürede tahliye edilecektir?
Mimar Kadir Bey'e notlar,
Yerel seçim kampanyalarında kullanılan bu projeyi İstanbul'a yakıştırıyor musunuz?
İnsanları daracık yollardan zemin altına indirerek basık bir fuayede adeta hapsederek bunalıma sokan mekan organizasyonu mesleği icra eden biri olarak sizlerin dikkatini çekmesi gerekmez mi? Veya ziyaretçilerden gelen şikayetler sizlere ulaştırılmıyor mu?
Müzenin hemen yanıbaşında yer alan dolmuş garajında yer alan araçlara sunulan konfor neden İstanbullu'dan esirgenmiştir? Ayrıca yine dolmuş garajının üzerinde yer alan sosyal tesisin konforu, adını anarken salâvat getirdiğimiz Fatih ve Fetih için yapılan binadan neden esirgenmiştir?
İstanbul'a böyle bir müzenin layık görülmesi beni üzmüştür.
Başkan Kadir Bey'i bir Pazar günü kalabalık bir grupla birlikte müzeyi gezmeye davet ediyorum.
Saygılarımla,
* Mimar






