Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi

Haberler

Canı Burnunda Bir Ülkeden Seçim Notları

Tarih: 6 Nisan 2009 Kaynak: Birgün Yazan: Yücel Demirer
Krize yönelik önlemler yanında her türden toplumsal ve siyasal arayış ve açılımların da güven oylamasına tabi tutulduğu 29 Mart seçimleri, hem seçimleri önceleyen dönem ile izleyen dönem arasındaki geçişin dinamiklerini belirleyen işlevsel yönü ile ve hem de sosyalist siyasal özne açısından geride çok önemli izler bıraktı...

Geride bıraktığımız yerel seçimler kapitalizmin yeni bir krizi ile karşı karşıya olduğumuz, ülkenin canı burnunda olduğu bir dönemde gerçekleşti ve bu durum seçimlerin gündemini de belirledi. Krize yönelik önlemler yanında her türden toplumsal ve siyasal arayış ve açılımların da güven oylamasına tabi tutulduğu 29 Mart 2009 seçimleri, hem seçimleri önceleyen dönem ile izleyen dönem arasındaki geçişin dinamiklerini belirleyen işlevsel yönü ile ve hem de sosyalist siyasal özne açısından geride çok önemli izler bıraktı. Bu yazıda seçimden geriye kalan dersler, özellikle sosyalist solun bugünü ve geleceği ile Kürt muhalefetinin temel gelişim dizgesi açısından kısaca ele alınacaktır.

Gündemdeki kriz yalnızca seçim sonuçlarını değil, dönemin temel dinamikleri ve güç ilişkileri bağlamında seçimde dile getirilen karşıt tezleri de etkiledi, tansiyonu yükseltti. İçinde "eşek" kelimesi geçen Türkçe deyimleri anımsama konusunda son derece verimli geçen bu seçim döneminde, televizyon ekranlarını çokça işgal eden parti liderlerinin konuşmalarının tonu sert, içerikleri hiddet doluydu. Yine ekonomik kriz bağlamında seçim gündeminde iz bırakan önemli bir konu da özellikle seçim dönemine denk düşürülen "yardım" paketleri oldu. Muhalefet tarafından seçim rüşveti olarak nitelenen bu programlar, "yardım," "sadaka," "sosyal devlet," "yerel yönetimlerin sosyal sorumlulukları" gibi kavramları önümüzdeki dönemde açımlanmak üzere siyasetçi ve sosyal bilimcilerin kucağına bıraktı.

Mitinglerde kullanılan teknoloji, kurgulanma ve gerçekleştirilme biçimi, liderlerin gittikleri kentlerin futbol takımlarının atkılarıyla konuşma yapmaları örneğinde olduğu gibi popüler kültür ile siyasal alan arasında sık sık kurulan bağlar, siyasal iletişim bağlamında izlenmeye ve anlaşılmaya muhtaç yeni durumları gündeme taşıdı. Yüzeyde ama etkin bir siyasal kültür üretiminin, gösterişli ve pahalı yöntemlerle yapıldığı bu "törenler," şu sıralarda ne kitlesi ne de parası olan yüzü sokağa dönük direniş ve ifade biçimlerine ve bunların siyasal önderliklerine ciddi düşünme izlekleri ve ev ödevleri bıraktı.

‘One Man Show'
Bakanların ve hatta Başbakan Erdoğan'ın, hiç sakınmadan, oy vermeyenin hesap vereceğini belirtmesi, başta devlet memurlarının görevli olarak miting alanlarına doldurulması olmak üzere, devlet ve belediye olanaklarının iktidar partisinin kampanyalarında rahatça kullanılması siyasal yolsuzluk konusunda aşılması gereken çok yol ve verilmesi gereken önemli savaşımlar olduğunun karinesi gibiydi.

Ordunun, önemli bir yenilik olarak, seçimlerde bir yön işaret etmediği 29 Mart seçimlerinde iktidar partisi seçim kampanyasını bir "one man show" şeklinde yürütmeyi tercih etti. Başbakan Erdoğan'ın 62 miting konuşması yaparak gerçekleştirdiği enerjik kampanyasında ortaya koyduğu tavır ve siyaset tarzı, tüm partilerin seçim kampanyalarının genel rengini de belirledi. Bu sert ve koyu renkli bir ton tutturma tercihini Erdoğan'ın olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilişkilendirenler olduysa da, ben bunun nedenlerini Türkiye'de lider eksenli siyaset yapma biçiminin ağırlıklı yeri ve Türkiye'de siyaset yapma biçimlerinde gözlenen popülerleşme eğilimi ile açıklamak eğilimindeyim. Mitinglerde Erdoğan'ın taraftarlarından gördüğü sempati ve bu yakınlığın Ak Parti taraftarlarınca ifade edilme biçimleri ülkemizde lider eksenli siyasetin gücünden hiçbir şey kaybetmediğinin de delili oldu. Ak Parti'nin ilk kez mağdur rolünü üstlenmeden seçime girdiği bu seçimlerin yoğun ve yüksek bütçeli kampanyalarında yerel eksenli konulardan çok başta kriz olmak üzere makro sorunlar öne çıktı ve bu eğilim muhalefet tarafından da kendi çizgisine uygun bir biçimde desteklendi.

Cumhuriyet Halk Partisi de 29 Mart seçimlerini genel bir seçim gibi yarışmayı tercih eden partilerden biri oldu. Bir önceki seçimlere göre daha konu-mekân odaklı bir program yürüttülerse de, merkezi meseleler sürece rengini verdi. 2007 Ağustos'unda CHP İstanbul il başkanlığına getirilen Gürsel Tekin döneminde sistemli olarak yapılan siyasette ton değişikliği, Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'da yükselttiği oy oranı ile meyvesini fazlasıyla vermiş göründü. Varoşlara açılmak, temiz siyaset, halka tepeden bakmamak, sakin, yalın ve alçakgönüllü olmak ekseninde yürütülen ve 1930'lar CHP'si imajından sıyrılmayı başaran kampanyanın başarısı dikkate değerdir ve önümüzdeki dönemin CHP çizgisine fener olabilecek niteliktedir.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin bu seçimlerdeki performansı özel bir ilgiyi hak etmektedir. Seçimlerden oy oranını ve elindeki belediye başkanlığı sayısını artırarak çıkan MHP'nin başarısı tıpkı aşağıda bahsedilecek Saadet Partisi örneğinde olduğu gibi yakın döneme içkin sonuçların ötesinde bir anlam yüklüdür. Merkez sağın erimiş olduğu ve en azından çok yakın dönemde toparlanma olasılığı düşük görünen verili konjonktürde, bir yandan klasik çizgisini korurken diğer yandan bu boşluğa da seslenen MHP bu konuda güvenli adımlarla ilerler görünmektedir. Emek ve sabırla yürüttükleri çalışmalarının detayları 29 Mart seçim sonuçlarının ötesine geçecek ürünlere işaret etmektedir. Örneğin yalnızca çok ses getiren Ankara Büyükşehir adayları Mansur Yavaş ile sınırlı olmayan başarılı bir aday seçme politikası, seçimin kazanılamadığı yerlerde dahi bir sonraki seçimler için MHP açısından geride önemli birikimler bıraktı. Pek çok yerde anakent düzeyinden küçük belediyelere kadar kişisel özellikleri ile övgü alan adayları bir araya getiren MHP, halihazırda muhafazakârlaşmış ve daha da muhafazakârlaşma olasılığı hiçte az olmayan kitle tabanının olası bir Ak Parti sonrası aşamasının adresi olmaya aday olduğunun altını başarılı bir biçimde çizmiş bulunmaktadır. MHP için yaptığım yorum Demokrat Parti'nin sınırlı olanakları ile kendisini korumayı başarmış olması gerçeğini göz ardı etmez. Anavatan Partisi'nin kaybolduğu bir konjonktürde Demokrat Parti'nin bir önceki oy oranında düşme görülse de yüzde beşe yaklaşan başarısı, merkez sağda bir mayalanma için potansiyel adres olma niteliğini de korumakta olduğunu göstermektedir.

Milli Görüş
Saadet Partisi, özellikle Milli Görüş tabanına hitap etmesiyle bir başka önemli ilgi odağı oldu. 28 Şubat sürecinden sonra ortaya çıkan Ak Parti'nin bu seçimlere kadar sürekli olarak yükselen grafiği, geleneksel çizgide ısrar eden Milli Görüşçüler arasında bu seçimlere dek süren bir duraksamanın da nedeni olmuştu. Ancak karizmatik ve yolsuzluğa bulaşmamış Numan Kurtulmuş'un genel başkanlığı ile başlayan atak süreci, özellikle 29 Mart seçimleriyle yüksek bir ivme kazanmış görünüyor. Başta Mehmet Bekaroğlu olmak üzere "ahde vefası olan" adayları, genç kadrolarla destekleyen Saadet Partisi seçimlerde bir yükselme döneminin sinyallerini vermiş oldu. Seçim gecesi yaptığı açıklama ile "asıl iş bundan sonra başlıyor" mesajı verirken, "asgari ücretle 16 saat işçi çalıştıranın kaç kere hacca gittiği önemli değildir" derken Milli Görüş'ün 1970'lerdeki sola açık dilini anımsatan Bekaroğlu, artık Milli Görüş tabanının iktidar partisi için çantada keklik olmayacağını söyler gibiydi. Bahsi geçen söylemin genel olarak ülke politikasında sol siyasetin zayıflığından kaynaklanan ve bu yüzden sol kitle tabanına gönderilen bir selam mı olduğu, yoksa Milli Görüş'ün diğer mirasçılarından ötede durmak için geliştirdiği bir yaklaşım mı olduğunu anlamak için yapılan gözlemleri sürdürmekte fayda görünmektedir. Her hâlükârda Saadet Partisi'nin kişilikli duruşu, kendisini sosyalist sol içinde tanımlamasına rağmen siyasal ufku CHP'ye yamanmak ile sınırlı çevre ve duruşlar için de derslerle doludur.

Büyük fotoğrafa bakıldığında bu seçimlerin Ak Parti için bir sonun başlangıcı olduğu iddiası bence şimdilik hikmeti sahiplerinden menkul bir temenniden öte anlam taşımıyor. Oy oranında bir düşüş olsa dahi, bunun kalıcılığı, CHP'nin İstanbul başarıları ile umutlanan reformcu çizgisine hayat hakkı tanıyıp tanımayacağına bağlı. Daha genel bir saptama yapmak gerekirse, 29 Mart seçimleri tarihsel bir köşe başı olmak yerine, tarihsel köşe başları örmek için tohumların atıldığı daha yumuşak bir dönemeç olarak görülebilir.

Kürt Sorunu, Kadınlar, Çevre ve Sol
Bu seçimler Kürt sorununun ekonomik değil, siyasal bir sorun olduğunu da tescillemiş oldu. Bu kez, Fikret Başkaya'nın kavramıyla ifade edersem, devlet partisini bölgede temsil eden Ak Parti, Demokratik Toplum Partisi karşısında ciddi bir yenilgi aldı ve vaat ettiği reformlardan sapmasının karşılığını almış oldu. Seçim sonuçları ısrarla DTP'nin dahil edilmediği arayış sürecine Kürt halkının verdiği yanıtı da netleştirdi. DTP'yi yok sayan verili resmi çözüm paradigmasına yanıt oldu. Seçimlerin buna bitişik ve çok önemli bir diğer sonucu, kimlik temelinde yapılan politikaların kalıcılaşmaya başlamasının tesciliydi.

29 Mart seçimlerinin en büyük iki ayıbı kadın ve çevre kirliliği bağlamlarında gerçekleşti. Bu seçimlerde kadının varlığı son derece sınırlıydı. Aday gösterilen tüm kadınların seçimi kazanması durumunda dahi çok düşük düzeyde kalacak kadın temsiliyeti düzeyi, son derece vahim bir durumu gözler önüne serdi. Pahalı ve gösterişli kampanyalardan en çok zararı doğal çevremiz gördü. Görsel bir kakofoni halinde iç içe geçmiş bayrak ve afişler, siyasal mesaj taşımak yerine bedeli halka ödetilen bir gövde gösterisinin nesneleri oldular. Bu mali ve çevresel kaynakları tüketen aymazlığa sosyalist solun vereceği yanıt, bu görsel çılgınlığa dur diyecek bir partiler arası centilmenlik anlaşması çağrısı olmalıdır.

İktidar ve iki muhalefet partisi için bir güç ölçümü, onların kendi hatlarındaki muhalifleri için bir mayalanma döneminin köşe başı olan 29 Mart seçimleri, sosyalist sol açısından daha yaşamsal bir öneme sahiptir. CHP'nin sol özelliklerini ulusalcı ve laik güncel öncelikleri ile değiştirdiği ve asla emek eksenli bir hatta ilerlemek gibi kaygısı olmayan içinden geçtiğimiz kesitte, genel siyasal tabloda dinciliğin alternatifi ne yazık ki ırkçılık olarak belirmiş durumdadır. Bu koşullar altında sosyalist sol ciddi bir meşruiyet ve hatta varlık sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır ve yaşamın yakıcı gerçekliği ciddi ve samimi bir sol müdahalenin örülmesini çağırmaktadır. Aslında 29 Mart arifesi sosyalist solun birliği ve seçimlerdeki dayanışması adına önemli bir adıma sahne oldu. Seçimlerden hemen önce Kürt muhalefeti ile ortak bir metne imza atılabilmesi ve seçime yönelik dayanışmacı söylem önemli bir adımdı. Sosyalist partilerin adaylarının bazen birbirleri, bazen bağımsız adaylar adına feragatte bulunmaları, sınırlı da olsa önemli adımlar olarak akıllarda kaldı. Ancak dar alanda kısa paslaşmalardan ileri gidemeyen ve bu yüzden de bırakınız kitleleri, kadrolar indinde dahi heyecan yaratamayan bu sürecin aşılması artık bir siyasal sorun olmaktan öte bir varlık sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Kararlı sosyalistleri bile oy vermeye gitmekten alıkoyan formülasyonlar ve bunlarla gelen komik seçim sonuçları kaçınılmaz değildir. Tüm sol grup, kategori, kesim ve duruşların çuvaldızı başkalarına saplarken iğneyi kendilerinden esirgememeleri ve geriye savruluşun ciddiyeti konusunda uzlaşmaları iyi bir başlangıç noktası olacaktır.

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!

15 Nisan 2009, 16:04Yazan: Queen of SpadesSeçim öncesi Kadir Topbaş, Kemal Kılıçdaroğlu.... hepsi konuşuyordu projeleri hakkında. Şimdi seçimler bitti. Göreceğiz bakalım kim ne gerçekleştiriyor? Seçimler öncesi dayanamayıp parti binalarını dolaştım, İstanbul için projeleriniz nelerdir diye sordum, cevap nedense gelmedi hiç bir köşeden... (devamı)

14 Nisan 2009, 21:51Yazan: AZMİ AÇIKDİL1999 MHP
2004 DYP
2009 DSP

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

14 Nisan 2009, 11:43Yazan: ayasofyaEfendim. Dikkatimi çeken husus şudur. Basın metninde "ben" iyelik zamiri her yerde, cümle içinde, sonunda "Ben" olarak yazılmıştır. Durumu anlamak için yeterlidir. Yorumu sizlere bırakıyorum.

14 Nisan 2009, 09:36Yazan: Emine MerdimAhmet Vefik Alp'in seçim sonrası görüşlerini içeren yazısı: Istanbul’a ‘96.896 Kerre Teşekkür…. Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp Mimar Kentbilimci DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yerel seçimler bitti. Hepimize hayırlı olsun... (devamı)

7 Nisan 2009, 15:49Yazan: Zeynep GüneyTMMOB Mimarlar Odası'nın 6 Nisan 2009 Pazartesi günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan ilanı: Büyütmek için üzerine tıklayın.

19 Mart 2009, 09:53Yazan: Emine Merdim"Yerel Seçim 09 Özel - İstanbul'un Mimar ve Şehirci Adaylarıyla Forum" programınınn ilk bölümünü Salı (Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 1) günü yayınlamıştık. Devamı Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 2 adresinde... (devamı)

19 Mart 2009, 00:30Yazan: AZMİ AÇIKDİLOktay Ekinci: İmar Dosyası Seçim Özel Programı'nda 5 ayrı siyasi partiden, 6 İstanbul'u yönetmeye aday mimar ve şehir plancısı arkadaşlarla, İstanbul'daki 3 üniversiteden sevgili öğrencilerle ve iki üniversiteden değerli hocalarımızla beraber olduk. Benim tek cümleyle ortaya çıkarttığım sonuç şudur: Partileri bir kenara bıraktığımız zaman, mimarlık ve şehirciliğin gösterdiği yol hep aynı... (devamı)

17 Mart 2009, 23:55Yazan: AZMİ AÇIKDİLKonuşulan projelerin ülkemiz için önemine binaen,

Kanal D, bu akşam Kılıçdaroğlu’na, Mısır Çarşı’sında yapılan protestoyu gösterdi.

Star TV, Başbakanın 41.mitingini yaptığını, çok yorulduğunu, beslenmesine dikkat etmeyip gittiği yerlerde yöresel yemekler yediğini, sağlığına dikkat etmediğini, Uğur Dündar ile haber yaptı... (devamı)

17 Mart 2009, 21:58Yazan: AZMİ AÇIKDİLProgramda Konuşulanlar

--------------------------------------------------------------------------------

Programda konuşulanların ilk bölümünü okumak isteyenler için: Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi?



Adayların meslek adamı olması ve mesleklerinde ki deneyimleri önerdikleri çözüm ve koydukları teşhisler doğru şeyler... (devamı)

17 Mart 2009, 21:37Yazan: Omer YilmazYa dün akşam ya da Pazar akşamı TGRT'de Kadir Topbaş konuktu. Sunucu "Melih Gökçek'in Hayvanat Bahçesi gibi Disneyland gibi tüm Türkiye'yi heyecanlandıran projeleri var; sizin buna benzer projeleriniz yok mu?" sorusunu sordu. Topbaş'ın cevabında tutarsızlıklar da vardı ama beni asıl dehşete düşüren İstanbul'da birisi Avrupa birisi Anadolu'da olmak üzere iki tane ada yapmayı düşündüklerini söylemesi idi... (devamı)

Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Mayıs 2012>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.