Başlığın birçoğunuza "irkiltici" gelebileceğini biliyorum; hiç endişe etmeyin, buradaki yıkımlar can acıtıcı türden değil. Bu yıkımlar, gerçekten hayırlı yıkımlar... Eğer gerçekleştirilebilirse... Bu yıkımların gerçekleştirilebilmesini çok isterim; çünkü bu yıkımlar güzeller güzeli bir şehri, Mardin'i betonlaşma virüsünden kurtaracak. Avrupa Birliği Kalkınma Fonu, bu yönde sunulan projeyi kabul etmiş ve maddi kaynağın önünü açmış. Mardin'in tarihi dokusunu bozan tam 2 bin 500 beton yapı yıkılacak, şehir bu kirlilikten aşamalı olarak arındırılacakmış.
Darısı bütün şehirlerimize diyeceğim ama korkarım sözlerim havada öylece asılı kalacak. Çünkü 2 bin 500 beton yapıyı yıkmakla kurtarabileceğimiz başka bir şehrimiz yok bizim! Çirkin beton binaları yıktığımızda geriye birkaç cami ve külliye kalır birçok şehrimizden. Mardin öyle değil, çok özel bir şehir... Kendi dokusunu, mimarisini, kültürünü, ruhunu, zenginliğini ve güzelliğini bugüne kadar büyük oranda koruyabilmiş bir şehir... Yıkılacak o 2 bin 500 bina, dünyanın başka çirkin şehirlerinden Mardin'in orasına burasına sirayet etmiş olan kir pas lekelerinden ibaret sadece... Ama önü alınmazsa bu zehirli sarmaşık, diğer şehirlerimizi olduğu gibi Mardin'i de günün birinde nefessiz bırakacaktır, buna şüphe yok. Çünkü betonlaşma virüsü çılgınca yayılan bir virüs... Görmek için Mardin dışındaki hangi şehrimize baksanız işlediği fecaati görebilirsiniz!
Açıkçası beni kahrediyor bu durum, ama tozun dumanın hiç eksik olmadığı bu zamanda bu çocuksu kahırlardan kime ne? Sadece şehirler değil oysa, hayat çürüyüp gidiyor böyle insan insan, ev ev, şehir şehir... Ama bu hiç sonu gelmeyen hengâmede kimin umurunda? Hep kurtarılacak acil bir şeyleri oluyor bugünün dünyasının. Hayatın kendisi dışında!
Neyse böyle kahırlara kapılıp gidiyorum, bilincim toparlanamaz biçimde akıyor, ağlama duvarına dönüyor sonra yazı. Mardin'deki bu 2 bin 500 beton çirkinliğin kökünün kazınacak olması iyi haber değilse, ne? Sanki her gün böyle iyi haberler alıyorum! Yok hayır, bugün bu küçük umudu israf edecek değilim. Mardin için sevinçle dolduracağım içimi. Siz de sevinin sevgili dostlar; çok nadir olsa da, güzel şeyler oluyor, olabiliyor bazen bu modern döngünün içinde. Bunu hiç küçümsemeyin! "İnsanlar ölüyor, şehirler ölmüş çok mu" demeyin! Şehirlerin böyle en esaslı halleriyle yaşaması ölen insanları geri getirmez belki ama, hayatı burada, bizimle birlikte tutabilir. Farkında mısınız; biz kendimizi yaşamaya devam ediyor zannederken, hayat diye hatırladığımız o büyük puzzle, ne çok parçasından sessizce mahrum kalıyor her gün. Ne çok güzellik yerinden sökülüyor, değiştiriliyor arsız çirkinliklerle...
Bakın akmaya başladı bilincim yine, yazının sonuna kadar olsun sabredemedim. Mardin için şöyle dört başı mamur sevinemeden, diğer şehirlerin ağırlığı altında ezilir oldu yine kalemim. Kalemim dediysem, klavyem yani! Tuşlara basarak yazmak benim psikolojimi bozuyor olabilir mi? Parmaklarımın ucunda topladığım ve sırf yazıyı bitirebilmek için tuşlara yönelttiğim o minicik şiddet hamleleri içimdeki devasa kahır ve isyanla birleşince... Bu cümleye devam etmesem daha iyi... Şu soruyu sorup bırakayım: Dışarıdan birileri bu işlere para yatırmıyor olsa.. ne olurdu?






