
Pompidou Merkezi, Paris
Bu tür yapılar aslında içeriklerinden ve fonksiyonlarından çok daha fazlasını barındırıyorlar. Eğer British Museum'un muhteşem koleksiyonu bir dağıtım deposunda saklansaydı ve yakınlarda hoş kafeler ve otopark yerleri olsaydı bile, bu tarihi koleksiyon hakkındaki düşüncelerimiz değişecekti. 1990'lı yıllarda Kraliyet Silahları koleksiyonu Leeds'te yer alan yeni binaya taşındığı zaman yaşanan acı tecrübeler bize ders oldu. Koleksiyonun taşındığı yeni bina aslında kötü bir yer değildi ama burası koleksiyonun uzun süredir sergilendiği Londra Kulesi (Tower of London) olmadığı için ziyaretçi sayısında inanılmaz bir düşüş yaşandı. Yeni müze binasının finansal sorunlar yaşaması nedeniyle devlet yardım etmek zorunda kaldı.
Turizm sektörü jargonunda "tecrübe" her şeyden önce gelir. Mesela hiç Tate Müzesi'ni ziyaret eden sanatseverleri gözlemleme fırsatınız oldu mu? Çoğunluğu gruplar halinde dolaşıyorlar. Bir şeylere dikkatlice bakmak için durmuyorlar pek, ayrıca bir sergi odasında durma süreleri bayağı kısıtlı. Bu sebeplerden dolayı devasa Turbine Holü ve enstalasyon sergileri imdatınıza yetişiyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Giles Gilbert Scott tarafından enerji istasyonu olarak tasarlanan ve katedrale benzeyen bu yapı kalabalık turist gruplarına hizmet verebiliyor. Bu sebepten dolayı müzenin genişlemesi lazım. Şu andaki haliyle bu popüler mekan mevcut kapasitesinin iki katı ziyaretçiyi kaldırmakta oldukça zorlanıyor.
İsviçreli mimarlar Jacques Herzog ve Pierre de Meuron, Tate Müzesi'nin genişlemesi için ilk fikirlerini ortaya koyduklarında abartılı bir tasarım olan cam kutular kümesini önermişlerdi. Bu fikir uygun bulunmadığı için tıpkı enerji istasyonu gibi tuğla bir yapı önerildi. Oldukça orjinal ve akıllıca bir şekilde dizilmiş tuğla işçiliği ile inşa edilmiş bir proje ama ne olursa olsun yine de tuğladan oluşturulmuş bir bina bu. Esas önemli olan yüksek bir noktadaki bir platforma yerleştirilmiş bir yapının güney Londra'ya nasıl bir katkısının olacağı olmalı. Tate Modern müzesi Thames nehrinin karşısında ve Londra'nın kuzeyine bakıyor. Sembolik olması nedeniyle, 215 milyon Pound'a mal olacak ve güneye bakacak genişleme projesinin de oldukça ihtişamlı olması bekleniyor. Londra'da düzenlenecek 2012 Yaz Olimpiyatları için bu şehire gelenlerin ilk görecekleri yapılardan birisi olacak ama büyük ihtimalle o zaman henüz resmen açılmış olmayacak.

Tate Modern Ek Bina Projesi, Londra
Bilbao şehirinde görüleceği gibi, kalabalıkları kendine çekmesi için bir şehrin başkent olmasına gerek yok. Bu bağlamda 72 milyon Pound'a mal olması beklenen ve 2011 yılında açılacak Liverpool Müzesi'nin nasıl ilgi çekeceğini merak ediyorum. Danimarkalı mimarlar grubu olan 3XN tarafından tasarlanan ve taş ile camın birbirine girdiği bir proje olan Liverpool müzesi, şehrin ünlü Three Graces bölgesinde yer alan Edwardian Pierhead Binaları denen tarihi yapılarının hemen yanında yer alacak. Her ne kadar bazı açılardan bakıldığında tuhaf bir görüntüsü olan bir müze olsa da, yakın bölgede inşa edilmekte olan diğer projelere kıyasla yine de daha başarılı bir çalışma olduğu kesin. UNESCO'nun Dünya Mirasları listesine aldığı bu bölgede son dönemlerde şehiri tekrar canlandırmak için çok olumlu adımlar atıldıysa da maalesef aynı zamanda mimarlık bağlamında kötü sonuçları olan birçok proje de inşa edildi.

Liverpool Müzesi
Daha küçük bölgelerin yönetim merkezlerine bakalım şimdi de. Canterbury'da yer alan ve mimar Keith Williams tarafından tasarlanan 25,5 milyon Pound'a mal olması beklenen Marlowe Tiyatrosu oldukça ümit verici görünüyor. Modern görünümüne rağmen, katedrale yönlenen eğimli bir sahne düzeni insanın aklına son derece dar ve içiçe mekanların olduğu Viktorya dönemi oditoryumlarını getiriyor. Bu yapının Eylül 2011'de hizmete girmesi bekleniyor. Britanya'nın en iyi mimarlarından birisi olan David Chipperfield'in tasarladığı iki yerel sanat galerisi de, Wakefield şehrindeki Hepworth galerisi ile Margate şehrindeki Turner Çağdaş Müzesi, 2011 yılında açılmış olacak.

Turner Çağdaş Müzesi, Margate, İngiltere
Ancak bu dönemde esas ses getirecek projeler büyük şehirlerde tasarlanan ihtişamlı kültür merkezleri olacak. Mesela Hollandalı mimarlar grubu olan Mecanoo tarafından tasarlanan, 193 milyon Pound'a mal olacak ve de tel örgülerle kaplanmış bir cepheye sahip Birmingham şehiri merkez kütüphanesi bu bağlamda iyi bir örnek teşkil ediyor. Centenary Meydanı'nda (Centenary Square) yer alacak yapının 2013 yılında hizmete girmesi bekleniyor. Yakın zamana kadar halk kütüphaneleri yok olmakta olan kavramlardan birisi olarak görülürdü ama artık bu anlayış pek geçerli değil. Doğrudur artık eskiden olduğu gibi dış dünyadan kaçma mekanları olma durumları pek geçerli değil, ayrıca kütüphaneler daha gürültülü kamu alanları olmaya başladılar. Ancak Birmingham şehirinin bu büyüklükte ve kalitede bir kamu yapısı inşa etmeye hazır olması, bizlerin de ümitlenmesine yol açıyor. Bu durumun olumsuz yanları var mı diye soracak olursanız, 1970'li yıllarda John Madin tarafından brutalist bir tarzda inşa edilmiş ve oldukça iyi bir merkez kütüphanesi Birmingham'da mevcut. Birçokları bu yapının korunması için mücadele veriyorlar. 600 milyon Pound'luk bir yatırımın önünde en büyük engellerden birisi olması nedeniyle bu yapı büyük olasılıkla yıkılacak. Birçoğumuz aciz bir şekilde bu yatırımın sonuçlarının iyi olacağını ümit etmek istiyoruz. Bu devasa projeye yatırım yapanlar görece olarak başarılı yatırımcılar olduğu için, bu projenin sonuçlarının olumlu olması mümkün.
Bernard Tschumi'nin tasarladığı mükemmel bir yapı olan Akropolis Müzesi 2009 yılında tamamlandı. Mesela Büyük Britanya eskiden bu antik hazinelerin gerçek sahiplerinin bunları sergileyebilecekleri mekanlarının olmadığını iddia ederdi ancak Yunanistan'ın tarihi eserlerini çalan ülkelerden bunları geri talep etmesi için sağlam bir gerekçesi var artık; aynı durum Mısır için de geçerli. 600 milyon Dolar'a malolacak ve Giza piramitlerinin yakınında inşa edilmekte olan Büyük Mısır Müzesi, hem bulunduğu mekan dolayısıyla hem de çölün ortasında şeffaf kayalardan oluşan geometrik şekillere sahip olması nedeniyle, turistleri kendine çekmekte hiç zorlanmayacak. 2002 yılında açılan mimarlık yarışmasını Dublin'li Heneghan Peng mimarlık şirketinin kazanmasının ardından 2003 yılında bu projenin inşaatına başlandı. Bu yapının da 2013 yılında açılacağı bildirildi ama açılışının bir süre daha gecikmesi mümkün.

Büyük Mısır Müzesi, Mısır
Bu kadar kültürel projenin inşa edildiği bu döndemde global bir mali kriz ve durgunluk olmadığını düşünebilirsiniz. 4 Ocak 2010 tarihinde açılan Burç Halife, farklı bir bakış açısına sahip: "ne kadar zorlama birşey yaparsanız, insanlara buna ilgi gösterecek". Ama Burj Halife'nin son derece güzel bir anıtsal yapı olduğu da bir gerçek. Başka bir gerçek de mimarlığın önemli olması ancak arkasında bunu destekleyecek bir kültür yoksa bu yatırımların pek faydası olmayabilir. Bu bağlamda Dubai'nin komşusu Abu Dabi'nin son derece farklı yaklaşımının ne tür sonuçlar doğuracağını gözlemlemek ilginç olacak. Abu Dabi ünlü mimarları göreve çağırarak bir sürü müze binası ve galeriler inşa etmeyi, sonra da Louvre ve Guggenheim gibi müzelerden sanat ve tarihi eserleri ödünç alıp bu mekanlarda sergilemeyi hedefliyor. Abu Dabi hakkındaki diyeceklerimizi özetlersek, 2018 yılında tamamlanması beklenen Saadiyat adasındaki kültür sanat bölümüne bu Emirlik yaklaşık 27 milyar Dolar harcayacak. Acaba kültür mirasının bu kadar çabuk satın alabilir misiniz? Bu sorunun cevabı evet, 19. yüzyılda oluşturulan önemli müzeler çabucak inşa edilmişler ve içlerini doldurmak için dünyanın geri kalanını yağmalamışlardı. O günden bu yana değişen ne ki?

Saadiyat Adası Kültür Sanat Bölgesi, Abu Dabi






