Bir gün ev bitecek desem kimseler bana inanmaz. Ben bile inanmam. Lakin ev bitecek. Bunca anlı şanlı villalara, gösterişli ve çok güvenlikli apartmanlara karşı bitecek.
Hem gecekondulara, hem gökdelenlere hem yazlıklara rağmen bitecek. Kerpiç ve ahşap taş ve çadır ne zamandır birer nesnedir o vakittir bitmiş, bir bitecek. Geleceği otel odasında görmek tek başına bir şey söylemez. Gelecek sadece bir biçim değişikliği olarak geliyorsa eğer otel odası mağara bile olamaz demektir. İnsan sıkışa sıkışa, gün altında kuruyup çekilen bir meyve gibi görüntüden ibarettir. Şimdi, son kez bir otel odasına girip gözler kapalı bir gece olsun konaklamak gerekir. Gerekir de....
Otel odasına ulaşmak kolay değildir.
Önce güvenlik cihazından geçeceksiniz. Resepsiyondaki görevli size bir kart uzatacak. Bilgileri doldurdunuz. Sonra imza. Kimliğinizin fotokopisi kartınıza eklenecek. Giriş anahtarınız güncellenecek. Kredi kartı numaranız istenecek. Asansörü kullanacaksınız. Kimi anahtarlar nazlıdır. Birkaç kez denemeniz gerekir. Israrcı olmalısınız. Tekrar tekrar. Kartı o boşluğa uzatacaksınız. Boşluk onaylayıp uygun bulacak sizi. Yeşil ışık yanmazsa, eğer yanmazsa yeşil ışık asla içeri giremezsiniz. İşte göz kırptı. Birden mutluluk. Nesnenin hükümranlığı. Açtınız kapıyı. Şimdi yeniden kartı yerleştirmeniz lazım. Ki ışıklar yansın.
Sağda genellikle banyo ve tuvalet bulunur. Otelin yıldızına, sizin tercihinize ve biraz da şansınıza kalmış. Ayna. Şampuan. Sabun. Saç kurutma cihazı. Ters çevrilmiş bardaklar. Duş bonesi. Kulak çubuğu. Vücut kremi. En kritik yer burasıdır ve bir otel odasını oda kılan banyodur. Oradan okuyabilirsiniz kaldığınız oteli. Hizmet kalitesini. Ayrıntıyı, size verilen kıymeti. Sonra, sol yanda, elbiseleriniz ve ayakkabılarınız için dolap ve çekmece. Para kasası. Değerli mücevher, kol saati, para için. İlerlediniz. Ayna değişmez. Aynasız oda yoktur. Bazısı odayı daha geniş ve dekoratif gösterir. Duvarlardan birinde olmazsa olmaz reprodüksiyon. Yatakların üst kısmında. Nedense hep yatakların. Sanat hizmetinizde. Doya doya seyredin. Televizyon. Onun altında mini bar. Fiyatları akıl dışı içecek ve yiyecekler. Elbet odanın büyüklüğüne göre koltuklar. Standart odada başka süitlerde başka. Hiç görmedim ama kral dairelerinde bambaşka.
Ya yatak, yataklar? İşte su duygusu, hayat müjdesi buradadır. Siz asıl bunun için o yatakların size sunacağı zaman için buradasınız. Eğer o yatak sizi bir geceliğine bile dindiremezse hayalleriniz değil, hatıralarınız da yaralanır. Uykusuz geçmiş bir otel odası bir ömür sıkar boğazınızı. Kemiğinize batar. Bu yüzden olacak, iyi oteller, yatağın rolünü çok iyi bilirler. Otelde kalarak yatar insan. Yatak ipek duygusu, kuş tüyü heyecanı versin diye dikkat ederler. Ne çökmüş olmalı. Ne yumuşak ne sert. Hayatın kendisi kendisi gibi. Tek kişilik ve geniş yatakları tercih ederim. Geniş bir yaprak kucaklayışı sunmalarını beklerim.
Yine de içim rahat etmez. Gönlüm yatışmaz. Bir otel odasını asıl kuran pencere ve balkondur. Neredeyse her insan odaya girer girmez pencereye koşar. Perdeleri açar. Işık kadar zamanın hükmüne oradan bakar. Arkaik bir korku varmışçasına, mağarada kapanıp kalacakmışçasına, dar geçitten, karanlıktan, bilip görmenin güvenli limanına girmek ister. Önü açık ve manzaralı bir oda, içeriyle dışarının zembereğini yeniden kurar, dengeler. Şimdi, içeri girmenin, yaşamanın yolunda emin adımlarla yürümenin zamanıdır. Zamanı mıdır? Öyle midir? Büsbütün bunlardan ibaret midir bir otel odası? Perdeleri zaman duvarları gibi yükselmiş odalar. Kapanıp kalmak da bir yol değil mi?
Kaldığım otellerin penceresinden duvarları gördüm. Pençe pençe duvarda yükselmiş sarmaşıkları. Pervasızca yayılan portakal ağaçlarını da gördüm sisli ve gururlu dağları. Bazı pencereler okyanusa açıldı bazıları şehir gürültüsüne. Binlerce çiçeğe, nazlı havuzlara, hastane binalarına, kiliselere, okullara açılanları da oldu. Açılan pencere, mağaradan, mağara arketipinden kurtardı mı beni? Hep çıkıp gideceğim konup göçeceğim, emanetim duygusuyla baktım eşyalara. Denizin ve nehrin zevk yatağı olarak kullanıldığı, gemilerin otel gibi çatıldığı, odalarından sabah sislerinin dağıldığı, yaşamanın erik çiçekleri gibi odaya dolduğu anları da yaşadım. Ama, hiçbir şey yaklaşan bir otel odası kadar ilginç ve çarpıcı gözükmüyor. Otel odası deniz kazası.






