Saraya geçmeden önce birlikte yediğimiz yemek sırasında Genel Sekreter Yılmaz Kurt ve Mimar Korhan Gümüş'ten son günlerde yeniden gündeme oturan Atatürk Kültür Merkezi'nin traji-komik hikâyesini de dinledik. Bazı dostlarımız bu hikâyeyi köşelerinde uzun uzun anlattılar.
Kültür-Sen adlı sendikanın Atatürk Kültür Merkezi'ne tek çivi bile çaktırmamak için Koruma Kurulu ve Yargı'yı da arkasına alarak verdiği canhıraş mücadele inanılır gibi değildir. Kültürle, sanatla uzaktan yakından alâkası olmayan, bütünüyle siyasi bir mücadele bu. Maksat, mevcut iktidarın müsbetler hanesine yeni bir şey eklenmesin! Taksim'e yeni bir kültür merkezi fikri ortaya atıldığında "Yıkıp yerine cami yapacaklar!" yalanını kullanarak bastıkları yaygarayı unutmadık.
"Ben iktidarda değilsem batsın bu dünya!" tarzında bir muhalefetin yürütüldüğü başka bir ülke var mıdır, bilmiyorum. Hem bir çivi çaktırmıyor, hem de niçin çakmıyorsunuz diye bas bas bağırıyorlar. Geçenlerde yine toplanmış, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar. Bunun üzerine 2010 Ajansı yetkilileri Atatürk Kültür Merkezi önünde bir basın toplantısı düzenleyerek hadisenin arka planını bütün açıklığıyla anlattılar. "AKM'nin kapanmasından şikâyet edenler, buna sebep olanlardır!" diyen Ajans Yönetim Kurulu Başkanı Şekip Avgadiç'in açıklamalarını geçenlerde bu sayfada okudunuz.
Tamam, Atatürk Kültür Merkezi, yıllarca operalar, baleler seyrettiğimiz, konserler dinleyip sergiler gezdiğimiz, önünde dostlarımızla buluştuğumuz, Taksim denildiğinde bir neslin aklına ilk gelen, hatıralarımıza şöyle veya böyle karışmış bir bina... Ben de bütünüyle yıkılmasını doğru bulmam. Bir zamanlar yaşadığımız evlerin yıkılması, koşup oynadığımız sokakların yok olması, sularını içtiğimiz çeşmelerin kuruması, hayatımıza karışmış ağaçların kesilmesi, başkalarını bilmem ama, bana uzviyetimden bir parça koparılmış gibi acı verir. Okuduğumuz okullar, heyecanlı filmler seyrettiğimiz sinema salonları, tiyatrolar, kültür merkezleri vb. için de aynı şey söylenebilir.
Mümkün olduğu kadar muhafaza etmekten yanayım; çünkü bir binayı yıktığınız zaman o bina etrafında oluşmuş bir dünyayı yıkmış oluyorsunuz.
İyi ama, hatıralarımızın bir parçası olması, onu kendi haline bırakıp daha sonraki nesilleri de bize bir zamanlar yeten şartlara mahkûm etmek doğru mu? Atatürk Kültür Merkezi projelendirildiğinde İstanbul'un nüfusu ne kadardı, şimdi ne kadar? O yılların teknolojisi nerede, şimdiki nerede? Binanın bütünüyle yıkılmasını doğru bulmadığımı söyledim; fakat içinin yenilenmesine, yaşayan bir kültür merkezi haline getirilmesine karşı çıkılması "korumacılık" değil, kelimenin asıl manasında "gericilik"tir.
"Gerici"ler, Atatürk Kültür Merkezi'ni yenilemek için gönüllü olan Mimar Murat Tabanlıoğlu'nun projesine bile karşı çıkmışlar. Murat Tabanlıoğlu kim? Bu binanın mimarı Hayati Tabanlıoğlu'nun oğlu... Babasının mirasına ondan daha iyi kim sahip çıkabilir?
Bilenler bilir, Atatürk Kültür Merkezi soğuk yüzlü, kasvetli ve çok resmi bir binadır. Birilerinin zannettiği gibi ahım şahım bir sanat eseri hiç değil! Sizi içine çekmez, tam aksine, sahnelerinde perdeler indikten sonra kendinizi hemen dışarı atmak istersiniz. Üstelik her şeyiyle köhnemiştir; bu konuya ilgi duyan yazarlardan birinin tabiriyle "leş" gibidir. Bir an önce elden geçirilip İstanbul'un kültür hayatına yeniden kazandırılması şarttır.
Not. Sevgili okuyucularımdan iki hafta izin istiyor ve yakında idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ediyorum.
(Derkenar)
Evet, fakat yetmez!
Birkaç hafta önce "evet" kelimesinin etimolojisinden söz etmiştim. Yunus Emre uzmanı dostum Dr. Mustafa Tatçı, "evet"in eski metinlerde "fakat" manasında da kullanıldığını belirterek Yunus'un bir beytini hatırlattı:
Yûnus yidi nişân didi evet üçini gizledi
Anı dahı eydivirem gelüp halvet soranlara
Tatçı, rahmetli Orhan Şaik Gökyay'ın da bu konuda bazı görüşleri bulunduğunu belirterek bir makalesinin ismini zikretmiş. Gökyay'ın söz konusu makalesinde atıfta bulunduğu Dedem Korkudun Kitabı (Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, İstanbul 1973) adlı eserinde "evet"in "fakat" anlamıyla ilgili uzun bir açıklama var (s. CCXXVII). Tarama Sözlüğü'nde de aynı anlama işaret eden çok sayıda örnek zikredilmiştir.
Aklınızda bulunsun.
Takip
Bütün yorumları forumda okuyun!29 Ocak 2011, 20:15Yazan: hero49AKM yıkılırsa artık diğer tarihi eseleri yıkma alışkanlığı oluşur.Burda önemli olan bir şeyin tarihi eser ünvanını nasıl aldığıdır.Bunu bilirsek bu problemler yaşanmaz.Ama işin içine siyaset girdi.Bir tarafta kendini çok bilmiş zanneden, ülkede sadece kendilerinin aydın olduğunu zanneden, bazı kişilerin adından çok yararlanmış ve hala devam edenler, diğer tarafta ise dini siyasete alet eden, piyonluk yapanların düşünceleri arasında geçiyor... (devamı)
30 Ağustos 2010, 19:56Yazan: semstAKM yi sıkıcı bulmanızı saygı ie karşılıyorum. Ancak bir de konuya yapının yapıldıgı tarihin Türkiye'si gözü ile bakarsanız görüşünüz değişecektir sanırım. Bu proje döneminde birçok yabancı dergide yeralmış, övgü ile konuşulan bir yapısı idi. Aradan geçen yaklaşık 40 yıla karşın benzer fonksiyondaki yapıların azlığı ve bezersizliğini de dikkate aldığınızda yapının korunması gerektiği gerçeği ile karşılaşırsınız... (devamı)
13 Ağustos 2010, 12:25Yazan: Emine MerdimBeral Madra'nın Radikal'deki yazısı: http://www.arkitera.com/h55724-post-degil-kohne-modernizm.html
28 Nisan 2010, 14:09Yazan: Emine Merdimİstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı'nın AKM ile ilgili basın açıklaması. Görüldüğü üzere, AKM’nin onarımı ve bu onarım için gerekli olan ödeneğin sağlanması sadece İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın sorumluluğunda değildir. Ajansımız tarafından AKM hesabına para aktarılabilmesi, Ajans Koordinasyon Kurulu kararına bağlı olup, bu husus Koordinasyon Kurulu’nun yetkisindedir... (devamı)
25 Şubat 2010, 15:41Yazan: Emine Merdim2010 Kültür Başkenti Ajansı'nın AKM süresi hakkında basın açıklaması: 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun’un 11. maddesi gereği, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı işbirliğinde, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin onarımına yönelik “İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin Onarımına İlişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı İle İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Arasında İşbirliği Protokolü” 8 Ekim 2008 tarihinde imzalanarak çalışmalara başlanmıştı... (devamı)
24 Aralık 2009, 15:14Yazan: Emine MerdimHaber Türk'te bugün çıkan bir haber. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç'in açıklamaları: Muhteşem bir proje hazırladık. Çok spekülasyonu yapıldı bunun. Projeyi onaylattık, ihalesini yaptık. Kültür Emekçileri Sendikası yürütmeyi durdurma kararı aldı... (devamı)
14 Aralık 2009, 08:12Yazan: Omer YilmazDün Habertürk'teki köşesindeydi aşağıdaki Fatih Altaylı yazısı. Bir de maket fotoğrafı vardı ama internet sitesine o fotoğrafı koymamışlar. İlber Ortaylı da İBB binası yıkılmalı gibi bir şeyler demişti. Artık Murat Bardakçı'dan da bir yorum bekliyoruz. Taksim Opera Binası buydu TAKSİM'deki Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılıp yerine İstanbul'a yakışır bir opera binası ve yanında da bir kültür merkezi yapılması gerektiğini söylüyorum ya... (devamı)
26 Ağustos 2009, 10:50Yazan: Derya YazmanAtatürk Kültür Merkezi'nin yenileme projesine imza atan mimar Murat Tabanlıoğlu, Radikal'da yayınlanan bir haberde yenileme projesi ile ilgili bazı bilgiler verdi. Haberin devamı: 'Yapılmazsa AKM'ye yazık olur'
25 Ağustos 2009, 17:35Yazan: Omer Yilmazöyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kentin modern sanatlar müzesi'ne girerken güvenlik kulübesindekiler "nereye?" diye soruyorlar; "lokantaya mı, müzeye mi?" anlamında! demek ki, istanbul modern'in "işgal ettiği" antreponun tüketicilerinin çoğunluğu sanatseverler değil, boğaz kenarında topkapı sarayı'na nazır tıkınmak isteyen kent sakinleri; o kadar ki, müzenin içinden geçmeden (ve giriş ücreti ödemeden) hedeflerine ulaşabilsinler diye, dışarda, müzeden bağımsız işleyen bir asansöre yönlendiriliyorlar... (devamı)
25 Ağustos 2009, 16:04Yazan: Mehmet K. Özelöyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kentin modern sanatlar müzesi'ne girerken güvenlik kulübesindekiler "nereye?" diye soruyorlar; "lokantaya mı, müzeye mi?" anlamında! demek ki, istanbul modern'in "işgal ettiği" antreponun tüketicilerinin çoğunluğu sanatseverler değil, boğaz kenarında topkapı sarayı'na nazır tıkınmak isteyen kent sakinleri; o kadar ki, müzenin içinden geçmeden (ve giriş ücreti ödemeden) hedeflerine ulaşabilsinler diye, dışarda, müzeden bağımsız işleyen bir asansöre yönlendiriliyorlar... (devamı)
Bütün yorumları forumda okuyun!







