Haberler

Amerika İçin Çözüm Yok

Tarih: 6 Eylül 2010 Kaynak: Sabah (New York Times)
Amerika'nın hasta ekonomisine deva olabilecek birçok reçeteyi gözden geçiren uzmanlar, bazı tedavilerin yeni sorunlara yol açabileceğinden endişeleniyor. Örneğin, enflasyon veya deflasyon. Wall Street'e (üstte) belirsizlik hakim.

Küresel ekonomi on yılı aşkın bir süredir Amerika'daki iki yatırım furyasının başını çektiği devasa harcamalardan besleniyordu. O furyalardan biri, 1990'lardaki internet patlaması, öbürü de emlak çılgınlığıydı. Konut fiyatları alıp başını giderken ev sahipleri de fiyat artışları oranında krediler çekti ve dolarlarını alışveriş merkezlerindeki mobilya satıcılarına, Çin kıyılarındaki mobilya fabrikalarına saçtılar.

Sonra Amerika'daki konut fiyatları çöktü ve beraberinde İrlanda, İspanya gibi ülkelerin emlak sektörü inişe geçti. Finansman damarlarından biri böylece tıkandı. Ev sahipleri artık borç alamayınca harcamalarını kestiler. İşten çıkarmalar başladı.

Geçtiğimiz aylarda bazı ekonomistler bu olumsuz döngüden nihayet çıkılmaya başladığını duyurmuşlardı. İşletmeler stoklarını artırmaya başlamış bu da fabrikalarda bir miktar istihdam artışı getirmişti. İşgücündeki bu artışın, yeni işçi alımlarına yol açacak şekilde harcamalara dönüşeceği ve olumlu bir döngü oluşturacağı umutları yeşeriyordu.

Oysa uzun süredir küresel büyümenin lokomotifliğini yapan Amerikan ekonomisi yine tehlike sinyalleri veriyor. Alınan sert tedbirlere rağmen ikinci bir krizin geleceği korkusu büyüyor. Önemli belirtiler zayıflarken (konut satışları düşüyor, emek piyasası durgun ve Ağustos sonunda bir de ekonomik büyümenin son çeyrekte yavaşlayarak yüzde 1,6'ya düştüğü kesinleşti), hükümetteki karar mercilerinin etkili bir müdahalede bulunamadıkları görüşü yaygınlaştı. Çünkü neredeyse her önerinin ulusal borcu daha da artırma tehlikesi var. Ve Kasım'da yapılacak seçimler düşünülürse siyasi olarak kimse bunu göze alamaz.

Borcun ürkütücü derecede artması (bunlar büyük ölçüde Bush dönemine ait vergideki yüksek kesintiler ve iki savaşın sonucudur), Çin ve Japonya gibi kreditörlerin bir gün ABD'den çok daha yüksek faiz isteyeceği korkularını depreştiriyor. Faizlerin yükselmesiyse tüm ekonomiye yayılarak deflasyonun tersi bir etki yaratır. Dolara olan güveni azalan ticari sektör petrole, elektroniğe ve başka mallara karşılık daha fazla dolar isteyerek fiyat artışına, yani enflasyona yol açar.

Şimdiye kadar bunun tam tersi oldu. Emlak ve borsaya güveni kalmayan yatırımcılar devlet tahvillerine hücum etti ve faiz oranlarının aşırı düşük kalmasına yol açtı. Fakat başta Merkez Bankası (Fed) yöneticileri olmak üzere, parayı kontrol edenler hâlâ enflasyondan endişe ediyor. Müdahalelere sessizce bir son vermeyi uman Merkez Bankası, ekonomideki yeni rahatsız edici gelişmeler yüzünden bu planlarını ertelemek zorunda kalıyor.

Şimdiye kadar "Büyük Durgunluk" vardı. Şimdiyse, bundan sonra ne olacağı ve şu an ne yapılabileceği konusunda dünyanın en büyük ekonomisi bir "Büyük Belirsizliğe" itiliyor. Ekonominin zayıfladığı ve seçeneklerin azaldığı yönündeki izlenimler güçleniyor. Bu da, 1990'ları Japonya için "Kayıp On Yıl" yapan türden bir ekonomik durgunluğa şimdi ABD'nin sürüklendiği kaygılarını yeniden canlandırıyor. Çünkü o zamanki sıkıntılar da bir emlak balonunun patlamasıyla başlamış, bankalar borç içinde kalmış, kararsız politikalar krizi derinleştirmişti.

Obama yönetimini, ekonominin üstüne çöken tehlikeleri hafife almakla suçlayan Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz, "Japonlara benzer bir illete tutulduğumuz hemen hemen kesin. Bunu görmek çok kolay. Asıl zor olan, bundan nasıl kurtulacağımızı görmek" diyor. Japonya'nın acılı yılları deflasyonla ağırlaşmıştı. Aynı durum Büyük Bunalım yıllarında ABD'nin de başına gelmişti.

Fiyatların düşmesi arabaya, eve ve başka eşyalara ihtiyaç duyan insanlar için iyi olabilir. Fakat bu düşüş uzun süreli ve geniş kapsamlı olursa işletmeler yatırım yapmaktan ve istihdam yaratmaktan vazgeçer. Bu da daha az işe ve daha düşük ücretlere, dolayısıyla harcama gücünün azalmasına yol açar. Harcama gücünün azalmasıysa istihdam ve yatırıma ayrıca ket vurarak olumsuz bir kısır döngüye götürür. Deflasyon hem bir belirti, hem de temel işlevleri kilitlenen bir ekonominin sebebidir. Piyasada fazla mal ve hizmetin olduğu, ama onları satın alacak yeterince insan olmadığı anlamına gelir.

Uzun süredir enflasyondan özellikle korkan Almanya mevcut krizden oldukça az etkilendi ve büyük teşvik harcamalarına gerek duymadı. Kemer sıkma yanlıları şimdi bu örneği veriyorlar. Fakat Almanların Amerikalılara göre iki avantajı olduğu söylenebilir. Birincisi, tüketicilere para aktaracak yaygın bir sosyal güvenlik ağları, ikincisi daha fazla ihraç malı üretecek güçlü bir imalat tabanları var.

ABD ekonomisinde fiyatların yatay seyretmesi halen deflasyon korkularını besliyor. Deflasyonla savaşmak için başlıca yöntemse, ekonomiye kredi enjekte etmek ve isteksiz tüketicilere harcama gücü kazandırmaktır. Deflasyonla savaşacak başlıca merci, bankalar arası gecelik faizleri düzenleyen merkez bankasıdır (bankalar araç, konut ve öbür kredilerin faizlerini buna göre belirler). Fed bu aracı uzun süredir kullanıyor ve hedefini sıfıra yakın tutuyor.

Fed birçok bankayı (çoğu mortgage kökenli olan) sorunlu yatırımların yükünden de kurtardı ve yeni kredi verebilmeleri için onlara alan açtı. Birçok iktisatçı, yeni bir kriz ihtimalinin önünü almasından dolayı Fed'i övmüştür. Fakat Fed politikaları ulusal borcu daha da artırdı ve dünyanın dolara olan güvenini sınadığı söylentilerine yol açtı. Çoğu iktisatçı, kemer sıkmanın Amerikan ekonomisi için doğru reçete olmadığı görüşünde. Onlara göre önce ilacı alıp ölümcül tehlikeyi savuşturmak ve sonra öbür sorunların üstüne gitmek gerekir. Halen New Jersey, Princeton Üniversitesi'nde iktisatçı olan Fed eski Başkan Yardımcısı Alan Blinder, ülkenin Japonlar gibi bir batağa saplanmasına Amerikan siyasi sisteminin asla müsaade etmeyeceği görüşüne katılmıyor. Ona göre on yılı kaybetme "riski her zamankinden daha büyük".

Fed Başkanı Ben S. Bernanke geçtiğimiz ay, koşulların ağırlaşması durumunda alabilecekleri güçlü tedbirler olduğu konusunda güvence verdi. "Şu anki sorun, ekonomik hareketliliği destekleyecek, deflasyona karşı durabilecek araçlarımızın olup olmaması değil. Çünkü onlara sahibiz" diyordu Bernanke. "Şu anki sorun, ek teşvik sağlayabilecek her bir aracın, onu kullanmaktan doğabilecek maliyet ve riskleri telafi edip edemeyeceğidir" dedi. On yıl önce Japonların yaptığı gibi, ABD'li hazine yetkilileri de, kayıpları göze almak konusunda bankaları zorlamanın onları zayıflatıp başka bir krize yol açabileceğinden kaygılanıyorlar. Öyle olunca da günün reçetesi olarak kör topal ilerlemek kalıyor.

Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.