UygarlIklarIn beşiği, tarih ve kültür hazinesi, doğal güzellikleri göz kamaştıran, özgürlüklerin ve demokrasinin deniz feneri ve Türkiye’nin 3. büyük kenti İzmir, bugün kentsel sorunlarıyla, ekonomik ve sosyal açmazlarıyla, kalkınmada ve gelişmede hız kesmesiyle, kaderine razı; pasifist bir konuma itilmiştir.
Kontrolsüz göçün beraberinde getirdiği sosyal ve kültürel problemlerle, kaçak yapılaşma ve gecekondulaşmayla; estetikten uzak çarpık kentleşmeyle İzmir’in adeta dokusu bozulmuş ve Türkiye’nin en büyük köyü haline gelmiştir.
İzmir; kamu gelirlerine katkısıyla, ekonomiye sağladığı katma değerle Ankara’ya verdiğinin ancak dörtte birinin geri dönüşünü alabilmektedir.
Ulaşımda, turizmde, sporda, kültürel etkinliklerde ve fuarcılıkta İzmir, adeta küme düşmüştür.
Bu aşamada yapılması gereken; bu karamsar tablonun oluşmasında hepimizin sorumluluğu olduğu ön kabulü ile hiç kimseyi suçlamadan, çözüm arayışlarını yoğunlaştırmaktır.
TOKİ'nin Yaklaşımı
Toplu Konut İdaresi de Ankara gibi İzmir’e "şaşı" bakmaktadır.
TOKİ; ilk kuruluş yıllarında konut maliyetinin % 80’ini karşılayarak, uzun vadeli- düşük faizli kredilerle; konut kooperatifçiliğini özendiren, sosyal amaçlı bir kurumdu.
TOKİ’nin dar ve sabit gelirliyi gözeten, sosyal amaçlı uygulamalarıyla; 19841990 yıllarında ilk aşamada 600 bin, 2. aşamada da 1 milyon 200 bin konut, kooperatifler eliyle kısa sürede tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi.
9448 konutluk Egekent1, 1417 konutluk Egekent2 ve 4035 konutun yer aldığı Egekent- 3 projeleri Ege-Koop’un kullandırdığı Toplu Konut Kredileriyle 2,53 yıl gibi çok kısa bir sürede tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilmişti. İzmir, bu sayede her türlü altyapısıyla, insanca yaşanabilecek 3 modern kent parçasına sahip oldu.
Özal Hükümeti döneminde; TOKİ’nin hiç evi olmayanlara sosyal amaçlı olarak uyguladığı Toplu Konut politikası, ülkenin her yanında başarılı sonuçlar vermiş, birçok dar ve sabit gelirli, emekli, dul, işçi- memur bu sayede konut sahibi olmuşlardı. Ancak TOKİ’nin bu politikadan, 1990 sonrası ve son 5 yılda vazgeçmesi, daha sonraki süreçte de lüks konut yapımına, yap-satçılığa soyunarak sosyal amacından büyük ölçüde uzaklaşması; hem konutu olmayan dar ve sabit gelirlileri hem de Ege-Koop gibi ciddi kurumları üzüntüye sevk etmiştir.
Nitekim gittiğimiz her yerde, karşılaştığımız herkes, özellikle; polis, öğretmen, emekli özetle hiç konutu olmayan dar gelirli vatandaşlarımız, bize ne zaman konut sahibi olacaklarını sormaktadırlar. Buna cevap verememek de beni derinden üzmektedir.
Sonar’a yaptırdığımız araştırmaya göre, İzmir’de oturanların ancak % 43,5’i "çoğu standart dışı ve iptidai koşullarda" olmak üzere ev sahibi; %40,2’si de kiracı durumundadır. Bu tablo İzmir’de yaklaşık her 2 kişiden birinin konuta ihtiyacı olduğunu ve konutun, İzmir için çözülmesi gereken acil sorun olma özelliğini koruduğunu göstermektedir.
Projeler ve Haksızlık
AKP iktidarında da kentsel yenileme projelerinin öne çıkarılmasıyla özellikle Ankara ve İstanbul’da kent girişlerindeki gecekondular ve kaçak yapılar yıkılarak, yerine planlı ve modern konutlar yapılmaktadır. Bu bağlamda; TOKİ İzmir’de de Uzundere’de kentsel yenileme projesi uygulamaktadır.
TOKİ ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki protokole göre heyelan bölgesi olan Kadifekale’deki gecekondu sahipleri Uzundere’deki TOKİ’nin kentsel yenileme projesi kapsamındaki konutlara yerleşecek, Kadifekale’deki o bölge de TOKİ’ye devredilerek, orman alanı olarak düzenlenecektir.
Ancak; TOKİ 3008 konutun karşılığında Büyükşehir Belediyesi’nden 70 milyon YTL istemektedir. İzmir’in kent sorunlarının çözümü için kaynak arayan Büyükşehir Belediyesi bu parayı ödeyemediği için ve bu konuda TOKİ gerekli esnekliği göstermediğinden Kadifekale’deki kentsel yenileme gerçekleşememektedir.
Bunun sonucu olarak bir yandan Kadifekale’de oturanların can güvenlikleri tehlike altında kalmakta diğer yandan Uzundere’deki konutlar boş durmaktadır. TOKİ’nin Uzundere’dekine benzer, mağduriyet yaratan bir uygulamayı, iktidar partisine mensup belediyelerin yönetimde olduğu; İstanbul ve Ankara’da uygulayıp uygulamadığı merak konusudur. Sonuç olarak; Başbakan Erdoğan’ın İzmir’e yapılan bu haksızlığa bizzat el koymasına ve bu sorunun acilen çözülmesine ihtiyaç duyulmaktadır.






