
Oktay Ekinci'nin hazırlayıp yönettiği "İmar Dosyası" programının özel bölümü, "Yerel Seçim 09 Özel - İstanbul'un Mimar ve Şehirci Adaylarıyla Forum" başlığıyla 15 Mart 2009'da Kanal B'de yayınlandı. AKP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Sinan Genim, CHP Beykoz Belediye Başkan Adayı Alaattin Köseler, DSP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Arif Atılgan, MHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Turgut, DP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Dülger ve DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Vefik Alp'in konuk olduğu programın devamını yayınlıyoruz:
Oktay Ekinci: Görüyorsunuz ki gerek öğrenci arkadaşlarımızın soruları, gerekse adaylarımızın yanıtları hocalarımızı çok heyecanlandırdı. Ben hemen bir cümle ekleyerek öğrencilerimize dönmek istiyorum. Eğer ben başta söylemeseydim bilemeyeceklerdi adayların hangi partilerden olduklarını, ama mimarlık, plancılık gibi mesleklerin öne çıkması hoş bir şey. Hangi partiden olduklarını bilmeden bir meslek uzmanı olarak kenti nasıl yöneteceklerini dinlemek beni de heyecanlandırıyor.
Soru (YTÜ): Aslında sorum Zekai Hoca'nın sorularının devamı niteliğinde... Bir mimar-siyasetçi ya da plancı-siyasetçi olarak yönetimsel ve uygulamaya yönelik yaklaşımlarınız nasıl olacak? Sizinle aynı meslekten olmayan başkanlardan nasıl farklılaşacaksınız? Ülkemizdeki gelenekselleşmiş belediyecilik anlayışından farklılaşabilecek misiniz ve bu süreçte meslek etiğine tam anlamıyla bağlı kalabilecek misiniz?
Soru (MSGSÜ): İstanbul'da artan araç trafiğiyle birlikte bugüne kadar ulaşım sorunu ağırlıklı olarak özel araç odaklı düzenlemelerle çözülmeye çalışıldı, fakat bunun tam bir çözüm olmadığını, sadece geçici bir tadilat olduğunu biliyoruz. Sizlerin özel araçtan ziyade, toplu taşımayı amaçlayan ya da yaya öncelikli düşüncelerinizi merak ediyorum.
Soru (İTÜ): Gündemde olan bir konu olan, İstanbul 2010 Kültür Başkenti hakkında bir soru soracağım. Bu sürece nasıl bakıyorsunuz, sizce bu 2010 süreci katılım açısından yeterli mi? Bu süreçteki projeleri sürdürülebilir buluyor musunuz? Mesela Kadıköy'de iki tane adayımız var, 10 yıldır gündemde olan ve 2010'da da ortaya konulan Hasanpaşa projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oktay Ekinci: Harika sorular geldi gerçekten. Bu turda Ahmet Vefik Alp'ten başlıyoruz.
Ahmet Vefik Alp: Biliyorsunuz, Kartal'da ve Avcılar'da iki kentsel dönüşüm projesi yapıldı. Duydunuz, bir yarışma açıldı. İnanmadınız, ben de inanamadım: Sayın "mimar" belediye başkanımız Küçükçekmece ve Kartal için beşer yabancı mimar davet etti, sizleri, hocalarımı, başkanımı, beni ve kendisini reddetti. Bu ayıptan sonra aday olmasını çok yadırgıyorum. Yanılmıyorsam Mimarlar Odası, Disiplin Kurulu'na verdi ama sonuç ne oldu bilemiyorum.
Aziz arkadaşlarım, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bu kenti nasıl yöneteceksiniz? Yedi kocalı Hürmüz, yani hocalarımız geliyorlar, plan yapıyorsunuz -zaten plan çakma-, bir de Ankara yedi taraftan plana müdahale ediyor. Artık İstanbul'un kontrolü Başkan'da değil. Üçüncü köprüyü, tüp geçişi, Haydarpaşa'yı, ikinci tüp geçişi Ulaştırma Bakanı tanzim ediyor. Özelleştirme İdaresi geldi, Galata'ya hakim oldu. Turizm Bakanlığı zaten, Turizm Teşvik Kanunu'yla bütün kıyıları kontrol ediyor. Bir de bunun üzerine TOKİ denilen canavar geldi. Biz TOKİ'yi sokmayacağız, görüğüm kadarıyla başka adaylar da aynı fikirde, buna çok memnun oldum. Bu 12 tane kuruluşa Türkiye'de, bu rant iyi ve rahat paylaşılsın diye imar planı yapma yetkisi verdi bu hükümet. Ve bunların hepsi İstanbul'a el attı. Bu düzensizliğin düzenine son vermek için ben 4. kez aday oldum.
Kartal'ı Irak asıllı kadın mimar Zaha Hadid'e verdi, şimdi orada rant paylaşımı başladı. 5.000 metrekarenin altındaki parsellere imar hakkı yokken, orada arazisi olan büyük kuruluşlarımız -şimdi isimlerini anmayayım- arsalarını bitiriyor. Küçükçekmece daha makul bir proje gibi görünüyor ama buradaki ayıp, Türk mimarlığına büyük bir saygısızlıktır. Böyle birinin İstanbul'a başkan olmasını ben reddediyorum, onun için 4. kez çıkıyorum.
Yayalaştırma hakkında bir soru sorulmuştu, o konuda bir projemi paylaşayım: Benim geçen yıllardan beri üstünde çalıştığım bir proje var, Tarihi Yarımada'nın tamamen yayalaştırılması. Bakınız burada 3 medeniyet yatıyor. Ben orada bir iki proje yaptım, kazdıkça başka bir kültür çıktı alttan. Burası şimdi, küçük bir bölümü hariç, otopark deposu haline geldi. Burayı ben araçlardan temizlemek istiyorum, eski günlerine götürmek istiyorum. Bütün binaları, yolları temizlemek, hatta o günkü arabalarla vs. dünyanın Kültür ve Turizm Mekkesi yapmak istiyorum. Bu yayalaştırmada, pedestrian city ya da old city dediğimiz eski şehir varlığını dünya kültürüne geri vermek zorundayız.
Metrobüs hakkında da bir iki şey söylemek istiyorum. Bu metrobüs projesi seçim sürecinde büyük bir aldatmacadır. 1.200.000.000 Euro'yu harcadılar, bu paralar sizin, hocalarımın ve benim. Sürekli raylı sistemden bahseden bu yönetim, ağaçları kesip, yolları daraltarak, yine lastik tekerlekli araçları getirdiler ve geleceği olmayan bu demode projeyi İstanbul'a dayattılar. Benim alternatif çalışmam ise, metroya destek olmak üzere Monoray'dı. Bunu hep Sayın Başkan'a arz ettim, "Gelin raylı sistem yapalım, yukarı kaldıralım, aynı satıhta yapmayalım. Metro çalışmalarına da destek olsun, çünkü bu proje üç kat daha ucuz ve daha hızlı," dedim ama dinletemedim. Kim söylediyse Başkan'a bu metrobüsü, bir şekilde kabul edildi. Metrobüs için "bindik bir alamete gidiyoruz felakete" diyorum. Evet, o güzergahta yaşayan bir kesim insana faydalı oldu, fakat bu, projenin genel sıkıntılarını affettirmiyor. Bir başkanın böyle bir şey yapmaya hakkı olabilir mi? Yani "Aklıma esti 1.200.000.000 Euro harcayıp, metrobüs yapacağım" diyebilir mi? İnsan en azından bir anket yapar, sivil toplum örgütlerine danışır, sorar soruşturur. "Ben yaptım, oldu" anlayışına son vereceğiz.
Demokratik Sol Parti adayı olarak ben İstanbulluları bu zulümden, bu rant paylaşımından, bu yağmadan ve bu düzensizliğin düzeninden kurtarmaya söz veriyorum, bu taahhütü de hem mühürlüyorum hem de imzalıyorum.
Oktay Ekinci: Teşekkür ederiz, hemen Mehmet Dülger'e geçiyorum, Sayın Dülger buyrun...
Mehmet Dülger: Teşekkürler Sevgili Başkan. Sorular gayet güzel ama bize ayrılan zaman içerisinde hepsini cevaplayabilir miyim bilemiyorum. Nasıl yönetilecek meselesi konusunda ben üslup olarak şunu söylemek istiyorum: Belediye Başkanı olarak seçildiğim takdirde, normatik çerçeveyi koruyup, o normlara herkesin uymasını sağlayacak şekilde bir yönetim sağlayacağım. Fiilen benim yapmam doğru olmaz, değişecek olanlar da var, büyük projeler için gereken normları, çevre sakinlerinin de düşüncelerini alarak beraber hazırlayacağız.
Bana göre şu anda muazzam bir dağınıklık var. İstanbul'da sadece ulaştırma için birbirinden bağımsız 17 tane kuruluş var. Yani her birinin getirdiği farklı kararlarla bu keşmekeş yaşanıyor. Bütün bu kuruluşları New York'ta olduğu gibi bir büyük şemsiye altında toplamak gerekiyor. Cehaletimi mazur görün, ben dışarıda okuyup bitirdikten sonra gelip burada, planlama teşkilatında çalışmaya başladığımda beni en çok mücavir alan fikri şaşırtmıştı. "Mücavir" civar alan anlamına geliyor, yani burada bir belediye var, onun civarında bir alan var, onun yanında da bir belediye var ve onun civarında da bir alan var, peki bu iki alanı ayıran ne? Yok! Gördüğümüz bütün hukuksuzlukların tamamı bu civarda geçiyor. Bunu çözmenin de imkanı yok. Bunun için yeniden gözden geçirmek lazım. Belediyenin kendisinin ve komşu belediyenin tasarruf alanlarını net bir şekilde belirlemek lazım. Böyle bir döngü içine girmeden önce yapılması gereken, rant imkanlarını ortadan kaldırmak ve modern yönetim usullerini hakim kılmaktır.
Özel araç öncelikli çözümlerden ben de şikayetçiyim. Büyükşehirlerin daima bir tarihi kısmı olur, o eski kısım içerisindeki sokaklar insanlara ayrılmıştır. Siz o sokaklara saatte 60 km giden araçları soktuğunuz vakit asıl keşmekeş başlar. İşin içerisinden çıkamazsınız. Biz İstanbul'u bir yaya şehri haline getirmek için bir proje geliştiriyoruz. Bu sağlandığı takdirde sadece sağlam olan değil, engelli olanlar da şehir hayatına entegre olabilecekler. İstanbul'da 1.700.000 engelli var. Bunların hepsi evde oturuyor. Sinemaya tiyatroya gidemez, alışveriş edemez, gezemez, dolaşamaz... Metrobüse de binemez... Bu açıdan da meseleye bakmak lazım. Tabii toplu taşıma araçlarına öncelik vermek icap ediyor. Metrobüs, anlayış itibariyle el yordamıyla yapılmış bir şey. Yaparsak iyi olur denilerek geliştirilmiş, sonradan otobüsler getirildiğinde kapıların yanlış taraftan açıldığı farkedildi. Bunun yerine, Ahmet Vefik Bey'e katılıyorum, onun da dediği gibi gereken danışma yapıldıktan sonra, Avcılar'dan Söğütözü'ne kadar olan güzergah düşünülüyorsa, metrobüsün bölüm bölüm ele alınması gerekirdi. O kadar uzun bir güzergahta bir sorun yaşandığında müdahale etmek çok zor. Raylı sistem çok daha akıllıca olurdu, hem yönetimi kolay hem de yüksek sayıda insanı bir yerden bir yere çok daha hızlı ve kolay bir şekilde götürebilirdi.
Işıl Hanım'ın sorusu ayrı bir toplantı gerektirecek önem taşıyor. İstanbul'un kültür boyutu çok az biliniyor. Son elli yıl içerisinde İstanbul'u idare eden belediye başkanlarından sadece 3'ü İstanbulluydu. Sorsanız Atıf Paşa Kütüphanesi'nin, 18. asır başında sivil bir insanın teşvik edip kamuya yaptırdığı ilk sivil kütüphane olduğunu çok az insan bilir. Geçenlerde bir gazetede köşe yazarı hanım soruyor, "İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması hakkında ne düşünüyorsunuz" diye, Catherine Deneuve cevap veriyor, "Siz insanları bir yerden bir yere düzgün bir şekilde götürün, İstanbul'a başka bir şey yapmaya lüzum yok. İstanbul fevkalade bir şehir ve çok güzel şeyler ortaya koyuyor" diyor. Tabii bu vasfını iyice ortaya koymak lazım ama bunun çok iyi düşünülemediği, çok iyi becerilemediği ortada... Şu anda 2010 grubu çok iyi bilemediğimiz sebepler nedeniyle dağılmış durumda, çok az bir zaman kaldı ve o zamana kadar hangi projelerin yapılacağına dair net bir fikrimiz de yok. Ankara'dan takip ettiğim ve gördüğüm kadarıyla Kültür Bakanlığı'nın İstanbul için hazırladığı olağan projeler bu kaynaklar kullanılarak gerçekleştirildi. Avrupa'nın Kültür Başkenti olması konusunda net bir çalışma da ortada gözükmüyor. Keşke sorumlu kişiler ne yapıldığını açıkça ortaya koysalar...
Oktay Ekinci: Çok teşekkür ediyorum, buyrun Sayın Ahmet Turgut...
Ahmet Turgut: Teşekkürler. Sorular o kadar kapsamlı ki 5 dakikada cevaplamaya kalkarsak, Sayın Topbaş'la, Sayın Kılıçdaroğlu'na benzeriz. Çünkü "Kültür için bir şey düşünüyor musunuz?" diye sorulduğunda "Evet düşünüyoruz" diyorlar ya da "Öğrenciler için bir şey var mı?" diye sorulduğunda "Evet var" diye cevap veriyorlar, ama içi yok!
Sizlere de daha önce dağıtılan bu kitapta kentlerde sorun olarak gördüğümüz her konuda çözümler paylaşmaya çalıştık. Mesela 131. sayfada şeffaf yönetim diye başlayan ve İstanbul'u nasıl yöneteceğimizi anlatan bir bölümümüz var; yönetimi nasıl adil kılacağız, nasıl şeffaflaştıracağız, kentli yönetime nasıl katılacak hepsi tek tek yazıyor. Ben büyük yayınlarda da anlatmaya çalışıyorum. İmar komisyonu başta olmak üzere bütün odalara, yurt dışında gördüğüm bazı örneklerdeki gibi bu toplantılara meslek örgütleri ve sektör temsilcileri mutlaka katılacak. İmar komisyonu ve diğer komisyon odaları 25-30 kişinin oturmasına müsait. Camlı bölmelerle ayrılmış dinleyici localarının olduğu komisyon odaları olacak, kente toplantı saatleri ilan edilecek, basın yayın kuruluşları ve temsilcileri ve kentlimiz gelecek ve orada tartışmaları dinleyecek.
Meclis toplantılarında da saat iki gibi başlıyorlar ve beşte bitirip hemen kaçıyorlar. Meclis başkan vekili mesela 27 nolu raporu oylamaya sunuyorum diyor ve oylamaya göre kabul edilmiştir ya da edilmemiştir diyor ve geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Nisan ayında elektronik oylamaya geçecek. Sabah 8'de başlayacağız, akşam beşe altıya kadar 5 gün boyunca sürecek. Örneğin yine bu kentte imar komisyonu raporları çok tartışıldığı için, şöyle başlayacak: "Beşiktaş ilçesi, şu pafta, şu ada, şu parseldeki, şu kişiye ait mülkiyetteki alan şu taleple gelmiştir, müellif durumu budur, bu öneri hakkında kamu kurumlarından ya da halktan görüşleri alınmıştır" diye meclis başkanı okuyacak, oylamaya sunulacak ve herkes açıkça duyduktan sonra oylamaya sunulacak. Yine bir kentli radyo ve televizyonu projemiz var, yayıncılığa soyunuyoruz. Radyo bir trafik radyosu olacak, televizyon da aynı TBMM'deki gibi, İBB Meclisi televizyon aracılığıyla naklen yayınlanacak. 5. günün akşamında da tutanaklar internet sayfamızdan bir gazete üslubuyla yayınlanacak.
Yönetimi adilleştirebilirsek, şeffaflaştırabilirsek ve kapabilirsek, bir Kentlikart projemiz var, Akbil yerine kullanılacak. Bu kartla tıpkı bankamatik kullanır gibi insanlar belediyenin projelerini oylayabilecekler. Kenti yönlendirebileceğini düşündüğümüz büyük projelerimizde mutlaka referandum yapacağız. Bu kart sayesinde hemen 1 - 2 saat içerisinde sonuç alabileceğiz.
Özel araç yoğunluğu tabii yıllardır yakındığımız bir konu. Bu kentte biliyorsunuz her gün istatistik olarak 600 araç trafiğe çıkıyor. Bu sayı önümüzdeki yıllarda da artmaya devam edecek, bu nedenle toplu taşımayı desteklemek durumundayız.
İBB'nin metrobüs fikrini nereden bulduğunu biliyor musunuz? AROG filmini seyretmişler. İstanbul Belediyesi'nin Ulaşımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı var, bunun da altında birimleri var fakat bunların hiçbirisinde böyle bir çözüm yok. Sayın Başbakanımız'ın yaptırdığı ama uymadığı ve kendisinden sonra gelen belediye başkanlarının da uymadığı bir kentsel ulaşım alanı master planı var. Sayın Topbaş'ın döneminde de meslek odalarının, akademisyenlerin ve bizlerin sınırsızca destek verdiği herhangi bir çözüm ise yok. 3. köprü, metrobüs bunların hiçbiri yok. Evet metrobüs yaklaşık 10 - 12 yıldır öneri olarak var ve mentalite olarak doğrudur fakat yapım yöntemi yanlıştır. Sayın Başkan açıklarsa öğreneceğiz ben de bunu kendisinden öğrenmiştim bir televizyon programında: Avcılar'la Zincirlikuyu arasındaki bölüme 367 milyon TL harcanmıştır. Bu parayla biz 4,5 - 5 km civarında metro yapardık. Toplu taşıma konusundaki projelerimiz kitapta var, özellikle de hızlı ve konforlu toplu taşımacılık için İETT'yi yeniden ele alıyoruz. Bakırköy'deki bir hemşerim Bakırköy - Mecidiyeköy hattı kaldırıldığı için Bakırköy'deki istasyona ya taksiyle geliyor ya da 20 - 25 dk yürüyerek geliyor. "Avcılar - Zincirlikuyu arası 38 dk" diye sloganı var belediyenin, peki Topkapı'da otobüsten indikten sonra üst geçitten karşıya geçmek ne kadar sürüyor? 20 dk! Hatta şu anda 545.000 kişi taşınıyor. AKP'nin sloganı ne? "İstanbul'sun Büyük Düşün" İstanbul büyük düşünemiyor kusura bakmasınlar. Biz toplu taşıma konusunda ilk altı ay içerisinde İETT'ye 1.200 tane otobüs alacağız. 05:00 - 10:00 saatleri arasında ve akşam 16:00 - 21:00 saatleri arasında düğer ulaşım türleriyle de entegre olacak şekilde otobüs tahsis edeceğiz.
2010 için biliyorsunuz Rami Kışlası'nın kütüphaneye dönüştürülme projesi var, henüz daha rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri süreci tamamlanmadı. AKM konusunda da Başbakanımız ve Eski Kültür ve Turizm Bakanımız 5 yılımızı çaldı. Şimdi AKM yenileniyor, inşallah yetişir. Ben 2010'u incelemeye çalışıyorum, diğer kültür başkentlerini baktığımızda kalıcı yatırımlar sağlamaya çalıştıklarını görüyoruz. Özellikle de gençlere kültür altyapısı oluşturuyorlar. Fakat bizde bu tür çalışmalar yapılmıyor. Ajansın ve devletin 2010 için iki tane projesi var, biri AKM'nin yenilenmesi diğeri de Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezi'nin tamamlanması. Üst geçitleri ve alt geçitleri de seçim dönemi olduğu için bitiriyorlar.
Oktay Ekinci: Evet, Sayın Arif Atılgan, buyrun...
Arif Atılgan: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Önce sorulara kısaca bir değineyim, sonra genel anlamda da bir şeyler söylemek istiyorum. Ulaşım konusunda biz Kadıköy'de toplu ulaşımı gerçekleştirmek istiyoruz. Kadıköy merkezine özel araçlarla girmeyi kısıtlamak istiyoruz. Rahat bir toplu ulaşımı sağladıktan sonra Kadıköy ve Bostancı arasında yıllardır bekleyen bir metro projesi vardır, onu gerçekleştirmek istiyoruz. Kadıköy - Bostancı arasında bir tramvay projemiz var. Tabii ilk etapta ayağımız yere basacaktır, minibüsleri rehabilite etmek zorundayız, ardından 5 - 10 minibüsü birleştirerek onları otobüs almaya teşvik etmeyi ve bu sayede toplu ulaşımı sağlamayı amaçlıyoruz. Gazhaneyi gerektiği şekilde değerlendirmek istiyoruz. Haydarpaşa Garı ve Limanı da günümüze kadar gelebilmiş hala çalışan en değerli endüstri mirasıdır onları da en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti konusunda fikrimize gelince, bizim gördüğümüz kadarıyla bu kapsamda hazırlanan projeler, fon alıp bir şeyler yapmış olmak için hazırlanan projelerdi. Biz bu projeleri uygun görmüyoruz ve 2010'da Kadıköy'de olması gerektiği şekilde etkinlikler yaparak, İstanbul'un Kültür Başkenti olduğunu kanıtlamak istiyoruz. Bu anlamda Kadıköy Kent Müzesi'ni kurmak istiyoruz. Kadıköy Kent Müzesi'yle ilgili, Kadıköy Belediyesi'nde yapılan çalışmalardan farklı olarak, müzeyi bir binanın içine sıkıştırmak yerine, toplantıların, açık oturumların düzenlenmesi, çeşitli etkinliklerin gerçekleştirilebilmesi için Kadıköy'ün tamamını bir kent müzesi haline dönüştürmek istiyoruz.
Kadıköy için yapılacak en iyi proje, Kadıköy'e proje yapmamaktır. Çünkü Kadıköy'e yapılacak projeler, Kadıköy'deki 5 boş alanı doldurmak üzere yapılacaktır. Kuşdili Çayırı, Göztepe Parkı, Özgürlük Parkı, Darüşşafaka'nın Merdivenköy'deki yeri, Kozyatağı'nda Kriton Curi Parkı, bir de tabi Tarım Müdürlüğü'nün bahçesi var Caddebostan'da... Yapılacak projelerin her biri bu alanları doldurmak üzere yapılacaktır. Biz buraların korunmasını ve boş bırakılmasını sağlamak istiyoruz.
Genelde bütün adaylar klasör klasör projelerle dolaşıyorlar. Biz şunu söylüyoruz, herkes kendi tapulu arsasına istediği projeyi yapabilir ve istediği hayali uygulayabilir ama kamu arsalarına yapılacak projeler, kimseye danışılmadan yapılamaz. Hiçbir belediye başkanı kamunun arsasını kendi mülkü gibi kullanamaz, biz buralara yapılacak projelerin hepsi için yarışma içmayı planlıyoruz.
Kadıköy'ü korumak istediğimizi söyledim, bildiğiniz gibi ben Mimarlar Odası'nda çalışıyorum, bizim terbiyemiz koruma ile kamu ve toplum yararıdır. Biz kentlerin tarihi kimliğinin korunmasını isteriz ve yapılan her projede kamu ve toplum yararı aranmasını isteriz. Kadıköy'ü de bu anlamda değerlendirmek istiyoruz. Mesela bu anlamda Kuşdili Çayırı'nı rekreasyon alanı olarak düşünüyoruz ve orada bir sanat pazarı yapmak istiyoruz. Bu sanat pazarında sanatçıların ressamların ve heykeltraşların vatandaşla direkt ilişki içinde olmasını sağlamak istiyoruz. Kuşdili Çayırı'nın etrafındaki binaların altında sanat galerileri oluşturup, dünyada bir Kuşdili ekolünü sağlamayı amaçlıyoruz.
Buradan bütün Kadıköylüler'e seslenmek istiyorum, Mühürzade'ye yapılan o vahşi otel projesi, Meteoroloji Alanı'na yapılacak olan o 156 metre yüksekliğindeki dört bloktan oluşan konut projesi, Kuşdili Çayırı'na yapılacak olan proje, Haydarpaşa Projesi, ki buradaki 1 milyon metrekarelik alana 1 milyon nüfus yerleştirilmek istenmektedir ve toplam 4 - 5 milyon metrekare inşaat alanı öngörülmektedir, bu projelere yasal ortamlarda karşı çıkarak, yapılmamış olanları engellemek için, yapılmış olanları da yıkmak için elimden geleni yapacağım. Teşekkür ederim.
Oktay Ekinci: Biz teşekkür ederiz. Alaattin Köseler'in konuşmasına geçiyoruz, buyurun efendim.
Alaattin Köseler: Teşekkür ederim. Ben soruları, yönetimsel açıdan ve meslek adamı perspektifiyle bakarak yanıtlamak istiyorum. Meslek adamı olarak, istediklerimizi plan ölçeğinde hayata geçirememenin vermiş olduğu sıkıntıları yaşıyoruz. Çünkü, planlı bir ilçe olmak için verilen mücadelede başarılı olma şansının yüzdesi, şu anda ülkede iktidar olan partinin TBMM'de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nde ve Beykoz Belediye Meclisi'ndeki oy oranlarının yüzdesinin ve meclis üyesi sayısının fazla olmasına bağlı. Bundan dolayı da karşılarında yeterli siyasi bir güç oluşmuyor. Tüm bu meclislerde, halkın aleyhine olan noktalar ve halkın içine dahil olmadığı projeler, halkı yok sayan bir anlayışla, yalnızca sayısal üstünlüklere dayanarak, başkanların elini kaldırıp indirdiği bir ortamda hayata geçiriliyor. Bu durum, tüm ilçelerde, illerde ve ülke genelinde söz konusu.
Bu duyarsızlığı ve aksine bir şey yapamamanın vermiş olduğu aczi hissetmek bir mücadeleyi doğuruyor, ancak verilen bu mücadele yeterli olmuyor, güçsüz kalıyorsunuz. Örnekler çok fazla, konuyu da genişletebiliriz. Ancak Beykoz örneği üzerinden konuşursak, Beykoz ilçe olarak İstanbul'un akciğeri olmalı. Biraz önce bahsedildiği gibi, 12 kuruluşa imar yetkisi veriliyor. 2B ile ilgili İstanbul, Beykoz ve Çavuşbaşı örneklerini inceleyelim. Kanunlar içine gizlenerek halkın arkasından iş yapılmasını sağlayan bir sürü madde var. Havza sınırı uygulamasından dolayı Çavuşpaşa'nın belki de %65'inin yok sayıldığı, yıkıma doğru giden bir süreç var. Çavuşpaşa halkı bunu şu anda bilmiyor. Çavuşbaşı, tamamen siyasi endişelerle belde başkanlığı yok sayılarak Beykoz ilçesine katılan bir yer haline getirildi. 2B Maddesi'nin açılımına göre, orman arazisi içinde kalan alanlarda yaşayan vatandaşlarımızın hazine arazisine dönüştürülen alanlara getirileceği ve ecri misil tarihine kadar bedeli ödenmezse başkasına satılacak arazilerde yaşayacaklarının söylendiği bir süreç içindeyiz. Hazine arazilerinde ise, gerekli şekil şartlarını sağlamadığı gerekçesiyle vatandaşı boşa çıkartan alanlar oluştu.
Bu 2B Kanunları'yla, TOKİ ve bazı özel grupların bu alanlara girmesinin önü açılıyor. Çıkan kanunlar ve sunulan seçenekler, bölgelerde yaşayan insanların aleyhine işliyor. Beykoz'da işsizlik, mülkiyet ve tapu problemleri var. Belki soruların dışına çıkıyorum, ama bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Mülkiyet savaşlarının olduğu ve bütün sıkıntıları maksimum düzeyde yaşayan bir ilçeden bahsediyorum. Bu vesileyle de, bu tartışma ortamını bilinçli olarak kullanıyorum.
Özel araçlara odaklı geçici tadilat projelerinden bahsettiğiniz ikinci soruya geldiğimizde ise, Karadeniz Otobanı'nın bağlandığı, 3. Köprü'ye bağlantılı olan Sarıyer Yolu hakkında diğer konuşmacı arkadaşlarıma katılıyorum. Bu projelerin sunumları bu şekilde yapılıyor, hepsi "transit" olarak tanımlanıyor, "Ara bağlantılar yok" deniyor, fakat ara bağlantılarla zamanla yollar ekleniyor ve sonuçta yeşil doku talan ediliyor. Planlarda öngörülmese dahi oralarda küçük mahalleler de oluşuyor. Böylece, biliçaltında şekillenen ve şehre bir yağ lekesi gibi yayılan, siyasilerin ve rant gruplarının özel mücadele alanları oluşmuş oluyor. Çok masum görünen bu transit yollara ve 3. Köprü'ye biz de karşıyız.
Fakat Beykoz gerçeğine geldiğimizde, tüm bağlantı yollarının T yolları halinde beklediğini görüyoruz. Ulaşım ağlarındaki bu T'lerin aslında kot farklarıyla diğer yollara bağlanması gerekiyor. Gerekli hazırlıkların hepsi tamamlanmış durumda.
2010 hakkındaki düşüncelerime gelince, İstanbul'un mevcut silüetini ezen, ön görünüm, geri görünüm bölgeleri ile topografik yapıyı göz ardı ederek hazırlanmış birtakım projelerin çok da gerçekçi olmadığını bilen insanlardan biriyim. Bu anlamda, İstanbul'un kültür başkenti olması, tamamen fonlardan yararlanmaya yönelik bir proje haline getiriliyor. İstanbul'u, kültürü özümseyen ve onu özünde yaşayan bir kimliğin yönetmesi lazım. "Bu yönetici bir meslek adamı olursa daha duyarlı olacaktır" şeklinde düşünsek de, bugün İstanbul'u yönetmekte olan meslektaşımızın, bu yönetimi kendi öz iradesiyle yapmadığının bilincindeyim, bunu hissediyorum. Çünkü bir meslek adamının yapmayacağı, yapamayacağı şeyleri yapıyor. Arkadaşlarıma bu konuda katılıyorum. Burada, değerli hocalarımızın eğitim verdiği birçok öğrenci arkadaşımız ve değerli büyüklerimiz var. Onların bu yarışmalar dışında bırakılmasını ve "kendi kültürüne, toplumuna sahip çıkmayan mimarlar grubu" olarak değerlendirilmesini şiddetle kınıyorum.
Bu bağlamda, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesini, sloganvari buluyorum ve siyaset sahnesinde öne çıkma girişimi olarak değerlendiriyorum.
Oktay Ekinci: Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan. Sayın Sinan Genim, buyurun.
Sinan Genim: Gençler, teşekkür ederiz, sağolun. Bir ara birlikte çalışmak onuruna eriştiğim sevgili arkadaşım Sayın Zekai Görgülü, sizin çok güzel sorular sorduğunuzu söyledi. Gerçekten de çok ilgili sorular soruyorsunuz. Size şunu söylemek istiyorum. Ben de 38 yıl öğretim üyeliği yaptım. Gelecekte siz burada, bu masada olacaksınız. Onun için, bizi can kulağıyla dinleyin. Aramızdan 3 kişi, daha önce belediyecilik faaliyetlerinde bulundu. Sayın Dülger, siz bir dönem milletvekilliği yaptınız, siyasi bir faaliyette bulundunuz. Alaattin Bey, bir dönem Beykoz Belediye Başkanlığı yaptı. Ben de, 1989'dan beri Beşiktaş'ta belediye meclisi üyeliği yapıyorum. 1994 - 1999 yılları arasında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde meclis üyeliği yaptım. Dört dönemin üç dönemi muhalefette, bir dönemde de iktidardaydık. O dönemde de meclis başkanlığı yaptım. Bu işin bir o taraftan, bir de bu taraftan gözüken kısmı vardır.
Size öncelikle şunu söylemek isterim ki geleceğinizi başkalarının hataları ve yanlışları üzerine oluşturmayın. Siz geleceğinizi özgürce kendi düşüncelerinizle ve kendi yapacaklarınızla oluşturun. Beni yakından tanıyan arkadaşlarım bilirler ki, birileri hakkında eleştiri yapmaktan ve şikayet etmekten hoşlanmam. Biz yapacağımızı söyleriz, elimize imkan geçerse bunu yaparız. Burada hepimiz bunca yıllık geçmişimizle ortaya çıkıyoruz. Bu noktada, hepimizin geçmişi birer taahhütnamedir. Ben emin olmadığım bir şeyi imzalamaya utanırım. Çünkü öyle iletişim kanalları açık ki, yaptığınız her şey herkesin haberi olur. Gizli kapaklı işler yapmak, topluma önderlik yapmak üzere ortaya çıkan insanlar için çok ayıp bir şeydir.
Belediye başkanlığı siyaset değildir. Örneğin, belediyelerde, meclislerinde siyaset konuşmak yasaktır, öyle bir durumda belediye meclisi düşer. Belediye başkanları gerçekte büyük bir sivil toplum kuruluşunun lideridir. Zannediyorum ki Türkiye'de değişmesi lazım olan da budur. Siyasetçi değil, popülarizm yapan değil, siyaset yapan gerekiyor. Ben Kadıköy Belediye Başkanlığı'na 550.000 nüfusu olan, 432.000 seçmeni olan bir STK'nın liderliğini yapmak üzere talip oldum. Bu hizmet lafları da biliyorsunuz medyada çok eskitiliyor, çiğneniyor. Ne kadar çok yırtınıyor bu adam bu millete hizmet etmek için, aslında hiç de öyle bir toplum değiliz deniyor. Ben Fikirtepe'dekilere diyorum ki: Eğer burada bir düzenleme yapmak istiyorsanız, bu imar planı, sağlıklaştırma ile olmaz. Bu imar planı dediğimiz şey yalan. Boş arazide imar planı yapılır mı? Bu kadar insanın yaşadığı yerde imar planı yapmak olmaz zaten. Sağlıklaştırma planıdır, sıhhileştirme planıdır ama bir çözüm bulmak lazım. Bu noktada birleşin diyorum, dördüncü toplantıyı yapıyorum. Orada da diyorlar ki, hayır biz birleşemeyiz. Nasıl birleşemezsiniz? "Hiç olmazsa yapı adası bazında birleşin de bir çözüm bulalım"a da herkes itiraz ediyor ve benim işimi halledelim diyor.
Şimdi gerçekten bu işe dikkat etmek lazım. Bu kanun 1930 tarihli bir kanun. Bir nevi eşrafı onore etmek için düzenlenmiş bir kanun. Çünkü çok kudretli bir merkezi idare var, eşraf da biraz kendini farklı hissetsin diye bu belediye meclisleri de biraz eşraf meclislerine dönüşüyor. O yüzden de imar yetkisi yok, zaten inşaat yapmak da yok. Bugün gelişmiş ülkelerde belediye meclislerinde kent mimarlığı diye bir şey yapılır ama imar yetkisi olmaz. Ben bunu söyleyince geçmişte başkanlık yapmış tüm belediye başkanları, böyle yaparsan belediye meclisine adam bulamayız kimse talip olmaz diyor. O zaman aklı başında insanlar bir STK'da nasıl görev alıyorlarsa onlar da öyle yapacaklar. Ben bu konuda mesleki hayatım dışında da oldukça faal bir insanımdır. TAÇ Vakfı'nda 10 yıl başkanlık yaptım, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın kurucu üyesiyim, Mimarlık Vakfı'nda, Serbest Mimarlar Derneği'nde, Mimarlar Odası'nda varız. Böyle bir güç sizin pek çok şeyi yapmanızı ya da pek çok şeye karşı çıkmanızı sağlayabilir. Bir kere bunu siyaset olarak algılarsanız bu işi çözemeyiz.
Araç, otomobil özgürlüktür. Ford T model ilk arabayı bantta yapmaya başladıktan sonra, Amerikan kültürü, Amerikan hayatı değişmiştir. Çünkü Cumartesi ve Pazar günü, özellikle batı ülkelerinde, Cuma akşamı şehirden çıkmak bir felakettir, herkes özel aracı ile çıkar. Pazar akşamı da herkes özel aracı ile şehre girmeye kalkar. Paris'te, Londra'da, New York'ta da böyledir. Herkes haftasonu kimsenin tayin etmeyeceği şekilde dilediği yere, dilediği şekilde gitmek ister. Hafta içi de toplu taşıma araçlarını çoğaltırsanız onu kullanır ama yine bir arabası vardır. Siz gençsiniz ve belli bir ekonomik güce eriştiğinizde kendinize önce ev değil belki araba alacaksınız. O zaman da bunu sokağa değil bir otoparka bırakacaksınız. Cumartesi, Pazar kullandığınız arabayı Pazar akşamı alıp, evin vestiyerine asmıyorsunuz, o sokakta duruyor. Arif Bey de söyledi, hepimizin özel aracı var bu gerçeği görmeliyiz. Gerçeği görmeden, öteleyerek çözüm bulmamız mümkün değil.
2010'a gelince, ben 2010'un Danışma Kurulu Üyesiyim aynı zamanda. Öyle bir düzenleme yapılmış ve öyle bir kurul oluşturulmuş ki benim o kurulda da sıkça söylediğim gibi biz danışma değil dinleme kuruluyuz. Gelip herkes bize bir şeyler anlatıyordu yürütme kurulunda, o da dağıldı. 2010'un tek problemi arkadaşlar bu kadar konuşulana rağmen gerçekten uygulanabilen uluslararası standartlarda projemizin olmaması. Para var, proje yok. Gerçekten ülkemizin sıkıntısı uygulanabilen projenin olmaması. Çok duyduğumuz Hasanpaşa'ya bakın. Ben de bu işe talip olduğum için önce projesini görmek istedim ve 2010'a tekrar güncelleştirmek üzere bir proje getirdiler. Siz eğer mimarlık fakültesi 4. sınıf öğrencisi olarak öyle bir proje hazırlasanız, biz not vermeyiz. O proje ile uygulama falan yapılmaz, yazık olur. Bir sunum projesinin bir uygulama projesine dönüştürülmesi için bir kere öncelikle projenin hazırlanmış olması lazım. Yoksa iş, yaptım ya da yaptırmadım meselesi değil. Hepimiz biliyoruz, döner sermaye bunu yapmış başından savmak için. Benim bu işe talip olmamın en temel nedeni gerçeklerin geniş bir kitle tarafından duyulmasını sağlamak. Bizim meslek terbiyemiz bunu gerektiriyor. Bu işe talip olduysak, doğruları söylemek için talip olduk. Başkan oluruz, olmayız ama sonuna kadar da bunu söyleyeceğiz. Ama bir kere konuştuk, bundan sonra hiçbir şekilde bu işler alışıldığı gibi gitmeyecek. Siz de biz de ağırlığımızı koyacağız.
Ben 500 kişilik bir Kadıköy Düşünce Kurulu oluşturmayı düşünüyorum. Sanatçıdan, edebiyatçıdan ve 8 - 15 yaş arasındaki gençlerden oluşan bir kurul. Çünkü hepimizin, belli bir yaş sonrasında bunu söylersem nereye gider, kime dokunur endişemiz var. Çocuklarda ise bu yoktur, akıllarına geleni, doğru bildiklerini söylerler ve bunun sonrasında oradaki herkes toparlanarak bu çocukların oranın geleceği olduğunun farkına varırlar. Böyle bir şeyi başaracağım, yapacağım. Teşekkür ederim.
Oktay Ekinci: İmar dosyasında son tura geldik. Bu turda öğrencilerimizden gelen sorulara adaylarımızın mümkün olduğunca kısa sürede yanıtlarını aldıktan sonra değerli hocalarımızın değerlendirmeleri ile noktalayacağız. YTÜ'den Zeynep'e söz veriyoruz.
Soru (YTÜ): Bildiğiniz gibi biz plancılar için süreç çok önemlidir. Belediyelerin görevde olma süresi ise 5 yıl. Bu durum, alelacele bir şekilde kotarılmış, yeterli araştırmalar yapılmadan, fiziksel ve sosyal dokuya uyuşmayan projeler üretilmesi veya ilkeler ile uyumlu olan projelerin diğer bir seçimde yarım kalması gibi bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Projeleri 5 yıl gibi bir süreç içerisinde yetiştirmek için yapılan uygulamaların sürdürülebilir ve sürekli olmaması plancı adayı gözüyle bizim için başarısızlıktır. Sizin projeleriniz etaplama temelli olacak mı?
Oktay Ekinci: MSGSÜ'den Kerem söz alıyor.
Soru (MSGSÜ): MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Yüksek Lisans öğrencisiyim. Sayın adaylarımıza yoksulluk ile ilgili projelerini sormak istiyorum.
Oktay Ekinci: İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Sedef'in sorusunu alıyoruz.
Soru (İTÜ): İstanbul kentinin nüfus artışına bağlı olarak kent çeperlerine doğru yayılması sonucunda, doğal çevrenin yayılması önüne alınarak gelişen nüfusun yerleşim yoğunluğu açısından nerelere dağılımını öngörüyorsunuz? Ve bu dağılım ile ilgili herhangi bir düşünceniz var mı? Bunun dışında bu dağılımlara nasıl bir işlev yüklüyorsunuz. Örnek olarak da Zeytinburnu'ndaki imalat sanayinin çıkarılması ve Mecidiyeköy'deki konut alanlarının değişimini verebilirim. Düşünceleriniz nelerdir diye sormak istedim.
Oktay Ekinci: Çok teşekkür ederim. Ahmet Vefik Alp'ten başlıyoruz.
Ahmet Vefik Alp: Çok kısa bir süre ama sığdırmaya çalışacağım. Sorulara yine spesifik cevaplar vermeye çalışayım. Tabii planlama bir devamlılıktır. 5 yıllık dönemlere bölünmesi yanlış. Maalesef bizde partizanlık olayı olduğu için seçim zamanlarına metrobüs durakları, keza metronun son etabı yarım yamalak sunulmaktadır. Ben buna kesinlikle karşıyım. Başka bir siyasi görüşten de olsa projelerin devamlılığı için, hem benden önce gidene hem benden sonra gelene devamlılık yürütülmesinden yanayım.
Diğer bir soru, yoksulluk için ne yapılacak? Tabii bu konuyla ilgili çeşitli çalışmalarım var. TOKİ'nin yoksullara dağıttığı konutlara karşıyım. Ona karşı daha çağdaş bir proje ürettim. Onu çalışıyorum. Kapsül ev adındaki projemi görürsünüz televizyonlarda. Tünel kalıp, sıva değil de endüstrileşmiş yapı dediğimiz fabrikalarda yapılan yerinde takılan, TOKİ'nin konutlarında çok hızlı, üç kez ucuz konut üretimini hazırlıyorum.
Nüfus artışı çok önemli sorunlardan birisi. İstanbul'a lütfen daha büyük ölçekten bakalım. Son 15 senedir bu anlayış İstanbul'u ve çevre illleri bitirdi. Trakya'daki hocalar isyan ediyor. Suyumuzu İstanbul çekiyor diye. Melen Çayı ile Adapazarı'nı da bitiriyoruz. Bir ekolojik felaket yaratacak bu zihniyet. Nüfus artışına kesinlikle karşıyım. Tabii bu karşı olmak ile olmuyor, şehrin büyütülmesine izin vermeyeceğim. İstanbul hormonlaşmış bir şehir haline geldi. Her proje İstanbul'a yükleniyor. Formula 1, Olimpiyat Köyü, Finans Merkezi, Silikon Vadisi... Başka yer mi kalmadı. Yazık değil mi bu kente? Bu şehir çürüyor. Tarihi bölgelerin yeniden canlandırılmasına yönelik projem var.
Bir projem daha var. Meydanlarımızı yok ettiler. Taksim Meydanı nerede? Beşiktaş'ta meydan var mı? Heykel diye kazık gibi bir şey var. Kadıköy, Şişli, Üsküdar, Beyazıt yok. Meydan nedir? Araba, otobüs deposu mudur? Bunları geri getirmeye söz veriyorum. Parklarımız gitti, hepsi satılıyor. Karayolları'nın satılan arazisi bir kent parkı olamaz mıydı? Ben estetiğinden vazgeçtim, en azından depremde kaçılırdı. Maçka Parkı Atatürk'ün getirdiği Henry Prost'un İstanbul'a hediyesiydi. Parkı birer birer deldiler. Sheraton, G-mall, Gökkafes geldi. En sonunda Kadir Topbaş bir gece ansızın gelen tünelin ağzını Dolmabahçe'nin arkasına açtı ve Maçka Parkı da bitti.
Oktay Ekinci: Sırada Sinan Genim var.
Sinan Genim: Eğer yanlış işler yapıyorsanız, seneler süren geliştirilmiş projeleriniz yoksa, bunların başkaları tarafından sürdürülmesini beklemek de mümkün değil. Eğer doğru bir yol haritası çizdiyseniz, doğru bir projelendirme yaptıysanız, doğru bir yol üzerinde hareket ediyorsanız sizden sonra gelenler de onu takip eder.
Yoksulluk gerçekten kötü bir şeydir. Şöyle bir söz vardır: "İnsana yapılacak ne büyük eziyet onu yoksul bırakmaktır." Yoksulluk devlet yardımıyla, sadakayla, bağışla halledilemez. Yoksulları Bangladeş'te mikro kredilerle hayata döndüren insan, Nobel Barış Ödülü aldı. Biz de bu mikro kredileri vermeye çalışacağız. Hizmetler sektörünü geliştireceğiz. Çünkü herkesin devlette, kamu kurumlarında veya belediyelerde iş bulması mümkün değildir. Herkes bireysel olarak hayata katılacak, kendi işini yapacak. Bu ilerde de sıkıntı doğurmaz.
1932'de, Almanya'dan Ernest Hirsch adında bir hukukçu gelir. İstanbul Üniversitesi, o sıralarda Dar-ül Fünun'dan üniversiteye dönüşmektedir. Almanya'dan o sıralarda çıkartılan Alman asıllı Yahudi Hirsch, burada Ticaret Hukuku Kürsüsü'nü kurar. Üç yıl içinde Türkçe öğrenir, Türk Ticaret Hukuku'nu yeniden kaleme alır. 1940'lı yıllarda da Ankara'ya geçer ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kurar. Türk Ticaret Kanunu'nun temel yapısı, onun eseridir. TÜBİTAK'tan "Anılarım" adıyla bir kitabı çıktı. Kitaptaki bir bölümün başlığı "Çalışan Kazanır". Ben bir şey yaptım. Başkan adaylığı bana teklif edildiğinde dedim ki, "Sayın Başbakan, sizden iki tane isteğim var." O sırada sadece ikisinin farkındaydım çünkü. Biri, Caddebostan'daki Tarım İl Müdürlüğü arazisi, diğeri ise E-5 üzerindeki Devlet Malzeme Ofisi arazisiydi. "Bunlar satılmamalıdır. Kadıköy'ün rekreasyon alanlarına ihtiyacı var, bunları vermelisiniz" dedim. O da dedi ki, "Bunlar için hiç olmazsa birer fikir projesi geliştirin". İki tane proje geliştirdik. Metrobüsün açılışında, Kadıköy halkına, "Bu iki alanı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne devrediyoruz, alanlar halkın kullanımına açılacak" dedi. Şimdi, Kadıköy bunun arkasında durursa, bu alanlara hiçbir şey yapılamaz. Demek ki, bir şey yapmaya niyet ediyorsanız, toplum adına talep ediyorsanız, bunu çözmek mümkündür. Artık ben de bu sözün takipçisi olacağım. Bu iki arazinin spekülatif amaçlarla kullanılması da söz konusu olmayacak. Teşekkür ediyorum.
Oktay Ekinci: Ben de teşekkür ediyorum. Evet, Mehmet Dülger, sizi dinliyoruz.
Mehmet Dülger: Öncelikle Zeynep Hanım'a cevap vereyim. Ben eski bir plancıyım. Plan süreci Türkiye'de zihinlere uymayan bir şeydir. Çünkü Türk aklı maalesef şimdilik gündelik yaşar. Dün geçmiştir, yarın da Allah Kerim. Mahsurludur plan yapmak. Plan yaptığınız zaman mekanizma bellidir, orada siz sivrilemezsiniz. Belediye Başkanı sivrilecek, kendini gösterecek. Halbuki planlama kendi süreci içinde devam eden bir hadisedir. Tabii akıllı şeyler üzerine, partilerin yan yana gelerek belirli projeleri beraber yapmasında fayda var. Bu çeşit toplantılar, belki böyle çağrıların yapılması için imkan tanıyor. Ben bundan çok istifade ettim, arkadaşlarımdan birçok şey öğrendim.
Yoksullukla mücadele öyle kolay bir iş değil. Fakir olup da, kendisine kömür veriliyorsa ve o da bu yolla ısınıyorsa bundan şikayet edemezsiniz. İlçelerimizden bir tanesinde hanımlarla konuşma fırsatı buldum, onlar şöyle dediler; hanımların kendi yaptıkları örgüler, yemekler gibi şeyleri sergileyebilecekleri, satışa sunabilecekleri yerler olmalı. Çünkü yoksulların büyük bir kısmı kadın, özellikle ev kadınları. Çok küçük şartlar içinde yaşıyorlar. Geçenlerde bir röportajda şöyle bir şey okudum, 10 günlük alışveriş yapmak için pazara gidiyorlar ve 10 gün için ceplerinde 35 TL var. Askıda satılan 2 TL'lik eteği alamayacak haldeler. İstanbul bu açıdan, her az gelişmiş ülkedeki büyük metropolde görüldüğü gibi, çok yüksek ve çok düşük gelir seviyelerini bir arada barındırıyor. Bu konunun, bir entegrasyon içerisinde toplu olarak ele alınması gerekiyor. Hemen netice vermeyecek ama mutlaka süreç içinde yerleştirilecek bir şey.
Sedef Hanım'ın yoğunluk dağılımı meselesiyle ilgili sorusuna cevap vereyim. Önümdeki rakamlara da baktığımda, örneğin Şişli gündüz km2 başına, 104.000 kişi barındırıyor, gece ise bu rakam 50.000 - 56.000 civarına iniyor. Gruplar halinde İstanbul'da km2'ye 100.000'den, 20.000'den, 10.000'den, 5.000'den, 1.000'den fazla ve 1.000'den az kişinin düştüğü bölgeler var. Bana kalırsa her biri için bir şehircinin bakacağı en önemli şeylerden bir tanesi belirli nüfus yoğunluğuna ulaşmış yerlerde altyapı kalitesi olmalı. Ünlü Fransız düşünür Baudrillard diyor ki: "Eğer bir yerde 100 sene boyunca km2'ye 150 kişiden fazla bir nüfus varsa, buraya en modern teknolojiyi getirmekte hiçbir mahsur yoktur, bunu getirin karşığını fazlasıyla alacaksınız, insanlar fazlasıyla bundan istifade edecekler." Benim şahsen bakacağım, fabrikadan yerleşmeden ziyade altyapı durumudur.
Oktay Ekinci: Teşekkürler. Sayın Alaaddin Köseler'le devam edelim.
Alaaddin Köseler: Süre açısından değerlendirdiğimizde, bizim geçmiş süreçte, tapulama çalışmalarına örnek olarak verebileceğimiz Tokatköy'de dağıttığımız 300'e yakın tapu vardı. Hizmet devamlılığı esastır zihniyetiyle ve mülkiyet anlamında doğru bir proje olduğu için ikinci etap tapulamayı bizden sonraki belediye yönetimi devam ettirdi.
Yoksullukla ilgili ise şunları söyleyebilirim; işsiz insanlar belediyeyi gelip iş bulabilecekleri bir yer olarak algıladıklarından ve bölgemizde de istihdam alanlarının olmamasından, belediyemiz bünyesinde insan kaynakları birimi kurduk. İnsanlarımız CV'leri doğrultusunda iş imkanları arıyorlardı. Bu birimde iş kollarını ayırarak hem ilçemizde hem de diğer ilçelerde işverenlerle diyaloğa geçerek yaklaşık 1.250 - 1.300 genç ve çeşitli yaşlardaki insanımıza iş alanları açtık. Bu anlamda geliştirdiğimiz bu proje başarılı oldu. Ulaştığımız 1.250 sayısı yaklaşık 1 - 1,5 sene içerisinde yöre halkı ve ilçe için önemli bir katkı.
Nüfus yoğunluğuyla ilgili dağılım da genel metropolitan ve ilçe bazlı 1/5000 ölçekli planlarda şehir plancısı arkadaşlarımızın ilçenin veya ilin gereklerine uygun bir şekilde yapacağı altyapı raporlamalarıyla oluşacak olan bir tanımlamadır ve ona göre şekillenir. Bu anlamda da meslektaşlarımızın daha duyarlı olarak proje altyapı çalışmalarında gerçekçi davranmalarını temenni ediyorum.
Oktay Ekinci: Çok teşekkür ediyorum. Sayın Arif Atılgan'la devam edelim.
Arif Atılgan: Sedef Hanım'ın nüfus artışıyla ilgili sorduğu sorudan başlayarak geriye doğru cevaplayacağım. Bu, aslında büyükşehir belediyesine aday olan arkadaşların cevaplaması gereken bir soru ama ben şöyle cevap vereyim sadece: Herkesi İstanbul'a yerleştireceğiz diye bir gayret içinde olmamalıyız, yoksa sonunda bütün Türkiye İstanbul olur.
Yoksullukla mücadeleye gelince, insanların sadakayla geçinmeye alıştırılması gerçekten çok onur kırıcı bir şey. Biz meslek edindirme kurslarında insanların yetenekleriyle ilgili birtakım meslekler edindirip belki iş bulma konusunda yardımcı olmak şeklinde bu konuya eğilmek istiyoruz.
Zeynep Hanım'ın "beş yılda nasıl proje üreteceksiniz" sorusuna ise şöyle cevap vereyim: Biz öncelikle Kadıköy'e üretilecek vahşi projelere karşı Kadıköy'ü korumak için geliyoruz. Bu anlamda da öncelikle Kadıköy'ün bütün sivil toplum kuruluşları ve muhtarlarıyla beraber çalışmak istiyoruz. Seçim sonrası bir kentsel dönüşüm yasası çıkarılacak gerçi ama bir de muhtarlarla ilgili bir yasa çıkarılacak. Bu yasayla muhtarlar, seçilerek görev yapan kişiler değil, bürokrat kişiler haline getirilmek isteniyor. Biz muhtarları halka en yakın seçilen kişiler olarak değerlendirmek ve onlardan yararlanmak istiyoruz. Kent konseyine, sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerden, sendikalardan ve bölge içinde bulunan bütün kurumlardan olabildiğince geniş katılım sağlayarak, kent konseyini özgür ve özerk bir halde çalıştırarak, kenti Kadıköylülerle birlikte yönetmek istiyoruz.
Bu anlamda 1 - 2 projemden de bahsetmek istiyorum: Örneğin pazar yerleriyle ilgili ilginç bir projemiz var, mobil pazar yerleri kurmak istiyoruz. Biliyorsunuz çadırlar, ipler, insanların tuvalet ihtiyaçlarını apartman bahçelerinde gidermesi oldukça rahatsız edici. Biz eski Migros arabaları gibi yandan kapağını açıp seyyar dükkan gibi çalışan arabalarla pazar yerleri kurmak istiyoruz. Bu sistemi çok da basit bir şekilde sponsorlarla esnafların da masraf etmeyeceği şekilde sağlayabileceğimizi hesapladık. Tabii belediye olarak seyyar tuvalet gibi bizim hizmetlerimiz de olacak.
En önemlisi Yeldeğirmeni ve Fikirtepe ile ilgili düşüncelerimizi de söylemek istiyorum: Yeldeğirmeni Kadıköy'ün semt olarak kalmış tek tarihi yerleşimidir. Yeldeğirmeni'ni, Yeldeğirmenlileri muhafaza ederek korumak ve yenilemek istiyoruz. Bunu da öğrenci pansiyonları şeklinde fonsiyonlar vererek yapmayı düşünüyoruz. Buradaki insanların temin edeceğimiz ucuz, uygun kredilerle evlerini yenilemelerini ve daha sonra yaptıkları bu pansiyonculuk işleriyle borçlarını ödemelerini sağlamak istiyoruz. Dolayısıyla bu insanları da burada muhafaza etmek istiyoruz.
Fikirtepe ile ilgili bir tek cümle söyleyeyim. Fikirtepe'ye yapılacak her projenin mutlaka oranın insanını orada muhafaza etmek şeklinde yapılmasını istiyoruz.
Oktay Ekinci: Teşekkürler Arif. Evet Ahmet Turgut.
Ahmet Turgut: Birinci soruya şöyle cevap vereyim. Biz programımızda şöyle bir şey söyledik, İstanbul tesadüfler kentidir, bugüne kadar bilimle yönetilmediğine inanıyoruz. Onun için biz İstanbul'da bir vizyon tanımlaması yapacağız, hedefler koyacağız ve her ölçekteki planı bitireceğiz. Ölçeğin önemine inanmıyorum, önemli olan her ölçekteki planlama sürecini tamamlayabilmektir. Bir de bunun arkasından stratejik eylem planı yapacağız. İstanbul'un 100.000 ölçekli planının olması ya da Tarihi Yarımada'nın 5.000 ölçekli planlarının bitmiş olması, bugüne kadar görüldüğü gibi hiçbir şey ifade etmemektedir. Mutlaka bir stratejik eylem planına dayanması lazım. Peki bunu ne kadar sürede yapacağız? Çok beklemeyecek İstanbullu. Kadrolarımızda 3 ayda hazırlayacağız, ikinci 3 ayda da İstanbul'daki sektör temsilcileriyle, meslek odalarıyla, üniversitelerle görüşüp kesinleştirerek altı ay sonunda yürürlüğe sokmayı taahhüt ediyorum. Programımızı da kısa, orta ve uzun diye ayıracağız, ve bu dönemlerde yapacağımız projeleri ve kendi dönemimizin dışında bitecek projeleri açıklıkla İstanbullularla paylaşacağız. Kendi dönemimize kısa diyoruz, ikinci 5 yıla orta diyoruz, üçüncü beş yılda, yani 2023'ün sonunda da Türkiye'yi sorunlarda çözülmüş bir ülke olarak öngörüyoruz ve bu da bizim uzun vademiz.
Kent yoksulluğu gerçekten de Türkiye'de olduğu gibi İstanbul'un da en önemli sorunudur. İnsanları siyasetin bir parçası haline getirme anlayışı ya da CHP'nin de belli bir rakam telaffuzuyla hanelere vaatlerde bulunması birbirinden farklı değildir. İstanbul'da mutlaka istihdamı artırmak lazım, bunun için de yatırıma ihtiyacımız var. Burada büyük projeler tanımladık, bizim her projemiz vizyonumuzun bir parçası olacak, özel proje düşünmeyeceğiz. Ayrıca turizmi çok önemsiyoruz, 15 milyon turist hedefi koyduk. İstanbul'un olmazsa olmazlarından biri de benim en başta bahsettiğim planlama sürecidir. Planlama süreci tamamlandığında kalan alanlar yenilenerek, sağlıklılaştırılarak düzenlenecektir. Teşekkür ediyorum.
Oktay Ekinci: Çok teşekkür ediyoruz. Mimarlık ve şehircilik okullarına zaten tavsiyemiz; mimar ve şehirci adaylarımızın çok güzel broşürleri, kitapları ve çalışmaları var, bunların seçim dönemimin karakteristiği olarak okullarda ders olarak okutulmasıdır. Siyasete başlayan mimar ve şehircilerin vaatlerinin ve gerçeklerin okullarda tartışılması gerçekten çok yararlı olacak diye düşünüyoruz. Aykut Hocam, bu toplantının sonundaki son cümleleriniz nelerdir?
Aykut Karaman: Aslında ne söylersek söyleyelim, İstanbul'un bir taşıma kapasitesi var. Bu nüfusun, bu ekonominin, bu doğal yapının artık eşikleri zorlanmış durumda, bunun ötesine daha fazla gidemez. Onun için, bazı arkadaşlar değindiler, İstanbul'un merkeze dönmesi lazım, yani tarihi çevreyi yenilemesi, çöküntü alanlarının tekrar konut ve ticaret amaçlı geri kazanımının sağlanması, mevcut potansiyelin, enerjinin ve fırsatların yaşama dönüştürülmesi lazım. O zaman büyümeyi dışa doğru değil, merkeze yani mevcut enerjiyi içeriye doğru yönlendirip, eylem planı içerisinde tarif edilmiş, atfedilmiş alanlara yoğunlaşılarak yeni projeler üretilmesi lazım. Artık bütün dünya kentleri bunu yapıyor. Biliyorsunuz, Londra İstanbul'a çok benzeyen bir kent. Aşağı yukarı bütün adayların, merkeze trafiği sokmayıp, merkezi daha yayaya ya da toplu taşımaya yönlendirmesi çok akılcı ve doğru. Özel araç bir gereksinme ama onun merkeze sokulmaması gerekiyor. Londra gibi altyapısı bitmiş, dünyanın en uzun metrosuna sahip bir kent bile merkeze özel aracı sokmuyor artık. Söylenecek çok şey var ama sürdürülebilir bir yaşam adına taşıma kapasitesinin eşiklerini artık iyi keşfedip enerjiyi merkeze yönlendirmekte yarar var.
Oktay Ekinci: Hocam çok teşekkür ediyorum. Zekai Hocam, buyrun...
Zekai Görgülü: Teşekkür ederim. Bu sürdürülebilirliğin yanına artık bir de yaşanılabilirliği katmak lazım, bu yönü de önemli. Buradan çıkan bir sonuç var, galiba hepimiz aynı noktada birleşiyoruz. Böyle bir ekip İstanbul'u yönetiyor olsa, ortak bir dil olması açısından, bu herhalde keyifli olurdu. Karşımızda 6 tane belediye başkan adayı meslektasşımız var. Belki de, umuyorum, bu masadaki arkadaşlarımızdan biri belediye başkanı, ikisi de ilçe başkanı olacak. Buradaki birliktelik o zaman ne olacak onu da merak ediyorum. Özellikle de Zeynep'in sorusu bağlamında, planlama meselesi ve devamlılık konuşulduğu zaman, artık çıkmayan ve web sitelerinden de indirilmiş olan, değişmeyen 3194 Sayılı Yasa konusu ne olacak? Şu andaki yasada ilçe başka bir anlama geliyor, büyükşehir başka... Oysa biz bir bütünü, azman bir kenti konuşuyoruz. Çözümler mutlaka, büyükşehir adına ve ilçe adına bir ortaklıktan geçiyor. Yoksa yetkiler belli ve bir imparatorluğu andıran yetkiler var. Özellikle ilçelerin bu noktadaki bağımsızlıkları, karar mekanizmaları adına ne olacak ve bu ilişki nasıl yürüyecek meselesini ben çok önemsiyorum.
Şu yoksulluk konusunda Sinan Genim "alternatif var mı" dedi, artık hepimiz biliyoruz ki gecekondu alanlarında, özellikle de kamu mülkiyetindeki alanlarda, bir kat karşılığında gecekondu sakiniyle görüşerek, yıkıp bina yapmak, Ankara Protokol Yolu'nda olduğu gibi kentsel dönüşüm değildir. Kentsel dönüşüm şöyle bir şeydir: Bunun altında bir istihdam ve kente bir ekonomi yaratma vardır. Yani dönüşüm aslında bir üst örtüdür, kentsel sağlıklaştırma, kentsel yenileme, kentsel koruma, kentsel yeniden canlandırma gibi konuların hepsini kapsayan bir tanımdır. Hepsini ayrı ayrı da kullanabilirsiniz, beraber de kullanabilirsiniz. Ama bu modelin içine baktığınız zaman, istihdam demek bütünüyle olmasa da yoksulluk adına bir çözümdür. Eğitin insanları, garson olsunlar, aşçı olsunlar, komi olsunlar... İstihdam ve kentin ekonomisine katkı böyle bir şey. Bu tür örnekler de var, mesela Beypazarı'na şu anda her hafta 1,5 tirilyon para giriyor, bu sosyal mekanda da ekonomik mekanda da bir dönüşümdür.
Adaylardan son bir şey rica edeceğim; planlar, ister parsel ölçeğinde olsun, ister bütüncül, mutlaka bir ay askıya çıkmalıdır. Bunu belediye başkanları isterlerse yaparlar. Bunu uygulamak lazım, yasada yeri olması şart değil, bir Alman modelidir bu. Ama rica ediyorum, küçücük, kenarda köşede kalmış gazetelere bu ilanları vermeyin, ülkenin tirajlı gazetelerine bu ilanları verin ki herkes görsün, şeffaflık böyle bir şeydir.
Oktay Ekinci: İmar Dosyası Seçim Özel Programı'nda 5 ayrı siyasi partiden, 6 İstanbul'u yönetmeye aday mimar ve şehir plancısı arkadaşlarla, İstanbul'daki 3 üniversiteden sevgili öğrencilerle ve iki üniversiteden değerli hocalarımızla beraber olduk. Benim tek cümleyle ortaya çıkarttığım sonuç şudur: Partileri bir kenara bıraktığımız zaman, mimarlık ve şehirciliğin gösterdiği yol hep aynı. Adaylar sanki aynı partiden, aynı siyasettenmiş gibi konuştular. Kente bilimin ve kültürün ışığında bakmak budur. Umuyoruz ki bu toplantıda, bizim programımızda ortaya çıkan tablo, fotoğraf Türkiye'nin genel siyasetine de yansır ve bu kavga-dövüş, hır-gür biter, Türkiye'nin geleceği esenlik içerisinde olur. Çünkü ben bu programdan umutla ayrılıyorum, bu masada hep doğru şeyler söylendi, çok güzel sorular soruldu ve çok değerli değerlendirmeler yapıldı. İyi ki böyle bir seçim oluyor da, biz de böyle bir programda coşkulandık, sizlerle beraber olduk. Çok teşekkür ediyoruz...
Takip
Bütün yorumları forumda okuyun!15 Nisan 2009, 16:04Yazan: Queen of SpadesSeçim öncesi Kadir Topbaş, Kemal Kılıçdaroğlu.... hepsi konuşuyordu projeleri hakkında. Şimdi seçimler bitti. Göreceğiz bakalım kim ne gerçekleştiriyor? Seçimler öncesi dayanamayıp parti binalarını dolaştım, İstanbul için projeleriniz nelerdir diye sordum, cevap nedense gelmedi hiç bir köşeden... (devamı)
14 Nisan 2009, 21:51Yazan: AZMİ AÇIKDİL1999 MHP
2004 DYP
2009 DSP
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
14 Nisan 2009, 11:43Yazan: ayasofyaEfendim. Dikkatimi çeken husus şudur. Basın metninde "ben" iyelik zamiri her yerde, cümle içinde, sonunda "Ben" olarak yazılmıştır. Durumu anlamak için yeterlidir. Yorumu sizlere bırakıyorum.
14 Nisan 2009, 09:36Yazan: Emine MerdimAhmet Vefik Alp'in seçim sonrası görüşlerini içeren yazısı: Istanbul’a ‘96.896 Kerre Teşekkür…. Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp Mimar Kentbilimci DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yerel seçimler bitti. Hepimize hayırlı olsun... (devamı)
7 Nisan 2009, 15:49Yazan: Zeynep GüneyTMMOB Mimarlar Odası'nın 6 Nisan 2009 Pazartesi günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan ilanı: Büyütmek için üzerine tıklayın.
19 Mart 2009, 09:53Yazan: Emine Merdim"Yerel Seçim 09 Özel - İstanbul'un Mimar ve Şehirci Adaylarıyla Forum" programınınn ilk bölümünü Salı (Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 1) günü yayınlamıştık. Devamı Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 2 adresinde... (devamı)
19 Mart 2009, 00:30Yazan: AZMİ AÇIKDİLOktay Ekinci: İmar Dosyası Seçim Özel Programı'nda 5 ayrı siyasi partiden, 6 İstanbul'u yönetmeye aday mimar ve şehir plancısı arkadaşlarla, İstanbul'daki 3 üniversiteden sevgili öğrencilerle ve iki üniversiteden değerli hocalarımızla beraber olduk. Benim tek cümleyle ortaya çıkarttığım sonuç şudur: Partileri bir kenara bıraktığımız zaman, mimarlık ve şehirciliğin gösterdiği yol hep aynı... (devamı)
17 Mart 2009, 23:55Yazan: AZMİ AÇIKDİLKonuşulan projelerin ülkemiz için önemine binaen,
Kanal D, bu akşam Kılıçdaroğlu’na, Mısır Çarşı’sında yapılan protestoyu gösterdi.
Star TV, Başbakanın 41.mitingini yaptığını, çok yorulduğunu, beslenmesine dikkat etmeyip gittiği yerlerde yöresel yemekler yediğini, sağlığına dikkat etmediğini, Uğur Dündar ile haber yaptı... (devamı)
17 Mart 2009, 21:58Yazan: AZMİ AÇIKDİLProgramda Konuşulanlar
--------------------------------------------------------------------------------
Programda konuşulanların ilk bölümünü okumak isteyenler için: Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi?
Adayların meslek adamı olması ve mesleklerinde ki deneyimleri önerdikleri çözüm ve koydukları teşhisler doğru şeyler... (devamı)
17 Mart 2009, 21:37Yazan: Omer YilmazYa dün akşam ya da Pazar akşamı TGRT'de Kadir Topbaş konuktu. Sunucu "Melih Gökçek'in Hayvanat Bahçesi gibi Disneyland gibi tüm Türkiye'yi heyecanlandıran projeleri var; sizin buna benzer projeleriniz yok mu?" sorusunu sordu. Topbaş'ın cevabında tutarsızlıklar da vardı ama beni asıl dehşete düşüren İstanbul'da birisi Avrupa birisi Anadolu'da olmak üzere iki tane ada yapmayı düşündüklerini söylemesi idi... (devamı)
Bütün yorumları forumda okuyun!






