Sanırım bu küresel kriz döneminde yaşananlar birçok alışkanlığı değiştirdi ve değiştirmeye de devam edecek. Geçmişin büyük krizleri nasıl kendi kurallarını, önlemlerini, kavramlarını yarattıysa örneğin; Merkez Bankası ihtiyacı, mevduat sigortası, Dünya Bankası, IMF gibi kavramlar önemli krizler, savaşlar sonrası gündeme gelip yaşamımıza yerleştiyse bu yeni kriz dönemi de sisteme bazı farklılıklar, yeni kavramlar ekleyecek. Zengin ülkeler endişeli; hem kendilerini korumalılar hem de yoksullar için bir şeyler yapmalılar. Bu kendileri için bir şeyler yapmanın başında devletleştirme telaşı geldi. Kapitalizmin kalesi batan bankaları, sigorta şirketlerini hızla devletleştirirken küreselleşelim diyerek dünyanın altını üstüne getirdiğini unutuverdi. Ben de bu sürece bir katkıda bulunabilir miyim diye aklımı yorarken uçuk kaçık da olsa bir yeni kavramı gündeme getirmeliyim diye düşündüm: "Kapitalist Komünist". Her ne kadar birbirinin azılı düşmanı, uğruna ne sıcak, soğuk savaşlar verilmiş ise de olur mu olur. Ama dünyanın kurtuluşu olur mu onu bilemem.
IMF başkanı kendini nasıl tanımlıyor
Gelin şimdi küçük tanımlar, tariflerle konuya ısınmaya çalışalım.
Kapitalizm: Hem ekonomik hem sosyal tarafı olan bir sistem. "Anamalcılık", "Serbest girişim ekonomisi" de diyorlar. Kendi zenginini yaratıyor. Son günlerde adı yeniden gündeme gelen, kitapları yeniden satmaya başlayan Karl Marx bu işi sermaye sahibi veya burjuvanın çıkarına çalıştığı gerekçesi ile tabiidir ki sevmiyor. Bu sistemde (buraya dikkat) "devlet müdahaleci değil", serbest piyasayı savunuyor. Yani "bırakın yapsınlar" politikası. Yatırımlara, fiyatlara, gelirin dağılımına, her şeye her sabah gazetelerin ekonomi sayfalarında okuduğumuz piyasalar karar veriyor. Bu kapitalizm zaman içinde tekelci bir yapıya sahip olmuş ki buna da "emperyalizm" demişler. Hep söylenen "Emperyalist güçlerin esiri olduk" lafı aslında bu tekelci durumu anlatmaya çalışıyor. Zaman zaman iddia edildi ki bu kapitalizm, dolayısıyla liberalleşme ve son dönemin önemli anlatımı küreselleşme yerini tekrar sosyal devlete bırakabilir. Burası önemli; son kriz bu değişimi hızlandırabilir mi?
Tariflere devam edelim: "Komünizm"; toplumculuk, üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir düşünce yapısı. Bu üretim aracı ve ortak mülkiyet lafı, çok uzun yıllar bizde "eve gelince başka adamın paltosunu bulmak" gibi çok aşağılayıcı ve hiçbir zaman kabul edilemez anlatımlarla halkın aklına sokuldu. Komünizm; sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulmasını istedi durdu. Çok da kan aktı. Sovyetler'in dağılmasından sonra pek lafını eden de kalmadı.
Sosyalizm; o da toplumculuk, devlet himayesinde merkezi bir ekonomik kontrolü ifade ediyor ve ekonominin küçük bir "zenginler sınıfı" yerine, geniş kitlelerin yararına yönetilmesi anafikrine dayanıyor. Bilin bakalım bu düşüncenin günümüzdeki en önemli destekçisi kim? "Ben bugün her zamankinden daha sosyalistim" diye anlatıyor kendini. İnanmayacaksınız ama gerçek; IMF'nin, yani geçmişteki belalımızın yeni başkanı "Dominique Kahn" sosyalist kişiliği ile övünüyor. Bu sosyalizme inananlar içinde "sosyaldemokrat" olarak adlandırılanlar, biliyorum ki insancıl ve yapıcı toplumsal düşüncelere sahipler. Zenginliğin daha eşit dağıtılabilmesi için kapitalist piyasa koşullarının işleyişini de kabul ederler, üretim araçlarının doğru planlamalar ile özel mülkiyete devredilmesini de benimserler. Yoksa "kapitalist komünist" onlar mı?
Kriz sonrası ABD'de neler yaşandı
Şaka bir tarafa, son aylarda özellikle kapitalizmin düşmez kalesi ABD'de bakın neler oldu:
- Devlet, batma noktasına gelen büyük bankalara el koydu, bazılarının da en büyük hissedarı oldu.
- Aynı şekilde sigorta şirketleri ve "morgıç" şirketlerine büyük ortak olarak katıldı.
- Kimi otomotivcileri kurtardı, kızdıklarının CEO'suna da yirmi milyon dolar sözleşme tazminatı ödeyip işten çıkarıyor. İlginçtir; pornocular da devlet desteği istedi ama onlara yüz vermediler.
- "İthalattan vazgeçin, azaltın, kendi yağımız ile kavrulalım" politikası resmi görüş oldu.
Buna AB ülkeleri çok kızdı. "Size mal satamazsak halimiz ne olur" diye telaşlandılar.
- Harcasınlar diye halka paralar dağıtıldı. Yani zenginliği topluma yaymaya çalıştılar.
- Tahvil çıkartarak kurtulmaya çalışan kurumların en büyük alıcısı devlet oldu.
- Bankaların kötü aktiflerini, zehirli kâğıtlarını satın almak için trilyon dolar para bastılar.
- Yatırımcılara hatırı sayılır risk sermayesi yardımı yaptılar.
- Ekonomide milliyetçilik, korumacılık hızla öne çıkıyor. "Hani küreselleşmiştik yahu ne oldu" diyenlere tebessümle bakıyorlar.
- Paralarını, yatırımlarını ülke içinde tutmaya büyük bir gayret gösteriyorlar.
Bütün bunlar olduktan sonra bizim de içinde olduğumuz gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler (G-20) toplantısında "korumacılık ve ekonomi milliyetçiliği aldatıcı olur" diyerek sevimli mesajlar verilmeye başlandı; Rusya Başkanı Medvedev de şaştı. "Birbirine zıt ekonomileri, zihniyetleri ve gelenekleri ile birbirinden bu kadar farklı ülkenin bu kadar çabuk anlaşabilmesini hayal bile edemezdik" dedi.
Ben de yazıya "Kapitalist Komünist" başlığını koydum. Hani, belki bir gün bir şeyler olur da kendime pay çıkarayım, kayda geçireyim istedim. Dünya altı buçuk milyar insan dostlar, üçte biri yiyor, gerisi seyrediyor. Bakalım yaşananlar bizleri nereye götürecek.
Kalın Sağlıcakla. Haftaya "IMF Ehlileştiriliyor mu"