Haberler

İstanbul'un "son 100 yılı" hakkında kısa bir değerlendirme

Tarih: 23 Kasım 2009 Kaynak: Yeni Şafak Yazan: Haldun Hürel
Upuzun tarihi geçmişi içinde "güzel İstanbul"umuz, belki de en yoksul, en hüzünlü, en zor günlerini erken 20.y.yılın, yani 1900'lü yılların ilk dönemlerinde yaşamıştı. O yıllarda birbiri ardına gerçekleşen, Balkan savaşları, 1.Dünya savaşı, Çanakkale savaşları, Kurtuluş savaşındaki Milli Mücadele yılları ve hele hele, 1918-1923 arasındaki "işgal günleri", İstanbul'u sosyal ve ekonomik açıdan çok sarsmıştı. Ahali, çayına atacak şekeri bile bulamıyor, buğday ekmeği yerine sıkça mısır ekmeğini tüketiyordu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, İstanbulluların pek beğendiği ve 1871'den bu yana kullandıkları ulaşım aracı olan "atlı tramvay"ların beygirleri bile vagonlarından sökülerek Balkan savaşı için ordu saflarına hizmete yollanmış, yorgun kentin "cefakar" ve "vefakar" halkı yine eski asırlarda olduğu gibi "yaya" kalmıştı. 1914'te "kudret-i elektrikiye"nin devreye girmesiyle rahatlayan İstanbullular, hiç olmazsa ulaşım açısından bir nebze sıkıntılarını atlatabilmişlerdi.

Bu yaşanan acılı günlerle birlikte, "İstanbul şehremaneti idaresi"nin (şimdiki belediye) çağdaş dünyanın belediyecilik sistemlerini yaşama tam anlamıyla geçirememesi ve büyük mali zorluklar nedeniyle de tarihi başkentin sosyal yaşam düzenini ve kent temizliğini sağlayamaması, kalabalıklaşan İstanbul nüfusu için büyük bir sorun olarak ortada durmaya devam etmekteydi.

Beri yandan, erken 20.y.yılda başkentin nüfusunun o sıkıntılı savaş günlerinde bile "artış kaydetmeye" meylettiği hayretle görülüyordu. O yıllarda neredeyse milyona yaklaşan insan sayısıyla başkent İstanbul, dünyanın en büyük kentlerinden biri olma özelliğini yine korumaktaydı, yine "çok dikkat çekici" ve yine "çok güzel"di!.. Bizantium'dan Konstantinopolis'e, sonra Dersaadet'e ve en sonunda da İstanbul'a dönüşen ve dünyada eşi benzeri olmayan kentin çalkantılarla dolu yaşamı, erken 20.y.yılda yaşanan olumsuzluklarla, onun tarihinde çok önemli bir sayfa daha oluşturmuştu. Ama neler yaşarsa yaşasın, İstanbul yine de insanları büyülüyor ve kitleleri bünyesine katarak, mahallelerin, semtlerin nüfusunu giderek arttırıyordu.

En yoğun nüfusu barındıran bölge, çoğunluğunu gayrimüslim ahalinin oluşturduğu Galata-Pera yerleşimi idi ve buralarda yaklaşık 335 bin kişi yaşamaktaydı. Bu bölgenin ardından, tümüyle geleneksel Müslüman mahallelerinden oluşmuş ve 300 bin kişiyi aşmış nüfusuyla, "Tarihi Yarımada"daki Beyazıt-Fatih ekseni gelmekteydi. Kentin en sakin bölgesi ise Kadıköyü ve Haydarpaşa dairelerine bağlı mıntıkalardı ve buralardaki insan sayısı sadece 3 bini biraz geçiyordu.

Bu bölgenin kuzeyindeki "derin tarihli" Üsküdar havalisi, Kadıköyü'ne göre çok daha kalabalıktı ve bölgedeki nüfus 63 bin civarındaydı. 1919'lara doğru artık bir milyonu yakalayan İstanbul nüfusu 8 yıl sonra, 1927'lere gelinince, "başkent" özelliğini yitirmesi nedeniyle pek de beklenmeyen ölçekte ıssızlaştı (!) ve 690 binlere dek indi.

1970'li ve 80'li yıllarda nüfusu artık "milyonları deviren" ve 2000'li yıllara girildiğinde ise, plan program tanımayarak, adeta "obez" biri gibi sürekli şişen bir kent durumuna dönüşen İstanbul, uçsuz bucaksız arazisiyle ve sosyal yaşamı sınırlayan çok kalabalık nüfusuyla sınır tanımaz biçimde çığ gibi büyümesini günümüzde de sürdürüyor, ilçeler, mahalleler birbirlerinin üzerine katlanarak, günbegün hızla artıyor. Oysa 20 y.yılın o erken dönemlerinde, acılarla, sıkıntılarla, savaşlarla, işgallerle dolu yıllarda, kentin 641 mahallesi, 226 köyü bulunmaktaydı ve toplam yayıldığı alan sadece 5712 km kareydi. Günümüzde ise (eğer şu ana kadar sayılar değişmediyse) İstanbul'un 39 ilçesine karşılık, 41 belediyesi, 151 köyü ve tam 817 mahallesi bulunmaktadır.

Çarpıcı bir diğer yönü ise şuydu İstanbul'un o eski yıllarda; Tarihi kent, 250 bin memuruna karşılık tam "300 bin sabıkalı kişi"yi barındırıyordu ve yalnızca "60 kütüphane"ye sahipti!..

Bir zamanlar Evliya Çelebi'miz ne de güzel anlatırdı İstanbul'u... Günümüzün İstanbul'unun o çok kalabalık yerleşimlerini "kasaba" diye tarif ederdi ve ancak bu yerleşimlerin "az daha büyükleri" ise onun nazarında "şehir" idi. Örneğin; Beşiktaş, Kasımpaşa, Tophane, Üsküdar gibi yerleşimler "şehir" statüsünde, Ortaköy, Yeniköy, Çengelköy ve benzeri Boğaziçi semtleri ise birer "kasaba" idiler Evliya'nın tesbitine göre. Kısacası, "kozmopolitizmin tüm dinamiklerini" bünyesinde barındıran ve "dünyanın 72 milletine sevgiyle kucak açan" bu dev kentte, karmaşık sosyal guruplar arasında her devride, her türden insana rastlanılması, tabi ki bir ölçüye kadar doğal karşılanabilir. Ama bütün bunlara karşın, efsanevi heyecanlarla dopdolu tarihsel ve kültürel birikimlere sahip olan İstanbul'un, muhafazakar mahallelerindeki ve semtlerindeki geleneksel yaşam standartlarını asırlar boyunca koruyup yaşatabilmiş olması, hiç kuşkusuz ki uzun geçmişinden gelen "aile yapısındaki sağlamlık"la çok yakından ilgilidir.
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.