
MUTEN Şehirciliği
Şehir ve Endüstri Ekolojisi, yeni ortaya çıkan araştırma alanlarıdır. Her iki durumda da, 19. ve 20. yüzyılların şehir ve endüstri paradigmalarından belirgin bir şekilde farklı olan, standart dışı bir paradigma söz konusudur. Eski paradigmanın ürettiği şehirlerin ve endüstrilerin yol açtığı patolojiler tarafından öne çıkarılan bu yeni alanlar, eko-sistemlerin ve doğal yaşam döngülerinin mantığını kullanarak, şehirlerin ve endüstrilerin yaşayabilirliğini arttırma fikri üzerine kuruludur. Ekolojik bir paradigmanın - ne kadar yaşamsal olursa olsun - önemi, problem çözme gibi dar bir bakışın çok ötesine geçer. Bu daha dünyevi, daha basit biçimlere bir dönüş değildir. Dengeyle ilgili de değildir. Çok temel bir anlamda şu soruyla ilgilidir: doğal olan nedir? Her ne kadar artık hiçbir şey tümüyle doğal değilse de ve herşey belli bir ölçüde insan yapımı olanın varlığından etkileniyorsa da, herşey aynı zamanda daha doğallaştırılma sürecindedir. Ekolojik paradigma, bu doğallaştırılmış dünyanın yaptığı şeyi; “malzeme ve enerji üretme ve tüketme işini yapan aktörlerin oluşturduğu ağlar” kullanılarak “malzemelerin dev boyutlarda sistematik dönüşümü” olarak tanımlar. Eko-sistemlerin, yaptıkları şeyleri yapmalarını - bir anlamda onların ortaya çıkmasını- sağlayan şey, büyük ölçüde “aktörler”inin bir ağla birbirlerine bağlı olmalarının bir işlevidir.
Şimdiden büyük ve daha da büyüyen bir sürdürülebilirlik söylemi, politikalara odaklanmakta ama tasarım metodolojisine önem vermemektedir. Dahası, sürdürülebilir tasarım çabalarının büyük bir kısmı, yeni malzemeleri ve teknolojiyi eski şehircilik biçimlerine uygulamakla ilgilenmektedir. Bugünün karmaşık şehir konularını ele alabilmek için, bir ağ içine alınmış gereçler ve yöntemler kullanılması gerektiğini söylüyoruz. Yeni çıkan bilgisayar programlarının ve malzemelerin gittikçe artan yetkinliği sayesinde, doğallaştırılmış sistemlerin niteliklerini ve davranışlarını sergileyen şehir çevreleri tasarlamak mümkün hale gelmektedir. Bu doğallaştırılmış şehir tasarımı yaklaşımı; jeoloji ve sosyoloji, oşinografi ve biyografi, bitki örtüsü ve ulaşım, doğa ve kültür gibi apayrı kategoriler arasında, başka bir şekilde mümkün olmayacak çok önemli ara bağlantıları saptayan ve yaratan ilişkisel mekan - zaman modelleri üretmektedir.
MUTEN Ağı
Mimarlık, başka alanlara entelektüel, yöntembilimsel ve maddi açılardan, daha önce hayal bile edilemeyecek biçimlerde bağlıdır. Giderek saflığını yitiren, daha almaşık bir disiplin haline gelmektedir. Dolayısıyla mimari süreçler, geleneksel olarak alanın dışında kaldığı söylenen mantıklardan yapısal bir biçimde etkilenmektedir. Standart yaklaşımlardan standart- dışı yaklaşımlara geçiş, herşeyden önce hem kuramsal hem de pratik düzeyde, kavrama ve yönetme karmaşıklığı açısından temel bir değişim anlamına gelmektedir. Birinci yaklaşım, sistemler ve onları oluşturan unsurlar için indirgeyici bir mantık kullanırken, ikinci yaklaşım, karmaşık sistemlerin ortaya çıkan-uyum sağlayan davranışının, parçaların toplamından fazlası olduğunu ve bu yüzden bir bütün olarak ele alınması gerektiğini kabul eder. Karmaşıklık söylemi, hakkında hala pek az şey bildiğimiz ağ davranışını kapsar. Yine de günümüzde, karmaşık sistemlerde rolü olan türden bağlantıları anlamakta merkez-çevre metaforunun ancak sınırlı bir yararı olduğu gittikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Üstmetin kuramı gibi bazı alanlarda, bu kısıtlamayla ilgili çalışmalar çoktan başlamıştır. İlk dönem üstmetin diyagramları yoğun olarak merkez-çevre metaforundan yararlanıyorduysa da, daha yakın dönemde “aquanet” (su ağı) adı verilen bir alternatif incelenmeye başlanmıştır. Bunlar, 3 boyutta kesişen yüzeylerdir ve ortaya çıkan bölgeler de birden fazla yüzeye sahiptir. Burada bağlantı yapısaldır, yalnızca bir bağ değildir. Modus operandi olarak bağlantı vurgulanmaktadır. Mimarlığın, kent ve endüstriyle zaten sistemik bir bağı vardır. Makro ölçekte mimarlık, kültürel, ticari ve endüstriyel ekolojiye düşsel bir mantıkla bağlıdır. Bu mantık mimariye, ürün sistemleri ve ilgili süreçler açısından bakar. Böyle ele alındığında mimarlık, yapay nesne sistemleri, altyapılar ve doğal ekosistemler gibi pek çok sistemle organik bağları olan sistemlerden yalnızca biridir. Yeni ortaya çıkan bilgisayar programlarının ve malzemelerin artan yetkinliği sayesinde, doğallaştırılmış sistemlerin niteliklerini ve davranışını birlikte ortaya koyan kentleri, süreçleri ve mimarlığı tasarlamak mümkündür.
MUTEN Tasarım Yöntemleri
Alışılageldik kentsel tasarım yöntemleri master plan, sistemik katmanlar ve aşamalandırma gibi kavramlara bağlıdır. Kullanılan yöntem ise, Yapay Zeka Programıyla GIS mapping verilerini birleştirerek alternatif bir modeli araştırmaktadır. Yukarıdan aşağı işleyen ve pek az uyum imkanı sağlayan, esneklikten uzak bir strateji olan master planların yerine, daha güçlü, daha gevşek bir şekilde denetlenen, kendi kendini organize eden bir tasarım stratejisi öneriliyor. Sistemik katmanlaştırmanın - yani kentsel karmaşıklığın, yalıtılmış sistem kategorisi katmanlarına ayrıştırılmasının - bileşik sistemlerdeki ağ içi operasyonları göremediğine, çünkü sistemlerin toplu halde nasıl işliyorsa yalıtılmış halde de öyle işlediğini varsaydığına inanılıyor. Katmanlı yöntemde bağlantısallık yapısal birşey olarak görülmez, yalnızca bir bağ olarak görülür. Bizim yaklaşımımız tekil kentsel sistemleri katmanlara ayırmaz, “akıllı elemanlar”dan oluşan dev kalabalıklar olarak görür. Kentsel bir sisteme karşılık gelen her grubun, parametrik “davranış” olarak konuşlandırılmış kendi kimliği vardır. Burada akıl, diğer gruplar ya da çevre koşulları bağlamında basit bir karar verme becerisi olarak tanımlanmaktadır. Bu şekilde kentsel karmaşıklık, indirgemeci yöntemlere başvurmak zorunda kalınmadan ele alınabilmektedir. Ortaya çıkan organizasyon izlekleri, tasarım için soyut planlar olarak kullanılmaktadır.
Üçüncü master plan kavramı, kentsel tasarımda “aşamalar” olarak dile getirilen zaman boyutunu ele alır. Bu yaklaşımın temel sorunu, zaman içinde değişimi hesaba katamamasıdır. Master planlar genelde orta ve uzun vade için yapıldığından, tasarımın uygulamaya konmasının başıyla sonu arasında değişen koşullar, daha sonuçlanmadan tasarım uygulamasının geçerliliğinin ortadan kalkması sonucunu doğurur. Buna karşın kullanılan yöntem dinamiktir. Kentsel birimlerin (akıllı elemanlar olarak) kendi kendilerini organize edişi, denetlenen zaman aralıkları içinde evrim gösterir. Bellek ve öğrenmeyi içeren zaman temelli yöntemlerin fonksiyonu olan bu tür mekansal organizasyonların iki özelliği, uyum sağlama ve ortaya çıkmadır. Kentsel elemanlar anımsar, bu sayede öğrenir ve zaman içinde davranışlarını değiştirirler. Son olarak bizim yöntemimiz, kentsel tasarımda “yaşam döngüsü” süreçlerinin simülasyonuna olanak sağlar. Belirli kentsel sistemlerin (akıllı elemanlar olarak) yaşayabilirliği, (diğer eleman gruplarında ya da çevre koşullarında ortaya çıkan) onları destekleyen ya da zayıflatan koşullara bağlıdır.
Katmanlaştırmadan ağ içindeliğe geçişte bizim yöntemimiz, karışık eleman gruplarından oluşan ve ortaya çıkmakta olan sistemlerin, birbirine ve zamana bağlı ilişkiler ve melez organizasyonlar (resmi ya da gayriresmi) olarak, sürekli bir şekilde kendilerini organize etmelerine olanak sağlar. Bu oluşumlar, evrilmekte olan melez sınıfların arasındaki konumsal ve açık uçlu ilişkilerle “fuzzy” kümeler olarak bağlantılandırılır. Mekansallığın yeniden gözden geçirilmesinin yanı sıra, burada zamanın yeniden kavramsallaştırılması da söz konusudur. Geçerliliğin yitirilmesi sonucunu doğuran doğrusal zaman kavramlarının yerine, yenilenme sonucunu doğuran geribesleme ve döngüleme kavramları konmaktadır. Bu kavramların endüstriyel ekolojideki uygulamalarını, beşikten mezara ve beşikten beşiğe modellerinde şimdiden görülüyor.
MUTEN İstanbul Tasarım Önerisi
Alanın Google Earth’ten alınan havadan çekilmiş görüntüsü, bütün bölgenin büyük ölçekli, tek amaçlı yapılarla, keskin kenarlarla ve geçişkenliği olmayan yüzeylerle tanımlanmış tek bir parça olduğunu göstermektedir. Kentsel ekolojinin parça dinamikleri hakkında öğrettiklerinden hareketle, bunun bir “en kötü durum senaryosu” olduğunu söyleyebiliriz. Bu özelliklere sahip parçalarda patolojiler katlanarak büyür. Nitekim geriye çekilip İstanbul’un aster veri görüntüsüne bakıldığında, makro ölçekte benzer bir senaryonun geçerli olduğu görülüyor. Bu görüntü parça dinamiklerinin aşamalı homojenleştirici etkisini ve kentsel yüzeyin (yeşille gösterilmiş) doğal yüzeye (kırmızıyla gösterilmiş) tecavüzünü sergilemektedir.
MUTEN Galataport projesi, parça paradigmasıyla uyumlu bir biçimde, tüm kentsel yüzeyi bir süreklilik olarak ele almakla işe başlamaktadır. Yatay, dikey ve eğimli yüzeylerde hiçbir keskin ayrıştırma yoktur. Bunun yerine yüzey, gereksinimler doğrultusunda farklılaşmaktadır. Minimal yüzey geometrisi ve yüzey topolojisi, yapı topolojisine yeğ tutulmuştur. Tasarımın geometrisi, su ve rüzgar akımının yanısıra güneş enerjisi emilimini de olumlu etkileyecek bir potansiyele sahip, geçirimli ve karmaşık bir yüzey yaratmaktadır. Yapısal olarak minimal yüzey çok ekonomiktir çünkü gücü malzeme kalınlığıyla değil, eğim ve biçimle sağlar. Yüzeyin çok sayıda küçük parça-birimlerine ayrıştırılması, alanın sismik mühendisliği için de ek avantajlar sunmaktadır. Topoloji parçalarıyla ekoloji parçaları arasında karşılıklıklar olacağı öngörülmektedir. Topoloji bölümlerini, su ve rüzgar akımının yanısıra güneş enerjisi emilimini de etkileme kapasiteleri açısından sınamak amacıyla, çeşitli simülasyonlar gerçekleştirilmekte ve değişkeler, bir benzerlikler kataloguna göre düzenlenmektedir. Her değişke; yapı, doğa ve altyapıyı farklı ölçü, boyut ve biçimlerde birleştiren bir hücre oluşturmaktadır.
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamış
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!





