Sanat

Türkiye’nin Andy Warhol’uyum

Tarih: 3 Kasım 2008 Kaynak: Akşam Yazan: Seda Kaya Güler
Tabloları yurtdışında en çok satan ressamımız İsmail Acar, ‘2010 Kültür Başkenti İstanbul’ için değişik projeler üretmiş. Hangileri gerçekleşir belli değil ama İstanbul’a başkan olsa, tarihi eserler hariç tüm binaları yıktırarak işe başlayacağını söylüyor.

Bir ay kadar önce yaptığımız söyleşide, Toprak Sanat Galerisi’nin sahibi Ayfer Toprak, en rağbet gören ressamın İsmail Acar olduğunu söylemişti. En çok onun tablolarını satıyor, herkes ondan İsmail Acar sergisini açmasını istiyordu. Ressam denilince akla gelen isimlerden. Gül, nar ve lale ressamı olarak da biliniyor. Padişah portreleri ve kaftanları, paşaların kılıçları ile Osmanlı’yı, Allah yazısı ile dinin öğelerini aynı tuvalde birleştirmesi de tablolarına olan ilgiyi artırıyor. Yabancılar da meraklı. Yurtdışına en çok resmi giden ressamımız. Cumhuriyet tarihi boyunca bütün ressamların toplamından daha fazla resmi satılan İsmail Acar’la Ayasofya’da açtığı bir sergiden kazandığı parayla satın aldığı Galata’daki atölyesinde sohbet ettik. Şu sıralar da 2010’da Kültür Başkenti olacak İstanbul için ürettiği projelerin hayata geçmesi için uğraşıyor.

Nedir bu projeler?

Biri şehir terasları. Şehri görebilecek alanlara konulacak. Taksim’de parka konulacak mesela. Aslında yedi tepeye yedi tane olarak düşünüldü. Amaç insanların manzara seyretmesi; şehri göremiyoruz çünkü. Birer heykel formunda olacak hepsi. 20 metreye 30 metre alanları kapsayacak.

Kafe olacak içinde; asansörle en tepeye çıkacak, manzara seyredecek insanlar, alt katlarda sergiler olacak… Bir de mekanların giydirilmesi projesi var. Görülecek yerlerin içleri dışarıya çıkacak. Mesela Sultanahmet Camii içindeki desenler dışına çıkacak. Görmeyenlere göstermek, içerdekinin farkına varmaları için. Daha önce Venedik’te yapmıştım bunu.

Ne zamandan beri hazırlıyorsunuz bunları?

İstanbul’la ilgili projelerim hep vardı. 2010 nedeniyle benden bir şeyler istenince bunları geliştirdim.

Hangileri beğenildi?

Hepsi. “Bugüne kadar masaya gelen en heyecan verici proje” dediler. Ama uygulamaya gelince bir sürü çatlak ses çıkıyor. Benim en beğendiğim ise, var olan anıtların üç misli büyütülmesi, olmayanların yerine konulması.

Nasıl olacak?

Balonla. Örneğin Taksim’deki anıt, Cumhuriyetimizin en önemli anıtı ama çok küçük! Gidiyorsun Washington’a, bütün anıtlar devasa. Osmanlı’nın kubbelerine bakıyorsun, onlar da öyle. Cumhuriyet anıtları ise küçücük. Anıt’taki Atatürk, kendi boyu kadar.

Her Tarafı Yıkardım
Sen ne yapacaksın?


Projelerimin hepsi geçici. Hiçbir zaman kalıcı eser yapmak istemiyorum. Balondan ya da köpükten ya da strafordan, eserin hemen yanına üç misli büyütülmüşü gelecek. O anıta dikkat çekmek için. 20 gün sergilenecek, sonra parçalanacak veya başka bir yere gidecek. Bir de yok olan anıtlar var. Onları da balondan yapıp yerine koyacağım, burada bu vardı diyeceğim. Müzelerdeki küçücük heykeller devasa boyutlarla dışarıya çıkacak. Sanat dikkat, şehir de ilgi çekici hale gelecek. Bir de hologramlar var. Fatih gemileri sürecek Haliç’e mesela. Kız Kulesi’nin üzerinde bir melek belirecek. Ayasofya’nın üzerinde Zümrüt-ü Anka kuşu uçacak. Binlerce insan aynı anda izleyecek.

Bunları yapmak çok zor değil mi?

Bütçe meselesi. Para dışında hiçbir zorluğu yok. Hologram aleti 500 bin dolar. Ama bu para verildiğinde 2 yıl boyunca kullanılabilir. Öyle paralar harcanıyor ki çeşitli etkinliklere! Bir film projesine, bir konsere milyon dolarlar. Konser bir saat sürüyor ve 500 kişi izliyor. Yine böyle yaparlarsa, halk 2010’un ne olduğunu anlayamayacak. Vatandaşı olaya dahil edecek projeler lazım. Beş yüz değil yüz binlerce kişi görecek, televizyonla milyonlara ulaşılacak.

İstanbul’a başkan olsaydın neler yapardın?

Her tarafı yıkar, bütün binaları tıraşlardım. Tarihi eserler hariç. Onları da, derecesi hiç önemli değil, hepsini bir kabul eder, korumaya alırdım. Etrafına kesinlikle bir şey yaptırmaz, yapılacak her şeyi iptal eder, yapılanları da yıkardım.

Radikal kararlar alırdınız yani?

Başka türlü olmaz. Kamulaştırıp, trafikten arındırmak lazım. Sonra bir bütçe desteği gelir zaten, onlarla restore ettirirsiniz. Parası olmayan ev sahibine de bütçe vermek lazım. Vatandaş bakıyor, yanındaki ev yıkılıp 5 kat çıkıyor, rant var. Ne yapsın, o da yıkıyor. Altyapıyı halledip şehrin doğal güzelliğini ortaya çıkaracaksın. Şehrin her yanında kültürel aktiviteler olurdu. Çünkü bu şehir değil Türkiye’nin, dünyanın şehri. Türkiye’nin de lokomotifi.

Nasıl ve nerede bir kültür merkezi yaptırırdın?

Her yerde olmalı. Her belediye bunu yapabilir. Ama bunları bir merkezde toplardım. Kültür Bakanlığı’na bağlı bir merkez ve her şey onların onayından geçer. Yeni yapılacak her yapı eski antik şehrin formlarını kullanır. Eskiler öyle yapmış; Osmanlı Ayasofya’dan Bizans’ın formunu alıp benzerlerini yapmış. Bizler ise o kadar çirkin yapılar dikiyoruz ki hem de korkunç paralara. Ne yeşillendirme alanları var ne altyapıları. İstanbul, kendisine ait olmayan bir mimariye sahip.

Niye? Estetik zevkimiz mi yok?

Bürokraside yok. Belediye başkanında olmayabilir ama her belediyenin imar bölümünde çalışan bir sürü insan var. Bunların da vizyonları eksik. Oysa onların iş bilmesi lazım. Dünya çapında yarışmalar aç. Atatürk bunu yaptı. “İstanbul için ev tipi istiyorum, 5 katlı” de, dünyanın en önemli mimarları çizsin, sonra ver belediyelere; evlerin stili aynı olsun.

Bu kadar basit yani...

Basit tabii. Aç yarışmanı, gör bakalım nelerin geleceğini. 2010 için, Elton John’a beste ısmarlardım mesela. Verirdim 1 milyon doları. Beş bile verirdim. İstanbul’u anlatacak. Bütün dünya o şarkıyı söyleyecek. Konserden daha etkili. Kalıcı olacak çünkü. Frankfurt Kitap Fuarı’nı gördük. Tam bir fiyasko. Dünyanın parası harcandı, devlet gitti, ne oldu?

Her Nü Resmimi Cumhurbaşkanı Alabilir
Laleyi, nar ve gülü kullanıyorsun resimlerinde sık sık…

Lale, Türk sembolü, gül de öyle. Nar ise Anadolu’nun sembolü.

“Nar” veya “lale ressamı” denilmesinden çekinmiyor musun?

Hiç öyle bir derdim yok. Bu coğrafyanın kendine özgü sembollerini kullanıyorum ben. Andy Warhol nasıl Amerikan sembollerini; en çok tüketilen Campbell çorbalarını, Marilyn Monroe, Elvis Presley gibi isimleri taşıdıysa resimlerine, ben de bu ülkenin geçmişteki önemli sembollerini resme taşıyorum. Hatta bir tane karpuz sergisi bile yaptım. Çünkü bu toplumda en çok tüketilen meyve karpuz!

Sarayları, haremi de kullanıyorsun…

Sanatın en önemli şeyi gizem. İhtiras, sır bilinmezlik… Hangi kadına sorarsanız sorun, Harem kadını olarak görmek isteyebilir kendini. Hiçbir şeyi yüceltmek ya da alçaltmak niyetinde değilim sadece insanı meşgul eden konuları insanlara yeniden sunuyorum. Hattatın yazdığı Bismillah’ı resmime koyuyorum. Aynı yazıyı bütün minibüsçüler asmış arabalarına. Toplumun sahip olduğu değerler bunlar. İnsanlar eskiden evlerine resim asmazlardı ama Bismillah yazısını asarlardı. Büyükannem Bismillah der, narı kırardı. Nar ve Bismillah... Andy Warhol’un Campbell çorbaları gibi bir şey.

Bunlar küçümsenirdi ama; Anadolu işi denirdi.

Köylü işi! Bana bir ara “köylü ressam” dediler. Ama resimlerim Metropalitan’a gidince işler değişti. Bismillah’tan daha estetik bir form var mı? Bütün Avrupalı ressamlar Hıristiyanlığın resmini yaptılar yıllarca. En büyük yapıtlara bak, Kilise’nin desteğiyle Hıristiyanlık adına yapıldı. Toplumun özgüvenini kazanmasını istiyorum ben. Düne kadar kimse asmıyordu, şimdi asıyor.

Nü resim de yapıyorsun…

Çıplaklık kadar bakir bir şey yok. Onu nasıl gördüğünle alakalıdır. İslam çıplaklığa karşı değil, dejenerasyona karşı. Ayrıca çıplaklığı soyutlayabilir, non-figüratif hale getirebilirsin. Ben çıplaklığı kırmızı ile kapatıyorum mesela. Haremi çıplak anlatmaktan başka şansın yok ve öyle bir tabloyu başı bağlı kadın da izliyor, başı açık da. İnsan türünde her fantezi mevcut. Sanatçı olarak toplumun reflekslerini yansıtıyorum. Yasaklarla işim yok. Ama saldırmadan yapmak istiyorum. Bir nü resmimi Ankara’da bir müftü satın aldı. Yatak odasına asacakmış. Benim yaptığım her nü resmi Cumhurbaşkanı satın alabilir.

Bundan sonra yapmak istediklerin?

Bu coğrafyadan bir sembol yaratmak. Batı hep kendi ikonlarını yaratmış. Hıristiyanlığa dair semboller. Doğu ve İslam ise 16. yüzyıldan itibaren hiçbir şey yaratamamış. Bunu yaratmamız lazım. Bu amaçla yeni bir seri başlattım. Kutsal kavramlar; kılıç, ceket, tılsımlı kaftanlar... Doğu’ya ait önemli şeyleri resimleştirmek, öne çıkartmak istiyorum. Zaten medeniyetin yeni noktası Doğu olmak zorunda. Sıra bize geldi.

Ayakkabı boyayıp okudum
İsmail Acar bugünlere nasıl geldi?


Aslında en önemli unsur merak. Ortaokul veya lisede ‘ne olmak’ istediğimi bilmiyordum. Tesadüfen psikolojiyi kazandım, ne olduğunu bilmeden okumak için İstanbul’a geldim. İlgimi çekmeyince Güzel Sanatlar’a girdim. Hep iyi bir gözlemci oldum. Çevremi incelediğimde hep olumsuzluklar gördüm. Babam rençperdi, işçi oldu Arabistan’a gitti. Aile içinde bölünme, çevredeki olumsuz şartlar, yokluk vs... Her zaman, ‘bunun bir alternatifi olmalı’ diye düşündüm. Mesela, çocukken okul harçlığı için, dökülen fasulyeleri toplayıp satardık. Ayakkabı boyacılığı yapardık. Aksi takdirde okuyamayacaksın!

Kadercilik yapıp kabullenmemişsin olumsuzlukları.

Ya da bayrak alıp elime devleti protesto etmedim. Üniversitede herkes şikayet ediyordu. Ben de. Ne yaptım? Dev bir duvara resim yapmaya başladım. Kimseden izin almadan, protest bir resim. Benim protesto biçimim bu.
Sanat
Takvim
<<Eylül 2019>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30            
Sanat Haberleri Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.