Onu anlatmaya çalışmak, hele bir de bunu yaparken di’li geçmiş kullanmak ne kadar da zormuş... Bir gün böyle birşeyi yapmak zorunda kalabileceğimiz, zihnimizden defetmeye çalışacağımız en kötü kabuslardan biri olabilirdi ancak...
O... Öylesine sıradanlık dışı bir insan ki...ne kadar onu farklı kılan yönünden bahsetsek, birşeyler eksik kalacak gene de sanki. Öncelikle, kendi doğrularını kendisi oluşturan, hiçbir düşünceyi hazır olarak alıp kullanmayı kabul etmeyen bir yapısı vardı. Doğrularını sürekli bir sebep-sonuç ilişkisi sorgulaması yaparak oluşturur ve bundan müthiş keyif alırdı, bu onun için neredeyse bir tür oyundu. Birşeyin oluş sebebini asla cevapsız bırakmazdı kafasında, didikleyiciydi. Sohbetlerinde de bu yaklaşımını karşısındakilerle paylaşmaktan hoşlanır, bu anlamda bir eğitimci olarak da, muhakeme etme konusunda en iyi örneği kendisi oluşturur, bunun yaşamanın temeli olmasının yanısıra keyif alınacak birşey olduğu fikrini doğal olarak aşılardı karşısındakine. Bu sonsuz sorgulamaları herkesle, özellikle de gençlerle paylaşma konusunda çok içten biçimde cömertti, karşısındakinin fikrini de aynı ilgiyle, sabırla dinler, değer verirdi. Eğitimci kişiliğinde de, bu anlamaya çalışma ve değer verme yönü ile Ferhan beyle birlikte mimarlık eğitiminde esas saydıkları “öğrenci ortaktır” düşüncesini açıkça ortaya koyardı. Zaten ikisinin eğitim için, genç beyinler için sahip oldukları sonsuz vericilik, motive edicilik, destekleyicilik nasıl anlatılabilir bilmiyorum. Tanıyanlar biliyor ama tanımayanlar için, adanmışlık, idealistlik, gerçek entellektüellik, yenilikçilik gibi birşeyleri ileriye götürmeye yönelik kelimeler bir araya getirildiğinde, onları tarif etmiş oluyoruz. Onlarla konuşmak, birşeyler paylaşmak, o kadar zihin açıcı ve motive edici olurdu ki, onların odasında zaman nasıl geçerdi bilmem.
Kişisel tavırlarında olduğu gibi mesleki tavrında da, düşüncelerini tepkilerden çekinmeden yansıtmak ve tartışmaktan kaçınmamak, Ferhan beyle paylaştığı öncülük rolünün doğal sonucudur. Birşeyleri ilk olarak denemek, onu korkutmaz, aksine heyecanlandırırdı.
Detaylar da çok önemliydi onun için. Bir işin kalitesinde, ayrıntılardaki kaliteyi arardı. Çok ince bir zevke sahipti.Güzellikleri bulup çıkarırdı. Onun için birşeyler almak, beğenip beğenmeyeceğini tahmin etmeye çalışarak, ona yakışacak birşey bulmaya çalışmak, zor, meydan okuyucu ama bir o kadar da zevkli bir işti.
Yeni yerler görmek, gezmek onun için büyük keyifti. Bu anlamda adeta maceracı, yeni şeyler görmeye her an hazır gezgin bir ruhtu. Doğaya karşı, yine yaşamının özünü oluşturan merakla beslenen büyük bir sevgisi ve duyarlılığı vardı. Bir doğabilimci de olabilirdi sanırım rahatlıkla. Odalarında üstüste duran kitap, not, pafta yığınının arasında Taşkışlalı bir kediye rastlamak zor değildi, bu misafir çok iyi ağırlanırdı çünkü orada..
Onunla konuşurken, paralel düşünebildiğimi, söylediğini fazla açıklamasına gerek kalmadan anladığımı hissederdim. Bu az kişiyle oluşan bir his.
Bütün bunlardan sonra, o güçlü yapısıyla o hastalık hiç bağdaşmıyordu, nitekim o hastalık giysisini hiç taşımıyordu üzerinde, aslında onu bir yerlerde tamamen aşağı atacağına inanmıştık hepimiz... başka türlüsü yakışmıyordu ki ona hiç. Tek teselli, hayatının asla boşa geçirilmemiş bir hayat oluşu, ruh eşini bulabilmiş ve istediği gibi yaşayabilmiş oluşu bu kısacık yaşamında. Bize kalan ise, ancak hayatımıza kattığı anlamla avuntu bulmak sanırım.
Çook özlüyorum onu.
Hülya Yürekli'nin Anısına





