Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi

Gündem

Raci Bademli'nin Anısına...

Tarih: Eylül 2003 Editör: Emine Merdim Yılmaz
Funda Erkal Öztürk'den

Raci Hocamızı anlayalım*

"Sonuçlardan çok süreçlerle ilgili" olduğunu hep vurguladığı mesleğini başarı ile sürdürmüş/yürütmüş olan Raci Bademli'nin; erken sonundan çok, verimli yaşam sürecini anımsamak üzere biraraya geldik...

Bu sürece bir bakışta ODTÜ'den 1967'de mezun olduğunu, 1970'de yüksek lisans derecesi, MIT'den 1977'de doktora derecesi aldığını, 1986'da doçent, 1993'de profesör olduğunu, ODTÜ'de 1969'dan 1 Eylül 2003'e kadar çeşitli dönemlerde dersler verdiğini, ulusal ve uluslararası gruplar ile veya yöneticisi olarak araştırma projeleri, danışman veya yönetici olarak planlama projeleri yürüttüğünü, yarışmalarda dereceleri olduğunu, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak da görevler yaptığını, çok sayıda atölye, seminer, sempozyuma katıldığını, çok sayıda araştırma ve yayınlanmış eseri bulunduğunu görebilirsiniz. Bu sürecin örneğin akademik kısmına biraz yakından baktığınızda yüksek lisans tezinin Ankara'ya ilişkin olduğunu, ODTÜ'de verdiği derslerin "Yaratıcı Düşünce ve Problem Çözme"den "Planlama Teorileri"ne, "Kalkınmakta Olan Ülkelerde Küçük Sanayi Üretimi"nden "Kentsel Fakirler"e uzanan çeşitliliği olduğunu, lisans ve lisans üstü seviyeleri olduğunu, birinci sınıftan dördüncü sınıfa sürekliliği olduğunu, giriş dersleri, atölyeler, seminerler, stüdyo dersleri gibi farklı türleri olduğunu görebilirsiniz. Bu sürecin örneğin planlama deneyimleri kısmına daha da yakından baktığınızda Cezayir, Afganistan, Vietnam, Çin, Katar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Ankara, İstanbul, Çanakkale, Bursa'da, koruma, rehabilitasyon, geliştirme, revizyon, yenileme projeleri, deprem sonrası, savaş sonrası gibi kentlerin kriz dönemleri konusunda uzmanlaştığını, strateji ve uygulama projeleri hazırladığını, yönettiğini, yönlendirdiğini görebilirsiniz. Tarih sıralı bir özgeçmiş okumayacağım. Hem niteliği hem niceliği zengin bu özgeçmişi Planlama Dergisi'nin önümüzdeki sayısında yayınlayacağız. Ancak söylemek istediğim, bu sürece ne kadar yakından bakarsanız o kadar çok ayrıntı görebilirsiniz. Raci Hoca'nın çizim eskizleri gibi...

Raci Bademli'yi anmak ve anımsamaktan çok anlamak ve hatta planlamakta/projelendirmekte yarar var. Kendisinin İstanbul Dergisi Ekim 2000 sayısındaki "Kent Merkezlerini Anlamalı mı, Planlamalı mı" yazısının etkisinde kalmış olabilirim.

Mesleğinin hem teorik, hem pratik, hem de eğitimi alanlarında üretken ve başarılı, yani ender rastlanır kişilerden biri olarak Raci Hoca'nın deneyimlerinden, birikimlerinden, tarzından, istek ve ideallerinden öğreneceklerimiz var. Yazdıkları, çizdikleri, konuştukları ve yaptıkları; onu tanımadan yetişecek gençlere "yaratıcı düşünmeleri", "vizyon geliştirmeleri" ve "bağımsız yaratıcı mesleki kimliklerini" oluşturmaları için mesajlarla dolu. Bunların altı çizilmeli.

Raci Hoca özgün ve yaratıcı bir zeka ve mesleki yeteneklere sahipti. Hem elinin, hem dilinin güçlü olması onu pek çok meslektaşından ayıran bir özellik. Bunun yanısıra el-dil-düşünce koordinasyonunda uzman ve ifadede usta olması, aynı zamanda disiplinli ve çalışkan olmasını engellemedi hiç. Tuğrul (Akçura) Hocasının "miskin olmayan" evlatlarındandı. Bu çok yönlü ve çok gelişkin tablo, tanımayanlar için katı, ciddi, "sayıları seven" bir profesör figürü uyandırabilir. Bu konuda yakın çalışma arkadaşlarının anıları tam tersini örnekleyecek de olsa ben şimdiden söyleyeyim. O yaptığı ve öğrettiği işten aldığı zevki etrafına yansıtır, öğrenmenin ve öğretmenin en eğlenceli yöntemlerini tercih ederdi. Böylece gençlerin merak duymalarına, araştırmaya istekli olmalarına daha çok katkıda bulunmuştur.

Hepimizin anılarında bordo kazağı, kadife pantolonu, bol cepli yeleği, atkısı, piposu, kıvırcık saçları, sakallı-bıyıklı gülen yüzü, ihtişamlı görüntüsüyle tezat duygusallığı ve meraklı mavi gözleri ile ayırtedici güçlü bir görsel imge olarak da yaşamaya devam edecek ama bu topluluğun sorumluluğu, Raci Hoca'nın meslek alanındaki anılarını daha canlı tutmak. İşte ürünlerine ve gözlemlere dayanan bazı değinmeler...

Yazdıkları ile anlamak:
Tez yazarken elle tuttuğu tüm notları, alıntıları küçük parçalar halinde kesip, odasının tüm dikey yüzeylerini bunlarla kapladığını anlatmıştı bir kez. Herşeyi bir anda görme, kontrol etme refleksi işte. Sonra ilk bilgisayarı 'comador'da yazdı. Ulus Projesi döneminde bilgisayar yazılım teknolojisindeki hızlı dönüşümü yaşadık. Sanırım nihayet Gelibolu Projesi döneminde bu teknolojiden gönlünce faydalandı. Kentsel tasarıma olduğu kadar sunuş tasarımına da gösterdiği özeni görsel malzemeye daha hassas ve hızlı aktarmanın keyfini yaşadı. Ama o hep el yazısı ile notlar almaktan, notların yanına mutlaka çizimler yapmaktan, rulo eskizini cebinde taşımaktan, bunları özenle saklayıp A3 kağıtlara yapıştırmaktan, bu kağıtları alabilecek standart boyutlarda kutular imal ettirmekten ayrıca zevk aldı.

Stüdyo derslerimize her defasında farklı bir gündemle gelirdi. Son yıllarda, bu anlayışla geliştirdiği yeni teknik; işlik notları... Öğrencilerine genelde 1-2 sayfayı aşmayacak notlar hazırlamış ve dağıtmış. Kendi içinde bütünlüğü olan, farklı gündemleri bulunan, bazen bir konuyu tartışmaya açan, bazen yalnızca sorular soran, ama tümünde öğrencilerinin katkı ve katılımını kışkırtan veya cesaretlendiren notlar...

"Kültür coğrafyamızın insanları ve kompleksleri

Kitap, kalem kompleksi:
Bu coğrafya gökten inen kitaplar, ilahi yazılar coğrafyasıdır. Tevrat, İncil, Kuran gibi… Taşlar üzerine yazılmış sözler coğrafyasıdır.. İnsanlar yazılanları, okumazlar, okuyamazlar. Yazılanlar kendilerine anlatılır. Yazılanlara inanmak gerekir. Otoritedir yazı. Kitaplara saygı gösterilir, kitaplardan korkulur. Okunmazlar, okunsa anlaşılmazlar anlaşılsa bile karşı çıkılmazlar. Bu nedenle kitap yazmak bir otorite işidir. Bir konuda kitap yazmış olmak son sözü söylemiş olmak anlamına gelir… Kitap'tan korkulduğu kadar da yazmaktan kaçılır. Zaten önemli olan şeyler yazılır… Bunlar için de vak a nüvisler vs vs vardır zaten. Onun için normal bir kişinin yazı yazması doğal değildir… Bu nedenle yazılı edebiyatımız, yazılı kültürümüz zayıftır ya!… Oysa söz uçar yazı kalır… Bizim kültürümüz uçup gitmiştir!!!! Gitmediyse bile kanat çırpmaktadır.. ha uçtu ha uçacak!!!!

Soru kompleksi
Bu coğrafya sorgulamanın esas olduğu batı felsefesinin dünya sahnesine çıktığı topraklardır… Oysa burada bilineni, erdemli, bilge kişilerin bilgilerini öğrenmek anlamında doğu felsefesi geçerlidir. Ezber esastır bu felsefede.. tekrar esastır… Açıklama yapılır ama sorgulama asla!!! Soru sormaktan bu nedenle kaçarız. Soru sormak bilgisizliği gösterir. Ya da, karşısındakini sınamayı!!! Soru sormak, sorgulamak ayıptır. Polis sorgular!!! O da iyi bir şey değildir. Soruşturma hep aklımıza kötü şeyler adli yargılama sürecini getirir….

Sürü kompleksi
Bu coğrafya sürüler coğrafyasıdır. Sürülerin hep bir çobanı vardır… Sürüden ayrılanı kurt kapar… tanrı krallar vs vs… bu nedenle grass roots örgütlenme zordur.. Hep tepeden aşağı örgütlenme vardır… zaten Marx bunu anlamış ve doğu toplumlarında politik refkleksler konusunda farklı bir anlayış olduğunu sezmiştir… Elle gelen düğün bayramdır bizim için….

Zeka kompleksi
Bu coğrafyanın insanları zekidir. Zekanın en önemli göstergesi ise uyumdur…. Yani koşullara çevreye, durumlara uyum.. iyi duruma da kötü duruma da kolay uyum yaparız.. Uyum yapınca o durumdan şikayet azalır.. kabullenilir.. statükocuyuzdur bizler… Bu nedenle statüko işimize gelir, ya da statükoya alışırız!!!! Ama bu uyum yeteneği kurbağalarda da vardır. Suyu yavaş yavaş ısıtarak bir kurbağayı pişirebilirsiniz ya da dondurabilirsiniz!!! Kurbağa kaçmaz.. değişen ısıya alışır öyle kala kalır… Bizde böyleyizdir aslında…

Sonuç: Evrim (evolution) yerine Çürüme (involution)
Zıtlıklar olmaz.. tartışma olmaz.. kötü şeylerdir bunlar.. tez antitez bizde çalışmaz.. Bu nedenle sentez de olmaz!!! Sentez olmayınca yenilenme iç dinamiklerle dönüşüm olmaz… Toplum, fertler ve kurumlar kendi kendilerine değişemezler.. Mutlaka dışarıdan önemli bir baskı olacaktır… değişme mutlaka dışarıdan olacaktır. Ya Anadolu işgal edilecektir, ya deprem 7.4 olacaktır, ya da enflasyon %300 filan olacaktır ki bu coğrafyanın insanları galiba bir şeyi yanlış yapıyoruz.. bazı şeyleri düzeltmek gerekir diyeceklerdir…
İşte bu nedenlerle AB, IMF ya da IHM bizim için büyük önem taşır…. Değişmemiz de bunlar nedeniyle olacaktır… Kendi başımıza kaldığımızda çürürüz!!!

R. Raci Bademli, Temmuz 2001. "

"Mersin Kentesel Planlama İşliği Kent Merkezi Çalışma Grubu NotlarıCP 401 (Güz 2000) -Ekim 2000 / Ocak 2001; CP 402 (Bahar 2001) -Mart 2000 / Haziran 2000
17

"Mezuniyet öncesinde "Genç" kentsel pancılara önemsiz hatırlatma
Kentsel planlama, bir kenti ya da bir kentsel sorunu sahiplenmiş bir yönetimin yapabileceği, sürdürebileceği hizmetler, müdahaleler, projeler vb işlerle ilgilidir. Yani, kentsel planlama işi, bir yönetimin yapacağı işleri belirleme, yönlendirme ve hatta yönetme işidir. Bu bakımdan kentsel planlamanın bir yönetim hizmeti olduğunu; sonuçlardan çok süreçlerle ve sorulardan çok sorunlarla ilgilli olduğunu vurgular dururum... Artık bıkmışsınızdır!... Sizi bıktırdığımı bildiğim başka konular da var: Kentsel planlamanın "bilim" değil; (techne ve logos, ya da yapmayı bilmek anlamında) "teknoloji" olduğu hususu!... Kentsel planlamada metot sorunu!... Kentsel planlamada yaratıcı düşüncenin ve bağımsız mesleki kimliği oluşturmanın önemi!... ve daha birçok şey.

"Kentsel planlama sürecinde sorulara yanıt değil, sorunlara çözüm aranır. Bu nedenle, kentsel planlamanın metodu 'bilimin metodu' değildir; 'planlamanın metodu' farklı olmak gerekir" der, dururum... Planlama metodu bağlamında ise "durum tespitlerinden, sorun ve olanakları saptama" ile "sorun ve olanak analizlerinden, planlama tutum ve tavırlarına (yani siyasalar ve stratejilere)"; siyasalar ve stratejilerden de "program alanlarına ve proje paketlerine ya da projelere" geçme ve tabii ki "kavram projeleri oluşturma" işlerini öğrenmenin gerekli ama yeterli olamayacağını; kentsel planlamada izlenen metodun her aşamasına, renk, lezzet veren kişisel "vizyon"un (ya da ufuk'un, bakış'ın, felsefe'nin, heyecan'ın) önemini hatırlatırım... "Bağımsız yaratıcı mesleki kimliğinizi arayınız"; "soru sormaktan, sorgulamaktan, seçenekler aramaktan bıkmayınız"; "zıtların birliğini irdelemekten yılmayınız"; ve, "farklı yaklaşımlardan, zıt fikirlerden, paradokslardan ürkmeyiniz" derim... "Gözünüz özü görsün, sözünüz özü söylesin, eliniz özü çizsin" derim... "Bilekten ya da omurilikten 'refleks planlama'nın değil; beyinden 'doğurgan, yaratıcı planlama'nın peşinde olunuz" derim... Derim, çünkü "bağımsız yaratıcı mesleki kimliklerinizi" ancak böyle yakalayacağınıza inanmışımdır....

Sizleri, karanlık Gelibolu Barış Parkı ofisinde birdenbire, renkli mezuniyet cübbeleriniz içinde ve gözleriniz pırıl pırıl , apaydın, mutlu görünce etkilendim... Duygulandım... Dilerim hep böyle parlarsınız... Hediyenize teşekkür ederim... Benim de sizlere bir hediyem olacak: Bernard Shaw'dan bir alıntı!.... Alakasız bir yerde (Hıncal Uluç, "Hıncal'ın Yeri", Sabah Gazetesi, 4 Mayıs 2001, s.13'de) gözüme çarptı!

"Bazı insanlar herşeyi olduğu gibi görürler ve "Neden"? diye sorarlar.

Ben ise herşeyi asla olmadığı biçimde hayal ederim "Neden Olmasın" diye sorarım.?

(Bernard Shaw)

Prof.Dr.R.Raci Bademli
6 Mayıs 2001"

Gündemi hep özgün ve dolu, çevresinde olup bitenlere duyarlı, mesleki konularla gündelik yaşamı arasında ilintiler kurmak konusunda yaratıcı olmuştur. Çocuklarının büyüme seyri ile kentlerin büyüme seyri arasında kurduğu bağlantılara gönderme yaparak başladığı "dingin kentler" ile ilgili yazısında olduğu gibi...

Özgüveni ve meslek hakimiyeti nedeniyle mesleki terminolojiyi yerli yerinde, hakkını vererek kullanmıştır. Bir "etimoloji tiryakisi" olarak sözcüklerle oyun oynarken ve ifadelerini söz sanatlarıyla (kafiyelerle, ses benzeşmeleriyle) zenginleştirirken kavramların ciddiyetini ve ağırlığını daha çok hissettirmiştir. (tasa, yasa, kasa gibi...)

Çizdikleri ile anlamak:
Eskiz, analiz, proje çizimlerini, plan notlarını incelemek, kentsel planlama/tasarım konularına yaklaşımını değerlendirmek açısından çok öğreticidir. Karar vermek için yeteri kadar arayış eskizleri yapmak, yeni ve konuya özgü analiz yöntemleri geliştirip bunları görselleştirmek, ölçekler arasında ilişkiler kurmak, gerekirse ara ölçekler tanımlamak, bunlara işlevlerini yansıtan isimler bulmak, mevzuatın kısıtlı çerçevesi içinde dahi gösterim seçenekleri üretebilmek, yani eleştirdiği planlama araçlarının sınırlarını zorlayabilmek, planlanan alanda tüm unsurları aynı düzeyde önemsemek, paftalar üzerinde hakkında düşünce üretilmemiş bir nokta bırakmamak, yalnızca kararları değil politikaları da, üstelik seçenekli plan notları haline getirmek gibi yeni diller denemek, işverene veya karar vericilere taleplerini yeniden tanımlattırmak, aktörleri ya da haksahiplerini; haklarının daha az, kamuya karşı sorumluluklarının daha fazla olduğuna ikna etmek, (şeytana pabucunu ters giydirmek) onun gözle görülebilir başarılarının yalnızca ilk anda akla gelen örnekleri.

Konuştukları ile anlamak:
Herşeyden önce Raci Hoca çok ve öz konuşurdu, hiç sıkılmazdık.

Her plancıda bulunması gereken çok yönlü analiz kapasitesi sayesinde, konu, koşul, karakter ne olursa olsun o her ne söylemek isterse onu söyleyebilme ve ortamla ilişkilendirme başarısını gösterirdi. Yani; 1-gündemi yeniden tanımlardı ve hedeflenmeyen konsantrasyonlar yaratırdı, 2-mesleki konuları meslek dışı kişilerle de paylaşacak iletişim yöntemleri bulur, sabırla kullanır, bilgi ve bilinç etkisinin hedef alanını genişletirdi. Bu konuda bir örnek olarak; Kale yarışmasına hazırlandığımız sıkışık günlerden birinde, kendisinden yalnızca bir anahtar almaya gelen apartman görevlisine yarım gün boyunca Ulus Projesini anlattığını hatırlıyorum. Zaten Oda 43, iki yıl boyunca her gün odaya şu veya bu nedenle uğrayan kişilerden en az 3'üne Raci Hoca tarafından bıkmadan usanmadan projelerin anlatıldığı interaktif bir sergi mekanıydı aynı zamanda.

"Kentsel plancı/tasarımcı, yönetimlere, yöneticilere, karar vericilere yol gösteren, seçenekler sunan, olasılıklara dikkat çeken ve hatta bazan karar vericileri eğiten, öğreten, bir düşünür, bir danışman, bir teknisyendir." derdi. "Plancı rolünün karar verici, belirleyici, yargılayıcı, yönlendirici vb olmaktan çok kolaylaştırıcı, düşündürücü, buldurucu, uzlaştırıcı ve karar verdirici nitelikler taşıdığını" vurgulardı. Soran/sorgulayan yapısından, öncü/örnek rolünden, iletişim/dönüşüm uzmanlığından sözetmekten bıkmazdı. Kentsel planlama anlamında bir öncü/örnek olan, kendisinin de çok şey öğrendiği ve çok emek verdiği Ankara'yı da belki bu yüzden severdi.

İthal kavramların arkasına gizlenen, ne anlama geldiğini ve özgün koşullarımız içinde nasıl ele alınacağını düşünmeden tanımlarını yalnızca sarfederek mucizevi faydalar bekleyen bazı meslektaşları yerine aşağıdan yukarıya bilinçlenmenin, kentsel yaşam çevremizi severek ve sorumluluk alarak sahiplenmenin ilkelerini belirlerdi. Kendisinden yöntem konusunda öğreneceklerimiz her zaman işimize yarayacaktır.

Yaptıkları/Uygulamaları ile anlamak:
Mesleki doğrularını olanca kapsamı ile ve fakat kıvrak, gösterişli bir ifade ile dile getirdiğinde bunu tipik olarak akademisyenlere özgü, gerçeklerden uzak bir yaklaşım sanmak yanılgısı olasıdır. Oysa Raci Hoca'nın en önemli başarıları bu yaklaşımlarını yansıttığı araştırma, tasarım ve uygulama projeleridir. Bunlar arasında 1989-1994 yıllarında Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Daire Başkanlığı görevini yürüttüğü, bir çok büyük proje ve uygulama çalışmasına imzasını attığı süreç özel öneme sahiptir. Bu süreci dakika dakika belgelediğini, seyir defterleri tuttuğunu hepimiz biliriz.

Bir yazıyı veya konuşmayı organize ettiği hızla bir proje hazırlığı ve/veya uygulamasını organize etmesi, yaptığı işe pozitif, katılımcı ve özverili yaklaşmasından kaynaklanıyordu. Güven veren, tartışan, zıt fikirlerden, çelişkilerden çekinmeyen, bunlardan olumlu sonuçlar çıkaran, uzlaştıran, ikna eden nitelikteki koordinasyon gücü etkileyiciydi. Bilmekle uygulamak arasındaki bağı kurabilmiş iyi bir yöneticiydi. Gerek akademik ortamda, gerek kurumsal platformda, gerek uygulama alanında meslekler ve kurumlar arasındaki görünmez duvarların kaldırılması için işbirliği ve işbölümünün doğru örneklerini yaşama geçirmiştir.

Sağlıklı kentlerimiz, kentlilerimiz ve kent kültürümüz olması için sağlıklı şehir plancıları yetiştirmeye adadığı yaşamında kendi sağlığına odaklanmaya pek vakti olmamıştır. Ancak "kendini yetiştirmek, geliştirmek, yenilemek" yalnızca öğrencilerine verdiği tavsiyeler olarak kalmamış, kendi yaşamına da yansımıştır. Yani Hocanın söylediğini de yaptığını da yapmak gerekirdi. Gelibolu Barış Parkı üzerinde çalışırken ".....ormancıların, milli parkçıların bir parçasıyım. İtiraf etmek gerekirse aklıma, gönlüme girdiler. Kentsel plancı kimliğimi yeşille, doğa sevgisi ile geliştirdiler." diyor. Çevre ve kültür değerlerinin korunması ve geliştirilmesi için üye, yönetici veya gönüllü konumda yer aldığı sivil toplum kuruluşları ile gerçekleştirdiği son dönem çalışmaları önemli yere sahiptir.

Onu anlamak için, ürünlerini bugün veya yarın tartışmak, değerlendirmek esas. Bunu yapabileceğimiz ortamlara zaten kendisinin ön hazırlığını yaptığı belgeleri aktarmak, derlemek gerek. Bu değerlendirmelerden yeni sonuçlar çıkarmak, bu sonuçları da paylaşmak için, onu, yani fikirlerini yarınlara nasıl taşıyacağımız konusunu kendisi olsa bir planlama projesi olarak ele alabilirdi.

Ve birkaç kişisel not: Benim için çok önemli bir dönemde, mesleğe adım atmak üzere olduğum aylardan başlayarak yaklaşık iki yıl boyunca birlikte yoğun bir çalışma arkadaşlığı sürdürdüğümüz için kendimi hep çok şanslı saymışımdır. Son on küsur yıl boyunca çok az görüşebilmiş olduğum, çok şey borçlu olduğum Hocam'ın yüksünmeden üstlendiği görevlerde yanında olamadığım için ise üzgünüm. Onu geç bulup çabuk kaybedenler, anlamaya gayret göstermeyeneler adına da üzgünüm. Ancak onu anlayan ve sevenlerinin çokluğu bunu unutturacak kadar sevindirici.

Böylesi anma toplantılarından, toplumsal ve mesleki belleğimize katkı sağlayacak şekilde kalıcı, ancak yeni süreçlere ışık tutacak şekilde dinamik sonuçlar ve projeler elde etmek dileğiyle sözü meslektaşlarına bırakıyorum.

Not: Ankara Şehir Plancıları Odası'nın 15 Ekim 2003 tarihinde düzenlediği "Meslektaşları, dostları, öğrencileri Raci Bademli'yi anlatıyor" sohpet toplantısında Funda Erkal Öztürk tarafından yapılan konuşma.


Raci Bademli'nin Anısına...
Raci Bademli'nin Anısına...
Gündem Arşivi
Dönem için hazırlanan gündemlerin listesi aşağıdadır. Ayrıntılarına ulaşmak istediğiniz gündem başlığını listeden seçiniz.