reklam

27 Ocak 2003 Pazartesi
Ana Sayfa
>
Haberler

Karaköy Camisi’nin sadece kayıp iki taşını bulabildik

Ancak hemen sevinmeyin, bulduğumuz, camiden kalan iki parça mermer. Mermerlerden birisi, bütün ihtişamıyla Kınalıada Camisi'nin avlusunda yatıyor.

Diğeri ise cami duvarının yapımı sırasında taş olarak kullanılmış. Yüzyılın başında Venedik'ten getirilen paha biçilmez avizenin nerede olduğu ise henüz bilinmiyor ama diğer taşların nerede olduğu belli: Marmara'nın dibinde.

1958 yılında ‘‘Yıldırım Yıkma Harekátı’’na kurban edilen Merzifonlu Kara İbrahim Paşa veya yaygın ismiyle Karaköy Camisi'nin izini bulduk. Ne yazık ki, ortada büyük bir sevince kapılmamızı gerektirecek pek bir şey yok.

Karaköy Camisi'nin akibetini merak eden herkes gibi, bizim de yolumuz Kınalıada ile kesişti. Çünkü, bütün kaynaklarda, caminin Kınalıada'ya nakledilerek yeniden yapılacağı belirtiliyordu. Biz de Kınalıada'ya giderek camiden kalan parçaların izini sürdük ve iki parça bulduk. Kınalıada Camisi'nin avlusunda duran üzeri işlemeli büyük mermer blok, Karaköy Camii'nden buraya taşınan parçaların ilkiydi. Cami kalıntılarının peşine düşenlerin sözünü ettiği ikinci mermer blok ise caminin duvarında ‘‘tuğla’’ niyetine kullanılmıştı. Koca caminin tek tek numaralanmış diğer parçaları mı? Yıllardır İtalyan mimar Raimondo D'Aronco ve eserleri üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Afife Batur'a İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden verilen cevaba bakılırsa, götürüldüğü mavnadan kayarak Marmara'nın derinliklerini boylamıştı.

Hatırlanacağı gibi, geçtiğimiz hafta, yüzyılın başında D'Aranco tarafından yapılan ve sanat tarihçileri arasında art nouveau tarzının en ilginç ve özgün örneklerinden biri kabul edilen Karaköy Camii'nin kaybolduğunu yazmıştık. Bunun üzerine, camiden kalan parçaların nerede bulunabileceğine dair muhtelif telefonlar aldık ve bu ilginç kayıp hikáyesini biraz daha deşmeye karar verdik.

Avizeler Venedik'ten Gelmişti

Yaptığı çalışmalarla, D'Alarco'yu dünyaya tanıtan İTÜ Mimarlık Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Afife Batur, Karaköy Camii ile ilgili olarak yaptığı araştırmalarda içler acısı sonuçlara ulaştığını belirtti. Prof. Batur, hem İtalyan, hem de Türk kaynaklarında varlığından söz edilen yapının 1958 yıkımına kurban verildiğini öğrenince, o zamanlar İstanbul Belediyesi'nin Tarihi Eserler Bürosu'nda çalışan arkadaşı Alpaslan Koyunlu'nun kapısını çalmıştı. Koyunlu'nun verdiği bilgiye göre, siyasi baskılar sonucu, önce Anıtlar Kurulu'dan caminin tarihi değeri olmadığına dair bir rapor alınmıştı. Ancak, bu rapor Koyunlu'nun vicdanını rahatlatmamıştı. Caminin ertesi sabah yıkılacağını öğrenince, bütün bir gece karpit ışığında çalışarak taşları numaralamış ve yerleşim şemasını çizmişti. 

Prof. Batur'un, bu çizimlerin nerede olduğunu sorması üzerine de Belediye Arşivi'nde bulunması gerektiğini söylemişti. Ancak, Prof. Batur, yaptığı bütün araştırmalara rağmen Belediye Arşivi'nde böyle bir belgeye rastlayamamıştı. Bunun üzerine Vakıflar'a başvuran Prof. Batur, nihayet caminin dosyasını görme saadetine erecekti. Dosyada, caminin yıkımına karar verildiği, minberin ve mihrabın muhtelif camilere, avize ve halıların da Teberrükat Memurluğu'na gönderildiği belirtiliyordu. Kalan parçalar ise Kınalıada'ya nakledilecekti. Prof. Batur, Venedik'ten getirilen avizenin son derece kıymetli olduğunu ifade ediyor ve el altından birine satılmış olabileceğini düşünüyordu. 

Prof. Afife Batur'un gördüğü dosyada, yine son derece zarif bir işçiliği olan mihrap ve minberin, Mercan'daki Atik İbrahim Paşa Camisi'ne monte edildiğine dair bir bilgi de mevcuttu. Bunun üzerine Prof. Batur, Atik İbrahim Paşa Camisi'nin yolunu tutacak ve dosyadaki bilginin doğru olmadığını kendi gözleriyle görecekti. Çünkü, ‘‘oradaki mihrabın ve minberin Karaköy Cami'sine ait olanlarla uzaktan yakından ilgisi yoktu.’’

Peki ama Karaköy Camii, üzerinde durmaya değecek ölçüde önemli bir eser miydi, mimarlık tarihi açısından ne ifade ediyordu? Prof. Batur, bu soruyu şöyle cevaplandırıyor:

Arsası da Boş Kaldı
‘‘Karaköy Cami, gereçekten mücevher gibi bir camiydi. O sırada Avrupa'da ‘art nouveau’ diye bir akım vardı. Modern akımların öncüsü olan bir akımdı bu. Türkiye'de D'Aranco aracılığıyla gelmiş ve farklı bir forma, İstanbul'a özgü bir biçime bürünmüştü. Çünkü, Avrupalı mimarlar bu formu hiçbir zaman bir camiye veya türbeye uygulama imkánına sahip değildi. D'Aranco bunu yapmıştı ve Karaköy Camii, bunun Türkiye'deki en yetkin örneklerinden birisiydi.'

Sadece Prof. Afife Batur'u değil, Karaköy Camii konusuna şöyle veya böyle değinen hemen herkesi çileden çıkartan asıl çarpıklık, caminin arsasının yıkım tarihinden bugüne kadar bomboş durmasıydı. 1958'den beri, zaman zaman parke taşı döşemek, zaman zaman asfaltlamak dışında arsada hiçbir 'imar faaliyeti'ne girişilmemişti. Bu da Karaköy Camii'nin tamamiyle sebepsiz yere yıkıldığının en somut göstergesiydi. Bir başka ifadeyle, olan camiye olmuştu...

Yapılması faydalı olur
Art nouveau tarzındaki tek camiydi, son derece güzel ve bakımlıydı. Üstelik yıkılması için de bir sebep yoktu. 'Kınalıada'da cami yok, orada monte edeceğiz' deyip götürdüler. O gün bugün camiyi gören yok. Belediye Karaköy Cami'ni yeniden yaptırmak istiyorsa, aslına uygun yaptırmalıdır. Caminin planları ve fotoğrafları var. Pek zor olacağını sanmıyorum.’’

Karaköy Camii, son derece önemli ve değerli bir yapıydı. Mermer levhalar, bronzlarla bağlanmıştı birbirine. İşçiliği bir harikaydı. Maalesef, merhum Menderes'in vahşi tutumunun kurbanı olmuştur. Üstelik sadece bu değil, Menderes'e kurban verilen pek çok tarihi eser vardır İstanbul'da. Belediyenin camiyi eski yerine ve aynı mimari üslûpla yaptırması yerinde olur. Tabii, o üslûbu uygulayabilecek ustaları bulabilirlerse...

Tayyip Erdoğan'ın başkanlığı döneminde bana bu konuda başvurmuşlardı. Ama caminin arazisini hazineden belediyeye devrettirmeleri mümkün olmadı. Sorunu çözmüşlerse eğer, elbette yapılabilir. Ancak, dikkatli olmak gerekir. Çünkü bu hem çok iyi, hem de tehlikeli bir fikir. İyi bir fikir, kaybedilmiş bir yapının tekrar canlandırılması, gelişigüzel yıkımlara karşı direnç noktası oluşturabilir. Tehlikelidir, popüler talepler uğruna karikatür bir yapı çıkabilir ortaya. İstediğim ustalarla çalışmak ve tek yetkili olmak şartıyla kabul ederim. Üstelik İtalyan hükümetiyle de işbirliği yapılabilir. Bu işin ustaları İtalya'da çünkü.
Hürriyet

 

Ocak 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05
06 07 08 09 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Platform

"Güncel Basın ve Mimarlık"  tartışılıyor.

Forum'da başlayan tartışmaya şimdi katılmak için tıklayın.  Tartışma 06 Şubat'ta İTÜ Mimarlık Fakültesi 109 No'lu Salon' da davetli konuşmacılar ile son bulacak.

Yönetici: Korhan Gümüş
Konuşmacılar:
Serhan Ada, Behiç Ak,  İhsan Bilgin
Tan Oral

Lamp 83' ün katkılarıyla

 

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri destek@arkitera.com

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz