reklam

07 Ağustos 2004 Cumartesi
Ana Sayfa > Haberler

'Beyoğlu'nda rahat gezin'

Mustafa Aksoy: Beyoğlu, 4 trilyon lira harcanarak baştan başa aydınlatıldı. Aydınlatma öncelikle emniyet demek. Ayrıca bütün caddelere video kameralar kondu. Bu kameralar sayesinde her cadde ve sokak dikkatle izlenecek. Bir de özel bir ekip tarafından Beyoğlu'nun güvenliği sağlanacak.

Beyoğlu... Ya da Frenklerin deyimiyle Pera... Bir zamanlar ''alafranga'' İstanbul'un en gözde semtlerinden... İstanbul'un en şık kadınlarının Tünel'le Taksim arasındaki ''Grande Rue de Pera'' (Büyük Pera Caddesi) ya da İstiklal Caddesi'nde her gün boy gösterdikleri yer... İstanbul'un kaymak tabakasının buluşma mekânları, Tünel'e yakın karşılıklı Lebon ve Markiz pastanelerinin evi... Biraz yukarı çıkalım... Galatasaray'ın karşısındaki görkemli Tokatliyan Oteli... Hemen altındaki Degüstasyon Lokantası... İngiliz Konsolosluğu'nun sokağındaki Levent sandviççisi... Biraz yukarıda, İngiliz Konsolosluğu'nun tam karşısındaki sol köşede Beyaz Rusların işlettiği Kibar Pastanesi. Taksim'e çıkarken sol kolda Gloria Pastanesi... Onun üstünde Abdullah Efendi Lokantası ve pasajı.... Bunlar benim belleğimde kalanlar... Kim bilir unuttuğum daha nereleri var...

Beyoğlu, '70'li yıllarla birlikte bir çöküşe giriyor... İstanbul'un aldığı inanılmaz iç göç, kentin bütün semtlerini vurduğu gibi Beyoğlu'nu bir taşra kasabası görünümüne itiyor. Üstelik bakımsız ve pis. Bakmaya kıyılamayacak güzellikteki özellikle ünlü İtalyan mimar Daranco' nun yaptığı ''art nouveau'' yapılar... Yüzleri bakımsızlıktan iyice kararmış... Bir de tehlike... Suç oranı iyice artıyor... Hele de daha birkaç ay öncesi gencecik çocukların, eğlenmeye gittikleri barlarda herkesin gözleri önünde boğazlarının kesildiğine tanık oluyoruz... Yöneticilerimiz uyuyor mu?

Son birkaç yıldır Beyoğlu'nda bir kıpırdanma var. Belki Pera dönemini yakalamaya daha çok yol var, ama iyi işler de yapılıyor.

Avedis Çakır' ın Markiz'ini yeniden bulmanın sevinciyle dalıyorum içeri... O canım vitraylar yine duvarlarda... Mevsimleri tasvir eden su perisi panoları da öyle... Bir tanesi kazaya uğramış olsa bile... Passage Markiz'e giriyorum... Harika... Ama fazla bir canlılık yok. Gelen giden az gibi... Dükkânlarda görevlilerle konuşuyorum... ''Galiba daha insanların ayakları alışmadı. Ya da yeterince duyurulmadı mı acaba'' diyorlar... Hay Allah!

Tekstilcilikten otelciliğe
Bu güzelliklerin yaratıcı beyni Beyoğlu Güzelleştirme Derneği'nin yeni başkanı turizmci Mustafa Aksoy... Aksoy aynı zamanda Richmond Otel (sadece bir tane değil. Ege'de de Richmond otelleri var), Kafe Les Bons, yeni Markiz, Passage d'Orient'ın da yaratıcısı... Bir de Anadolu yakasında Altunizade'nin gururu Capitol alışveriş merkezinin sahibi...

Mustafa Bey tekstilci olarak hayata atılmış. Esas olarak da Irak ve Libya'ya ihracat yaparmış. Ama 1980'li yıllarda bu iki ülkeyle sorunlar baş gösterince işler de durulmuş. Yeni bir iş yapma gereğini duymuş. Dolayısıyla 1990'lı yılların başında İstiklal Caddesi üzerindeki tek boş arazi olan Richmond Oteli'nin yerini iş hanı yapma niyetiyle satın almış. İnşaata da başlamış. Ama tam o sırada Turizmi Teşvik Yasası çıkınca orayı otel yapmanın daha doğru olacağını düşünmüş.

Capitol'deki bürosunda konuşuyoruz... Bugünlerde dikkatini Capitol'e odakladığı için bu söyleşi Beyoğlu'nda olamıyor. Ama galiba konumuz ağırlıklı Beyoğlu'nda odaklanıyor.

Erdoğan Demirören'e çağrı
Mustafa Aksoy, Richmond'ın şu anda İstiklal Caddesi üzerindeki tek otel olduğuna işaret ediyor; ardından da şu iyi haberi veriyor: ''Ardından Tokatliyan filan gelebilir.''

Yoksa yanlış mı duyuyorum? Tokatliyan yeniden hayata geçecek, öyle mi?

''Bunun gibi bir başka eski bina da eski Atlas Sineması. Orası şu anda bir utanç abidesi olarak duruyor. Beyoğlu'na hiç yakışmıyor. Bina işadamı Erdoğan Demirören' e ait. Kendisini kaç kez aradık. Hiç ulaşamadık. Orası kendi mülküdür, istediğini yapar. Ama bizim Markiz'i Beyoğlu'na kazandırdığımız gibi o da Atlas Sineması'nı yeniden Beyoğlu'na kazandırabilir.''

Peki, bir zamanlar Tokatliyan'ın altındaki ünlü Degüstasyon lokantasını da yeniden hayata geçirmeyi düşünüyorlar mı?

''Beyoğlu'nun eski değerlerini tek tek ortaya çıkarıp hayata geçirmek her Beyoğluseverin işi olmalı. Beyoğlu düzenlenip güzelleştikçe bunların hepsi de bir bir ortaya çıkacaktır.'' Burasının güvenlik bakımından hâlâ eksik olduğu kaygılarımı dile getiriyorum. Diyor ki: ''Galiba bu hâlâ geçmişin tatsız olayları nedeniyle belleğinizde kalan bir kaygı. Ama Beyoğlu, son bir bir buçuk yıldan beri inanın ki belki de İstanbul'un en güvenli yerlerinden birisi oldu. O dediğiniz olaylar İstanbul'un her tarafında oluyor. Ama nedense herkes Beyoğlu'na odaklanmış. Sanki İstanbul'un her tarafı sütliman da bu tür suç olayları sadece Beyoğlu'nda oluyor. Bu yaratılan havaya ben çok karşı çıktım. Televizyonlarda da bunu savundum.

Şimdi Beyoğlu, 4 trilyon lira harcanarak baştan başa aydınlatıldı. Aydınlatma öncelikle emniyet demek. Ayrıca bütün caddelere video kameralar kondu. Bu kameralar sayesinde her cadde ve sokak dikkatle izlenecek.

Bir de özel bir ekip tarafından Beyoğlu'nun güvenliği sağlanacak. Ayrıca bizim eskiden bekçi tabir ettiğimiz, her sokağın bir polisi olacak. Bunların çalışmaları bitmek üzere. Beyoğlu çok kısa bir süre içinde İstanbul'un en güvenli yeri haline gelecek ve bütün hak ettiği güzellikleri yeniden elde edecek.''

Bir de ''Talimhane Projesi'' ne durumda? Mustafa Aksoy ona da açıklık getiriyor: ''Artık oraya turist otobüsleri dışında araç girmiyor. Orası tamamıyla trafiğe kapatıldı. Yaya yolu haline getirildi.''

Markiz'in öyküsü
Bir de Markiz'in öyküsü var. Markiz Pastanesi 1980'li yıllarda bir yedek parçacıya satılmıştı. Ardından bu kişi tarihi binayı yedek parçacı ve otomobil galerisi yapmak istedi. İnanılmaz tepkiler doğdu. İş günlerce basına yansıdı. Uygulama durduruldu. Daha sonra devreye Mustafa Aksoy girdi. Bu nasıl oldu? Öyküyü Mustafa Bey'in ağzından dinliyoruz:

''Markiz'in sahibi Avedis Çakır binayı olduğu gibi sizin söylediğiniz kişiye satmıştı. Ediğiniz gibi bu kişi Markiz'i dükkânı yapmak istedi. Sonra iş öyle kaldı. Sonra bizim Richmond Oteli açıldı. Markiz öylece terk edilmiş duruyordu. O zaman Kültür Bakanı Fikri Sağlar' dı. Bana Markiz'i alıp eski haline getirmem teklif edildi.

Sonuçta büyük zorluklarla Markiz'i o kişiden aldık. Uzun zamandır da burayı almayı çok istiyorduk. Ben ilkokulu Kasımpaşa'da okudum. Çocukluğumdan beri bende bir Beyoğlu sevdası var. Uzun sözün kısası, biz Markiz'i 1993'te aldık. 10 yıl da Anıtlar Yüksek Kurulu duvarını aşmak için bayağı çabalar harcadık. Birkaç defa plan değiştirdik.''

Başlangıçta Markiz'in binasını tümüyle otel yapmayı düşünmüşler. Böylece karşılıklı iki otel sahibi olmanın iyi bir fikir olacağı kanısındalarmış. Ama daha sonra Markiz'i olduğu gibi korumaya, pasajı da yenilenmiş yüzüyle pasaj olarak bırakmaya karar vermişler: ''Markiz'i büyük bir ihtimamla, mümkün olduğu kadar eski biçimine dokunmadan restore ettik. Pasaj da gördüğünüz gibi çok şık bir mekân haline geldi. ''

Sonra, adı geçen yüzyılın başı ve ortalarında Karlman Pasajı olan Beyoğlu Tünel'in karşısındaki pasaja getiriyor sözü: ''Kafeleri ve bistrolarıyla ne kadar güzel bir yer oldu değil mi? Orayı işleten bir hanım. Sırf onun becerisiyle bu iş başarıldı. Orada köfteci de, daha harcıâlem başka bir yer de açabilirdi. Yapmadı. Bakın, Beyoğlu'nun geleceği harika olacak."

Aksoy'un öbür yatırımları neler?
''Pamukkale'de yarım kalmış bir otel inşaatı vardı. Onu aldık, bitirdik. Onun yanındaki bir otel inşaatını da ona ekledik. Derken Efes'te bitmiş bir otel aldık. Şu anda yatak sayımız neredeyse 2 bine ulaştı.''

Aksoy'un bir başka sürprizi de Sapanca'da... Göl kıyısındaki eski Vakıf Oteli'ni de almış. 1999 depreminde Sapanca Vakıf Oteli epeyce hasar görmüş. Şu anda kaba inşaatını bitirmişler. Ekim ya da kasımda hizmete girecekmiş. Bu konuda, ''Çok, ama çok şık, 120 yataklı bir otel oluyor,'' diyor.

Capitol'daki yenilikler
Ya Capitol? ''1980'li yıllarda tekstilden kazandığımız bir miktar parayı gayrimenkule yatırma fikri doğdu. Şu anda Capitol'un bulunduğu arsanın izalei şüyuyla satışa çıktığını duyunca buna talip olduk. 1982'de mahkeme satışına karar verdi. Buranın yapımı tam 10 yıl sürdü. 1993'te açtık.''

Mustafa Bey bu arada yine durmamış ve 10 yıl sonra Capitol alışveriş ve eğlence merkezini tepeden tırnağa yenilemiş. Haziranda yeni haliyle hizmete giren Capitol de artık 14 sinema, yönetim ofisleri, yiyecek alanları ve mağazalarıyla yepyeni bir görünüm kazanmış. Bir yenilik de Türkiye'de ilk kez kapalı mekânda uygulanan ve Capitol'un zemin katında bulunan fıskıyeli havuz. Buna ''dancing fountain'' (dans eden havuz) adını koymuşlar. Bu havuzda rengârenk ışıklar ve yüzlerce fıskıye ile senkronize ses, ışık ve 13 metreye yükselen su gösterileri yapılabiliyor.

Bu ülkede sadece kötü şeyler olmuyor. Zaman zaman iyi şeylerin gerçekleştirildiğine de tanık oluyoruz!
Cumhuriyet - Leyla Tavşanoğlu

 

Ağustos 2004 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01
02 03 04 05 06 07 08
09 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31
diğer aylar için tıklayın

Yapı sektörünün uygulama alanına yönelik genel tartışma konuları Uygulama forumunda

Arkitera.com/forum

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri destek@arkitera.com

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz