|
Dünyayı buluşturan
şehir: Londra
Hindistanlılar, Pakistanlılar,
Bangladeşliler, Polonyalılar, İranlılar, Iraklılar, Rumlar, Türkler, Kürtler,
Somalililer, Karayiplilier ve diğerleri… Geçtiğimiz hafta içinde Guardian
gazetesi tarafından yayımlanan özel bir ekte Londra 'dünyanın en kozmopolit
şehri' olarak ilan edildi. 'Dünyayı buluşturan şehir: Londra' isimli eki
hazırlayan gazeteci Leo Benedictus aylarca Londra'nın değişik topluluklarını
inceleyerek, şehrin etnik ve kültürel haritasını çıkardı. Londra'da yaşayan
Türk, Kürt ve Kıbrıslı Türk toplumlarına da geniş bir şekilde yer verilen
yazıda, Londra'da yaşayan yabancılar, etnik, kültürel ve dini inançlarına göre
gruplara ayrılıyor. Dünyada en fazla etnik, ırk, millet, din ve dilin birarada
yaşadığı şehir olarak lanse edilen Londra'da yazar, İngilizlerin
"çokkültürlülüğe" karşı töleransını da sorgulamadan geçmiyor. Evet Londra
Yaklaşık 300 ayrı dilin konuşulduğu ve nüfusu 10 binden fazla olan 50'den fazla
topluluğun bir arada yaşadığı bir şehir. Londra'daki Türkiyeli Türk ve Kürt
nüfusunun oranı ise 200 ile 250 bin arasında gösteriliyor.
New York, Paris, Toronto gibi şehirlerin de kozmopolitan bir yapıları olduğu
bir gerçek ancak bunların Londra kadar güçlü olmadığını da biliyoruz.
Benedictus bu durumu yazısında şöyle izah ediyor: "2001 yılında Londra'da
yaşayan nüfusun yüzde 30'u İngiltere dışında doğan vatandaşlardan oluşuyor. Bu
oran yaklaşık 2 Milyon 200 bin kişiye denk geliyor ki buna belediyelerin resmi
formlarını doldurmayan onbinlerce insanı da dahil etmiyoruz. Ayrıca, Londra'da
yaşayıp ta ikinci ve hatta üçüncü kuşak göçmen çocukları da bu rakamın dışında
tutulduğu düşünülürse Londra'nın dünyanın en kozmopolitan şehri olduğu gerçeği
ortaya çıkıyor."
Yabancılar arttı İngilizler azaldı
1990'lardan sonra Londra'nın yabancı nüfusu hızla artarken, beyaz İngilizlerin
şehir dışına ve çevre kentlere göç ederek nüfusu hızla azalma gösterdi.
Aynı zamanda Avrupa'nın en stressli yaşam şartları ve en uzun çalışma
saatlerinin olduğu kent olarak da bilinen Londra'ya bu özelliklerine rağmen her
yıl binlerce insan göç etmeye devam ediyor. Gelenlerin amaçlarınının en büyüğü
para kazanmak olsa da dil öğrenmek amacıyla gelen çok sayıda kişi de bulunuyor.
Amaç ne olursa olsun gelenlerin büyük bir çoğunluğu da aslında birgün geri dönme
planlarıyla geliyor. Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor ve bir süre sonra
gelenler Londra'ya yerleşerek, Londra'nın kozmopolitan yapısı içinde ayrı bir
renk oluşturuyor.
Londra'ya yerleşen göçmenlerin büyük bir bölümü kısa bir süre sonra kendi
yaşam kaynaklarını oluşturuyor. Bunun başında ise yabancılar tarafından
işletilen restoranlar çekiyor. Londra'da 70 farklı ülkeyi temsil eden binlerce
restoran var. Bu restoranlar onbinlerce göçmene iş imkanı sağlarken, tüm dünya
mutfağını da İngilizlerin ayaklarına kadar getirmiş oluyor.
Benedictus'un mercek altına aldığı bir başka konu ise, dünya kenti Londra'da
İngilizlerin yabancı komşularına gösterdikleri tölerans. İngilizlerin Kraliçe'si
bile her ne kadar noel mesajında bile töleransı öne çıkarmaya çalışıyor olsa da
gerçekler bundan uzak. Benedictus'ta bu görüşe katılarak İngilizlerin
yabancılara karşı pek de hoşgörülü olmadığını kabul ediyor. "Beyaz İngilizlerin
yabancı komşularına hoşgörülü olmadığını görüyoruz. 20 yüzyıl başında gelen
Yahudiler ilk hedef olmuş. Daha sonra 1940'larda göç eden Kariyipli siyahiler.
1950'li, 60'lı ve 70'li yıllarda birçok Karayipli siyah, beyaz ırkçıların hedefi
olmuş. Bugünlerde ise dazlak kafalı İngiliz Ulusal Partisi (BNP) taraftarları.
Londra'daki yerel seçimlerde Barking ve Dagenham bölgesi olan Doğu Londra'da bir
koltuk kazandıklarına göre, hala bu ırkçı zihniyete inanan İngilizler var."
Geçmişte düşman olanlar Londra'da komşu
Leo Benedictus aylarca süren araştırmasında Londra'da yaşayan birçok
yabancıyla sohbet ediyor. Onlara ait olan dükkanları geziyor.
Restoranlarıziyaret ediyor ve yabancılar tarafından işletilen taksilerde
yolculuk yapıyor. Tüm bunlar sonunda Benedictus'un ilginç bir başka saptaması
daha var. 'Londra'lı yabancıların bir çofu kendi ulusal takımı ve İngiliz ulusal
takımı karşılaşırsa, kendi ulusal takımlarını destekliyor. " Benedictus'a göre,
"bundan öğrenmemiz gereken bir ders var. Buraya gelen insanlar İngiliz olmak
için gelmiyor. Onları buna zorlamamalıyız da. Çocukları veya torunları isterse
İngiliz olabilir. Ama bu onların seçimi. Diğerlerini olduğu gibi kabul
etmeliyiz."
Londra'nın '"çok kültürlü" yapısı içinde düşman olan birçok topluluğun barış
içinde yaşadığına da dikkat çeken yazar, örnek olarak da Pakistanlı ve
Hindistanlıları, Türkleri ve Kürtleri, Kıbrıslı Rumları ve Türkleri gösteriyor.
Türk ve Kürtlerin beraber yaşadığı yer
Araştırmasında Türkiyeli Türk, Kürt ve Kıbrıslı toplumlara da yer veren Leo
Benedictus, 'Londra'da yaşayan Türkleri ve Kürtleri anlatan en doğru şey, 29
numaralı otobüse binerek Trafalgar Square ve Palmers Green bölgeleri arasında
yolcoluk yapmak. Kuzey Londra'nın Camden, Seven Sisters Road Harringay ve Wood
Green bölgelerinden geçen 29 numaralı otobüs hattının geçtiği Green Lanes bir
sömürge gibi. Bu uzun yolda geçmişlerinde düşman olan Kıbrıslı Türk ve Rum
göçmenler, düşmanlıklarını bir kenara bırakarak burada yıllarca birarada
yaşayıp, yeniden komşu olmayı öğrendiler. Bu sembol hala geçerli. Ancak Rumlar
artık bu bölgeden biraz daha ileri de olan Palmers Green'e taşınınca, şimdi
burada Türkiyeli Kürt ve Türk toplumlarının beraber yaşadığını görüyoruz" diye
devam ediyor.
Birgün - Ali Keskin |