|
İstanbul Surlarını
Korumak İstiyor muyuz?
İstanbul
surlarının onarımı, kentin değişmez sorunlarından biri olarak kalacağa benzer.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tarihi Çevreyi Koruma Müdürlüğü’nün açıkladığı
çalışma programında, hem kara surlarında, hem de Marmara ve Haliç sahil
surlarında restorasyon çalışmalarının gerçekleştirileceği belirtilmiş. Ayrıca
“Karasurları Sur Beden Duvarları Burçlarına Fonksiyon Verilmesi ve Sur Bandı
Rekreasyon Amaçlı Düzenleme Projesi” başlığı altında, “sur çevresi ve burçların
iç ve dış mekânlarının gezilebilir ve yaşayan mekânlar yapılması ve İstanbul'un
sosyal ve kültür hayatının bir parçası haline getirilmesi amaçlanmaktadır”
deniyor. Buradaki anlatım bozuklukları, yapılacak çalışmaların niteliğini de
haber veren bir işaret gibi. Aksaray’daki Bodrum Camisi (Myrelaion) sarnıcının
ve Binbirdirek’in, son yıllarda “yeniden işlevlendirme” amacıyla nasıl tahrip
edildiklerini anımsayınca, surların burçlarına “fonksiyon” verme isteği insanı
ürkütüyor. Ama daha da önce, surların onarımını yeniden tartışmak gerekiyor.
İnşa edildikleri tarihten bugüne dek,
surlar çeşitli onarımlardan geçmiş. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, özellikle
depremlere bağlı tahribatın onarımı öne çıkıyor. “Restorasyon” başlığı altında
irdelenebilecek onarımlar ise 1950’den sonra yapılan çalışmalarda görülüyor. Ne
var ki, son elli yıllık dönemde yapılan bu onarımların, her ne kadar bir anlayış
bütünlüğü göstermeseler de, birkaç istisna dışında “koruma” hedefinden oldukça
uzak olduklarını belirtmek gerek. Özellikle “Dalan dönemi İstanbul tahribatı”nın
en önemli ayaklarından birini surların onarımı oluşturuyor. 1986-1989 arasında
gerçekleştirilen bu çalışmaların, restorasyon yazınına emsalsiz bir kötü örnek
olarak geçtiğini, yapılanın vahşet düzeyine ulaştığını söylemek abartı
sayılmamalı. 1991’de surların restorasyonuna yeniden girişildiğinde, henüz bir
önceki dönemin sağlıklı bir değerlendirmesi yapılmamış, eleştiriler profesyonel
çevrenin dışına ulaşmamıştı. O günlerde, Milliyet gazetesinin başyazarı Altan
Öymen, surları konu aldığı bir yazısında, yapılmış onarımların niteliğiyle hiç
ilgilenmiyor ve restorasyonların “hızlandırılarak” sürdürülmesini istiyordu.
Öymen’in bu yazısı üzerine kaleme aldığım, 16 Ocak 1992’de Cumhuriyet
gazetesinde yayınlanan yazımdan bir bölümü (tüm güncelliğini koruduğunu
düşünerek) aynen aktarmak istiyorum:
“Öncelikle bir noktanın çok net olarak dile getirilmesi gerek: İstanbul
surlarının ‘restorasyonu’ bugüne dek gerçekleştirilmiş en büyük tarihsel yapıt
tahribatlarından biridir. Surlar tüm tarihsel nitelikleri dışlanarak adeta
yeniden inşa edilmiş, surların günümüze ulaşmasını anlamsız kılacak nitelikte
bir yenilemeye girişilmiştir. Sonuçta ulaşılan yalnızca kötü bir ‘dekor’dur.
Korumacılığı turistlere tarihsel imgeler vermek için kopyalar inşa etme düzeyine
indirgemek, gerçekte korumayı yadsımakla eşanlamlıdır. Bugün ne yazık ki,
surların önemli bir bölümü için geriye dönüş olanaksızdır. Ne ki bundan
sonrasında çalışmaların bilimsel restorasyon anlayışıyla sürdürülmesi gerekir.
Surların günümüze ulaşan parçalarını, strüktürel zorunluluk olmadıkça
tamamlamaya gitmeden onarmak, restorasyonu yalnızca sağlamlaştırma, dondurma ve
tarihsel özellikleri koruyarak bugüne ulaşanı yarına ulaştırma olarak kavramak
şimdiden sonrası için izlenmesi gereken yoldur. Bu yaklaşım kuşkusuz bugünkü
kurmaca, yapay ve yalan söyleyen tarih yanılsamasından daha doğru ve gerçek bir
tarihsel imge vermeyi sağlayacaktır. Tüm bu çalışmalar ise sanılanın aksine daha
fazla zaman ve daha fazla araştırma gerektirir. Görüldüğü gibi, koruma ve
restorasyonda sorunsalın bilimsel düzeyde ve doğru kavranması asıl aciliyet
bekleyen konudur. İstanbul surlarının restorasyonu gibi önemli bir koruma
konusunun, hızlandırılması gereken bir inşaat faaliyeti olarak görülmesi bu
yüzden son derece yanlış olacaktır. Yanlış onarımın getirdiği tahribat, zamanın
getireceği tahribattan daha büyüktür. Eğer doğru bir restorasyon anlayışıyla
surları ele alacak bilgi birikimine ve anlayışa sahip değilsek bırakalım dağınık
kalsın.” Evet, aradan on üç yıl geçmiş,
ama değişen çok şey olmamış. Hiç kuşkusuz istisnalar yok değil: Zeynep ve Metin
Ahunbay’ın büyük bir titizlik ve özenle, incelmiş bir duyarlıkla ve bilimsel bir
yaklaşımla restore ettikleri ufak bir bölüm, şimdiden sonraki çalışmalar için de
önemli bir örnek oluşturuyor. Ama bu yaklaşımın sürmesi için hem bu duyarlığı
talep edecek bir yerel yönetim, hem de zaman ve sabır gerekiyor. Kısa sürede
gösterişli sonuçlara ulaşma isteği sürdükçe, surların sağlıklı bir onarım
çalışmasıyla ele alınmasını beklemek de bir düş olarak kalacak.
Ama yine de, şu aşamada yapılması gerekenleri belirtmekte yarar var: Yeni
onarımlara girişmeden önce, bugüne dek yapılmış tüm onarımların dökümünü yapmak,
titiz bir eleştiri süzgecinden geçirmek, onarım dönemlerine göre niteliklerini
saptamak, elde edilen verileri uzmanların tartışmasına açmak ve buradan çıkacak
sonuçlarla gelecek onarımlarda izlenecek stratejileri belirlemek gerekiyor.
Bunların yapılabilmesi için de bir bilgi ve belge merkezi oluşturulması, çeşitli
kurumlara dağılmış rölöve, fotogrametrik saptama ve restorasyon projesi gibi
belgelerin bir araya getirilmesi zorunlu. Tabii, eğer gerçekten İstanbul
surlarını “korumak” istiyorsak…
Açık Radyo - Aykut Köksal |