|
Planlı yağmalayalım
Geçen hafta iki günlüğüne
Antalya/Belek'teydim. Bir kez daha birçok yerde olduğu gibi kendimi bütün berbat
kitapların bir araya toplandığı dev bir kütüphanede sandım.
İnşaat sektörünün önünün açılmasını
isteyenlere karşı benim fikrim, şu andan itibaren Türkiye çapında bütün
inşaatların durdurulmasıdır!
Çünkü hiçbir yerde bu kadar kötü evler
yapmayı başaran bir millet görmedim.
Eskiden bunun yoksullukla ilgili bir
şey olduğunu düşünürdüm. Artık öyle düşünmüyorum. Çünkü dünyanın parası
yatırılmış dev binaların, iş merkezlerinin, tatil köylerinin, otellerin,
hastanelerin, gökdelenlerin, sitelerin de ötekilerden farkı olmadığını
görüyorum.
Bence bir ülkede tek bir mimar,
mühendis olmasa bile bundan daha iyi binalar yapılırdı.
Üç küçük çocuğu bir oda dolusu legoyla
bir odaya koysak onlar bile bizim yarattığımız kasabalardan, kentlerden daha
doğru dürüst bir şey ortaya çıkartırlar.
Bir yanda daha önce hiçbir yerde
görmediğim ve kimin yarattığını çok merak ettiğim gül kurusu renginde binalardan
oluşan bir yazlık site, öte yanda Teksas mimarisinden esinlendiğini sandığım bir
alışveriş merkezi, bunların ilerisinde denize daha yakın bir yerde bu kez parlak
camlar ve granitten yapılma dev bir otel, yanında birtakım sıvası yeni yapıldığı
halde dökülmüş apartmanlar... Yola yakın gecekondu benzeri evler, barakalar,
arkadaki garip ihtişama inat yoksul görüntülü birtakım derme çatma binalar,
alüminyum doğrama büfe, bakkal benzeri dükkanlar, toprak ve ot yığınları, hurda
çöplükleri, her tarafta bitmek bilmez bir inşaat faaliyeti...
Bu kadar inşaat heveslisi bir milletin
bu kadar inşaat özürlü olmasını nasıl açıklamalı?
Binalar işlevsel desem değil. Estetik
desem değil. Coğrafyaya uygun desem değil.
Örneğin yazlık site olarak yapılmış
fakat her nedense Norveç mimarisi kılıklı birtakım villalar. Rapunzel'den
hevesle inşa edilmiş birtakım kuleli evler. Aralarda hiçbir anlam veremediğim
mavi, yeşil parlayan cam gökdelen kılıklı binalar. Bol bulunmuş zengin gösteren
bir granit manyaklığı. Bir kısmı doğru dürüst sıvanmamış, bir kısmıysa çok
lazımmış gibi üzerine kilim deseni kılıklı bezemelerle mozaiklenmiş apartmanlar.
Yan yana yapıldığı halde birbirine inat
hepsi ayrı telden çalan 'mimari şaheseri' tatil köyleri... Kent süslemesi
olarak, üzerinde mavi, kırmızı ışıklar yanan yapma şelaleler! Mimar Sinan'ı
çıldırtmak için tasarlanmış camiler.
İnsanı en çok delirten de boyanmış
binalarda kullanılan renkler. İnsan binlerce rengin içinde gidip nasıl bu kadar
berbat olanları seçer, etrafındaki doğaya bir kez bile bakmaz anlamak mümkün
değil.
Bu arada bütün binalardan fışkıran, her
balkondan, pencereden, çatıdan uzaya çevrilmiş çanak antenler.
Bilmeyen, herhalde bunlar uzaylılarla
ilişki kurmuş bir millet diye düşünür. Görüntü aslında, doğru dürüst bir ev
yapmakla uğraşacak vakitleri yokmuş, bir an önce bir çatı altına girip
televizyondaki dizileri kaçırmamak için çırpınmışlar şeklinde özetlenebilir.
Dünyanın en güzel kıyıları yıllardır
böyle inanılmaz bir biçimde yağmalanıyor. Ben yağmalamaya da razıyım. En azından
bir plana göre yağmalansa... Bunu da mı Avrupa Birliği'nden bekleyeceğiz?
Akşam - Kürşat Başar |