|
'Kentsel döneklik'
yasası
Son zamanlarda siyasetçilerimizle
şehircilerimizin arası eskisi gibi pek ''gerilimli'' değil...
İmar planlarını ''ranta dönük arazi ve
yapı düzenlemesi'' olarak gören siyasetçilerle buna karşı şehircilik ilkelerini
savunan plancılar, ''yeni bir kavram'' etrafında öylesine buluştular ki
yıllardır süregelen çekişmenin yerini ''işbirliği'' alıyor...
Bu sihirli kavram, TBMM komisyonlarında
yasa tasarısı bile görüşülmeye başlanan ''kentsel dönüşüm'' ...
Özellikle ''kaçak ve plansız
yapılaşma'' yla bütünleşen yerleşmelerin belediye başkanları, yasadışı ve
uygunsuz binaları yıkmaktan kurtulmak için, onları ''yasal ve uyumlu binalar''
haline getirmeyi sağlayacak ''kentsel dönüşüm projeleri'' ne dört elle sarılmış
durumdalar...
Bu uygulamanın, sonuçta ''yeni bir imar
affı'' olduğunu gözden ırak tutabilmek için de ağızlarından düşürmedikleri
söylem; ''çöküntü bölgelerinde çağdaş şehirler yaratmak...'' Böylesi bir
dönüşümün ''planları'' nı da üretmeleri gerektiğinden, öncelikle ihtiyaç
duydukları uzmanların başında da şehirciler geliyor...
Kimi şehirciler, işte bu niyete karşı
''planlama etiğini'' korumak için ''kentsel dönüşümün bilimsel anlamını''
saptamaya çalışırlarken, kimileri de direnmeyi bırakıp kolları sıvamaya
başladılar.
O kadar ki yakın gelecekte belediye
meclislerinin gündemi artık imar planları konularıyla değil, kentsel dönüşüm
planlarıyla oluşacak. İmar komisyonlarının yerini ise belki de ''dönüşüm
komisyonları'' alacak ve kaçak yapıların yasal apartmanlara ''kaç kat izniyle''
dönüşeceğine karar verecekler...
Yasadaki 'unutkanlık'lar:
Bu kavramın, özellikle ''tarihi kent dokularındaki yıpranmaların giderilmesi''
ni amaçladığını, yasanın ise buna yönelik hazırlandığını savunanlar da var...
Böylesi bir hedef için tarihsel
kimliğin gözetilmesinde ''tehlike'' içeren ''dönüşüm'' yerine ''kentsel
sağlıklaştırma'' deyiminin daha uygun olduğu bir yana, Meclis'teki yasa
tasarısında da ne ''koruma'' ya, ne ''sit'' lere değiniliyor, ne de
''restorasyon'' dan söz ediliyor...
Başbakanlık tarafından 1 Mart 2005
tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan ''Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanun
Tasarısı'' nın ''genel gerekçe'' sinde daha ilk paragraf olarak bakın neler
yazıyor:
''Hızla gelişen kentleşme sürecinde
(...) kültürel mirasın yoğun olarak bulunduğu alanlar, gerek eskimeleri ve
bakımsız kalmaları, gerekse yoğun olarak denetimsiz bir şekilde iskân edilmeleri
ve kullanılmaları nedeniyle toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma
gelmiştir. Bu bölgelerde güvenliğin sağlanması özellikle gelişen şehirlerimizde
büyük problem teşkil etmektedir.''
Demek ki tasarıyı hazırlayanların
öncelikli dertleri, tarihi semtlerdeki ''suç ortamını'' ortadan kaldırmak...
Vaktiyle Bedrettin Dalan da İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı'yken, kendine ait bir ''kentsel dönüşüm'' projesiyle
Tarlabaşı yolunu açmak için tarihi dokuyu yıkmasını şöyle savunmuştu: ''Buralar
zaten suç yuvasıydı...''
Dalan'ın bu gerekçesine karşı Mimarlar
Odası'nın yanıtı ise ''O halde rüşveti yok etmek için de belediye sarayını mı
yıkalım?" şeklindeydi, ama kentsel kimlik yerine ''otomobili'' ni gözeten toplum
oralı bile olmamıştı...
Aradan bunca yıl ve bunca ''olumsuz
deneyim'' geçmesine rağmen; dahası, ''kentsel mirasın yaşatılarak korunması''
ile ''kaçak yapılaşmanın affedilemez bir suç sayılması'' konularının çağdaşlık
ve uygarlık adına ''eşit önemde'' olduğunu artık herkes kabul ederken; bu kez de
''kentsel dönüşüm'' söylemiyle her ikisinden de yeniden ödün vermek, akla şunu
getiriyor:
Hani şu dünya görüşlerini terk edenler
için söylenen ''dönek'' lik, galiba mimarlık ve şehircilik dünyamıza da bulaştı.
Yıllardır kentlerimizin planlı, kimlikli ve yasal gelişmesini savunurken şimdi
de plansızlığı, kimliksizliği ve ''yasadışılığı planlayarak'' tüm bu suçların
''af'' fını sağlayanlar, belki de tarihe ''kentsel dönekler'' olarak
geçecekler...
Önce 'tanımı' yapılmalı
Nitekim, yeniden yasa tasarısına dönersek, Mimarlar Odası'nın raporunda altı
çizilenler özetle şöyle:
Tasarıda ''kentsel dönüşüm alanları
sınırlarının'' belediyelerce saptanarak Bakanlar Kurulu'nca onaylanması hükmü
var.
Oysa, yasa gerekçesinde ağırlık verilen
''tarihi kent merkezleri'' ndeki koruma ve yaşatma amaçlı tüm uygulamalar için
aslında zaten ''kentsel sit'' sınırları belirlenmiş durumda.
Buna rağmen, tasarının maddelerinde bir
tek ''sit'' sözcüğü bile yer almıyor; mevcut ''sit sınırlarına'' hiçbir gönderme
yapılmıyor; bu yasal uygulama adeta ''yok'' sayılıyor.
Benzer şekilde, kentsel sit sınırlarını
belirleyen Koruma Bölge Kurulları da adeta ''yok'' sayılarak, ''yeni ve özel
koruma kurulları'' oluşturuluyor.
Üstelik ''yeni yürürlüğe giren Koruma
Kanunu'' nda, bu gibi bölgeler için ilgili meslek odaları ve üniversitelerin de
katılacakları ''Yönetim Alanı'' ve ''Yönetim Planları'' öngörülmesine rağmen,
tasarıda bu yaklaşıma da yer verilmiyor.
Bütün bunlar gösteriyor ki tasarı bu
şekliyle kanunlaşırsa, ''tarihi dokularda dönüşüm adına tahribat'' yaşanacak; ve
yaygın olarak ''kaçak yapı bölgelerinde yeni bir imar affı ve meşrulaştırma''
süreci başlayacak...
Şimdi yapılması gereken, öncelikle
tasarının geri çekilmesini sağlamak...
Ardından, şu ''kentsel dönüşüm'' ün ne
demek olduğu konusunda üniversitelerden ''farklı amaçlara hizmet etmeyecek''
şekilde kesin ve açık bir tanımlama almak...
Sonra da bunun yasadışılığa yeni bir
ödüllendirme olarak değil, ''yasal ama yıpranmış kentsel bölgelerin yaşanabilir
kılınması'' için geçerli olacak bir yasayı hazırlayabilmek...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci |