reklam

24 Mart 2005 Perşembe
Ana Sayfa > Haberler

'Kentsel döneklik' yasası

Son zamanlarda siyasetçilerimizle şehircilerimizin arası eskisi gibi pek ''gerilimli'' değil...

İmar planlarını ''ranta dönük arazi ve yapı düzenlemesi'' olarak gören siyasetçilerle buna karşı şehircilik ilkelerini savunan plancılar, ''yeni bir kavram'' etrafında öylesine buluştular ki yıllardır süregelen çekişmenin yerini ''işbirliği'' alıyor...

Bu sihirli kavram, TBMM komisyonlarında yasa tasarısı bile görüşülmeye başlanan ''kentsel dönüşüm'' ...

Özellikle ''kaçak ve plansız yapılaşma'' yla bütünleşen yerleşmelerin belediye başkanları, yasadışı ve uygunsuz binaları yıkmaktan kurtulmak için, onları ''yasal ve uyumlu binalar'' haline getirmeyi sağlayacak ''kentsel dönüşüm projeleri'' ne dört elle sarılmış durumdalar...

Bu uygulamanın, sonuçta ''yeni bir imar affı'' olduğunu gözden ırak tutabilmek için de ağızlarından düşürmedikleri söylem; ''çöküntü bölgelerinde çağdaş şehirler yaratmak...'' Böylesi bir dönüşümün ''planları'' nı da üretmeleri gerektiğinden, öncelikle ihtiyaç duydukları uzmanların başında da şehirciler geliyor...

Kimi şehirciler, işte bu niyete karşı ''planlama etiğini'' korumak için ''kentsel dönüşümün bilimsel anlamını'' saptamaya çalışırlarken, kimileri de direnmeyi bırakıp kolları sıvamaya başladılar.

O kadar ki yakın gelecekte belediye meclislerinin gündemi artık imar planları konularıyla değil, kentsel dönüşüm planlarıyla oluşacak. İmar komisyonlarının yerini ise belki de ''dönüşüm komisyonları'' alacak ve kaçak yapıların yasal apartmanlara ''kaç kat izniyle'' dönüşeceğine karar verecekler...

Yasadaki 'unutkanlık'lar:
Bu kavramın, özellikle ''tarihi kent dokularındaki yıpranmaların giderilmesi'' ni amaçladığını, yasanın ise buna yönelik hazırlandığını savunanlar da var...

Böylesi bir hedef için tarihsel kimliğin gözetilmesinde ''tehlike'' içeren ''dönüşüm'' yerine ''kentsel sağlıklaştırma'' deyiminin daha uygun olduğu bir yana, Meclis'teki yasa tasarısında da ne ''koruma'' ya, ne ''sit'' lere değiniliyor, ne de ''restorasyon'' dan söz ediliyor...

Başbakanlık tarafından 1 Mart 2005 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan ''Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanun Tasarısı'' nın ''genel gerekçe'' sinde daha ilk paragraf olarak bakın neler yazıyor:

''Hızla gelişen kentleşme sürecinde (...) kültürel mirasın yoğun olarak bulunduğu alanlar, gerek eskimeleri ve bakımsız kalmaları, gerekse yoğun olarak denetimsiz bir şekilde iskân edilmeleri ve kullanılmaları nedeniyle toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma gelmiştir. Bu bölgelerde güvenliğin sağlanması özellikle gelişen şehirlerimizde büyük problem teşkil etmektedir.''

Demek ki tasarıyı hazırlayanların öncelikli dertleri, tarihi semtlerdeki ''suç ortamını'' ortadan kaldırmak...

Vaktiyle Bedrettin Dalan da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'yken, kendine ait bir ''kentsel dönüşüm'' projesiyle Tarlabaşı yolunu açmak için tarihi dokuyu yıkmasını şöyle savunmuştu: ''Buralar zaten suç yuvasıydı...''

Dalan'ın bu gerekçesine karşı Mimarlar Odası'nın yanıtı ise ''O halde rüşveti yok etmek için de belediye sarayını mı yıkalım?" şeklindeydi, ama kentsel kimlik yerine ''otomobili'' ni gözeten toplum oralı bile olmamıştı...

Aradan bunca yıl ve bunca ''olumsuz deneyim'' geçmesine rağmen; dahası, ''kentsel mirasın yaşatılarak korunması'' ile ''kaçak yapılaşmanın affedilemez bir suç sayılması'' konularının çağdaşlık ve uygarlık adına ''eşit önemde'' olduğunu artık herkes kabul ederken; bu kez de ''kentsel dönüşüm'' söylemiyle her ikisinden de yeniden ödün vermek, akla şunu getiriyor:

Hani şu dünya görüşlerini terk edenler için söylenen ''dönek'' lik, galiba mimarlık ve şehircilik dünyamıza da bulaştı. Yıllardır kentlerimizin planlı, kimlikli ve yasal gelişmesini savunurken şimdi de plansızlığı, kimliksizliği ve ''yasadışılığı planlayarak'' tüm bu suçların ''af'' fını sağlayanlar, belki de tarihe ''kentsel dönekler'' olarak geçecekler...

Önce 'tanımı' yapılmalı
Nitekim, yeniden yasa tasarısına dönersek, Mimarlar Odası'nın raporunda altı çizilenler özetle şöyle:

Tasarıda ''kentsel dönüşüm alanları sınırlarının'' belediyelerce saptanarak Bakanlar Kurulu'nca onaylanması hükmü var.

Oysa, yasa gerekçesinde ağırlık verilen ''tarihi kent merkezleri'' ndeki koruma ve yaşatma amaçlı tüm uygulamalar için aslında zaten ''kentsel sit'' sınırları belirlenmiş durumda.

Buna rağmen, tasarının maddelerinde bir tek ''sit'' sözcüğü bile yer almıyor; mevcut ''sit sınırlarına'' hiçbir gönderme yapılmıyor; bu yasal uygulama adeta ''yok'' sayılıyor.

Benzer şekilde, kentsel sit sınırlarını belirleyen Koruma Bölge Kurulları da adeta ''yok'' sayılarak, ''yeni ve özel koruma kurulları'' oluşturuluyor.

Üstelik ''yeni yürürlüğe giren Koruma Kanunu'' nda, bu gibi bölgeler için ilgili meslek odaları ve üniversitelerin de katılacakları ''Yönetim Alanı'' ve ''Yönetim Planları'' öngörülmesine rağmen, tasarıda bu yaklaşıma da yer verilmiyor.

Bütün bunlar gösteriyor ki tasarı bu şekliyle kanunlaşırsa, ''tarihi dokularda dönüşüm adına tahribat'' yaşanacak; ve yaygın olarak ''kaçak yapı bölgelerinde yeni bir imar affı ve meşrulaştırma'' süreci başlayacak...

Şimdi yapılması gereken, öncelikle tasarının geri çekilmesini sağlamak...

Ardından, şu ''kentsel dönüşüm'' ün ne demek olduğu konusunda üniversitelerden ''farklı amaçlara hizmet etmeyecek'' şekilde kesin ve açık bir tanımlama almak...

Sonra da bunun yasadışılığa yeni bir ödüllendirme olarak değil, ''yasal ama yıpranmış kentsel bölgelerin yaşanabilir kılınması'' için geçerli olacak bir yasayı hazırlayabilmek...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci

 

Mart 2005 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05 06
07 08 09 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      
diğer aylar için tıklayın

Kentin fiziksel çevresi, sorunları ve kentli olmak üzerine görüşlerinizi Kent başlığı  altında tartışıyoruz.

Arkitera.com/forum

  

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz