reklam

Meslek Sorumluluğu Bağlamında Yetki Kullanımı
Platform 2002 > Platform 2003 > Yazılar

Tarih: 04 Mart 2003
Yer: Arkitera Forum

Günlük mesleki yaşamımızda, toplantılarımızda, meslekle ilgili yayınlarımızda mesleki sorumluluklardan giderek daha sık söz ediliyor. Sorumluluklara en çok yasalara, imar mevzuatı gibi teknik kurallara, dayanışma çağrılarına aykırı tutumlara yada mesleki uygulamaların tasarımına, mesleki yorumlarına, çevre duyarlılığına ilişkin eleştirilerde değiniliyor. Kimi eleştiriler ağır suçlamalar da içeriyor. Bunların bir kısmı mimarlık mesleğinin kapsamını aşıyor.

Sorumluluklara ilişkin bu geniş görüş yelpazesinde hareket noktalarının birbirlerinden çok farklı, hatta kimi kez ters olduğunu, genelde kişisel yorumlara, kişisel değerlendirmelere dayandığını görüyoruz.

Oysa gelişmiş ülkelerde Meslek Hukuku'nu oluşturan değer yargılarına dayanmayan görüşlere itibar edilmez.
Ülkemizde ne yazık ki henüz oluşmuş bir Meslek Hukuku'muz yok, bilinen bir Meslek Düzeni'nin varlığından söz edemiyoruz. Kavram olarak bilinmeleri bir yana, terim olarak dahi onlara değinildiğine tanık olunamıyor. Bu durum, toplumun bir parçası olarak biz mimarların da göçerlikten devraldığımız zorlukları, eksiklikleri henüz tam olarak aşamamamızın sonucudur.

Hal böyle iken her gün mesleğimizi ilgilendiren yeni bir yasa, yeni bir yönetmelik yürürlüğe girmekte. Bunların nasıl bir bütünün parçası olduğu, yada topluma nasıl bir yarın hazırladığı bilinmiyor.

Geçenlerde " Kamu İhale Kanunu Tasarısı" nı incelemek üzere Kadıköy 'de Mimarlar Odası'nda bir ekip çalışması yapıldı. Görüldü ki, taslak metin mesleğin uygulanmasına ilişkin daha kimsenin haberdar olmadığı birçok önemli değişiklikler, düzenlemeler içeriyor. Diretilen gerçekleşirse birkaç gün içinde o da yasalaşacak.

Bu gelişimde görünen o ki henüz hazırlıklı olmadığımız, mesleğin küresel ölçekte geçerli değer yargıları ve kuralları ile, artık istesek de istemesek de uluslararası rekabete açık olarak çalışmak zorunda kalacağız.

Şimdi mesleğimizin evrensel değer yargıları doğrultusunda değişmemek için yıllardır içimizden yapılan direnmelerin, olumlu gelişmelere engel olmaktan öte, dışımızdan dayatılan olumsuzluklara nasıl gerekçe oluşturmakta olduğunu görmek insanı üzüyor.

Daha fazla vakit kaybetmeden evrensel modellere uygun meslek hukukumuzu oluşturup yeni koşullara denk bilgileri edinmeliyiz. Gelişmiş dünyadaki örnekler gibi kurumsallaşmak üzere yasal eksiklerimizi tamamlamalıyız. Gerek mimarlık eğitimine, gerekse meslek içi eğitimine bunların gereklerini yansıtmalıyız. Bunların süratle yapılmasının bizim için yaşamsal zorunluluk olduğunu artık idrak etmemiz şarttır.

Bunu sağlamak ve dışımızdaki dünya ile doğru iletişim kurabilmek üzere, önce sıkça kullandığımız bazı sözcüklerin kafalarımızda oluşturduğu kavramlar üzerinde birleşmemiz gerekiyor. Burada söz konusu olanlar öncelikle MESLEKİ SORUMLULUK ve YETKİ sözcükleri olmakla beraber;

- işe ilk olarak Meslek sözcüğünden başlamalıyız
Onlar bundan yasası ile belirlenmiş, sorumluluklar altında ve güvence verilerek halka götürülen bir hizmet uğraşısını anlarken,
bizde buna ters olarak hala ; üzerinden geçim sağlanan bir " İş Yapma Yetkinliği" anlaşılıyor.

- Sonra Meslek Erbabı (Mimar) sözcüğü ile devam etmeliyiz.;
Onlar bu sözcükten "yeterlilik, güvenilirlik ve rucu edilebilirlik koşulları altında halka o hizmeti götürmek üzere kayıt altına alınmış Sorumlu Kişi" yi anlarken, bizde buna ters olarak hala; "edinilmiş bir diploma sayesinde hayat boyu geçerli olacak bir statüye sahip dup, belirli bir işi yapma ayrıcalığını elde etmiş, bilen, muktedir, Yetkili Kişi" anlaşılıyor.

O zaman, Yetki Kullanımı denildiğinde, onlar bundan "sorumluluk üstlenmeyi" anlarken, bizim "bilen bir muktedir kişinin kendisine tanınmış ayrıcalığı kullanması" nı anlamamızı yadırgamamak gerek. Böylece bizdeki yetkili mimar, yetkisiz mimar gibi anlamsız terimlerin türetilmesinin altında, var olan sorunlarımızı daha da arttıran bu kavram kargaşası yatmaktadır. Oysa bunların halkın zihnini bulandırmaktan, başka kimseye bir yararı yoktur.

Gelişmiş ülkelerde gerek atölyelerde çalışarak, gerekse bir öğretim kurumunda eğitim görerek, yeteri düzeyde mimarlık bilgi, beceri ve kültürü edinenler arasından mesleği uygulamak isteyenler belirli işlemlerden sonra mesleğe alınırlar. İşlemi Meslek Kurumu yapar ve mesleğin yeni üyesine Mimar denir.
Meslek ancak iigili yasaların, kuralların, standartların ve geleneklerin oluşturduğu bir düzlemde uygulanabilir. Bu bağıtlar bütünü Meslek Hukuku 'nu oluşturur.

Yeni üyeye, mesleğe girişi ile birlikte Meslek Kurumu tarafından bu düzlemin tüm bilgileri sunulur. Sunulan belgelerde karmaşık hukuki metinlerin örnekli açıklamaları ile, uygulamada karşılaşacağı durumlarda nasıl davranması gerekeceği ve aykırı davranışlarının ona neler ifade edeceği kolay anlaşılabilir bir dil ile anlatılır. Anlamadıklarını, bitmediklerini her zaman sorabileceği bir danışmanlık hizmeti sunulur. Böylece o artık özel bir cezai ehliyet kazanmıştır.

Meslek Hukuku şunlardan oluşur:
- Mesleki Görevler
- Mesleki Yükümlülükler, Sorumluluklar, Yaptırımlar
- Güvenceler
- Kurumsal Yapılanmalar

Mesleki Görev 'in (Mesleki Hizmet) tanımı ve kapsam alanı Meslek Yasası ile belirlenmiştir. Mesteki Görev mimarın uygulamada dışına taşamayacağı uğraş alanını belirlediği gibi, bu alanı sorumluluk taşımayanların tecavüzünden de korur.
Yükümlülükler,
- Mesleki görevin yerine getirilişindeki usule ilişkin olan, yani yöntemdeki,
- Mesleki görevin kendine ilişkin olan, yani içerikteki,
- Mimarın kaydının devamı süresince kendinde koruması gereken niteliklere ilişkin olan, yani biçimdeki yükümlülüklerdir.

Onlar Mimarlık mesleğinin ve mimarın varlığı, işlevi, gelişmesi ve saygınlığının sürdürülebilmesi içindirler. Evrenseldirler. Esasları "Ahlak ve Mesleki Davranış İlkeleri" olarak derlenmiştir. Yükümlülükler şu dört başlık altında toplanırlar:
- Mimarın İşvereni'ne
- Mimarın Mesleği'ne
- Mimarın Toplum'a
- Mimarın Meslektaş 'ına karşı yükümlülükleri

İşte bunlar aynı zamanda MESLEKİ SORUMLULUK olarak andığımız Mimarın Sorumlulukları 'nı ve bu sorumlulukların kime karşı taşındığını, yani Mimarın Muhatapları 'nı belirlerler. Mesleki sorumlulukların yerine getirilmemesi Yaptırımlar'a bağlanmıştır. Yaptırımlar Meslek Kurumu bünyesindeki Meslek Mahkemeleri ile uygulanır.

Güvenceler ise kısaca rucu edilebilirlik'tir. Yani görevinde yapacağı hatadan ötürü doğuracağı zararın mimara tazmin ettirilmesidir. Bu zarar yukarıda anılan muhatapların uğrayacağı tüm zararları kapsar. Örneğin; işverenine, çevreye, doğal ve kültürel mirasa, sosyal düzene, halk sağlığına, ulusal servete, mesleğin değerleri ve saygınlığına yada üçüncü kişilere verilen zararlar gibi.
Mimar, doğan zararı, mesleği uygulayabilmek için önceden kendisine yaptırmak zorunda olduğu Meslek Sigortası aracılığı ile öder.

Meslek Sigortası Kurumu varlığının konumuzla ilgili şu üç önemli ayağı vardır: Birinci ayağı mimarın mesleki hizmetlerini yürürlükteki tüm uluslararası standartlara uygun olarak yapmak üzere meslek sigortasına karşı da sorumlu olmasıdır. İkincisi, standartların geliştirilmesi ve yürürlüğe konmasının dinamiğinde bu kurumun yer alması, ve üçüncü ayağı da yasa dışı mesleki uygulamalara olur veren ve böylece zararın oluşmasında pay sahibi olan onay mercilerine kurum zararının tazmini için rucu edilmesidir.
Görüldüğü gibi mimarın daha önce andığımız, sorumlu olduğu muhataplarına Meslek Sigortası da eklenmektedir.

Kurumsal Yapılanmalar'ın odağında Meslek Kurumu yer alır. 0, kayıt altına alınan tüm meslek erbabını çatısı altında toplayan yerel, bağımsız bir KURUM 'dur. Diğer yapılanmalar Kayıt Kurulu ve Meslek Mahkemeleri 'dir.
Kurum, mimarın muhataplarına karşı, yani mimarın işverenine, mesleğine, topluma ve meslektaşlarına karşı olan sorumluluklarının Ahlak ve Mesleki Davranış İlkeleri kapsamında takipçisidir. Bu bağlamda yapılacak aykırılıklar için savcı konumundadır.

Gelişmiş ülkelerdeki Kurumsal yapılanmaların temel kurgusunun, bizdeki bir miktar da meslekle ilgili ODA kurgusuna benzerliği azdır. Bizdeki henüz, üyelerinin hepsi gençliğinde bir diploma almış, ama bir miktarı meslektaş olan bir DAYANIŞMA ÖRGÜTÜ kurgusudur.

Günümüzde mesleki hizmetlerin karmaşıklaşması ve ürünün niteliğine ilişkin talep düzeyinin yükselmesi ile meslekte uzmanlıklar ayrışıyor, çeşitleniyor ve gelişen sorumluluklar bu uzmanların çalışmalara katılmalarını zorunlu kılıyor.
Böylece yükümlülük ve sorumlulukların, görevin gereklerine uygun olarak doğru yorumlanabilmesi günümüzde giderek zorlaşıyor. Bu nedenle mimarın görevin içeriğine ilişkin yükümlülükleri bağlamında iyi eğitilmiş olması ve kendini sürekli yenilemesi, usul ve biçimine ilişkin yükümlülükleri bağlamında da meslek içi eğitimde sürekli aydınlatılması gerekmektedir.

Gelişmiş ülkelerde meslek hukukunun temel ilkesi; mimarın tüm muhataplarının yararlarını riske sokmadan, mesleki hizmetin en iyi düzeyde yerine getirilmesini sağlamak' tır. Bu ilke kuşkusuz Mimarın Yeterliliği 'ni gündeme getiriyor.
Dekanımız Emin Onat, mezuniyetimizde bize şöyle seslenmişti;

Çocuklar şimdi mezun oluyorsunuz. Eğer içinizden "ben şimdi ne biliyorum ?" diye kendinize soracak olursanız, duraksamadan şöyle yanıtlayın: " Ben henüz hiçbir şey bilmiyorum, öğrendiğim büyük bir kütüphanede aradığım bilginin hangi kitapta olduğunu ve onu nasıl bulabileceğimi bilmemdir.

Evet, görevin gereksindirdiği bilgiler edinilebilirler. Ancak onların gereklilik kapsamının tayini de, yeterli bir bilgi düzeyi ve deneyim gerektirir. Deneyimlerin edinilmesi ise, görevin konusuna, mimarın kişisel beceri ve yeteneğine bağlı olarak değişken olan sürelere bağlıdır. Ancak meslekte çoğu kez her yeni görev bir anlamda bir ilki oluşturmaz mı? Evvelce edinilen bilgilerin, içinde yaşadığımız bu hızlı değişim çağında, henüz yapılmamış bir görev için yeterli olabileceği de öne sürülemez. Zaten her yeni görev için yeni bir öğrenim, araştırma, inceleme süreci ve çalışmalara uzmanların katılımı zorunlu değil midir?
O zaman söz konusu olan nasıl bir yeterliliktir ?

Meslek hukukunda bu yeterlilik; mimarın görevinin gereklerini, yükümlülüklerinin boyutlarını doğru kavrama ve bu bağlamda kendi bilgi, beceri ve çapını doğru değerlendirebilmesindeki yeterilliğidir. Mimarın sorumlulukları üstlenme bağlamında yapacağı bir takdir hatasının, meslekte bir daha çalışamamasına yol açabileceğinin ciddi biçimde bilincine varmış olması gerekir. Gerçekten de gelişmiş ülkelerdeki meslek düzleminde bunu aksamadan sağlayan mekanizmalar öngörülmüştür.

İşte şimdi Mesleki Sorumluluk'tan sonra üzerinde durduğumuz ikinci sözcüğe, YETKİ sözcüğüne geldik. Mimarın Yetkisi; O, mesleki yükümlülüklerin tanımladığı sorumlulukları üstlenmede "kendi yeterliliğini takdir yetkisi" dir . Buradaki hatasının bedeli mesleğin bir daha uygulanamaması ile ödenir.
Emin Onat bugün yaşasaydı ve bu kez mesleğe kabul edilenler için o konuşmayı yapacak olsaydı sanırım şöyle seslenirdi;

Çocuklar şimdi mesleğe alındınız. Eğer içinizden " Benim yetkim şimdi nedir?" diye soracak olursanız, duraksamadan şöyle yanıtlayın: " Beni yetkili kılacak henüz hiçbir şey öğrenmedim. Öğrendiğim, büyük bir kütüphanede yükümlülük ve sorumluluklarımın hangi kitapta yazılı olduğunu bilip onu bulabilmemdir. Bana tanınan sadece o sorumlulukları üstlenme yetkisidir. "

Eğitbilim özellikle genç yaşlarda oluşturulan kavramların sonradan değiştirilmesinin çok zor olduğunu, dolayısıyla temel kavramların baştan doğru edinilmesinin önemini vurgular. Bu nedenle de mesleğimizin temel kavramlarına, ve sorumluluklarını taşıdığımız yükümlülüklere ilişkin olarak meslek adaylannın mimarlık eğitiminin başlangıcından itibaren doğru bilgiler edinmeleri önemlidir.
Mesleki görevin yapılmasında yöntem ve biçime ilişkin olanlardan daha çok, içeriğe ilişkin olan yükümlülüklerin eğitimine ağırlık verilmelidir. Örneğin, daha eğitim aşamasında edinilemeyen yükümlülüklerin tasarıma bir girdi olarak alınması gereği, sonradan ne kadar telafi edilebilir? Bu gerek, yaşamın içinden gelen ve ancak bir atölye çalışmasındaki usta-çırak ilişkisi ile iletilebilen bir Etik Duyarlılık değil midir?

Gelişmiş ülkelerde izlediğimiz akademisyen ve uygulamacı mimarların yakın işbirliği bu nedenle mimarlık eğitiminin doğal gereğidir. Doğu Londra Üniversitesi Mimarlık Okulu 'nda, sömestr tasarım çalışmalarının ara jüri ve değerlendirme jürilerinde, gerek okul gerekse meslek kurumu olan RIBA tarafından görevlendirilen uygulamacı mimarların, öğretim görevlilerinden ayrı olarak öğrencilere eleştiri verdiğine ve bağımsız otarak ayrı not takdir ettiklerine tanık oldum. Bu not ile, öğretim görevlileri tarafından verilen not arasında uyuşmazlık çıkarsa, öğrencinin buna itiraz hakkı olduğu okul sekreterliği tarafından kendisine hatırlatılıyor.

Bu mimarlar mesleğin uygulanmasına ve meslekteki yaşam koşullarına ilişkin öğrencilere bilgiler veriyorlar ve sorularını yanıtlıyortar. Konular mimarlar, öğretim görevlileri ve öğrenciler ile birlikte eleştiriliyor, araştırılıyor, çözümler geliştiriliyor ve bir arada akademik ortamda bir mesleki ürün üretiliyor. Böylece gerçek bir iş eğitimi yapılıyor. Fakültede yaşanan ortam, öğretici ve öğrenci ilişkileri, birbirleri ile konuşma biçimleri tümüyle meslektaşlar arasında olması gereken düzeyde, eşitliğe, ölçülülüğe dayalı, saygılı ve içtendi,

Bütün bunların mesleğin yükümlülüklerinin, sorumluluklarının ömeklenerek öğrenilmesi, öğretilmesi, doğru olarak yorumlanması ve uygulamaya aktarılması bağlamında eğitimin bir parçası olduğu açıkça görülüyordu.
Meslek Kurumu tarafından uygulamacı mimarlara verilen bu görevin onlar tarafından yerine getirilmesi de keza onların mesleğe karşı olan yükümlülükieri kapsamındadır. İnsanın içinden işini gücünü bırakıp bu çekici ortamda her şeye yeni baştan başlamak geliyor. Bunu yapanlar da var.

Akademik Kurumlar ülkede ve dünyadaki mimarlık uygulamaları, gelişimler ve bunların uygulamalara yansıtılması bağlamında eleştiriler ve araştırmalar yapıyorlar. Eğitim sürecinde üretilen çözümler, ilgili kurumlara ve Meslek Kurumu'na iletiliyor. Karşılık olarak Meslek Kurumu da eğitim kurumlarından gelen adayların yeterliliği üzerindeki görüşlerini, nitelik gereksinmeleri hakkındaki taleplerini onlara iletiyor. Hatta Eğitim Kurumları'nın o dönemdeki başarı durumları Meslek Kurumu tarafından değerlendirilip kamuoyuna duyuruluyor. Bunlar da bu kurumların ve çalışanlarının mesleki yükümlülükleri ve sorumlulukları kapsamındadır.

Bizde ise, 1960 'lardan itibaren eğitim kurumlarımızdaki benzer eğitim-uygulama beraberiiği giderek azaldı. Kalanının da, YÖK uygulamaları ile yitirildiği konuşuluyor. Günümüzde var olan koşullarda dışarıda izlediğimiz gibi bir mimarlık eğitimi ortamının kendi kurumlarımızda oluşturulması ne kadar mümkündür bilemiyorum, ama onu elde etmek çabalarından vazgeçmemeliyiz.

Evet, ülkemizde meslek hukukunun oluşturulması, meslek düzeninin kurulması konusunda henüz ciddi adımlar atılmış sayılamaz. Bunun için gereksindiğimiz geleneklerden ve herkesçe benimsenmiş ortak değer yargılarının oluşturduğu uygulama alışkanlıklarından henüz yoksunuz. Sahip olduklarımızın bazılarını da ne yazık ki yitirdik.

Bu bağlamda olumlu gelişimler için en büyük engelin, burada iletmeye çalıştığım temel kavramlarda hala ortak bir doğruda buluşamamamız olduğunu düşünüyorum.. Ancak yarışmalar düzenindeki, eğitimdeki, uygulamadaki başarılı deneyimlerimiz, ÇED gibi önemli adımlar ve araştırmalarımız, sorumluluklarını taşıdığımız yükümlülüklerimizin en azından bilinmesinin gerekliliği hakkında artan bir bilinçlenme gibi olumlu birikimlerimiz var. Onlar ve bu kurultay çalışması gibi süreçler daha iyi bir gelecek için umut veriyor.

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri destek@arkitera.com

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz