Haberler

Bilkentli Öğrencilere Kanada’dan Ödül

Tarih: 31 Temmuz 2006

2005 yılı Kasım ayında Carleton Üniversitesi tarafından UNESCO ve UIA’nın destekleriyle tarihi bölgelerin yenilenmesi konulu uluslararası bir yarışması açılmıştı. 3. ve 4. sınıf öğrencilerine ve yeni mezun olan yönelik olarak düzenlenen yarışmanın sonuçları 19-23 Haziran 2006 tarihleri arasında Vancouver, Kanada’da yapılan UN-HABITAT Dünya Kent Forumu III sırasında açıklandı. Bilkent Üniversitesi Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü’nden Ayşegül Tokol danışmanlığındaki Sevgi Yücesan, Harun Ekinoğlu, Gökçe Gerekli, Müge Durusu ve Seda Patır’dan oluşan ekip Kuzey Amerika, Avrupa, Asya''dan gönderilen 126 proje arasından 5.lik ödülünü kazandı.

Yarışmada katılanlardan, öncelikle, öğrencilerin kendi bölgelerindeki kentsel kimlik üzerinde etkili olabilecek yenileme  konularını tanımlama meydan okumasını gerçekleştirmeleri ve ardından tarihi bölgelerinde geleneksel mimari karakterleri ve sosyal sürdürülebilirliği arttıracak ekonomik perspektifleri ve sosyo-kültürel yenilikleri ortaya koymaları isteniyordu.

Dereceye giren “Antakya – Tarihi Kentlerin Sürdürülebilirliğinde bir Yöntem Olarak “Atomik Aktivasyon Enerjisi” Metaforunun Kullanılması” başlıklı projenin raporunu ve projenin imajlarını aşağıda sunuyoruz.



Kavramsal Yaklaşım
Tarihi kent geçmişten miras aldığımız ve dolayısıyla geleceğe aktaracağımız bir birikim biçimidir. Bunun da ötesinde, bütün katmanları ve insan ile çevre arasında imkan verdiği bütün etkileşimlerle, tarihi kent kendi içinde bir kozmostur. Tarihi kentin rolü ve süreçleri hakkında bu tür bir sorgulama doğadan esinlenmiş pek çok modeli akla getirebilir. Kentsel çekirdek ve bu çekirdeğe farklı uzaklıklardaki odak noktaları düşünüldüğünde, atom tarihi bir kent için bir metafor olarak sorgulanabilir. Bir atom olarak tarihi kentin çekirdeği ve ona farklı uzaklıkta, farklı enerji düzeylerinde hareket eden parçacıkları vardır. Çekirdek ise bu parçacıkları sayıları ve uzaklıkları ne olursa olsun dengede ve doğru yerde tutar.

Tarihi çekirdek de bütün kent bağlamı içinde böyle davranır, kentin enerjisinin ana merkezidir. Ancak korunmazsa, kararlı değil radyoaktif bir çekirdek gibi davranır, sürekli değişir ve ışıma yapar. Bütün radyoaktif atomlar gibi bir yarıömrü vardır ve bu sürede yarılanan kentin kendi tarihi dokusu ve dolayısıyla kültürel mirasıdır.



Antakya
MÖ 300’e kadar uzanan tarihiyle Antakya, Roma İmparatorluğu’nun Roma, İskenderiye ve İstanbul ile birlikte en önemli dört kentinden biri olan Antioch’un günümüzdeki yansımasıdır. Ortasından geçen Asi Nehri ve doğu tarafındaki sınırını belirleyen Habib-i Neccar Dağı ile dramatik bir peyzaja sahiptir. Antakya’nın 2300 yıllık tarihi boyunca kentte sırasıyla Seleucid, Roma, Pers, Arap, Bizans, Selçuklu, Haçlı, Osmanlı, Fransız, Hatay Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti dönemleri yaşanmıştır. Bu çeşitlilik kente farklı ama birlikte çalışan pek çok katman kazandırır. Kentte en çok hissedilen etkiler Roma dönemi (Kurtuluş Caddesi, eski forum alanı, ızgara planı ve kent duvarları), Osmanlı dönemi (organik doku, içe dönük planlama) ve Fransız etkisi altındaki dönemdir. Bunların toplamında Antakya sofistike, bilge ve mütevazi bir kenttir.



Proje Kapsamında Antakya
Antakya’nın bilgeliğinin yansıdığı mekanlar etkili korumanın yetersizliğinden dolayı hastalıklı mekanlar haline gelmekte ve kent belleğinin imgeleri kaybolmaktadır. Kente kimlik veren önemli elemanlardan biri olan Roma Köprüsü yaklaşık 30 yıl önce yıkılmış, Asi nehri kirlenmiş, eski sayfiye yeri olan Daphne-Harbiye ise bugün kullanılamaz hale gelmiştir. İç ve dış göç arasındaki orantısızlık sonucu çeperlerde hayat standartları düşük azınlıklar yaşamaktadır.

Yöntem
Bu çerçevede önerilerimizi geliştirirken izlediğimiz yöntemde birinci adım tarihi kentin önemini anlamak, onu insan varlığının bir tanığı olarak görmektir. İkinci adım ise tarihi kenti sadece geçmiş olarak değil aynı zamanda gelecek olarak algılamaktır. Üçüncü adım konu hakkında halkın bilincini arttırmak ve yerel halkın kenti sahiplenmesini sağlamaktır, çünkü yerel ölçekte sahiplenilmemiş hiçbir proje sürdürülebilir olamaz. Daha sonra analiz aşaması gelir ve bu aşamada tarihi kentin birikim ve katmanlarını doğru analiz etmemizi sağlayacak kriter ve alt kriterlerin üretilmesi gerekir ki bu aşamada metaforlar kullanmak faydalıdır. Analiz sadece fiziksel katmanda kalmamalı nüfusun sosyal uyarıcılarını, çeper ile merkez arasındaki ilişkiyi sorgulamalı ve o mekanlarda hayatını devam ettiren insanları da hesaba katmalıdır.

Alanın önemi: Roma medeniyetinin en önemli metropollerinden biri, insanlığın inanç tarihinin en önemli dönemlerinden birinin yaşandığı multietnik ve multikültürel yapısı ile 2.300 yıldır yaşayan bir tarihi kenttir Antakya…



Proje Yaklaşımı
Antakya tarihi kent dokusu ve bütüncül olarak kent için geliştirdiğimiz kavramsal yaklaşım bir atom modelidir. Roma döneminde kent duvarları ardındaki ızgara kent planı ile başlayan oluşumunu Osmanlı dönemi organik kent gelişimi ile devam ettirmiştir. Bugün sahip olduğu birçok mimari ve tarihi izleri elinde tutmakta güçlük çeken Antakya`nın kurduğu ilk kent dokusu bir atom çekirdeği kadar dirençlidir. Bütün tarihi, mimari ve kültürel kodlarını içinde barındıran çekirdektir. Etrafındaki elektron taşıyan yörüngelerde devam eden yaşamsal süreç ise çekirdek etrafında kurgulanmış; Antakya’ya ait bir hayatın cereyan ettiği yaşamsal döngüdür… Tüm kamusal kullanımları, toplanma alanları, açık yeşil alanları, ulaşım ağı, zamana ayak uyduran yaşam tarzı, ve yükselen sesleri ile bugün Türkiye’nin en güneyinde yaşayan Antakya`nın ta kendisidir. Çekirdek etrafındaki yörüngelerde gerçekleşen elektron alışverişleri tıpkı bir atomun az kararlı bir halden daha kararlı bir hale geçme çabası veya başka bir atomla molekül yaparken kendi özelliklerini kaybetmesi gibidir ve Antakya`da da tarihi kent dokusu ve yeni kent kurgusu arasında kurulamayan diyalog buna benzer. Aynı zamanda kent için makro formunda algılanacak mekansal süreklilik ve iletişim neyse, atom için de aktivasyon enerjisi odur. Bir tarihi kent olarak Antakya için olduğu kadar diğer tarihi kent merkezleri etrafında gelişen çağdaş kent kurgularının iletişimleri için de atomik bir model kadar uygun bir metafor belki de düşünülemez. Atomun hareketli tanecikleri olan elektronlar bu yaşamsal enerji aktarımında kentin en önemli aktörü olan kentlidir ve onun üzerinde hareket ettiği yörüngeler de asıl enerji aktarımının gerçekleştiği yaya ağıdır. Kentsel ağ, asıl misyonunu kent belleğine ait odakların ve kamusal açık alanların sürekliliğinin Antakya kent makro formuna yansıması ile doğru elektronu doğru yörüngeye göndermekle tanımlar. Köprü başı meydanı çekirdektir ve Antakya`da Asi Nehri üzerinde eski ve yeni kentin buluştuğu tek yerdir. Bu özelliği ile aynı zamanda bir kent FORUM`udur. Tıpkı proton ve nötronların bir atom çekirdeğine kazandırdığı karakteristik gibi, Antakya kent FORUM`unun üzerinde barındırdığı tarihi, doğal ve mimari zenginliğin kurduğu iletişim de Antakya köprü başı meydanının bu atomik kurgudaki yaşamsal rolüdür. Bu bakış açısıyla “tarihi bir kent olarak Antakya” kimliğinin sürekliliği ve tarihi dokunun bir çöküntü alanına dönüşmekten kurtulması ve kentin bütünü ile entegrasyonu için geliştirdiğimiz yaklaşım üç ana başlık altında toplanır:

1. Sosyal Perspektif,
2. Makroform Yaklaşımı
3. Kentsel Tasarım Yaklaşımı.
Her başlık, analizleriyle birlikte çözüm önerilerine ulaşmak adına yapılan bir düşünme aktivesidir.

1. Sosyal perspektif bakış açısı, durgun ve hareketli nüfusun dengesiz değişimi, kent periferisindeki sosyal ve fiziksel dışlanmış alanlar, kente olan göçle birlikte artan işsizlik oranı, hızlı ve dengesiz değişen nüfus ile kent hafızasında meydana gelen tahribat, geleneksel sanat ve zanaatların unutulmaya yüz tutması alt başlıklarıyla sorgulanmış ve bu doğrultuda sosyal izolasyonu azaltıcı, sosyal riskleri düşürücü, mekansal ve sosyal sınırları daha geçirgen hale getirecek öneriler geliştirilmiştir.

2. Makroform Yaklaşımında diğer bir çok tarihi kent gibi Antakya’nın da kuruluşunda belirleyici olmuş doğal eşikleri, (doğusunda Silpius - H. Neccar Dağı, batısında Orontes - Asi Nehri), bugün periferide tarihi dokuya oldukça yakın ve kontrolsuz büyüyen ve tarihi kent merkezi için sosyal ve fiziksel olarak tehdit edici olan tansiyon alanlarını ve hızlı değişen nüfusun yarattığı dışlanmış alanları sorgulamak gerekir. Bu etkenler, kentin çeperini bir terminal alanı gibi kullanmaya ve tarihi kent merkezine olan baskıyı azaltmada kontrollü gelişen bir tampon bölge gibi değerlendirmeye yöneltir. Böylece bu alan, göçle gelen nüfusun kullanacağı yapı stoğu ile bir kentsel terminal yörüngesi olarak çalışacaktır.
Deprem ve sel gibi doğal faktörler, kent makroformundaki kontrolsüz ve plansız büyüme, Asi Nehri`nin kirliliği, kent trafiğini taşıyamayan yetersiz ulaşım ağı, eski ve yeni kent arasında kurulamayan sinerji, kamusal alanların yetersizliği, zonlar arasındaki tansiyon (tarihi kent dokusu - göçle gelen nüfusun kullandığı periferi alan - sanayi bölgesi), Antakya makroformu çerçevesinde ele alınan alt belirlemeler oldu.

3. Kentsel Tasarım Yaklaşımında Antakya`da en önemli kamusal alan olan Köprü Başı’nda ortak alan hissinin iyice kaybedilmiş olması, kentsel mekanın sürekliliğini ve kendi içindeki sirkülasyonunu yitirmişliği ve en önemlisi eski kent merkezi ile yeni gelişen Antakya`nın birbiriyle tek iletişim kurduğu kent çekirdeği alan olarak ele aldığımız FORUM alanının yaya dostu bir kentsel tasarım anlayışından uzak oluşu kentsel tasarım yaklaşımımızı yönlendiren temel göstergeler oldu.

Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.