Haberler

Kirliliğin küreselleşmesi

Tarih: 9 Kasım 2006 Kaynak: Radikal Yazan: Türker Alkan
''Küreselleşme'' olur mu, olmaz mı, var mıdır, yok mudur... Biz tartışaduralım, ''kirli küreselleşme'', adım adım ilerliyor. "Ürperme verir hayâle sık sık, / Hep bir kapıdan giren karanlık, / Çok belli ayak sesinden artık" dediği gibi şairin, çevre kirliliğinin ayak seslerini işitmemek mümkün değil.

Bir yağmur yağıyor, 40 ölü. Uzmanlar uyarıyor: "Bundan sonra hep böyle olacak. İklimler değişiyor, hazırlıklı olalım." Sanayileşmiş ülkeler, özellikle de ABD, sorumsuzca üretiyor ve tüketiyor. ''Maliyeti artıracak'' diye önlem almıyor. Bu konuda hazırlanmış uluslararası anlaşmalara imza atmıyor. Sonuç olarak bunun cezasını bütün dünya çekiyor.

''Kirliliğin küreselleşmesi'' diğer küreselleşmelerden farklı. Sermayenin, işgücünün, iletişimin.. küreselleşmelerine bir dereceye kadar engel olabilir veya yön verebiliriz. Ama kirliliğin küreselleşmesi öyle değil işte. Hava sıcaklığını yasaklayamayız, sınırdan geri çeviremeyiz. Denizler kirleniyorsa kendi karasularımızı temiz tutamayız. Ağır ağır Yeni Zelanda''ya doğru ilerleyen buzullar gibi. Bu buzdağlarını geri çevirmek için ne yapsanız işe yaramaz artık.

Bütün olup bitenin dramatik yanı, üretimi ve tüketimi gerçekleştiren zengin ülkelerin çevre sorunundan daha az etkilenirken, bu pisliklerin bir kısmının fakir ülkelere yönelmesidir. Bu durum, Hollanda''dan gönderilen zehirli atıklarda olduğu gibi bilinçli de olabilir, aşırı yağışlara neden olan atmosferik olaylarda olduğu gibi doğal da olabilir.

Ve bu sürecin değişeceğine ilişkin bir kanıt (şimdilik) bulunmuyor. Tam tersine, ''ekonomik büyümenin cazibesine'' kapılıp giden Çin, Hindistan, Meksika, Brezilya, Türkiye gibi ülkelerin katkılarıyla sorun daha da artacağa benzer. Çin''in ekonomisinin, 40 sene sonra ABD''yi de geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacağı tahmin ediliyor. Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan da hızla gelişiyor.

Kimse bu ülkeleri ekonomik bakımdan geliştiği için kınayamaz. En doğal haklarıdır. Fakat ekonomik gelişmenin yayılmasıyla birlikte ortaya çıkacak olan katmerli çevre sorunları ne olacak, buna pek aldıran yok.

Ve şu paradoks gittikçe daha da belirginleşecek: Çevre sorunlarını yaratan ülkelerle bu sorunlardan zarar gören ülkeler çoğu kez farklı olabiliyor. Bu durum ahlaki açıdan kabul edilemez. En azından çevre sorunlarıyla karşılaşan ülkelerin, bu sorunları üreten ülkeler üzerinde bir yaptırım haklarının olması, tazminat veya düzeltme talebinde bulunabilmeleri gerekmez mi? Veya bu tür uluslararası sorunların çözümü için güçlü uluslararası kurumların ve mekanizmaların geliştirilmesi doğru olmaz mı?

Küresel sorunlara ulusal çözümler üretmek çok zor gözüküyor. Çevre küresel bir soruna dönüştüyse, çözümün de küresel olması gerekiyor.

Ne dediğinizi duyar gibiyim: "İyi hoş da dünyayı hâlâ ulus-devletler yönetiyor. Bu devletler neden egemenlik alanlarını daraltsınlar ki?"

Dünyanın büyük ülkeleri, geleceği görebilen büyük liderlere muhtaç. En büyük eksikliğini çektiğimiz şeylerden birisi de budur.
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.