Haberler

Tarihi Okul Binaları Halka Açılıyor!

Tarih: 29 Mayıs 2007 Derleyen: Gökçe Aras

İstanbul Erkek Lisesi

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü kendisine bağlı, çoğu okul olarak kullanılan 160 tarihi binayı yap - işlet - devret veya kiralama yoluyla sosyal tesise ya da otele çevirmeye hazırlanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın onay vermesi halinde azınlıkların elindeki tarihi binalar hariç tarihi değer taşıyan okul binaları başka amaçlarla kullanılacak. Bakanlığa sunulan ilk projede Cağaloğlu’ndaki 4 müdürlük binasının otele çevrilmesi öngörülüyor.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden aldığımız bilgiye göre ise bu binaların şimdilik sadece envanter çalışması yapılıyor. Çoğu atıl durumda olan bu binaları halka açmayı düşündüklerini söyleyen müdürlük yetkilileri bazı alanlarda satın alma yapabileceklerini ve uygun görülen binaların turizme açılabileceğini ekliyorlar.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bakanlığa sunduğu bu proje 15 Mayıs 2007 tarihinde NTV’de Banu Güven ve ekibinin hazırladığı 24+ programında geniş çaplı olarak ele alındı. Programda İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer’den konu ile ilgili bilgi alınmasının ardından Banu Güven’in sorularıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Bölümü Başkanı Prof.Dr. İhsan Bilgin konuyu değerlendirdi.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer projeyi şöyle anlatıyor: “Proje ilk etapta içinde bulunduğumuz 4 binayı kapsıyor. Ben bu binayı otel ya da müze haline getirmeyi yeğliyorum. Bu binaları kiraya mı vereceğiz, yap – işlet – devret modeli mi yapacağız? Bütün bunları bakanlığa sunduk fakat ne sonuç çıkacak bilemiyorum. Bu tarihi binalarda eğitim – öğretim gören çocuklarımızı başka yerlere alarak bu tarih kokan 160 eserin sosyal faaliyetlerde kullanılmasına çaba göstereceğiz. Tek düşüncem de buydu zaten bunun için bu projeyi gerçekleştirdim.”


Galatasaray Lisesi

Banu Güven: Çoğu okul olan 160 binadan bahsediliyor, bu binaların eğitim kurumlarının çatısı olmaktan çıkarılıp sosyal tesise ya da okula dönüştürülmesi planlarının ardındaki zihniyeti biraz sorgulayalım. Bu projede Haydarpaşa Garı’nda ve geçmiş yıllarda İTÜ’nün Taşkışla Binası’nda gördüğümüz zihniyetle örtüşen bir şey var galiba.

İhsan Bilgin: Evet örtüşen bir şey var. Aslında bu demecin ardında fazlası da var. Bir binanın ötesinde 160 tane binadan bahsediliyor. Burada insanı korkutacak toptancı bir yaklaşım söz konusu. Bütün otelleri okula dönüştürüyoruz demek ne kadar inanılmazsa, birdenbire eldeki 160 binalık stoku tek bir şeye dönüştürme fikri de o kadar inanılmaz bir şey.

Ben bu fikrin bir yetkilinin aklına gelen bir anlık bir şey olduğuna inanmak istiyorum. Onun ötesinde bu fikrin başka kurumlar tarafından da ciddiye alınıp gündeme getireleceğini düşünmek istemiyorum. Çünkü bu binaların hepsi ayrı yerlerde duruyor, hepsinin niteliği başka, hepsine birden ortak bir yaklaşım gösterilmesi düşünülemeyecek bir şey. Bu projenin hem mühendislik – mimarlık anlamında, hem bir teknokratın teknik yaklaşımı anlamında ciddi bir araştırmaya dayanmadığı anlaşılıyor. Demecin arkasından sezebildiğim kadarıyla sadece ellerindeki binaları listelemekle meşguller.

BG: Mimarlık tarihine bakacak olursak binalar toplumların dönüşümünü, kapitalizmin ortaya çıkışını yansıtan bir aynadır da bir taraftan. Bir ülkenin tarihini, binalara ve insanların o binalarla ilişkilerine bakarak da anlarız. Sanırım Türkiye’de memleketin mimarlık tarihi ile ilgili farkındalık eksik ya da düşük düzeyde denilebilir. Ama en azından sizin ve benim gibi (İkimiz de İstanbul Erkek Lisesi’nde farklı dönemlerde eğitim aldık) bu tür binalara o çatı altında eğitim görmek için giden çocukların en azından bir farkındalığı oluyordur. Bu açıdan yaklaşırsak nasıl değerlendireceksiniz hadiseyi?

İB: Tabi ki bu çok önemli. Bu binalar çok köklü eğitim kurumlarını barındırıyor. Bu binalarda ortaöğretimden itibaren üniversite zihniyetine uygun gençleri yetiştiren kurumlar eğitim veriyorlar. Örneğin Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Kabataş Lisesi. Bu liseler çok önemli kurumlar ve bir hafızaları var, o hafızalarını silmek çok zor.

Ayrıca binalar dönüşmez diye bir şey yoktur. Nitekim İstanbul Erkek Lisesi de 19. yy’da bir ofis yapısı olarak inşa edilmiş ve daha sonra liseye çevrilmiş. İTÜ’nin Taşkışla binası aynı şekilde. 1980’lerde Taşkışla’nın otele döünüşmesi söz konusu olmuştu ve o zamanki belediye yönetimi buraya çok odaklanmıştı fakat İTÜ’lü öğretim üyelerinin ve mimarların da desteğiyle bu konu çözülmüştü. Fakat adı üstünde bir kışla binası olarak yapılıp çok da güzel bir eğitim kurumuna dönüşebilmiş. Yani binalar dönüşebilir hiç dönüşmez diye bir şey yok.

BG: Burada tercih nereden yana kullanılmalı bu çok önemli. Tercih edilmesi gereken bu binaları kentin insanlarının daha doğrudan temas içinde olabildiği, kullanıma da açık binalar olarak tutmak ya da bu tür binalara dönüştürmek mi? Ya da kar getirecek bir takım başka tesislere dönüştürülmesi mi? Bir okul neden bir sosyal tesis olsun?

İB: Kurum hafızası çok önemli. Dönüşebilir demek her şey dönüştürülecek demek değil. Dönüştürülmesin demek de hiçbir şey dönüştürülmez demek değil. Özellikle bu tür okulların Türkiye’nin elitini yetiştirmekte çok önemli bir işlevi var. Bu binalar dönüşse bile o binaların kendi varlıklarına ve yeni işlevlerine uygun çok özenli mimari yaklaşımları gerekli kılar. Bu konular çok başka düzlemlerde konuşulması gereken şeyler.

Yöneticiler zaman zaman terfi amacıyla mı ya da günlük o rutinlerden canları sıkıldığından mı bilemiyorum bu türden bizim sevmediğimiz “parlak” fikirlere itibar ediyorlar.


Kabataş Lisesi

BG: Sanırım burada farklı değerler de devreye giriyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü iyi bir proje ürettiği fikrinde fakat “sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar ne diyecek” diyordu. Şimdi ilk değerlendirmeyi de sizinle yapıyoruz bunun üzerine.

İB: Bizim ne diyeceğimizi belki de hissediyor. Bu tür projelerin benzerlerinin dünyadaki ve tarihteki örnekleri ve bunlara nasıl yaklaşıldığı düşünülmeden bir fikir atılıyor ortaya biz de bunun üzerine uzun uzun konuşmak zorunda kalıyoruz.

BG: İçinde bulunduğumuz son 1 – 2 yıldır İstanbul’daki binaların dönüşümü ve kentsel dönüşüm açısından baktığımızda süre giden, ayağa kalkmaya başlayan bir yaklaşım olduğu görülüyor. Farklı kaynaklardan çıkmış olsa bile, hemen hemen her yerde benzerini gördüğümüz Dubai Kuleleri gibi ya da AKM’nin yerine daha rant getirici başka bir projenin hayata geçirilmesi gibi fikirler ortaya konuyor.

İB: AKM’nin yerine rant merkezli bir şey olmaktan ziyade benim anlayamadığım bir biçimde o binayla uğraşılıyor. AKM üzerine konuşmaları dinlediğimde ranta ilişkin bir şey de hiç duymadım.

Şunu da ayırmamız lazım. Gerek Haydarpaşa, gerek karşısındaki Karaköy olsun bu bölgeler eski liman bölgeleri ve dönüşmeleri gerekiyor. Fakat özen çok önemli. Tüm dünyada eski limanlar dönüşüyorlar. Çünkü bunlar kentlerin merkezindeki kıymetli alanlar ve artık liman olarak pek de anlam taşımıyorlar. Mesela İzmir Limanı’nın da dönüşmesi gerekiyor. Ama sırf mimarlık ve şehircilik açısından değil, kent yönetimini, sosyal hayatı, toplumsal hayatı ve işin ekonomik boyutunu da içine alarak kentin o bölgesinin neye dönüşeceği teknik, estetik ve sosyal bir mesele. Bizi mimarlar ve akademisyenler olarak rahatsız eden; meselelere karşı çıkılmasına rağmen bu tür projelerin çok hızlı bir şekilde konuşulması ve kapatılması.

BG: Saydığınız unsurlardan da sadece ekonomiye odaklanılması.

İB: Ben iktisatçı değilim fakat ekonomi demek sadece belli rant tesislerinin konulması demek değil. Ekonomi bir hesap ve bütün bir fizibilitenin yapılması meselesi. Bütün bunların yapıldığına dair de hiçbir işaret yok. Fakat kentsel dönüşümle karşılaştığımız anda tepki verip “hayır, kentsel dönüşüm olmasın” da diyemeyiz. İstanbul gibi dinamik bir metropolün tartışılmış, mimari ve kent planlama açısından enine boyuna düşünülmüş projelere ve bunun konuşulmasına ihtiyacı var. Ama bizim rahatsızlık duyduğumuz konu dünyadaki liman bölgelerinin veya eski sanayi bölgelerinin dönüşümündeki özenin gösterilmemesi. İstanbul’da Kartal’a olan yaklaşım bunun tam tersi ve iyi bir yaklaşımdır. Nasıl sonuçlanacağını bilemeyiz fakat Kartal’da gösterilen yaklaşım örnek bir yaklaşımdır. Kartal’daki aşamalı yaklaşım ve oradaki özen gösterilirse bütün İstanbul’un dönüşümü elbette ki olmalı.

BG: Sanırım burada hem kentsel dönüşüm fikrinde dikkate alınması gereken noktalar konusunun, hem de toplumsal hayatla tarihin cansız tanıkları olan mimari yapıların arasındaki bağı koparmamanın ne kadar önemli olduğunun altını çizdiniz.

İB: Bizim hafızamız o cansız tanıklar aracılığıyla sürekliliğini buluyor.
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.