Haberler

Arabalar, Köpekler, Golf ve Kötü Feng-Shui: Jeffrey Inaba ile Bir Röportaj

Tarih: 25 Haziran 2007 Kaynak: BLDGBLOG Çeviren: Yasemin Aslan
Jeffrey Inaba oldukça yoğun. Inaba Projeleri''ni yönetiyor; Columbia1’da ve SCI-Arc2’da mimari kuram ve tasarım atölyesi dersleri veriyor ve düzenli olarak çeşitli periyodik yayınlara ve kitaplara yazıyor. Bunlardan en önemli olanlardan biri; Çin’in Büyük Ekonomik İlerleme Planı: Kentte Harvard Tasarım Okulu Projesi.

Tabi ki aynı zamanda Inaba, Ole Bouman ve Mark Wigley’le beraber Volume’ün eş editörlerinden biri.

BLDGBLOG, Volume’ün editöryel kadrosundaki bakış açımızı tamamlamak üzere Jeffrey Inaba ile de konuştu; bir telefon görüşmesine sığdırılabileceğimiz kadar çok konu hakkında; Archigram, spor arabalar, golf sahaları, feng shui, Donald Trump, Saddam Hüseyin, penthouse (çatı katı, teras katı) tasarımı ve Tribeca, hedge fund3 yöneticileri, mekansal fazlalıklar, Çin’de sürdürülebilir gelişmenin yükselişi, kent dışı mahallelerin, banliyölerin ve toplu “mega-slum”ların (büyük varoşlar) ekonomik hayatı, siyasi bir metafor olarak köpek -eğitimi, mimari araştırmalar şeklindeki bilim kurgu romanları - ve benzerleri...

Kendi adıma keyifli bir sohbet olduğunu söyleyebilirim; ama daha da iyisi, eğer fazlasını öğrenme merakı duyuyorsanız, şu an Ole, Mark ve Jeffery ile devam etmekte olan tartışmanın olduğu Archinect’i tıklamanız yeterli.


Volume 10’dan Alibi’nin Kapak Sayfası ve bir sayfa

BLDGBLOG: Volume 10 ile mimari söylemlerde daha fazla “ajitasyon” çağrısı yapıyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz? Örneğin, yeni bir Archigram ya da başka bir Superstudio’ya mı ihtiyacımız var? Bu ajitasyon nerden gelecek?

Jeffrey Inaba: Eğer bir Archigram ya da Superstudio daha olsa muhteşem olurdu. (gülüşmeler) Kesinlikle buna karşı olmam. Ajitasyon üzerine bir yayının hazırlanmasının nedeni, sanırım “konsensüs kültürü”ne spesifik olarak bir yanıttı. Amerika’da, bir şeyler hakkında aynı fikirde olmanın önemli olduğu şeklinde ortak bir duygu vardır; paylaşılabilir ya da tartışılabilir olan noktaları bulmak ve karşıtlığın başka bir seviyeye indirgenerek tartışmaların yükseltilmesiyle, bu farklılıkların pürüzlerini sonuna kadar gidermek ve dengelemek. Bu içimizde yatan, ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız duygusu tarafından tetiklenmiş olarak görülebilir.

Burada gülünç gözüken şey - içerik düzeyinde değil de, daha derinde, yapısal düzeyde - bu uyuşma ve karşıtlıkların en az önemli şartlara dayanmasıdır. Eleştirmenler olarak, sadece iki insan bir eleştiri üzerine birbirleriyle aynı fikirde olsa bile, bir şekilde sonunda bunun uzlaşmanın temelini oluşturması gülünç görünür; aynen, bir konu üzerinde aynı fikirde olmamanın, iki görüş açısı ya da ideoloji arasındaki bir savaşı tetikleyebilecek olması gibi.

Bunun yanı sıra, anlaşmaların böyle sağlam olmayan, temelsiz koşullarla geliştirilmesi, daha kapsamlı tartışmaları da doğurmaz mutlaka. Karşınızda teknolojiye ilgisi olan birileri olabilir ve bu kişiler farz edelim ki 17. yüzyıl tarihiyle uğraşan birileriyle ilişki kurabilirler ama bu gibi yabancı yakın arkadaşlıklar daha ilginç bir tartışma yaratılmasını sağlamıyor. Burada, gerçekten verimli olandan daha çok sembolik bir anlaşma, uyuşma var.

Bu anlamda, içeriği indirgendiği için ajitasyon terimini yeniden tanıtmak önemli görünüyor; artık problem çıkaran veya toplumu kışkırtan ya da asılsız nedenlerle bozucu, yıkıcı olan kimse anlamına geliyor. Fakat ajitasyon çok daha kapsamlı,geniş bir terim olabilir: ciddi, içten, tedbirli, soru soran ya da açık olmadığı için hemen fark edilemeyen, kurnazca bir eylem, aynı zamanda haddinden fazla. Bizim maksadımız ajitasyonun sadece söz söyleme sanatı ya da öğüt verici gürültülere dayanmayan anlamlarını bulmak.

Onu yeniden ortaya çıkardığınızda, dikkat etmeye de başlayabilirsiniz. Örneğin, Pininfarina’da bir parçayı eklemeyi nasıl yapıyoruz. Bir keresinde bir saç modeli tasarımcısının, eğer kulaklar olmasaydı saç kesimi çok kolay olurdu dediğini hatırlıyorum. Benzer şekilde, eğer motor ve tekerlekler bir arabayı araba yapan önemli ve temel yan objeler olan çıkıntılar ya da tümsekler olmasaydı, süper düzgün biçimli arabalar tasarlamak da kolay olurdu. Bu yüzden ızgara, motor bloğu, tekerlek, aerodinamik formlar yerine tümsek oluşturan şeyler ya da estetik ajitasyon tercihi. Bu açıdan bakıldığında, Pininfarina ile tamamen yeni bir lügatın değeri anlaşılabilir olur.


Volume 10’dan bir reklam

B: Ve bu ajitasyonun bir parçası sizin favela4 - çöküntü bölgesi - ilginiz? Volume 10’da favelalar için, Alibi olarak isimlendirdiğiniz bir gezi rehberi yayınladınız.

JI:
Evet. Ve bu kesinlikle alaycı bir tavır anlamına da gelmiyor. Alibi fikri, bir gezi rehberi formunda ortaya koyabilen bir kentsel araştırmaydı, bu yüzden mimarların dışındaki insanlar tarafından kolayca okunabilir oldu. Bu, mimari ve kentsel konuların canlanmasına yol açtı -su akıntısı, tesisat, atık ve mülkiyet sınırları gibi konular hakkında- ve bunu toplumun diğer kesimlerine daha hafif, sindirimi kolay bir formatta sundu.

Bu anlamda, bu tarz bir gezi rehberi, mimari bilgileri aksettirmenin kasti bir yoludur.

B: Fakat özellikle neden favelalar?

JI:
Biliyorsunuz, benim işlerimin bazıları kentin yoksul mahalleleri hakkında ve giderek daha çok inandırıldığımız şey, zamanın -ya da kentsel koşulların- 20 yüzyılın yoğunluk ya da kentsel yaşam kalitesi konsepti tarafından tanımlanmamış, 21. yüzyılın megakentlerinin zamanı olduğu. Oysa ki bunun yerine iki şey tarafından saptanacaktır: Banliyö ve favela -informel.

Bunun için bir proto-koşul olarak Los Angeles‘ı düşünebilirsiniz

Fakat, yeni mimari formların deneyimlendiği yerler, yeni hızlı büyüme türleri, ortak gelişmenin alternatif modelleri, sınırsız iletişim biçimleri, zaruri ihtiyaçlardan kaynaklanan bir planlama katılığı kaygısı, bunların hepsi informal olan bölgelerde, kent dışındaki alanlarda vuku buluyor. Ve bu favelaları içeriyor.

Bunlar 21. yüzyıl kentlerinin üretken öğeleri.


Volume 10’dan bir fotoğraf

B: Favelalar mimari olarak ilginç, fakat ekonomik olarak üretilmişlerdir. Başka bir deyişle, mimarlık -mekan- ikinci sırada geliyor. Öyleyse favelalar aslında nerden geliyor? Bir favela yerel koşullardan gelişerek büyüyen doğal bir şey olarak, aşağıdan yukarıya doğru mu biçimlenmiştir? Yoksa, ekonomik eşitsizliğin ve küreselleşmenin bir çeşit mimari semptomu olarak, tepeden aşağıya doğru mu biçimlenmiştir?

JI:
Bu gerçekten güzel bir soru. Muhtemelen siz, Mexico City, Cario ya da Lagos için çok daha tipik olacağını düşündüğünüz koşulları Los Angeles’da bulabilirsiniz ve evet, sanırım bunu küresel sermaye akışı yoluyla okuyabilirsiniz, eski kent formalarından çok daha fazla alan kaplayan, birbiri ardına gelen informal topluluklar ve banliyöler, Manhattan, Londra ya da Paris gibi.

Bu yüzden aşağıdan yukarı ya da yukarıdan aşağı olup olmadığıyla ilgilenmiyorum, fakat kabul edilen gerçek, şimdi dünyada bunlardan, 20. yüzyıl kent merkezlerinde olduğundan çok daha fazla olduğu.

B: Bu informel yerler ve şehirler şu ya da bu şekilde kendini örgütleyen bir yapıdalar mı? Onlar daha fazla kendilerinden mi üretiyorlar? Hem üretken hem de fractallar mı?

JI:
Favelaları kendini örgütleyen olarak ya da mekansal yeniliklerinden dolayı kutlanması gereken bir şey olarak görmüyorum asla. Ve ne de sermaye yatırımları akışının kurbanları olduklarını düşünüyorum.

İşin ilginç yanı, kökünden söküp atabilecek büyük miktarda sermaye potansiyeli olmasına rağmen, favela şehirciliği yok edilemez durumda. O, merkezi, şirket gelişmelerinin yoğunlaştığı bir yerin hemen yanında var olabilir. Bunlar gibi düşünebileceğim bir tek diğer şey ise varoşlar.

Bunların iki dayanıklılık noktası var: Büyümeyi ve yıkımı absorbe etme yeteneği. Bunun 20 yüzyılın şehirlerine özgü olduğu düşünülürdü. Mimarlık okullarında varoşlar ve favelalardan bahsedilme ihtiyacı duyulmasına sebep olan esas gerekçe buydu.


Volume 10’dan bir sayfa

B: Belki de mimarlık öğrencilerine kent dışı gelişimler, suburbler konusunda eğitim vermelisiniz! En azından bu, mimari olarak daha ilginç ve yaratıcı bir ışık yakabilir bu çıkmaz sokaklarda.

JI:
Başka bir açıdan bakarsak, mimari formlar, öğrencilerin öğrendiği, deneyimlediği ve mimari programların ürettiği bir pazara odaklanır: Ancak bu yapı tasarımı ile ilgili bir pazardır, kentsel gelişmede söz konusu olan pazar değil. Çevresel baskılar ve küreselleşmeden dolayı, bir kent daha kompleks ise ve gelinen noktada bunu anlamak daha da zorsa, artık -şimdi her zaman olduğundan daha çok- mimarlar bunu açıklamaya, aydınlatmaya çalışmalıdırlar. Biçimsel özelliklerle ilgili teknolojik incelemelerin yapılmasının, enerjimizin en iyi yönde kullanımı olduğundan emin değilim.

Şimdi, kentin ne olduğunu tanımlamaya çalışmamızın tam vakti. Öyle görünüyor ki çağdaş zamanların bir ifadesi olarak mimari formlardaki ilerleme, kendi içinde bu şeyleri anlamaya ya da açıklamaya yardım etmiyor.

B: Çin’in Büyük Ekonomik İlerleme Planı''nda bir parça farklılaşan yön, daha çok Feng Shui, golf sahaları ve “siyaset, coğrafya ve tinsellik” fikrinden oluşması. Bu konularla ilginiz hakkında biraz konuşabilir misiniz? Özellikle “kötü feng shui" fikrinin altını çizmek istiyorum. Bu bağlamda, Çin’in inşaat sektörü konjonktürü tümüyle yeni bir anlam kazanıyor.

JI:
Bugün, Çin’de, çevrecilik -çevre dostu kentler anlamında- “siyaset, coğrafya ve tinsellik”in bir ifadesi. Çevre dostu bir gelişmenin markalaşması, daha büyük gelişmeler için hem siyasi bir olanak sağlayıcı hem de bir pazar aracı.

Çevrecilik ve çevre dostu şehircilik adına kentsel gelişme, kaynakların tüketim oranını gerçekten azaltmayan bir çeşit gelişmeyi meydana getirmede çok iyi bir bahane haline geldi. Onlar, siyasi, coğrafi ve tinsel duyarlılık adı altında, hatta daha da hızlı tüketim koşullarını hazırlamış oldu.

Sürdürülebilir gelişme, şehirciliğin pozitif bir formu olarak kucaklanan sorgulanamaz bir süreç haline geliyor. Gereğinden fazla kullanılıyor. Bu yolla, kötü feng shui manzarasını meydana getiriyor.

B: O halde, Feng Shui gerçekten de, bir yere kadar çevre dostu anlamına mı geliyor?

JI:
(Gülüşmeler) Tamamen.

B: Sürdürülebilirlik aynı zamanda, yeni mimari projelere bir çeşit dokunulmazlık sağlıyor, çünkü bir şey eğer sürdürülebilir ise kimse onu eleştirmek istemez. Karbonun nötr olması veya Monopoly oyununda beklemeden hapisten çıkma kartını elde etmek gibi bir şey.

JI: Kesinlikle böyle - bu ahlaki bir duruş olarak da kusursuz, suçlanamaz. Örneğin, Shenzen kötü kentleşme olmasından dolayı eleştiriliyordu; kötü tasarlanmış binaları ile çok hızlı geliştiği ve plansız olduğu söyleniyordu. Bu esnada diğer kentler, çevresel duyarlılıklarından -düşük bir karbon oranına sahip olunması- dolayı kentleşmenin daha iyi örnekleri olarak addedildiler, fakat bu sıfatla diğer yargılama eleştirilerinden muaf oldular.

Çevre dostu tasarımların en temel özelliklerinden biri, onların banliyö gelişimleri gibi gelişme eğilimleri göstermeleri. Çevresel olarak duyarlı bir yöntemle, büyük miktarlardaki nüfusun yerleştirileceği büyük şehirler yaratmak için yapılan bütün bu projeler, neden birbirinden ayrı tek ailelik konutlarla ve yeşil alanlarla ilgili söylemlerin gerçekleştirilmemesiyle sonuçlanıyor?

Bir şekilde mega-kentlerde ortaya çıkan bu banliyöler, etkili ekolojik konuşmalara dayandırılıyor: Çevre dostu villalar şehirciliği. Tıpkı Laguna Niguel gibi. (gülüşmeler) Sadece, Çin’de oluyor bu.

B: C-Lab aynı zamanda fazla mekan ya da bir çeşit mekansal fazlalık fikri çevresinde çok büyük bazı işler üretti. Örneğin, Volume 6’da Robert A. M. Stern ile bir görüşme yaptınız ve o, Manhattan lüks yaşam biçiminin mükemmel sembollerinin -penthouselar- aslında sadece ekstra yapı alanı olmasının beklenmeyen bir sonucu olduğuna dikkat çekti. Tabiri caizse, Penthouse kalıntıların yaratıcı bir yeniden kullanımı. Bu konu hakkında konuşabilir misiniz biraz?

JI:
New York Dergisi’nde Jay McInery tarafından yazılmış New York şehrinin en pahalı bölgesi olan Tribeca hakkında bir makale var ve sadece bu nedenle, Upper East Side’da yaşayan ama oraya taşınmak isteyen insanlar var.

McInery’in işaret ettiği nokta, bunun Tribeca’nın mimari kalitesinden, oradan alabileceğiniz bir çeşit mekandan ya da kentsel deneyimden kaynaklanmadığıdır. Eğer tasarımın değer yarattığı söylenirse, o sadece önemsiz bir değer kazanmış gibi görünür: Yoğunlaşmış yüksek gayrimenkul değerleri değer yaratır.

Açık olan bir başka şey ise Tribeca’nın şimdi en çok "penthouse"a sahip yer olduğu.

Bizim göstermek istediğimiz şey, büyük mekan talebini karşılayan lüks konut yapı tiplerinde yeni bir dağılım düzeninin olduğu. "Penthouse"un en üst katta kullanılmasına alışılmış olunsa bile -bir kat diğer katlardan daha özeldir- yapılar şimdi çeşitli penthouse katlarına sahip. Onlar daha çok “penthouse”lardır artık. Bu parça bize göstermektedir ki bazı binalar daha fazla sayıda "penthouse"a sahiptirler.

Kronikleşen bu aşırılığın yanında, kentin bu seviyesine mesleki olarak ulaşamaz durumda olmamız hakkında konuşmak istedik. Biz mimarların ulaşamadığı bütünsel bir kentsel deneyim var. Aynı mekanda, aynı sosyal çemberde ya da ekonomik tabakada hareket etmiyoruz. Ben, kendim bir Hedge Fund yöneticisi kimseyi tanımıyorum; Sarbanas-Oxley’den sonra süper-süper-mega-varlıklı hale gelmiş, bireysel sermaye yatırım işlerindeki biri ile bırakın yemeye çıkmayı kimseyi tanımıyorum bile; buna hiçbir şekilde erişme imkanına sahip değilim.

B: Her şeye rağmen biri bunlarla nasıl başa çıkılabilir? Bir ev gezisi ayarlıyor musunuz ya da bir fotoğraf denemesi ya da Hedge Fund yöneticileri ve onların mimarları arasında bir çeşit görüşme ya da...?

JI:
Bu, mimari komisyonların yararı için New York’un bu tabakasına girişin sağlanması sorunu değil, New York’un ekonomisini ve mekanı anlama, bugün şehirciliğin ne olduğunu kavrayabilme meselesidir.

Eğer onu deneyimleyemezsek, mimarlar şehirciliğe dahil olamamış olurlar.

Esas meseleyi tekrar vurgulayacak olursak: Kent, en güçlü ekonomik sınıfın sokaklarda hissedilebilir olmadığı yerlerde bir dönüşüm geçiriyor. New York’ta, 80’lerin sonlarında bankacılığın ve 90’larda teknolojinin yükselmesi süresince, hızlı tüketim ve aşırı zenginlik oldukça belirgindi. Fakat bu periyottaki daha büyük sermaye birikimi belli belirsizdi. Goldman Sacs 19 milyar Dolar kay payı dağıttı geçen yıl fakat New York’un genel kentsel görüntüsünde bu zenginliğin varlığını göremedik.

Bu yüzden genel konu, özel sermaye adamları ile el sıkışma meselesinden daha çok, profesyonel hayatımızın kentten kopukluğuna nasıl cevap vereceğimizi çözmek.


Volume 6’dan bir fotograf

B: Bu, bazı açılardan bana sizin Volume 6’da Kanan Makiya ile Baathist mimarisi hakkında yaptığınız görüşmeyi anımsatıyor. Saddam’ın sarayı komik bir biçimde sanki Donald Trump tarafından inşa edilmiş gibi duruyor, bir çeşit çölde barok penthouse! Günümüz mimarisinde diktatörlük yerelliği mi ortaya çıkıyor acaba?

JI:
Aslında o görüşme Benedict Clouette ile yapılmıştı, gerçekten çok iyi. Sonradan yapı materyallerine bakarken, bu binaların Saddam’ı oldukça hümanist göstermesinden çok etkilendik. (gülüşmeler) Bu şu anlama geliyor ki; devlet gücünün mimarisi ve birinci dünya yerleşmelerinin mimarisi birbiriden o kadar ayrı değil. Saddam’ın tam bir devlet gücü simgesi olan sarayları ile New Jersey’deki evler birbirinden çok da farklı gözükmüyor. Ayrıca, günümüz konut birimlerinin ölçekleri, bir zamanlar devlet gücünü sembolize eden ölçekle aynı. Diktatör yerelliği ve Amerikan banliyö yerelliği birbirine bu anlamda uzak değil.


Volume 6’dan iki sayfa

B: O halde, diktatörün sarayı bir çeşit çölde McMansion.

JI:
Eh! Ölçekler aynı. Bu Arizona’da da, Baathist rejimi tarafından da kolayca kullanabilecek bir yerellik.

B: Son olarak Volume 10 için ünlü ‘köpek eğitmeni’ Cesar Millan ile yaptığınız görüşmeniz nasıl tamamlandı?

JI:
O benim en favori çalışmalarımdan biri. Bir dereceye kadar insanın dünya algısı ile hayvan algısı arasındaki ilişki ve Cesar’ın bunu uygun politik bir mesaj olarak formüle etme kabiliyeti ile ilgili.

Günümüz Amerika’sı için ilginç bir politikacı olabilecek birine benziyor. Çünkü açıkça egemenliğin, otoritenin avukatlığını yapıyor, hayvanların bir diğerine üstünlük sağlamasında olduğu gibi. Onun noktası şu; bugün Amerika ve İngiltere güçsüz, yeterli disiplini olmayan, istikrar üretemeyen liderler tarafından yönetiliyor. Korkuyu kışkırtarak istikrarsızlık üretiyorlar. Bu yüzden buna tepki vermenin yolu otoritenin açık formunu üretmek. Cesar’a göre liderin hükmetme, üstünlük sağlama biçimi olan dayatmacılık ve somutluluk onun da politikaya taşımak istediği mantık türü. Ve bu konuda ciddi. Eğer onun ilk ilgi çekiş noktası, köpeğin üzerine uygulanan böylesi bir eğitim biçimi ise, onun köpek sahiplerinin ötesine varan gösterisinin ilgi çekici özelliği insanlardaki iddiacılığı, karalılığı tasdik etmesidir. Bu bireylerin iddia sahibi olabilme yetisi ile ilgili. Sanırım onun için bunu yayınlamak önemli çünkü o bunu politik düşünceye yaymak istiyor. Ona göre, bütün bu otorite, fiziksel dayatma, disiplin etkilemenin üst seviyedeki biçimleri.

B: Katı Baba.

JI:
Bu anlamda bu, kent ya da mimariyle ilgili değil, ama biz bunun gücün stratejisinin açık bir ifadesi olduğunu düşündük ve bu Volume ile ilgili.

B: Aslında bir soru daha sormak istiyorum. Mimari araştırma için başka üsluplar kullanmak konusunda ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Öyle görünüyor ki, günümüzde herkes ağır akademik dergiler için uzun, dipnotlu yazılar yazıyor, sonra da yeterli okurun olmamasından şikayetçi oluyor. Ama neden bilim kurgu romanları, karikatür kitapları hatta film senaryosu ya da bu sorun ile ilgili bir blog yazmazlar? Bu tür diğer, daha az geleneksel üslupların mimari araştırmanın geleceği açısından bir değeri olduğunu düşünüyor musunuz?

JI:
Kesinlikle. Bana göre 10’un temel noktası şu andaki mimari estetiğe yapılan tüm yatırımlarla ilgili. Estetik olanı tanımlamak ya da tartışmak için kullandığımız terimler ilginç bir şekilde sınırlı gibi gözüküyor. Mimari formu tanımlamak için oldukça az kelimeye sahibiz. Farklı üsluplarla ve onların terimleriyle düşünerek estetik kelime hazinemizi genişletebiliriz.

Dolayısıyla bilim kurgu romanı düzeyinde hareket edebilirsiniz ama bunu yaparken aynı zamanda bir seyahat rehberi ya da bir görüşme ya da bir fotoğraf kolajını içselleştirebilirsiniz. Bu tür şeyler oldukça çeşitli yapısı ile estetik sahasını genişletme yetisine sahiptirler. Biz başka dış görünüşlerde çalışmak istiyoruz. Bir yere turist rehberi gözü ile bakarsanız orada daha kolay açıklayabileceğiniz ve deşifre edebileceğiniz bir mimari görürsünüz. Bence asıl önemli olan, bilim kurgunun üslubundan bir şeyler çıkarabilme yeteneğimiz. Bilim kurguyu, bir üslup olarak bakışını ve hissiyatını yeniden üretmek değil. Mimarlar olarak güzel binalar, ilginç binalar ya da yeni binalar anlamında estetiğin ötesine gidebiliriz. Ve bunun hem mimarlık hem mimari tartışma için kamusal sonuçlarını bulabiliriz.

1 - C-Lab’ın kurucu direktörü olduğu yer
2 - Paul Nakazawa ile birlikte yönettikleri SCIFI: the Southern California Institute for Future Initiatives
3 - Amerika’da borsada rizikolu girişimlere yatırım yapmak için bir arkadaş topluluğunca yaratılan risksiz bir fon türü
4 - Brezilya’da gecekondu

 

Konuyla İlgili Linkler
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.