Haberler

Tüketim, İklim Değişimi ve Su Sorunu

Tarih: 27 Haziran 2007 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Prof. Dr. Orhan Şen
Güneşin gezegenlerinden, yalnız, dünyanın doğası bir cennettir. Bu güzel doğanın bir parçası olan insan, onun değerini bilmedi, bilmiyor. Doğanın toprağını, suyunu, havasını kirletti ve sürekli kirletiyor. İnsan doğayı niçin kirletir? Bu soruya yanıt vermek için ekonomik etkinliğin başlangıcını, yani üretimi, sonunu, yani tüketimi çözümlemek gerekir. İnsan yaşamını sürdürmek için üretmek ve tüketmek zorundadır. Üretim ve tüketim insanın varlık koşuludur. Yaşam bu iki etkenliğin bir sentezidir.

İnsan yaşamı için zorunlu olan üretim ve tüketimi gerçekleştirirken doğayı kirletir. Kirlenmenin düzeyini, özellikle, tüketim anlayışı belirler. Eğer tüketim anlayışı, "ekonomik mallardan ölçülü yararlanma" diye tanımlanırsa, doğanın kirlenme düzeyi yüksek olmaz. Tüketim, "harcamak, israf etmek, bitirmek" şeklini alırsa doğa çok kirlenir. Tüketim bir araç olmaktan çıkar, bir amaç olursa, bir bağımlılığa dönüşürse, kirlenme doğanın yıkımına neden olur. Günümüzde, tüketim, bağımlılıktan da öteye geçti. Bir tutku oldu. Toplumsal değerleri etkileyen ve yönlendiren bir güç oldu. Örneğin, dünyanın en büyük ekonomik gücüne sahip olan ABD ve Japonya''da, insanlar başarıyı, tükettikleri malın miktarı ile ölçmektedirler. Tutkuya dönüşen tüketim, doğayı kirleten en önemli kaynak olan endüstriyel üretim kurumlarının büyümesine neden oldu. Büyüyen endüstriyel kurumlar, atıkları ile doğayı kirletti ve sürekli kirletiyorlar. Endüstriyel atıkların bir grubunu, bacalardan çıkan, karbondioksit, metan vb. gazlar oluşturur. Atmosferi kirleten bu gazlar sera gazları diye adlandırılır. Atmosferin kirlenmesinden, özellikle, tüketime bağımlı toplum katmanları sorumludur.

Örneğin, bu toplum katmanları, fosil yakıtlardan çıkan tüm karbon dioksit gazının üçte ikisini üretmektedir. Bunun sonucu olarak; günümüzde, atmosferdeki sera gazları miktarı son 400 bin yılın en yüksek değerine ulaşmıştır. Sera gazlarının atmosferdeki miktarı arttıkça dünyanın ortalama sıcaklığı da artar. Örneğin, günümüzde, dünyadaki ortalama sıcaklık artışı 0.8 °C''dir. Önlem alınmazsa, bu artış 4.5 °C''ye ulaşabilir.

Isınmanın en önemli sonucu iklim değişimidir. Bu değişim, ülkeleri aynı şekilde etkilemeyecektir. Etkileri ülkeden ülkeye değişecektir. Uluslararası İklim Değişikliği Paneli''nin (IPCC) 2007 Nisan ayında yayımladığı rapora göre; iklim değişimi, bu olaydan sorumlu olmayan yoksul ülkelerde yıkıma neden olacaktır. Bu rapora göre; iklim değişiminin etkileri beklenenden daha erken ortaya çıkmaya başlamıştır. İklim değişimi yıkıcı etkisini 21.yy''da artarak sürdürecektir. Ülkemizin bulunduğu enlemlerde, iklim değişiminin etkileri, kuraklığa, dolayısıyla su kaynaklarına, nehirlerin debilerinin, yüzde 10-30 oranında azalmasına neden olacaktır.

IPCC raporu ve diğer çalışmaların sonuçlarına dayanarak iklim değişiminin yukarıda örnekleri verilen sonuçlarını üç grupta toplamak mümkündür. Bu gruplar şunlardır.

1) Aşırı Değerlerdeki Artış: Sel, fırtına ve aşırı sıcaklar bu gruba giren olaylardır.

2) Kuraklık: Tarımsal kuraklık ve temiz su kaynaklarında azalma bu grubu oluşturur.

3) Deniz Seviyesinde Yükselme: Şüphesiz, bu üç gruba giren olayların tümü insanlık için büyük sorunlar yaratacaktır. Ağır toplumsal sorunlara neden olacaktır. Özellikle kuraklık, insanlığın yaşamını tehdit edecektir. Çünkü; susuz yaşam olası değildir.

Ülkemiz, iklim değişiminden olumsuz etkilenen ve etkilenecek olan coğrafyadadır. Nitekim, ülkemiz bu etkileri hissetmeye başladı. Örneğin, son yüzyılın sıcak kışlarından birini yaşadık. Batı bölgelerimizde yağışlar önemli ölçüde azaldı. Özellikle kar yağışlarındaki azalmalar, bahar aylarında yağan yağmurla beraber karların erimesi ve barajların dolması beklentisini de boşa çıkardı. Bu nedenle, barajlarımızda yeterli su birikmedi. Büyük şehirlerimiz, susuz kalma tehlikesini yaşıyor. Örneğin, İstanbul''un barajlarındaki su hacmi, önceki yıla göre yüzde 50 azaldı. Yetkililer bu büyük sorunun bilincinde değiller. Örneğin, ilgili üç bakan ülkemizin küresel ısınma ve onun neden olacağı sorunlardan etkilenmeyeceğini birlikte savunuyorlar. Bu doğru bir tutum değildir. Doğru tutum, sorunu, daha doğrusu tehlikeyi görmek ve önlem almaktır. Yetkililerin ve ilgili kurumların gerekli önlemleri saptaması ve gerçekleştirmesidir. İklim değişiminin yarattığı tehlikeleri önlemek, özellikle susuzluk sorununu çözmek için gereken önlemler nelerdir? Bu sorunun ayrıntılı yanıtını, ilgili bilim dallarının uzmanlarından oluşan ekip verebilir. Bu yazının çerçevesi içinde bazı önlemler önerilebilir. Bu önerileri, uzun ve kısa vadede olmak üzere iki grupta toplayabiliriz. Uzun vadede alınacak önlemler ana çizgileriyle şunlardır:

Türkiye''de su kaynakları ile insan nüfusu farkı bölgelerde yoğunlaşmıştır. Nüfusun yoğun olduğu batı bölgelerimizde su kaynakları azdır. Fakat su kaynaklarının bol olduğu Karadeniz, Doğu Anadolu gibi bölgelerde ise insan nüfusu azdır. Şayet göç önlenir ve geri dönüş özendirilirse, büyük şehirlerimizde su sorunuyla başa çıkılabilir.

Bunun yanında yeni su kaynakları düşünülmesi gerekir. Yakın mesafelerdeki akarsulardan faydalınabilir. Yeryüzündeki suyun tek kaynağı yağış olduğundan, yağışı yer yüzünde tutmanın, biriktirmenin ve yağışı artırmanın yolları araştırılabilir. Kısa vadede aşağıdaki önlemler alınabilir: Yaz aylarında barajlardaki su çok daha fazla buharlaşır. İstanbul''da yaz aylarında suyun yüzde 20-25''i buharlaşır. Bu yaz buharlaşma daha fazla olacaktır. Çünkü; güneşten gelen enerjiyle -barajdaki su seviyesi düşük olduğu için su kütlesi daha fazla ısınacaktır. Bunun sonucu olarak, daha fazla buharlaşma gerçekleşecektir. Bu nedenle barajlardan buharlaşmayı önleyen yöntemler uygulanmalıdır.

Örneğin, barajlardaki su kütlesinin yüzeyi uygun bir malzeme kullanılarak ince bir tabaka ile kaplanmalıdır. Bu kaplama yapılırsa, sudan havaya kaçmalar önlenir. Buharlaşma azalır. Kısa vadede alınacak diğer bir yöntem yapay yağıştır. Yapay yağış, tamamen bir atmosfer fiziği uygulamasıdır. Uygun koşullarda ve konunun uzmanlarınca yapıldığında kesinlikle fayda sağlamaktadır. Bu projelerde metot, ekipman ve malzemeler ileri teknoloji ürünleri olup hata payını çok aza indirmiştir. Dünyada yapılan uygulamalarda yağış artırımı, bulutun cinsine bağlı olarak yüzde 20-30 civarındadır. Bu miktar önemli bir miktardır. 100 günlük suya 20 gün daha ilave etmektir. Türkiye bu kışı sıcak geçirdi, bu yazıda son 1000 yılın en sıcak yazını geçirmeye hazırlanıyor. Özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde meteorolojik rekorlar kırılabilir. Bu nedenle yağış artırım (yapay yağış) projelerinin düşünülmesi gerekir. Türk bilim adamları ve teknisyenleri bu yöntemi uygulayabilirler. Çünkü, daha önce; 1990-94 yıllarında, İstanbul, Ankara ve (Aliağa) Petkim''de başarı ile uyguladılar.

Bu yöntemler uygulanmalı gerekli olan önlemler alınmalıdır. Asıl alınması gereken önlem, doğa ile barışmaktır. Doğayı sevmek, onun bir parçası olduğumuz bilincine ulaşmaktır.
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.