Haberler

3 bin yıldır dünyanın gözdesi

Tarih: 2 Temmuz 2007 Kaynak: Zaman
İstanbul''un tarihi 300 bin yıl önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda 300 bin yıl öncesine ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yasadığı sanılmaktadır.

Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ''a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst Paleolitik Çağ''a özgü aletlere rastlanmıştır. 5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy Fikirtepe olmak üzere Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlı''da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır. Ama bugünkü İstanbul''un temelleri M.Ö. 7. yüzyılda atılmıştır. M.S. 4. Yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik sıfatını sürdürmüştür. Aynı zamanda, İmparator Constantis ile birlikte Hristiyanlığın merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453''te Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılan kent, tarihi boyunca Byzantion, Deutera Roma (İkinci Roma), Nea Roma (Yeni Roma), Konstantinopolis, Dersaadet, Deraliye ve Konstantiniye adlarıyla anıldı.

Yaygın kanıya göre, İstanbul çevresindeki en eski yerleşim yeri, Anadolu yakasındaki Fikirtepe''dir. Bu bölgenin, Kalkolitik Çağdan, İ.Ö. 3. binin başlarından itibaren iskân edildiği bilinmektedir. Bununla birlikte, İstanbul''un 20 km. batısındaki Küçükçekmece''nin kuzeyindeki kayalık bir tepe üzerinde yer alan Yarımburgaz Mağarası''ndaki buluntular, Orta Paleolitik çağdan başlayarak burada insanların yaşadığını göstermektedir. Nitekim, bu mağara Bizanslılar zamanında kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Bu verilere karşın, ilk kentin, doğal bir koy olan 7.5 km. uzunluğundaki Haliç (Keras)''in üst tarafında, Alibey ve Kâğıthane dereleri arasındaki dağlık yüksek burunda, Silivritepe''de kurulduğu öne sürülmektedir. Küçük kayıkların güvenli sığınağı olan bu bölgede her mevsim bol miktarda balık bulunur, kıyıları tarım açısından verimli ve elverişlidir, derelerinden tatlı su elde edilir. Ayrıca, bugün Sarayburnu olarak bilinen ve kent surlarıyla kuşatılmış bölgenin de iskân edildiği bilinmektedir. Nitekim, İ.S. 1. yüzyılda yaşamış ünlü Romalı yazar Plinius, bu kesimde Lygos adı verilen bir köyün bulunduğundan söz etmektedir. Muhtemelen burası, İ.Ö. 1. binde Boğaz''a yerleşen Iraklara aitti. İ.Ö. 8. ya da 7. yüzyılda ise Megaralılar Ege ve Marmara kıyılarından Boğaz''a gelerek Sarayburnu (Akra)''nda, muhtemelen eski Trak yerleşmesinin üzerine kentlerini kurmadan önce Khalkedon (Kadıköy) çevresine yerleşmişlerdi. Bu dönemde, Halic''in sonunda, Galata''nın bulunduğu kesimde ve Hrisopolis (Üsküdar)/te de Yunan yerleşmeleri olduğu belirtilir. Sarayburnu''ndaki yerleşme sonradan Byzantion olarak anılmaya başlandı, diğer kesimler ise Konstantinopolis''in dış mahalleleri haline geldi. Bu dönemden sonra, İ.Ö. 513''te Pers, İ.Ö. 479''da Sparta, İ.Ö. 477 sonrasında Atinalıların egemenliğinden söz edilebilir. Kent, İ.Ö. 340-339''da da Makedonya Kralı II. Philippus''un eline geçti.

Helenistik Çağ Byzantionu''nun Sirkeci, Alemdar Tepesi ve Ahırkapı çevresinde geliştiği; tüm yapıların Topkapı Sarayı''nın dış duvarları içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Kent, taş bloklarla yapılmış sağlam duvarlarla kuşatılmıştı, batıdaki Trakion Kapısı ile 27 kulesi bulunmaktaydı. İ.Ö. 2. yüzyıl sonlarına kadar, yüksek duvarlarla çevrilmiş Byzantion zengin bir kentti. Bu refah düzeyinin kaynağını balıkçılıktan elde edilen gelirler, Boğaz''ı geçen gemilerden alınan vergiler ve toprağın verimliliği oluşturmaktaydı. Bu varlıklı yaşam İ.S. 193 yılma, Roma İmparatorluğunda taht kavgalarının neden olduğu kargaşalık dönemine kadar sürdü. Bu olayların sonucunda tahrip olan ve küçülerek köy konumuna düşen yerleşim Perinthos(Marmara Ereğlisi)''a bağlandı. 

Roma''dan Daha Kalabalık Bir Kent 
Yeniden inşa edilen ve genişletilen, imparatorun adına izafeten "Konstantinopolis" adı verilen kentin açılışı 11 Mayıs 330 yılında büyük bir törenle yapılmış ve Roma''nın tüm ayrıcalıklarına sahip olmuş, "prokonsül" olarak adlandırılan kent yöneticisi, vali ve belediye başkanının tüm yetkilerini üstlenmişti. Bu yöneticilerin adları hâlâ bazı anıtlarda, kentin Mevlevihane kapısındaki Dikilitaşla ve Kıztaşı''nda, karşımıza çıkmaktadır.

Konstantinopolis, on ikisi surlar içinde, biri Galata''da, biri ise Eğrikapı''daki Blakhernai olmak üzere on dört bölgeye ayrılmıştı. Başkente, çoğunluğu Balkanlardan olmak üzere çok sayıda göçmen yerleştirilmişti. Kentin sürekli artan nüfusunun daha 5. yüzyılda 300.000''i bulduğu ve böylelikle Konstantinopolis''in Roma''dan daha kalabalık bir kent olduğu bilinmektedir.

5. yüzyıl başlarında, İmparator II. Theodosius zamanında (408-450) bugünkü kent surları inşa edilmiştir. Yaklaşık 19 km. uzunluğundaki surlar Haliç''ten Marmara Denizi kıyısındaki Mermer Kule''ye kadar uzanmaktaydı. İki kalın ve yüksek duvar, aralarında ve dışta birer teras ile hendekten oluşmaktaydı.

İstanbul Roma ve Doğu Roma imparatorluklarının yıkılmasının ardından fetihe kadar Bizans hakimiyetinde kalmış IV. Haçlı Seferleri sonrasında Latinler tarafından işgal edilmesinin (1204-61) ardından yağmalanmış ve yıkılmıştır. Aziz Havariler ve Ayasofya bile bu dönemdeki tahribattan kurtulamamıştır. 

Fetihle Yeni Bir Çağ Açıldı 
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1453-1923) Kent, 1391 yılından başlayarak Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396''da I. Bayazıd (1389-1403), Karadeniz''den gelecek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına bir hisar yaptırdı.Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de (1451-1481), Bizans''a Kuzey''den gelecek yardımları her iki taraftan Boğaz''ı tutarak önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına Rumeli Hisarı''nı inşa ettirdi. İstanbul''un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayisi iki kat arttırıldı. Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı. Ceneviz''lilerin elinde bulunan Galata''nın da savas esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki aya yakın süren bu kuşatma dönemi 29 Mayıs 1453 günü sabaha karşı başlayıp, öğleden sonra kentin ele geçirilmesiyle tamamlandı. Bu tarihten itibaren İstanbul bir Osmanlı kenti oldu ve Roma İmparatorluğu''nun tamamen çöküşüyle birlikte dünya tarihinde bir çağ kapanıp yeni bir çağ başlamış oldu.

İstanbul''un Mimarisi
Fatih dönemi sonlarında İstanbul''da mahalle sayısı 260''ları bulmuştu. Kent nüfusu da 70.000 civarındaydı ve bunun üçte ikisini Türkler oluşturuyordu. Bu yeni yapılaşma nedeniyle ülkenin çeşitli kesimlerinden çok sayıda sanatçı da başkente getirildi. Fatih Sultan Mehmed zamanında İstanbul''da 300''ü aşkın yapı inşa edildiği bilinmektedir.

İstanbul''un fethinden sonra inşa edilen ilk camiler, Erken Osmanlı Döneminde İ/nik, Bursa ve Edirne''de yapılan ters T plânlı camilerin daha büyük boyutlu çeşitlemeleridir. 1462 tarihli Mahmut Paşa ile 1471 tarihli Murad Paşa camileri örnek olarak verilebilir.

Sultan II. Bayezid zamanında (1481-1512), kent merkezinde, kısacası Divan Yolu boyunca Aksaray''dan Kocamustafapaşa''ya kadar uzanan kesimde yeni mahalleler kurulmuştur.

Türklerin hakimiyetine geçmesinin ardından İstanbul''un yüzölçümü ve nüfusu artmaya başladı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında (1520-66) halkın yüzde 30''u sur dışında yaşarken nüfus 500.000''e ulaştı. Bu dönemden itibaren mimaride Klasik Osmanlı izleri görülmeye başladı.

Bu eserlerin en önemlileri Mimar Sinan tarafından Kanunî Sultan Süleyman''ın eşi Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi, Kanunî Sultan Süleyman''ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmed adına inşa ettiği Şehzade Camii, Sultan Ahmet Meydanı''nda, Haliç''e ve limana hâkim bir tepe üzerinde 1552-59 yıllarında yine Mimar Sinan tarafından yaptırılan Süleymaniye Külliyesi, yalnız İstanbul''da değil tüm Osmanlı topraklarında inşa edilmiş en büyük programlı külliyedir.

1524''de inşa edilen Sadrazam İbrahim Paşa''nın sarayı günümüzde Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Bu dönemde İstanbul''da yapılan birçok çeşme, Mimar Sinan''ın yaptığı su yoluna bağlıydı. Romalılar zamanında İmparator Valens tarafından yaptırılan ve kente su getiren yollar ile su kemerleri zamanla harap olmuştur. Kentin nüfusunun da artmasıyla birlikte Mimar Sinan 1554-64 yılları arasında Bend, Uzun, Muğlava, Güzelve ve Müderris köyü su kemerlerini inşa ederek, su gereksinimim karşılamaya çalışmıştır.

Kanuni''nin ölümünden sonra başa geçen Sultan II. Selim zamanında (1566-74) yapım etkinlikleri, Mimar Sinan''ın önderliğinde sürdürülmüştür. Dönemin yapıları, sultandan ziyade sadrazamı Sokollu Mehmed Paşa ile diğer devlet erkânının baniliğinde inşa edilmiştir. Önemli eserler arasında, 1571-72 tarihli Sokollu Mehmet Paşa Camii ve Medresesi, Halic''in kuzey kıyısında, Atatürk Köprüsü yakınındaki 1572 tarihli fevkanî Azapkapı Sokollu Mehmet Paşa Camii ile Sultan II. Selim''in kızı Gevher Mülûk Sultan''ın eşi olan Kaptan-ı Derya Piyale Paşa''nın Camii ve Türbesi belirtilebilir.

Sultan III. Murad zamanı (1574-95), İstanbul''un başta Üsküdar, Eyüp ve Beşiktaş olmak üzere çeşitli kesimlerinde anıtsal yapıların ve külliyelerinin inşa edildiği, bir bölümünde Mimar Sinan''ın görev yaptığı önemli bir zaman dilimidir. Örnekler arasında, Ayasofya haziresinde bulunan 1576-77 tarihli II. Selim Türbesi, Sultan II. Selim''in eşi ve III. Murad''ın annesi Nurbânu Sultan tarafından Mimar Sinan''a yaptırılan ve Fatih ile Süleymaniye külliyelerinden sonra İstanbul''un en büyük programlı yapı topluluğu olan 1570-83 tarihli Üsküdar Toptaşı Valide Sultan (Valide-i Atik) ve 1580-81 tarihli Şemsi Ahmed Paşa, 1575-81 tarihli Eyüp Zâl Mahmut Paşa, 1586-87 tarihli Tophane Kılıç Ali Paşa külliyeleri ile Davud Ağa''nın eseri olan ve Lâle dönemine kadar diğer sebillere örneklik eden Çarşıkapı Koca Sinan Paşa Sebili belirtilebilir.

16. yüzyıl sonlarından başlayarak Mimar Sinan''ın üslubu, özellikle Şehzade Camii''nin plân şeması, İstanbul''daki yapıların biçimlemesinde çok etkili olmuştur. Nitekim, Sultan I. Ahmed''in (1603-17) Sedefkâr Mehmed Ağa''ya yaptırdığı 1609- 1617 tarihli Sultan Ahmet Camii bunun en tipik örneklerinden biridir. Dört yandan birer yarım kubbe ile desteklenmiş 23,50 m. çapındaki merkezî kubbeli yapı İstanbul''un en büyük boyutlu sultan camisidir. Yapı, zengin çinileri ve kalem işi bezemeleri ile de çok etkileyicidir. Çiniler kâşici Hasan''ın, gösterişli yazılar hattat Ahmed Gubarî''nin, sedef işlemeli kapı ve pencere kanatları ise yapının mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa''nın eseridir.

Bir külliyenin parçası olarak tasarlanan ve Sultan III. Mehmed''in (1595-1603) annesi Safiye Sultan''ın emriyle Mimar Davud Ağa tarafından yapımına 1598 yılında başlanan, ancak 1663''de IV. Mehmed''in (1648-87) annesi Turhan Hatice Sultan tarafından Mimar Mustafa Ağa''ya tamamlattırılan Eminönü Yeni Cami de İstanbul''un siluetinde önemli bir yer oluşturur. Yeni Cami Külliyesi içinde yer alan ve bugün Mısır Çarşısı adıyla bilinen seksen altı dükkânlık arasta önemli bir ticaret merkezi olarak, etkinliğini bugün de sürdürmektedir.

Sultan IV. Murad (1623-40)''ın, 1635''de Revan Kalesi''ni fethetmesinin anısına 1636 yılında yaptırdığı Topkapı Sarayı''ndaki Revan Köşkü sekizgen plânlı olarak inşa edilmiştir. Sultan 1638''de Bağdat''ı fethetmesi anısına Revan Köşkü yakınına, daha büyük boyutlu olan ve 1639 yılında tamamlanan Bağdat Köşkü''nü yaptırmıştır. Bu yapının merkezi kubbeli salonu dört yandan ahşap tavanlı eyvanlarla kuşatılmıştır.

Mimaride Batı Etkileri
Batı etkilerinin Istanbul''da görülmeye başladığı dönem Lâle Devridir. Fransa kaynaklı (özellikle de Versailles Sarayı) batı etkilerinin Osmanlı sarayında ve İstanbul''da kendini göstermeye başlamasıyla, artık anıtsal yapılar yerlerini, kentin çeşitli kesimlerinde yapılan gösterişli kasırlar, köşkler, sebiller ve çeşmelere bırakmıştır. Topkapı Sarayı''nın dış kapısı önündeki 1728 tarihli III. Ahmet Çeşmesi, dört köşesinde sebilleri bulunan dört çeşmeli anıtsal bir örnektir ve çeşme mimarîsinin baş eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Haliç ve Boğaz kıyıları büyük konaklarla donatılırken, Kâğıthane Deresi üzerine bir kanal yapılmış ve buradaki ilk saray topluluğu olan Sa''dabad sultanın emriyle 1722 yılında geleneksel tarza uygun olarak inşa edilmiştir. Sarayın inşasından sonra Kâğıthane çevresinde, devletin ileri gelenleri konaklar ve köşkler yaptırmışlardır. Boğaz''da da, Bebek''e kadar tüm sahil şeridi saraylarla ve köşklerle dolmuştu.

Sultan I. Mahmud (1730-54) tarafından Beyoğlu semtinin suyu Bahçeköy''de yaptırılan bentlerden alınıp Maslak üzerinden getirilmiş, Taksim''deki büyük savaktan dağıtılmıştır. Tophane iskelesi başındaki 1732 tarihli I. Mahmud Çeşmesi, meydan çeşmelerinin en süslü ve örneklerinden biridir.

Sultan I. Mahmud zamanında (1730-54) yoğunlaştı ve Fransız mühendisler İstanbul''a gelmeye başladı. Haliç ve Boğaz kıyılarında saraylar ve büyük konaklar inşa edilmeye başlandı. Yüzyılın ortalarında doğru, yapımına sultanın emriyle 1748''de başlanan ve Sultan III. Osman (1754-57) tarafından 1755''de tamamlattırılan Nuruosmaniye Camii, yeni üslubun ilk örneği olmuştur. Daha sonra Nuruosmaniye üslubunda Lâleli Camii ile Sultan III. Mustafa''nın annesi Mihrişah Sultan için 1760 yılında yaptırdığı Üsküdar Ayazma Camii, I. Abdülhamid''in annesi için 1778 yılında yaptırdığı Beylerbeyi''ndeki Rabia Sultan Camii inşaa edilmiştir.

Bu dönemde askeri yapılara da önem verilmiştir. Bunlar arasında, Anadolu yakasında inşa edilen Selimiye Kışlası mimar Krikor Balyan''ın (1764-1831) eseridir.

Beylerbeyi Sarayı, 1861-65 yıllarında Sultan Abdülaziz (1861-76) tarafından Mimar Sarkis Balyan Efendi''ye yaptırılmıştır. Yerinde bulunan ve II. Mahmud (1808-39) tarafından yaptırılmış olan ahşap sarayın bahçesi ve büyük havuz halen kullanılmaktadır.

1826 yılında Tophane''de II. Mahmud (1808-39) tarafından yaptırılan Nusretiye Camii, 1854 tarihli Ortaköy ve Dolmabahçe camileri de benzer tarzda yapılmıştır. Topkapı Sarayı''ndaki, Fatih dönemine ait olduğu sanılan eski bir köşkün bodrumu üzerine inşa edilen Mecidiye batı etkisini yansıtan örneklerden biridir. Sultan Abdülmecid''in 1853 yılında Hacı Emin Paşa ve Sarkis Balyan ustalara yaptırdığı Dolmabahçe Sarayı da Barok ve Ampir üslûpların yansımasını gösteren bir yapı topluluğudur.

Kentin yeni gelişmekte olan bölgesi Galata ile eski bölüm arasında doğal bir engel oluşturan Haliç üzerine Unkapanı ile Azapkapı arasında uzanan ilk köprü, 1836''da Sultan II. Mahmud tarafından yaptırıldı. "Cisr-i Atik" adı verilen bu köprü ahşaptı. 1845''de II. Mahmud''un annesi Bezm-i âlem Sultan''ın yaptırttığı ve İstanbul''un iki yakasını birleştiren Galata Köprüsü de ahşaptı. 1870''de yapılan dubalı köprü 1912''ye kadar, yerine Almanlarca yapılan köprü ise 1994 yılına değin kullanılmıştır. Galata Köprüsü, kentin iki yakasını bağlamanın yanı sıra, Sarayburnu ve Anadolu Yakası ile Kız Kulesi''ni de içeren manzarasıyla önemli bir turistik mekana dönüşmüştür.

Unesco Dünya Mirası Listesinde
Manzaraya egemen bir konumda, Karadeniz''i Marmara''ya bağlayan Boğaz''m iki yakasında, dolayısıyla da iki kıtada, Asya ve Avrupa''da, yer alan dünyanın tek kenti olan İstanbul, 1985''de bütünüyle bir kültürel varlık olarak UNESCO Dünya Miras Listesine dahil edilmiştir. İki imparatorluğa, Bizans ve Osmanlı, başkentlik yapmış kentin tarihi daha öncelere gitmektedir. Dünyanın en canlı ve doğal güzelliklerle dolu kenti olan İstanbul, çeşitli dönemlere ait tarihî eserlerinin zenginliği ile de ayrı bir yere sahiptir. Surlarından kalelelerine, kulelerinden dikilitaşlarına, kiliselerinden camilerine, medreselerinden dârüşşifalarma, hanlarından hamamlarına, çeşmelerinden sebillerine, türbelerinden mezarlıklarına, saraylarından yalılarına, köşklerine ve diğer konutlarına, ünlü müzelerine kadar çok çeşitli eserleri bünyesinde barındıran kent kadar, anıtsal eserlerin önemli bir bölümü ile tarihin çeşitli olaylarına tanıklık etmiş cadde ve sokakları da mevcut özellikleriyle korunmayı, bakımı ve bilimsel onarımları fazlasıyla hak etmektedir. Tarihî eserlerin ancak işlevlerini koruyarak, ya da özelliklerine uygun yeni işlevlerle yaşatılarak varlıklarını en iyi biçimde sürdürebildikleri unutulmamalıdır.
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.