Haberler

Bir Uzmanın Gözünden "Geleceği Tasarlamak"

Tarih: 25 Temmuz 2007 Yazan: Altan Sinan Cebecigil

Fotoğraf: Filiz Yüksekten

“Geleceği Tasarlamak” atölyesinin meydana gelmesinde en büyük emeğe sahip kişilerden biri de Özel Yüzyıl Işıl Anaokulu Direktörü, uzman pedagog Nilgün Binışık. Söyleşide; bir uzmanın gözünden, atölyenin ön hazırlık çalışmalarından kendisine, çalışmanın çocuklara olan katkısından onların dünyalarına ve olması gereken eğitimlerine yönelik küçük tüyolar yer alıyor.

1960 yılında İstanbul’da doğan Nilgün Binışık Erenköy Kız Lisesi''nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü’nde eğitimini tamamlayıp okul öncesi eğitimine yöneldi. Bu branşta toplam kalite yönetimi ile ilgili ilk çalışmaları yaptı. Yüksek lisansını örgütsel psikoloji alanında tamamladı. Gölcük depreminden sonra iki yıl süren travma terapisi eğitimi aldı ve afet bölgelerindeki gönüllü çalışmalarını iki yıl boyunca sürdürdü. Ardından aile terapisi eğitimini tamamladı. Halen profesyonel olarak Yüzyıl Işıl Anaokulu Müdürlüğü’nü sürdürüyor.

Altan Sinan Cebecigil: “Geleceği Tasarlamak” atölyesi geçtiğimiz dönemin çok güzel bir çalışmasıydı. Ben de içinde yer almaktan çok zevk aldım. Böyle bir çalışma fikri nasıl ortaya çıktı? İşin biraz perde arkasından bahsedebilir misiniz?

Nilgün Binışık: Küçük yaşta bir çocukla bir projeyi gerçekleştirmek için yola çıktığınız zaman; çocuğu bu yaratma sürecine hazırlamak gerekiyor. Bilgi - beceri ve istek olarak hazırlamak gerekiyor. Sonuçta çocuk istediği bir şeyi yapmalı ve o istek de bir şekilde oluşmalı. Çocukların içinde kendiliğinden böyle bir istek yok. Bunun için ayrıca bir çalışma gerekiyordu. Bu projenin son aşaması olan, İTÜ Mimarlık Fakültesi ile beraber yaptığımız çalışmadan önce, 2007 Ocak ayından itibaren üç ay kadar çocukları bu çalışmaya hazırlamak için çabaladık. Yapacağımız projede hem çocukların yaratma sürecinin tadına varmalarını amaçladık; hem de daha sonraki yıllara kalacak bir araştırma zevki aşılamayı istedik. Aynı zamanda da evrensel bir bilinç oluşturmayı amaçladık. Bu, dünyamızın üzerinde yaşadığı gezegenin zamanıyla, kendi bireysel tarihçelerimiz arasında bir kesişme (ya da paralellik) olduğunu kavramaktı. Tıpkı bizim gibi üzerinde yaşadığımız gezegenin de şimdiki zamanı, önceki zamanları ve gelecek zamanları var. Bu iki sezgiyi birbiriyle bağdaştırmaya çalıştık. Çünkü çocuğun bütün bir ömür yanına alıp devam edebileceği priority (öncelikli - temel) bir mesaj var burada. Biz tarihin bir yerindeyiz - bir noktasındayız; bizden önceki insanlar bu tarihe bir takım katkıda bulunmuşlar, daha sonrakiler de bulunacaklar, yaşam biçimimizle ve yaptıklarımızla biz de bulunacağız.

Bunun için ilk önce dünyanın çok eski zamanlarını bir masal örüntüsü içinde anlattık çocuklara. Bu onlarda yeterince ilgi ve merak uyandırdı zaten. Çok eski çağlar, dünyanın oluşumu, ilk başta üzerinde hiçbir canlı olmayışı, sessizliğin hâkim oluşu, daha sonra canlıların yavaş yavaş ortaya çıkışı, dinozorlar ve insanın ortaya çıkışı. Onlara en ilginç gelen de ilk ortaya çıkan insanın şimdi bildiklerimizden hiçbirini bilmiyor oluşuydu. Sahip olduklarımızdan hiçbirine sahip olmayışı, o zamanki yaşantının bugünkü yaşantıdan çok farklı oluşu.

Bazı sorular attık önlerine. O zamana ilişkin bilgileri nerden bildiğimizi sorduk. Gören kimse var mı aramızda? Peki, biz bunları nerden biliyor olabiliriz? Dünyanın eski zamanlarının nasıl olduğunu merak eden insanlar var; bu insanlar araştırmışlar. Arkeoloji müzesine gittik. Toprak altından çıkmış eserleri gördüler. Benzer arkeolojik çalışmaları burada kendi bahçemizde yaptık, daha önce gömdüğümüz çanak çömlekleri kazıp toprağı altında buldular. Geçmişe ait bilginin bu şekilde edinildiğini kavradılar. Aynı şekilde benzer bilgilerin kendi eski eşyalarımızda olabileceğini anlattık onlara. İlk dişlerini, emziklerini, biberonlarını, çekmecelerin içinden bulup getirdiler, onları anlattılar. İlk çağlarda yaşayan insanların resimleri ile kendi bebeklik resimlerini karşılaştırdılar. Çok benzediklerine karar verdiler. Bu bir kere çok masalsı bir tat verdi onlara ve cevaplamayı ertelediğimiz soruları oldu, biz onlara ilerde kendileri araştırarak daha iyi anlayacaklarını ve kendi cevaplarını kendilerinin bulacaklarını söyledik. Yani ileriye yönelik bir merak ve araştırma güdüsü yerleştirmiştik olduk.

Daha sonra hiçbir şey bilmeyen insanların ilk neleri yapmayı öğrendiklerine geçtik. Yiyeceklerin tadının nasıl olduklarını öğrenmekten onlara bir isim vermeleri, ilk tarım bitkileri yetiştirmeye başlamaları, hayvanları evcilleştirmeye başlamaları, giderek evler yapmaları. Öğretinin bu şekilde üst üste eklenerek ürediğini kavrayıp orta - çağ zamanına kadar geldik. İnsanlar yeni şeyler öğrendikçe başka şeyler de keşfedebilmişler; makineler, buluşlar ve icatlar. Bulunan her araç hayatı kolaylaştırmış, bir şeyi değiştirmiş günlük yaşamda. Siz neyi nasıl değiştirmek istersiniz? Buraya kadar olan, İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencileri ile yapılacak buluşmanın ön çalışmasıydı. Bunu yaptıktan sonra da şunu sorduk onlara; peki, bu hayal ettikleriniz gerçekten yapılabilir mi? Bunu kim bilebilir? Bunu daha çok okumuş, bu konularda araştırma yapmış olan insanlar bilebilir. İşte o noktada üniversiteli ağabey ve ablalarıyla buluştuk.


Fotoğraf: Altan Sinan Cebecigil

ASC: Süreçten önce çalışmadan beklentileriniz nelerdi?


NB: Elde ettiğimiz sonuca göre çok daha minimal bir beklentiyle yola çıkmıştık çalışmanın bu son adımına başlarken. Amacımız fikir ürettirmekti çocuklara. Fikirleriniz değerli diyoruz ama bu değeri nasıl hissedecekler? Ne güzel harika bir fikir demekten öte gidemiyoruz. Ama bu hayatlarında bir şey değiştirmiyor. Sadece sözde kalan geri dönümler verebiliyoruz çocuklara. Eğer bu değeri hissettirebilirseniz bu çok temel bir tohum olur bir çocuk için. Bu güveni ve cesareti yanına alır ve hep bununla ilerler. Buna bir parça yakınlaşabilir miyiz diye düşünüyorduk bu son adıma başlamadan önce; bunu umduğumuzdan fazlasıyla bulduk. Bir grup genç insanın kalkıp buraya (anaokuluna) gelmesi ve her zaman övgüsüne alıştıkları anneleri, babaları ve öğretmenleri dışında birilerinin onların fikirlerini dinleyip karşı görüş dile getirebilmeleri, düşünceleri üzerinde fikir yürütmeye değer bulabilmeleri ve sonuçta birlikte çalışmaları. Bu her gün anne ve babalarından duydukları övgülerden çok daha farklı bir değer. Üniversiteli öğrenci grubunun ciddiyeti, çocuklara önem vererek yaklaşmaları umduğumuzdan çok daha fazlasıydı. Bu çalışmanın sonucunda çocuklara çok sağlam bir cesareti, özgüveni yerleştirdiğimize inanıyorum. Sonraki yıllarda mutlaka bunun izi ve anısı olacaktır. Çünkü çocuklarda normal olanın dışında olan yaşantı belleğe mutlaka bir şekilde yerleşir ve her zaman anımsanır. Bununla beraber çocuklar çok güzel birer rol - model (örnek alabilecekleri kişiler) buldular karşılarında.

ASC: Çalışmalar sırasında siz daha çok bir adım geriden gözlemleyen taraftaydınız. Nasıl buldunuz kendi çocuklarınızı. Taşkışla’daki minik tasarımcılar üzerine izlenimleriniz neler oldu?

NB: Çok olgun davrandılar aslında. Orada birinin elini tutmak ve çıkıp kantinden alış - veriş yapmak, kırtasiyeden bir şeyler almak, onlar için hiç ummadıkları bir şeydi. Hiç de sahip olmadıkları bir özgürlüktü. Burada da başlarında hep öğretmenler var. Evde de başlarında hep anne ve babaları var. Tek başlarına öğretmen ve anne - baba gözetimi olmadan bir genç insanla kendi kendilerine ilişki kurdular. Buradaki yaşlarından bir - iki yaş daha olgun gördük onları oradaki ilişkilerinde.

ASC: Aileler neler düşünüyor çalışma hakkında – nasıl karşıladılar? Çocuklarındaki bu değişimi onlar da fark edebildiler mi? Çalışmanın evlerdeki yankıları nasıl olmuş?

NB: Çalışmanın bu son aşaması kesinleştiğinde ailelere konuyu ilettik ama daha önce de bunun olasılığından haberdardılar. Çalışma bu senenin en farklı, çok iz bırakan çalışması oldu. Bizim gördüğümüzü aileler de görebildi. Bunun çocukları üzerinde olağandışı bir etki bırakacağını aileler de görebildi. Evlerde konuşulanlara gelirsek, çocukların herbiri ağabeysinden ablasından çok söz etmiş. Herbirinin kendi bir ağabeysi ve ablası olması onlar için çok özeldi. Ağabey ve ablalarının öğrenebildikleri her özelliklerini anlatmışlar anne ve babalarına.

ASC: Sergi oldukça yoğun bir ilgi gördü. Çalışmayı sergileme fikri üzerine de epey düşünülmüştü sanırım.

NB: Sergi konusunda net bir kararımız yoktu ilk başta. O yaratma sürecini ve aradaki iletişimi - etkileşimi anlatsın istedik. Öğrencilerin ilk fikirleri neydi, o etkileşimden sonra ortaya çıkan ne oldu; bunları izleyiciler görebilsin istedik. Bütün fotoğrafları ve yazıları hazırlayarak gittik ama serginin nasıl şekilleneceği orada ortaya çıktı. Balonları sergi panolarının ardına attık ve kutuları da panolara yapıştırdık.

ASC: Aileler ilk kez sergide karşılaştı çalışmanın ürünleriyle. Onlar o an neler düşünüyorlardı?

NB: Anne ve babalar genel olarak çocuklarının akıllarında bu tip şeylerin yer ettiğini düşünmediklerini itiraf ediyorlar. Mesela geçtiği yerleri süpüren bisikleti tasarlayan çocuğun annesi, oğlunun sürekli ortalığı dağıttığından şikâyet edermiş ama aklında bu tip şeylerin yer ettiğini düşünmezmiş. Bunu sergiyi gördükten sonra anladığını söylüyordu.

ASC: Öğretmenlerimiz neler düşünüyor?

NB: Bazı kavramların içi çok boşaltılıyor eğitimde. Mesela proje çok hafifletilerek kullanılıyor. Bize göre bir çalışmaya proje denecekse eğer, arkasında ciddi bir emek olması gerekiyor. Neyi neden ne için yaptığını bilerek çocuk kendinden yaratmalı. Ama o kendinden yaratma sürecini de desteklemek gerekiyor; çünkü çocuğun doğasında durduk yere ben gidip bir şey yaratayım diye bir şey yok. Çocuk oynamak ister, hoplamak, zıplamak ister. Eğer biz böyle bir sonucu elde etmek istiyorsak çocuğu önceden buna hazırlamak gerekir. Bu anlamıyla bu çalışma bizi çok tatmin eden bir çalışma oldu. Çocukların kendi istekleriyle ortaya çıkardıkları bir çalışmaydı

ASC: Bu çalışma ilk defa mı gerçekleştiriliyor? Yüzyıl Işıl Anaokulu’nun bu şekilde başka çalışmaları da oluyor mu?

NB: Bu nitelikte bir çalışma ilk defa gerçekleştiriliyor. Daha önceki senelerde nasıl olsa ilgi göstermezler diye gerçekleştirmediğimiz bir projeydi bu; fakat bu sene bir denemek istedik ve denedik.

ASC: İlerde bu ve buna benzer çalışmalar tekrarlanacak mı?

NB: Biz çok istiyoruz. Belki daha gelişmiş formatlarda da gerçekleştirilebilir. Bu seferki sadece anaokulunun ihtiyacıydı. Belki aynı zamanda üniversitenin de ihtiyacı olan ortak bir çalışma yapılabilir; üniversitedeki bir öğrenci grubunun projesi gibi. O zaman karşılıklı bir kazanç durumu söz konusu olur.

ASC: Çok teşekkür ederim değerli zamanınızı ayırdığınız için.

(Not: Parantez içinde italik yazılanlar bilgi amaçlı editörün yapmış olduğu eklerdir).



Küçük Tasarımcıların Anlatımlarıyla Projeleri (2)
Dün ilk bölümünü yayınladığımız "Küçük Tasarımcıların Anlatımlarıyla Projeleri" bölümünün ikinci yarısında da oldukça özgün tasarımlar bulunuyor.

Değiştirme Makinesi: (Sandy Hakim)

Önce: “Biraz soyut bir makine yaptım. İçine giren insanı değiştirmeye yarıyor. Şu karmaşık dünyada biraz gülümsetiyor insanı. İçine giren insan dönmeye başlar ve önce kapıyı kapatır. Dönmenin verdiği hareket enerjisiyle makine çalışmaya başlar ve boyalar püskürtür saçlara, yüzlere ve kıyafetlere.” Sonra: “Ben değiştirme makinesi buldum. Bu makine içine ne girerse hemen değiştiriyor. Bence daha önce bu makineyi sadece babam bulabilir.”

Ece’nin Güneşi: (Ece Filibe)
Önce: “Bir yeni güneş, dünyayı istenilen ve de güneşin kendisinin istediği renklerde ayrı ayrı aydınlatabilir. Böylece, herkes istediği rengin altında toplanabilir ya da güneş iletişime geçmiş olur bizimle. Dünyanın istenilen yeri, istenilen renkte olabilir.” Sonra: “Renkli güneş yaptım. Aydınlatıyor insanları.”

İçine Kredi Kartı Koyunca Para Veren Çanta: (Derin Kılıç)

Önce: “Çantada taşınabilir, kredi kartı olan yetişkinler kullanabilir. Kredi kartı çekimi ve atm vb. ile uğraşmadan para çekebileceğiz.”

Temizlik Robotu: (Zeynep Keçeci)
Önce: “Tavşan uçak yaptım. Lazerleri var fırlatılan ateşleri yok ediyor. Kum saati bitince gücü azalıyor.” Sonra: “Evleri temizlemek için kullanılacak. Temizlik yapılmasına yarar. Kendi kendine çalışır.”

Köpekbalığı Denizaltı: (Mehmet Yiğit Barni)
Önce: “Denizaltı yaptım. Bundan önce insanlar suyun altını göremiyorlardı. Bazı hayvanlar korktukları için büyük bombayı bulamazlardı. Önündeki yuvarlak şeyi kimse yapamaz.” Sonra: “Torpido atabilen, kuyruğu dönen tek kişilik denizaltı.”

Işıkları Sönmeyen Ev: (Lara Orcaner)
Önce: “Bir makine yaptım, ışığı yakmaya yarıyor. Çubuğu camına değdirdiğinde ışık yanıyor.” Sonra: “Elektrikler kesildiğinde insanlar bu eve gelecekler. Çünkü bu evin ışıkları hiç sönmüyor.”

Renkli Ev: (Alara Karatuna)
Önce: “Renk makinesi; evin çatısındaki yıldıza basınca istediğin renk çıkıyor.” Sonra: “Bu evin üzerinde dünyadaki bütün renkler var.”

Gelecek İçin Dev Adam: (Can Kuloğlu)
Önce: “Robot bir gözlükle bütün dünyayı görebiliyor. Uzayın kaç metre olduğunu ölçüyor. Her şeyi yapıyor. Başından tavşan çıkartıyor, karnından akciğer çıkarıp yeniden kendisine takabiliyor.” Sonra: “Gelecekte sularla kaplı dünyamızda suyun içinde, üstünde gidebilecek, uzaya çıkabilecek gibi özellikleri olan aynı zamanda çeşitli oyunların oynanabileceği çok amaçlı robot.”



Uçan Süpürge / Uçan Elektronik Süpürge: (Kaan Atiyas)
Önce: “Elektronik bir süpürge yaptım. Kendi kendine istediği yere gidip orayı temizliyor. Kanatları sayesinde camları da temizliyor çünkü uçuyor.” Sonra: “Serbest olarak uçuyor. Binaların pencerelerini süpürüp temizliyor. Kanatları var. Uçamaz hale gelir bozulursa sapından tutulup kullanılıyor.”

Akıllı Robot: (Kerem Gün)
Sonra: “Evin toparlanmasında, yemek hazırlanmasında yardımcı robot yaptım.”

Eğitici Fil: (Sibel Çomu)
Önce:
“Bir fil yaptım. Ayakkabı takan ve gazete okuyan bir fil; bir de çok fazla tüyü ve çok büyük kulağı var.” Sonra: “Hayvan eğiticileri tarafından şirketlerde kullanılabilir. Hayvanların birbirine ve insanlara zarar vermesini engellemek amacıyla onları eğitecek bir icat.”

Zıplatan Kalpli Bisiklet: (Verda Atilla)
Önce:
“Oyun parkı oyuncağı. Düğmesine basınca her şey ve bulutlar dans ediyor” Sonra: “Her yerde buna binebilirsin. Verda kullanacak, arkadaşlarına kullandıracak.”

Uzay Lazeri: (Doruk Mollaoğlu)
Sonra: “Uzaydaki farklı şeyleri görmeye yarıyor ve mor ışık yayıyor. Tekerlekleriyle kolayca hareket ediyor.”

Yarış Arabası – Otomobil – Motosiklet - Bisiklet: (Onur Çalışır)
Önce: “Araba, scooter ve bisiklet birleşik halde duruyor. Her zaman birleşik halde gidiyorlar.” Sonra: “Arabalar birbirleri ile bağlı halde hareket ediyorlar.”



Kullanıcısı Yorulunca Kendi İlerleyen Bisiklet: (Kerim Aşur)
Önce: “Bir bisiklet yaptım. Altında dört tekerlek var. İnsanlar yorulursa pedallar onu götürebiliyor.” Sonra: “Otomatik olarak kullanılıyor ya da kendin kullanabiliyorsun. Arabaya benziyor. Kullanıcısı yorulunca tekerlekleri sayesinde ilerliyor. Ama büyük tekerlekler değil alttaki küçük tekerlekler.”

Araba (Tahtadan) XXEER: (Erim Tellioğlu)
Önce: “Güneş ışığı ve uydu. Yayaları ile çalışan bir araba. Altından su akıtıyor. Yollar çok kuru olduğu için. İçinde teleskop var. İstediğinde uzaya ve güneşe bakabilmek için. Ama arabayı yanlış kullanırsan alarmı çalıyor. İçinde kocaman bir saat var.” Sonra: “Kutuplara, Afrika’ya (çok sıcağa, çok soğuğa)… Biz kullanıyoruz. Dolaşıyoruz yemek yiyoruz, uzaya bakabiliyoruz.”

Kötü Görünen Evleri Güzel Görünen Evlere Dönüştüren Makine: (Aras Onat Altan)
Önce: “Büyük bir makine yaptım ağaçları ve evleri çekebiliyor.” Sonra: “Makine - Robot kötü olan şeyleri (evleri) çekiyor ve yutuyor. Kötü görünen evleri güzel görünen evlere dönüştürüyor. Örümcek makine ona yardımcı oluyor. Bu makine güzele dönüştürülecek her yerde kullanılabilir.”

Uçan Çimen: (İdil Aysel)
Önce: “Uçan çim. Üzerinde çiçekler var ve kanadı var.” Sonra: “Gelecekte taşıt olarak kullanılabilecek kanatlı uçan kırmızı çimen. Gelecekte taşıt olarak kullanılabilecek insanlar tarafından.”

Yunus Kıyafeti: (Yasemin Kurttepeli)
Önce: “Fok balığı ve yunus balığı yaptım. Ama kumsalda yürüyebiliyorlar. Ellerinin üzerinde kuma geliyorlar ve yürüyorlar. Hep kumda yürürlerse ölürler. Ama hep yürümediği için ölmüyor.” Sonra: “Yunuslarla oynamak için giysi. Yunusla oynamak, üzerine binmek için giyilecek kıyafet.”



Su Tahterevallisi: (Alp Jakop)
Önce: “Motora benzer bir şey. İçinde sular var. Bir yere oturursan oradan su çıkarsa sen kazanırsın. Eğer su çıkmazsa su kazanır.” Sonra: “İki tarafta oturma yeri olan tahterevalli; çocukların ağırlığıyla zıpladıkça su hareket ediyor. Borunun altında bulunan çiçekleri suluyor.”

Robot: (Barın Tomruk)
Sonra: “Büyüyen kutular robotu oluşturuyor. Fonksiyonu ise; araba, bilgisayar, çim biçme makinesi.”

Oyuncak Toplama, Temizleme ve Düzenleme Makinesi: (Alihan Demiroğlu)
Önce: “Her şeyi bulma makinesi. Kaybolan eşyaları buluyor.” Sonra: “Çocuk odası, Alihan (robot’un adı da Alihan) oyuncakları topluyor, diziyor, temizliyor.”

Kukla Top Hırsızı: (Tan Çağman)
Önce: “Bir kukla yaptım. Topları herkes gülsün diye ellerinden fırlatıyor. Ellerinde uzun sopalar var toplar onun içinde. Ben böyle bir şey yapmak isterim. Çünkü hayatımda hiç böyle güzel bir şey görmedim.” Sonra: “Topları bir koluyla havaya atıyor sonra geri topluyor. Kuklanın eline ip bağladık toplar düşmesi diye. Sadece bir top koyduk. Hepsini koyarsak sığmazdı.”

Su Kapama Aleti: (Defne Yaprak)
Sonra: “Fazla su harcamamak için yapılan bir alet. İnsanlar suyu kapamayı unuturlarsa su kendiliğinden kapanıyor. Böylece sular boşa akmıyor.”

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.