Haberler

Ev alırken İtalyan mutfak arayanlar şimdi zemin etüdü arıyor

Tarih: 3 Eylül 2007 Kaynak: Referans Yazan: Müge Akgün
Zetaş Zemin Teknolojisi Yönetim Kurulu Başkanı ve öğretim üyesi Profesör Dr. Turan Durgunoğlu, 1999 depreminin konut konusundaki algıları değiştirdiğini ifade etti. Durgunoğlu, ''Daha önce mutfak İtalyan mı diye bakanlar şimdi zemin etüdü yapılıp yapılmadığını soruyor'' dedi.

Evlerimiz, işyerlerimiz, kültürel tesisler, stadyumlar, kapalı spor salonları, alışveriş merkezleri, barajlar, enerji santralları, limanlar, pistler, otoyollar, viyadükler ve daha niceleri. Kısacası modern çağda inşaat mühendisliği dolayısıyla temel mühendisliğinin yaşamımız üzerinde büyük önemi var.

Özellikle de bizim gibi coğrafi riskler taşıyan bir bölgede yaşayanlar için bu önem daha da fazla. Hepimizin yapıların sağlamlığı konusunda sorumluluk taşıması gerekiyor. Vatandaş olarak bizlere düşen sorumluluk; ne olup bittiğini anlamak, üzerine bastığımız, içine girdiğimiz her şeyin sağlamlığını sorgulamak.

Ama bu sorgulamayı yaşadığımız evleri alırken bile yapmıyoruz. Bugün yine de en lüks, pahalı binaları insanlar plan üzerinden satın alıyor, hâlâ hizmetçi odası, spor salonu, havuzu konuşuluyor. Kimsenin zemini, temellerin durumunu sorduğu ya da anlattığı yok. Önümüze bahçe düzenlemesi planları konuyor.

Sorun bizlerde mi? Neleri talep etmeliyiz? Sistem nasıl işliyor? Tüm bunları konunun Türkiye’deki en önemli uzmanlarından biri olan Zetaş Zemin Teknolojisi Yönetim Kurulu Başkanı, Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Dr. Turan Durgunoğlu ile konuştuk.

Zeminin ve temellerin önemi gündemimize 1999 depreminden sonra girdi diyebilir miyiz?

Aslında zemin mühendisliğinin geçmişi pek eskilere dayanmıyor. 1925’te başlıyor. 82 yıllık mazisi var. Bu isim bizim ülkemiz için de önemli. Bu bilimin kurucusu Avusturyalı Karl Terzaghi “Erdbaumechanik” adlı kitabını Robert Kolej’de yazıyor. Robert Kolej temel mühendisliğinin, zemin mekaniğinin temellerinin atıldığı yer. 1973’te Terzaghi’nin ölümünün onuncu yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde uluslararası bir konferans yapıldı. Bu konferansa MIT’den Berkeley’den dünyanın bu konudaki en önemli araştırmacıları geldiler. Hatta bugün de Boğaziçi Üniversitesi’nde "boğaz"a nazır ufak bir Terzaghi köşesi vardır.

Peki daha önce temelsiz miydi inşaatlar?

Hayır temelsiz değilmiş ama bunlar mühendislik içgüdüsü ile yapılmış. Geriye baktığınız vakit iki tane çok önemli şeyi gözden kaçırmamak lazım. Bir, inşaat teknolojisi büyük bir hızla gelişiyor. O yıllarda gökdelen yok. İkincisi, tasarladığınız yapı tipleri hızla gelişiyor. Farkında olmadan insanlar genellikle yapmışlar ve bağlanışa bakmışlar. Şimdi biz bu metodu kullanıyoruz, bak gör uygula.

Zaten temel mühendisliğinde hiçbir zaman siyahla-beyaz yoktur. Hep gri bölgede olmaya çalışırsınız ve daima mükemmeli araştırırsınız. Hiçbir zaman bir problemin tek bir cevabı yok. Alternatif cevaplar var. Dolayısıyla Terzaghi öncesi bunlar mühendisler tarafından yapılıyormuş. Modern zemin mekaniği, temel mühendisliğinin Terzaghi ile başladığını düşünüyoruz.

Berkeley’de okurken barajlar dersinde bize Rusya’da hiç barajların çökmediği anlatıldı. Son derece güvenli yapılmış ama ekonomik değil. Modern mühendislik ile geçmişteki mühendislik arasındaki en önemli fark, geçmişte hiçbir zaman maliyet esas unsur olmamış. Modern temel mühendisliğinin en önemli hususlarından bir tanesi aynı zamanda maliyeti minimize etmektir.

Güvenlik sayısı 1.1 olan bir yapı da emniyetlidir. Güvenlik sayısı 10 olan bir yapı da emniyetlidir. Şimdi siz performans olarak baktığınızda ikisi arasında fark görmezsiniz. Ama maliyet olarak çok büyük fark var.

Peki deprem ya da sel gibi doğal felaketlerle karşılaşıldığında bu katsayının 10 olması mı gerekiyor. Ya da 1 yetiyor mu?

Türkiye’de şöyle bir anlayış var. “Biz şöyle bir şey inşa ettik, yirmi yıldır da bir şey olmadı”. Bu çok yanlış, çünkü her yapının bir ekonomik ömrü var. Genellikle yapıları en az elli hatta yüz yıl için tasarlıyoruz ve inşa ediyoruz. Diyelim ki yüz yıl için tasarladık. O zaman bu tasarımda ve uygulamada bu yapının bu süre boyunca meydana gelebilecek en gayri müsait şartlar altında hayatta kalması ve performans kriterini yerine getirmesi lazım.

Bir dere tasarlıyorsunuz içine de bir yapı yapacaksınız o zaman bütün o havzayı etüt ederek daha önce meydana gelmiş feyezanların donelerini de almak suretiyle ona göre uygun tesisi koyarsınız.

Bu uygunluğun ölçüsü nedir?

Birincisi yapınızı yüz yılda meydana gelebilecek depreme göre tasarlayacaksınız. İkincisi yönetmelikler. Bütün inşaat mühendisliği yapıları özellikle konutlar ve iş merkezleri, hastane okul vs gibi insanların yaşamlarının çoğunu geçirdiği binalar. Bunların yıkılmaması, can kaybı olmaması çok önemli.

Dolayısıyla yeteri kadar emniyetli bina inşa etmek lazım. Yönetmelikler, bu “yeteri kadar emniyeti”, yapının yıkılmaması olarak belirlemiş. İnsanlar altında kalıp ölmeyecek, yapı hasar alabilir. Yapı sonradan kullanılamaz hale gelebilir, mühim olan ayakta kalması. Yönetmelikler bir toplumun hem sağlığını hem güvenliğini hem de o toplumun harcayacağı maliyeti minimize etmeye çalışıyor.

Peki bu bir fabrika olduğunda durum değişiyor mu?

Diyelim ki, bir fabrikanız var ve üretim yapıyorsunuz. Yönetmeliğe göre bunu tasarlarsanız, ancak o fabrikanın depremde yıkılmamasını sağlarsınız ama hasar görebilir. Peki üretim ne olacak? Bir ya da iki gün sonra üretime tekrar başlamak istiyorsanız yeni bir kriter getirmeniz lazım. Depremle ilgili üç ayrı kriter var. Birincisi yönetmelikler. Diğeri işverene ”Bina yıkılmayacak ama hasar olmamasını istiyor musun" diye soruyorsunuz. İstiyorum derse, o zaman daha güvenlikli 100 yıl içinde meydana gelebilecek bir depreme göre yapıyorsunuz. Üçüncüsü, işveren "Ben yarım saat sonra şalteri açıp üretime devam etmek istiyorum” diyebilir. O zaman da yüz yıl içinde meydana gelebilecek daha büyük bir deprem ve onun parametrelerine göre bir tasarım yaparsınız, en pahalı olan bu.

Ama Türkiye’nin dört bir yanında yönetmeliklerin talep ettiği minimum güvenliği sağlamayan yapılarla kuşatılmış gibi değil miyiz?

Maalesef. 1975’te bizim bir deprem yönetmeliğimiz vardı, o iyi bir yönetmeliktir. Onun içinde zeminle ilgili bir sürü şey de vaat edilmiştir. En azından 75’ten sonra yapılan yapılara bu yönetmelik uygulanmış olsaydı, 1975’ten sonraki bina stokumuzda fazla bir sorun olmaması gerekirdi. Ama maalesef hızlı şehirleşme, çok kısa sürede konut yapılması, insanların rant niyetleri yüzünden müteahhitlikle iştigal eden kimselerde teknik yönden herhangi bir vasıf aranmadı. 1975-1999 arasında "Benim mutfağım İtalyan seramik mi" suali yani makyaj önemliydi. İnsanlar 1999’dan sonra bu binanın zemin etütleri yapıldı mı? Temel mühendisliği tasarımını kim yaptı, temelleri emniyetli midir gibi sorular sormaya başladılar.

Deprem yönetmeliği 1999’dan sonra mı değişti?

Hayır, 1998’in başında değişti. 17 Ağustos 1999 depreminden sonra yönetmelik değişmedi ama insanların kafası, anlayışı değişti. İnsanlar "Seramik o kadar önemli değil, deprem olduğu vakit, benim çocuğumun yaşadığı mekân göçmesin", ikincisi "Az hasar görsün" demeye başladı. Üçüncü olarak artık insanların konut edinmesi de çok zorlaşmaya başladı. Elde ettiğiniz konut bir değer, bunu kaybetmemek de gerekiyor. Bu talepten dolayı inşaat piyasasında Toplu Konut İdaresi''nin (TOKİ) de yardımıyla daha planlı, etütlü, daha büyük çaplı toplu konut projeleri yapılıyor.

Sizce inşaatlarımızın en büyük sorunu nedir?

Türkiye’nin en büyük sorunu kalite kontrolü. Bu kalite kontrolü temel mühendisliği yönünden büyük önem taşır. Bir binayı inşa ederken kaliteyi kontrol etmek çok önemli. Bir aksilik varsa o malzemeyi kullanmaz yerine başkasını ikame edebilirsiniz. Temel mühendisliğinde dürüst insanlar çalışmıyorsa sistem, ayıbınızı bir nevi örtmüş oluyor. Kalite kontrolünün inşa edilirken yapılması lazım.

Dünya genelinde durum nasıl, özellikle gelişmiş ülkelerde?

Kalite kontrolüne çok önem veriyorlar. Fakat kalite kontrolünün yanında bir husus daha dünyada çok önemli Türkiye’de ise fazla göremiyoruz. “Track record”, yani geçmişe-siciline bakıyorsunuz. Türkiye’de de bu bilincin yerleşmesi lazım. Şirketlerin geçmişte yaptıkları binalarda herhangi bir sorun meydana gelip gelmediğini, ne durumda olduğunu araştırmak lazım. İnsanların özellikle temel mühendisliğinde buna dikkat etmesi lazım. Sonra üstü örtülüyor, bir şey görmüyorsunuz.

Dubai’de inşaatlarınız var, orada uygulamalar nasıl?

Dubai’nin zemin yapısı çok katlı binalara son derece müsait. Dubai’de kazıklı temeller yapılıyor. Şu aralar Princess Tower, Elite Tower’ı yapıyoruz. Rose Rotana bitirdiğimiz proje. 233 metre yükseklikte dünyanın en büyük apart oteli. 121 tane bir metre çapında 45 metre boyunda kazık üstüne oturuyor. Her bir kazık 1500 ton taşıyor. Yüksek kalite kontrolleri var. Mühendislik firmaları son derece kuvvetli. Tasarımı yapan firma aynı zamanda kalite kontrolünü yapıyor. Uygulamacı bir başka firma. Mal sahibi tasarımcı firmayı buluyor. Tasarımcı firma tasarım ve bütün kalite kontrol hesaplarını yapıyor. İhaleye çıkılıyor. Uygulama firması bunu alıyor. Tasarımcı firma da denetliyor.

Genel olarak dünyadaki uygulama da böyle midir?

Etüdü bir başkası, genellikle tasarımı bir başkası, uygulamayı da bir başkası yapar. Tasarımı yapan mutlaka uygulamayı kontrol eder. Etüdü, tasarımı, uygulamayı yapanların her birinin büyük bir sorumluluğu vardır. Türkiye’de bütün sorumluluk uygulamacıya aittir. Etüdü yapan çok ucuz fiyat verir kötü bir etüt yapar, sonuçlarından sorumlu olmaz. Tasarımı yapan yine ucuz fiyat verir, sonuçlarından sorumlu olmaz. Uygulamacı ise her türlü sonuçtan sorumludur. Türkiye’deki sistem yanlış kurgulanmış vaziyette. Sistemin kendi kendini kontrol ediyor olması lazım. Herkes sorumlu, herkes birbirini denetleyecek. Neticede bir şey çıktığında o zaman hakemlere gidiliyor. Etütte mi tasarımda mı, uygulamada mı sorun var. Tasarımı yapan hiçbir zaman uygulamacının yanlış yapmasına müsaade etmiyor. Bu sistem maalesef Türkiye’de kurulmuş değil.

Türkiye’de kim yapıyor kalite kontrollerini?

Devlet kendi yapıyor. Mesela Bayındırlık Bakanlığı bir otoyol ihalesine çıkıyor. Karayolları kontrolü kendi yapıyor. Türkiye’de “professionel liability” diye bir şey yok. Tasarımı yaptığınızda onla ilgili bir sorun çıkarsa dünyanın her yerinde sizi yakalarlar ve onun bedelini ödetirler. Tüm bunları çözmek için Türkiye’de sigorta sektörünün devreye girmesi lazım.

Nasıl?

Bu modeli koyacaksınız, herkes kendini sigorta ettirmek zorunda kalacak. Herkes kendini sigorta ettirmek zorunda olunca da sigorta şirketi etüt, tasarım uygulama hepsinin ayrı ayrı otomatikman kalite kontrolünü de yapacak.

Neleri sigorta edecek?

Siz diyelim ki bir tasarım yaptırıyorsunuz ve bedeli de 200 bin dolar. Ama sizin tasarımını yaptığınız yapının bedeli 30 milyon dolar. Yanındaki dolaylı olarak etkileyebileceğiniz yapıların bedeli de 20 milyon dolar. Diyelim ki bir iksa çukuru tasarımı yaptınız. Bu çukurda projeyi yanlış yaptığınız için yandaki binaların altyapısı hasar gördü. Tasarımcıya, üçüncü şahıslara karşı ben senden 2 milyon dolarlık sigorta poliçesi istiyorum deniyor. Bunun bir maliyeti var. Bu sigorta poliçesini almak üzere tasarımcı sigortaya gittiğinde sigorta şirketi bilgileri müşavirine veriyor, “A firması var, ben bunu sigorta edebilir miyim” diye soruyor.

Aynı kasko gibi. Siz arabanızı kasko yaptınız, her ay bir kaza yaptınız, ertesi yıl sigorta şirketine gittiğinizde "Kusura bakmayın, sigorta edemem" diyor. Bir diğerine gidiyorsunuz priminiz çok yüksek oluyor. Amerika’da doktorlar çok fazla kaza yaptıkları için sigorta primleri çok yüksek olur. Buna track record deniyor. Geçmişine bakılıyor. Tasarımcı sigorta yaptıramazsa teklif veremiyor.

Bu sistem uygulanıyor mu şu an Türkiye’de?

Müşavir mühendislik firmaları var ama model tam kurulmuş değil, ancak özel sektör kullanıyor. Türkiye’de benim 35 yıldır gördüğüm “en ucuza yaptırmak” zihniyetinin değişmesi lazım. Aslında tüm zemini etüt etmenin maliyeti inşaatın maliyetinin yanında o kadar az ki bunu yaptırmamanın hiç anlamı yok. Temel mühendisliğinin önemi üstünün örtülmesi, sorunu sonradan görmenin mümkünü yok.

Nasıl bankalar kredi verirken, neyiniz var, neyiniz yok, nerelere harcıyorsunuz bakıyorlar bu da teknik kredi. Sigorta sistemi olunca yanlış yapma şansınız yok. İki kere yanlış yaptınız adınız çıkar. Türkiye’nin en büyük eksiği müşavirlik firmaları.

Yapıdaki asıl tehlike neredededir?

Yapıda iki tür zafiyet olabilir. Bir tanesi yapının tümüyle sistemi zayıftır, çökebilir. Ya da belirli yerlerinde zafiyetler olabilir. Mesela birinci katlardaki ara duvarlar dükkân yapmak için kaldırılır, bunlar tehlikeli şeyler. Binanın kendisinden olan zafiyetler malzemeden yani beton ve malzemenin kalitesinden ikincisi donatımın ve betonun zaman içinde özelliklerini yitirmesinden. Amerika’daki köprü örneği gibi.

Nedense Türkiye’de işin kolayına gidip “deprem olur mu”yu tartışıyoruz. Biri çıkıp olmaz dese her önlemi bırakacağız. Maalesef söylenenler hepsi doğru otuz sene içinde yüzde otuz olasılıkla 7-7.4 büyüklüğünde bir ya da daha küçük birkaç deprem olacak.

Deprem riski daha fazla olan bölgelerde inşaat yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yani aslında her yerde her türlü imalat yapılabilir. Eğer depremle ilgili davranışı biliyorsanız. Mesela otuz yıl önceki Karakas depreminde ovada inşa edilmiş yüksek katlı binalarda çok hasar olduğunu görüyorsunuz. Yamaçlardaki gecekondularda ise hiç hasar yoktu. Nasıl oldu da daha iyi mühendislik yapılarında hasar daha fazlaydı. Bu incelendiğinde deprem dalgalarının kayadan yayıldığını görüyorsunuz, yumuşak alanlarda deprem üç misli daha fazla büyüyor. Yumuşak zeminlerin üzerine yüksek bina inşa etmek kötüdür. Siz gider Bursa Ovası''nda yüksek kuleler inşa ederseniz siz kaşınıyorsunuz-bunu çağırıyorsunuz demektir. Tedbir alarak yaparsanız olabilir ama maliyeti çok yüksek olur.

ZETAŞ hakkında
Zetaş Zemin Teknolojisi AŞ Profesör Dr. Turan Durgunoğlu ve Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği İnşaat Bölümü''nden dört öğrencisi tarafından 1988’de kuruldu. Uygulamaya 94 yılında başladı. Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Rusya ve Gürcistan’da çalışmaları var. 2006 yılında da uygulama dışındaki faaliyetlerini Zemin Etüt ve Tasarım AŞ bünyesinde gerçekleştiriyorlar. Tekfen Tower, Metro, Kanyon, Koçtaş Alışveriş Merkezi, İstinye Park, Mashattan Projesi, Giresun Gülburnu Viyadüğü, Dubai Sky Gardens, Dubai Princess Tower, Dubai Star Tower iksa ve temel kazık sistemlerini uyguladıkları yerler arasında. Dubai’de şubeleri var. Kazakistan’da iki yeni projeleri var ve yakında şube açıyorlar.

Turan Durgunoğlu Kimdir?
1968 yılında İTÜ İnşaat Mühendisliği Fakültesi''ni birincilikle bitirdi. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de gerçekleştirdi. Apollo 16 Uzay Programı UC Berkeley’de Araştırma Mühendisi olarak çalıştı. 1973 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. 1982 yılında profesör oldu. 2004 yılında emekli oldu, halen ders vermeye devam ediyor. 1979-1982 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü Başkanlığını yaptı. Deprem inceleme heyetlerinde görev aldı. Kent planlamasının her alanında geoteknik ve deprem mühendisliği deneyimini uyguladı.
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.