Haberler

Sürdürülebilir inovasyon/yen(ilikç)i tasarımda takımın yeni üyesi...

Tarih: 13 Mayıs 2010 Yazan: Aydan Hacaloğlu
''Enerji bağımsızlığına giden yol,  ekonomik canlılığın geri dönmesi bina endüstri sektörünün üretimi olan sera gazı salınımlarının azaltılması ile olur.''  E. Mazria

Enerji Türkiye''nin çalışması için esastır. Vardığımız noktada görünen manzara dışarıya bağımlı olup dışarıdan alınan yenilenemeyen enerji kaynaklarının azalması ile beraber bir de bolluk içinde enerji kullanan gelişmiş ülkelerdeki ucuz enerji döneminin de sona erdiği. İklim değişikliklerinin getirdiği zorluklar, artan ithal bağımlılığı ve yüksek enerji fiyatlarının tüm dünyada önemli bir sorun olmasının yanı sıra Avrupa Birliği üyelerinin ve benzeri diğer toplulukların birbirine olan bağımlılığı artırdığı ve bir ülkedeki güç zayıflamasının diğer ülkeyi hemen etkilediği apaçıktır. Enerji krizi durumunda, Avrupa ülkeleri arasında birlik ve beraberliğin sağlanmasına yönelik mekanizmaların işlediğine dair sağlam bir örnek bulunmamaktadır. Türkiye cephesindeyse dışarıdan ithal edilen kısıtlı veya kotalı doğal gaz uygulamaları sıklıkla gaz fiyatlarını yükselterek kriz yaşatmaktadır.

Tüm ülkelerin enerji üretiminin dışa az bağımlı olarak, kendi kaynaklarımıza yönelerek yenilenebilir/doğal enerji kaynakları kullanılması artık bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Sürdürülebilir, güvenli ve rekabetçi enerji iletimi konusunda harekete geçerek yeni sürdürülebilir enerji politikalarına tutunması iddialı, rekabetçi ve uzun vadeli olarak- yeryüzünde yaşayan tüm toplulukların yararına olacaktır.

Bütün dünyada uzmanlar küresel ısınmanın son yüzyılda ortalama 3° C arttığını ve gelecekteki 10 yılda 0,2 ° C artacağı tahmin etmektedir. Bu sorunun daha katastrofik iklim değişikliklerine neden olmasından önce çözüm bulmak amacıyla, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında Kyoto Protokolü imzalanmıştır. Bu ülkeler 90''lı yıllarda eriştikleri düzeyi 2008-12 arasında %5 altına düşürmeyi hedef koymuş, Avrupa da 2030 yılında binalarda kullanılacak enerji miktarını ‘0'' emisyon/sürüm olarak hedeflemiştir. Bu durumu algılayan diğer gelişmiş ülkeler de karbonu azaltmaya yönelik projeler geliştirerek protokolün gereğini yapmak için çalışmaktadırlar. Gelecek on yıl içinde sera gazı oluşumunu yavaşlatmak veya çoğalmasını önlemek için anahtar, küresel ısınmanın bu günkü ısınma derecesini 1° C aşağıya çekmektir. Böyle bir hedefe ulaşabilmek için hiç vakit kaybetmeden harekete geçip küresel çaba üzerinde yoğunlaşmak gerekmektedir.

Bildiğimiz gibi Türkiye Kyoto Protokolü''nü 2008''de imzalamıştır. 1990- 2004 yılları arasında Çevre ve Orman Bakanlığının İkinci Ulusal Emisyon Envanterinin sonucunda 40 ülkenin yer aldığı listede sera gazı salımında en hızlı artış kaydeden ülkeler arasında Türkiye %76,6 oranıyla birinci sıradadır. Türkiye gelişme hızını kesintisiz devam ettirebilmek için enerji üretmeye devam etmek zorundadır. Türkiye''nin enerji talebi çoğaldıkça yetersiz enerji üretimi nedeniyle dışa bağımlılığı da artmaktadır. Bir Açık Toplum Enstitüsü''nün karbondioksit salınım raporuna göre Türkiye''de 1.000.000 TL'' lık katma değer için 830 ton karbondioksit salınımı üretilmektedir. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sekretaryasının Türkiye''nin 2007 sera gazı emisyon envanterini açıklamasına göre yıllık ortalama artış yüzde 4,8. Yani Türkiye 1990''dan bu yana her yıl bir önceki yıla göre ortalama yüzde 5''e yakın daha fazla karbondioksiti atmosfere salıyor. Ancak bu ortalamaya bakmak aynı zamanda yanıltıcı olmaktadır. Çünkü 18 yıllık gibi uzun bir zaman diliminin ortalamasına değil son 5 yılın ortalamasına bakarsanız artış hızının yüzde 6,6 olduğunu, son 2 yılda ise yüzde 9,2''ye çıktığını görüyoruz. Nüfus artışı ile çoğalan bina ve yerleşkelerde çoğalan enerji talebi, kullanılan geleneksel bina malzemeleri ve endüstrisi sera gazı oluşumunun en büyük kaynağı olmaktadır. Binalar toplam sera gazı salımlarının %40''ından sorumlu olduklarına göre küresel iklim değişikliğini kontrol altına alma mücadelesinde yapı sektörüne önemli radikal bir görev düştüğü açıkça görülmektedir.

Türkiye''de enerji politikası hedefleri büyük ölçüde AB hedefleri ile uyumlu gerçekleştiğinden AB''nin Ocak 2007''de kendileri için belirlediği hedeflerin ülkemizin enerji politikası üzerinde de etkisinin olacağı kaçınılmazdır. Sera gazı salımının dışındaki diğer çevresel etkenler; hayatın kaynağı olan suyun kuraklık nedeniyle azalmasıyla, kirlenmesiyle suyun bulunabilirliğinin giderek zorlaşması, buna paralel olarak sağlık ve psikolojik gereksinimler, üretim verimliliğinin, iç ve dış çevre kalitesinin artırılması gerekliliği; binaların tasarımı, yapımı ve işletilmesi süreçlerinde sürdürülebilirlik kavramını doğurmuştur. Bu nedenle, ülkemizin bu yarıştan kopmaması için yenilenebilir doğal enerjilerle üretilen sürdürülebilir binalar enerji tasarımı ve yönetimi yapabilecek(yapı fizik, akustik, yangın)mimarlık, inşaat mühendisliği, makine mühendisliği, elektrik mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, peyzaj mimarlık, iç mimarlık, aydınlatma tasarımı ve ekonomi-işletme gibi disiplinlerin birliği/konsorsiyumu gerektiren bir iş olduğu görülmektedir. Bu anlamda sayılan tüm bu disiplinlerinin sürdürülebilirlik açısından geliştirilmesi gerekmektedir.

Bir süredir gündemden hiç düşmeyen sürdürülebilir tasarım, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, aktif ve pasif sistemler gibi kavramların yanında her geçen gün daha fazla uzman, tasarımcı, mühendis ve yatırımcı konuyla ilgilenmekte. Son beş yıldır, sertifikalama sistemlerine -LEED, BREEAM- başvurup alan binalar ve bu sertifikalama sistemini yapan uzmanların listesinin uzamaya başladığı görülmektedir. Çok sevindirici bu gelişmeye karşılık, tanımları, işleyişi son derece iyi tanımlanmış sertifikasyon sistemleri dahi bu konudaki yanlışların önüne geçememektedir. Gerçekte, yapılacak bina ve yerleşkenin yer seçiminden binanın tasarımı, uygulaması ve işletime geçildikten sonra binanın hedef konulan enerji performansına ulaşıncaya kadar geçecek zamanı da kapsayan sürdürülebilir bina ve yerleşkenin tasarımı ve yönetimi süreci yanlış sıralamalar ve hedeflerle yönlendirilmektedir.

Atılan yanlış adımların birçoğu uzmanlık alanı fikriyle ilgilidir. Bu amaca ulaşmada, ilk yapılması gereken bina proje uygulamalarına başlandığı günden itibaren enerji tasarımcısının ve yönetimcisinin yapacağı iş ayrı bir disiplin olarak kabul edilerek disiplinler birliğine/konsorsiyuma katılmasıdır. Burada hemen bahsedilecek çok önemli bir nokta enerji tasarımı ve yönetimini yapan uzman mimarın verdiği hizmetler; LEED veya BREEAM sertifika sistemine göre çevre dostu binalar tasarlayıp yönetmek, kurumsal sürdürülebilirlik için karbon emisyonunu dengelemek ve sürdürülebilir yönetim tasarım stratejileri ile katı ve sıvı atıkları için yönetim stratejileri üretmek, enerji verimliliği sağlamak için bina enerji yönetimini, enerji etütlerini oluşturmak, alternatif enerji sistemlerinin tasarımı ve yönetmektir. Yani, sürdürülebilir arazi, su verimliliği, enerji & atmosfer, malzeme ve kaynaklar, iç mekan yaşam kalitesi ve tasarımda inovasyon; alternatif ısıtma, soğutma, su, aydınlatma için kullanılacak pasif sistemlerin yerel önem sırasına göre olmasını diğer disiplinlerdeki uzmanlarla birlikte uyum sağlayıp tasarım yapıp yönetmektir.

Yukarıda anlattığım nedenlerden doğru Mimariye entegrasyonu/bütünleşmesi doğru yapılmış inovativ sistemlerin hem yapım aşamasında, hem de uzun vadede kullanım ve işletim esnasında getireceği kazançlar deneyimlendikçe bugün lüks gibi görünen enerji tasarım ve yönetimi gibi uzmanlıkların proje bütçeleri içindeki varlığı da olağan karşılanacaktır.

Ülkemizde çok sık rastlanan yanlış bir uygulama  birçok proje grubunun yapılan binalara nasıl LEED veya BREEAM sertifikası alabiliriz diye uğraşmasıdır. Sonradan LEED&BREEAM sertifikası almaya çalışanlar işlerini zorlaştırmakta ve önerilebilecek çözümleri sınırlamaktadırlar. Bu da bizim ülkemizde işlerin nasıl yapıldığının açık bir göstergesi olan ‘önce işi alalım sonra bir yolunu bulup yaparız'' mantığından geliyor. Sonradan uyarlanamayacak o kadar dinamik tasarım alternatifleri kaçırılıyor ki... Örneğin Bina''nın dış kabuğu bitmiş ve bu proje iskan ve bina yapım izni almış ise arazi ve bina kabuğuna entegre edebileceğimiz bir dolu yen(ilikç)i/ ‘inovasyon'' doğal ısıtma, soğutma ve aydınlatma tasarım sistemlerinin maalesef yapılması mümkün olamamaktadır. İklimine uygun sürdürülebilir, inovasyon bina enerji tasarımında artık sabit cepheli binaların demode olduğu görüşündeyim. Sürdürülebilir binalarda doğal ışığın, havalandırmanın, sıcaklığın, nemin kontrol edilebileceği dinamik cephe tasarımlı yapıların üretilmesi gerektiğine inanmaktayım.

Bu işi başarabilmek için ABD de başlatılan ‘2030 Mücadeleye Çağırma'' adlı bir proje tüm dünya mimarisine ve bayındırlık ile uğraşan tüm toplulukları, kendilerine aşağıdaki hedefleri koyarak:
"● Tüm yeni binalar, yerleşkeler, ve büyük renovasyon projeleri tasarımında sera gazı-salımı (SGS) ve enerji tüketim performans standardı %50 yerel (ülke çapında) veya bina tipine göre belirtilen SGS ortalamasını yakalaması gerekiyor.
● Minimum ölçekte, her yıl mevcut herhangi bir binanın kapladığı alan kadar bir yer renove edilerek, sera gazı-salımı ve enerji tüketim performans standardı %50 yerel (ülke çapında) veya bina tipine göre belirtilen SGS ortalamasını yakalaması gerekiyor.
● Yeni binalar ve büyük ölçekteki renovasyon projelerinde fosil kaynakların azaltılması standardı aşağıda belirtilen şekilde arttırılmalı:
2010''da %60
2015''de %70
2020''de %80
2025''de %90
2030''da karbonsuz (fosil kaynak ve SGS enerjisi kullanmadan)
Bu yukarıda belirtilen hedeflerin başarılabilmesi ancak ölçümü yapılmış yen(likçi)i sürdürülebilir tasarım stratejilerinin uygulaması, bina arazisinde yenilenebilir enerji güçlerinin üretilebilmesi ve/veya en fazla %20 yenilenebilen enerjinin satın alınması ve/veya onaylanmış yenilebilir enerji dizinleri ile mümkündür."diyerek mücadeleye davet ediyor.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığının çıkarttığı TS825 Binalardaki Isı Yalıtım uygulamaları nasıl denetleniyor? Kasım 2009 çıkarılan Bina Enerji Performansı (BEP)yasasının getirdiği alternatif enerji kaynaklarının kullanımını onaylamasıyla iş bitmiyor. Enerji tasarımını ve yönetimini yapacak uzman mimarların yetiştirilmesi için mimarlık eğitimi veren okullarda yapı fizik derslerinde alternatif sistemlerin derhal zorunlu ders programlarına konulması ‘nasıl ve ne zaman olacak''? gibi önemli konuların da daha sisteme oturmamış olduğu bilinmektedir. Eğer Türkiye''de bu konudan sorumlu yetkililer sera gazı salımını düşürmek için kendisine radikal hiçbir hedef almazsa, gündemindeki yeni kömürlü termik santralleri yapacak olursa, kaynaklar nükleer gibi tehlikeli ve pahalı teknolojilerle heba edilirse, rüzgar ve güneş gibi enerji üretim yöntemleri alternatif veya sıra dışı kalmaya, verimlilikle ilgili çalışmalar reklam düzeyinde ele alınmaya devam ederse, Türkiye bugünden sadece birkaç yıl sonra, yani Kyoto sonrası yükümlülük dönemi başladığında Avrupa ortalamasına yetişebilir. On yıl sonra ise Avrupa ortalamasının çok üzerinde sera gazı salan kişi başı ortalamada ABD gibi ülkelerle yarışabilecek kadar kirletici, yani küresel ısınmaya en fazla neden olan ülkelerden biri haline gelecektir. 2030'' a konan hedef ise ‘0'' emisyondur. Bundan yirmi yıl içerisinde Türkiye''nin aynı tavır içerisinde nerede olacağı düşündürmekte...

Gelişmiş ülkelerde ''Enerji bağımsızlığına giden yol,  ekonomik canlılığın geri dönmesi bina endüstri sektörünün üretimi olan sera gazı salınımlarının azaltılması ile olur.'', bilinci ile sera gazının azaltılması üzerine uzun vadede koydukları hedefe varmak için yapılan sürdürülebilir projeler oluşturulurken, Türkiye''de şimdilik klasik yapı yapma anlayışı yerine ortak bir geleceğe katkı sağlayacak sürdürülebilir bina ve yerleşkelerin tasarımını, denetimini, üretilmesini, işletilmesini ve bu işin ehli olan uzmanların tasarım ekiplerinin ayrılmaz parçası olmasını temenni etmek durumundayız...

Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.