Haberler

Hüseyin Kaptan''dan Mimarlar Odası Yönetim Kurulu’na, Genel Kurul Delegelerine ve Kamuoyuna Sunulmak Üzere Açıklama

Tarih: 14 Nisan 2006

Son günlerde meslek alanımızın örgütlü ortamı ile çeşitli basın ve yayın organlarında şahsımı ve yürütücüsü olduğum İMP’yi hedef alan eleştiriler yer almaktadır. Bu yazıda konuyla ilgili duygu ve düşüncelerimi sizler ve kamuoyu ile paylaşmak istemekteyim.

Türkiye’de kentsel planlama deneyimlerinin oluşmasına, çoğalmasına ve akademik ortama aktarılarak plancı formasyonun güçlenmesine yaklaşık yarım asırdır hizmet vermekteyim. Bu süre, Türkiye’deki yerleşme sistemlerinin oluştuğu, ulusal ölçekte kentleşme sürecinin başladığı dönemin ilk deneyimlerinin kazanıldığı, ilk kurumsal yapılanmaların gerçekleştiği ve sonuçlarının yaşanarak değerlendirildiği bir dönemi kapsamaktadır. Türkiye’de planlama disiplinin gelişmesi ile kurumsal yapısının oluşması serüveninin başarılı ve başarısız her dönemin canlı tanığıyım.

Edindiğim deneyimlerimi planlama alanının uygulamalarına ve akademik ortamına aktarabilen bir plancı kimliğime, İMP’nin kurulması sonrası kentsel planlamanın toplumsallaşması ve toplumun planlama hizmetinden en iyi şekilde yararlanması adına uğraş vermekteyim. 1961 yılında Iğdır’ın planlanması süreci ile başladığım meslek yaşamımda günümüze dek hesap veremeyeceğim bir uygulama veya arkasında durmaktan kaçınacağım herhangi bir karar yoktur.

Meslek yaşamımda bugün ulaştığım aşama bana “kentsel planlamanın’” bir süreç yönetimi olduğunu öğretmiştir. Bu nedenle, yürütücüsü olduğum İMP bünyesinde hazırlanmakta olan üst ölçekli planın hedeflerine ulaşılmasını sağlayıcı ve sonuç alınmasını kolaylaştırıcı uygulamaya yönelik kentsel projelerin, planlama süreciyle paralel ilerlemesi gerektiğine inanmaktayım.

1980 yılında hazırlanan plan sonrasında İstanbul için bir üst ölçekli planın olmaması, 1995 yılı onaylı planın ise yargı yoluyla iptal edilmiş olması, İMP bünyesinde yürütülen çalışmaların kentin geleceği açısından hem önemini hem de zorluğunu yansıtmaktadır. İstanbul Metropoliten Alanı’nın ulaşım dahil bir çok yapısal sorunlarının temelini oluşturan tek merkezli işleyişinin çok merkezliliğe taşınması, doğal yapısının ise iyileştirilmesi ve korunması gibi iki temel konuda ciddi adımların atılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, Kartal ve Küçükçekmece’de üst ölçekli planlama çalışmalarını tamamlayıcı kentsel tasarım projelerin ivedilikle hazırlığının başlanmasında şahsen etkin oldum. Ayrıca, bu projeler İMP’nin kuruluşunda da kamu oyuna duyurulmuştur.

Tüm bu süreçte önemsediğim ve inandığım husus, İstanbul’un anılan sorunlarının aşılmasında beceri geliştirebilecek yapılanmaları seferber edebilmek ve güçlendirmektir. Bu çerçevede, mensubu olduğum mimarlık mesleğini ve planlama hizmetini toplumsal kalkınmada birer kaynak olarak görmekteyim. Yaratıcı düşüncenin soyutlama gücü ile buluşarak yaşama ürünler vermesini sağlayan etkinliklerin, Türkiye’deki mimarlık mesleğinin kaynak olma niteliğini sürdürebilmesi açısından önem taşıdığına inanmaktayım.

Bu inanca paralel olarak, Mimarlar Odası’nın toplumun mimarlık hizmetinden en iyi şekilde yararlanmasını sağlama misyonunu taşıdığını düşünmekte olup, mesleki duruşumu da bu misyonunun bireysel temsilcisi olarak tanımlamaktayım. Dolayısıyla; bazı durumlarda Mimarlar Odası ile ters düşecek bir düşünceye sahip olsam bile, meslektaşlarımın mesleki “onurlarını” rencide edecek bir eylemi bilinçle ve isteyerek yapmak ya da söylemde bulunmak, tercih etmeyeceğim konulardır.

Katıldığım her toplantı, televizyon söyleşisi ve panelde hemen her fırsatta dile getirdiğim ve Arkitera internet sitesinde de yayınlanmış olan yazılı açıklamamda da ifade ettiğim üzere, ulusal katılımı sağlanamaması, bunun için gerekli kriterlerin geliştirilememiş olması öncelikle başkanı olduğum organizasyonun kusurudur. Bu süreçte ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarıyla yapmış olduğumuz toplantı ve bilgilendirmelere rağmen, hedeflediğimiz ulusal ölçekte katılım sağlanamamıştır. Bu katılımın sağlanmasında gerekli çalışmalar başta Mimarlar Odası olmak üzere meslek ortamımızın ilgili diğer aktörlerinin bilgisi dahilinde yürütülecektir.

Bu konuda, İstanbul’un Dünya ölçeğinde öne çıkan bir metropol olmasına hizmet edecek kentsel projelerin elde edilmesinde uluslararası üne sahip mimarlar ile Türk mimarlarının buluşmasını sağlayacak ve bundan sonraki etkinliklerde izlenecek seçeneklerin ise yeni geliştirilmiş olduğunu ifade etmeliyim.

Diğer taraftan sevgili Süha Özkan’a, uluslararası ortamdaki etkinliği ve özverili girişimleri ile uluslararası üne sahip mimarların projelerini geniş katılımlı ve basına açık bir ortamda sunmalarını sağlamak gibi, sadece ülkemizde değil Dünya ‘da da eşine sık rastlanmayan bir platformun oluşmasını sağlamasından ötürü sonsuz minnettarım.

Yürütülmekte olan üst ölçekli plan çalışmaların kendine özgü güçlüklerini aşmanın yanı sıra, kentin sürdürülebilir gelişimine olumsuz etkisi olacak her gelişmeye karşı önlemler geliştirerek, İstanbul için önemli sayılacak kazanımlara aracı olan İMP’ye karşı Oda tarafından yapılmış olan kimi eleştirilerden ise duyduğum rahatsızlığı dile getirme ihtiyacı duymaktayım.

İstanbul’un kentsel gelişiminden bazı çıkar gruplarının nemalanmasını sağlayacak plan kararlarının İMP bünyesinde üretildiği ya da belli çevreler için “arka bahçe” niteliği taşıdığı yönünde her düzeyde üzücü mesnetsiz ithamların, üstelik yardım ve desteklerine yakından ihtiyaç duyduğumuz meslek ortamından gelmesi, maalesef kabul edilemez boyutlara ulaşmaktadır. Halbuki üretilmeye çalışan üst ölçekli planlar, bu tür gelişmelerin bizzat önüne geçmeyi amaçlamakta, “sessiz çoğunluğun sesi” olmaya ve kamu yararını temin etmeye çalışmaktadır.

Bu bağlamda; hemen her fırsatta, sadece İstanbul’daki üniversitelerden değil, ülke çapındaki akademik ortamdan, hatta uluslararası ortamdan, yapılmakta olan planlama çalışmalarının bilimsel bir tabanda ilerlemesi için katkı alınmaktadır. Planlama hizmetinin bilimsel bilgi altyapısının gelişmesine paralel olarak, bilim camiamızın da pratik ile buluşması sadece İstanbul için değil, ülkemiz açısından da önem taşıdığına inanmaktayım. Ayrıca, toplumsal bir süreç olan planlama hizmetinde konuların ve sorunların tanımlanmasını, sahiplendirilmesini, takipçiliğini, yetkili ve sorumluların hemen her düzeyde bilgilendirilmesini ve onların öz denetim içinde çalışmalarını sağlamak konusunda sivil toplum örgütlerinin etkinliğini, kamu yararının temini açısından son derece önemsemekteyim.

İMP bünyesinde yürütülmekte olan üst ölçekli planın ve kentsel projelerin şekillendirilmesi, uygulanabilir kılınması ve sonuç alınması açısından yukarıda özetlediğim bilimsellik ve toplumsallık unsurlarının güçlenmesi gerekmekteyken; bunların aşınmasına, gerilemesine ve zayıflamasına yönelik söylemlerin Oda ortamında çoğaldığına tanık olmaktayım.

İstanbul gibi, planlama hizmetinden yoksun sayılabilecek bir metropolde İMP’nin planlama sürecinin bilimsel altyapısını temin etmekte göreceli olarak başarılı olduğunu, fakat toplumsallaştırılması adına sivil toplum örgütleri ile sürdürülebilir bir işbirliği ortamının oluşmasında ise yeterince becerikli olamadığını söyleyebilirim. Her şeyden önce, İMP gibi bir yapının kalıcı olması ve güçlü bir kurumsallaşmayı başarabilmesi, sivil toplum örgütlerinin İMP’ye vereceği yapıcı ve tamamlayıcı katkılarıyla mümkün olacaktır.

Şahsen bu katkıyı en çok Mimarlar Odası’ndan beklemekteyim. 50. Kuruluş Yılı’nı tüm camia ile beraber büyük bir coşkuyla kutladığım ve bu kutlamaları toplumla paylaşmak adına uğraş veren tüm yöneticilerine, çalışanlarına ve mensuplarına derin sevgi beslediğim Mimarlar Odası’nın Türkiye için önemli bir kurum olduğuna inanmaktayım. Bu yazının başında da belirttiğim üzere, Mimarlar Odası’nın bu özelliğinden ötürü, Oda’nın kurumsal yapısını zedeleyecek bir söylem ve eylem içinde olmayı doğru bulmamaktayım. Fakat aynı duruşu, özellikle yönetim kademelerinden de beklemekteyim. Sanırım, meslek yaşamım bana bu hakkı vermektedir.

İMP’nin kurulduğu ilk günden günümüze dek yaklaşık bir senedir sadece yarışma konularının belirlenmesi, alanların tanımlanması ve yöntemi konusunda değil, İstanbul’un doğal yapısını geri dönülmez derece tahrip edebilecek, sosyo-ekonomik ve mekansal yapısını aşındıracak her gelişmenin nasıl bertaraf edildiği konusunda da Oda yönetimini sürekli bilgilendirmekteyim. Son olarak, İstanbul’un kentsel gelişimi ve silueti açısından önem arz eden; daha önceden basında da yer alan proje nedeniyle de oldukça nazik bir konu olan Haydarpaşa Limanı dönüşüm sürecinin planlama çalışmalarıyla paralel ele alınması ve kabul edilebilir bir projenin geliştirilmesi konusunda Ulaştırma Bakanlığı ve TCDD ile gelinen aşamayı Oda başkanı sevgili dostum Oktay Ekinci’ye de aktardım. Hadımköy ve Samandıra’da yeni sanayi alanı talepleri konusunda vermiş olduğumuz mücadele ile Seyrantepe’de sportif amaçlı projenin amacı dışında kullanımlar taşımasından dolayı sürecin önüne geçilmesi gibi bir çok konuda yürütücüsü olduğum İMP; iddia edilenin aksine, kentin geleceğini telafi edilemez derece olumsuz etkileyecek süreçlere engel olmuştur. Burada belirtmem gerekirken husus, tüm bu gelişmelerde İBB Başkanı Sayın Kadir Topbaş büyük bir özveri göstermiş olup, benzeri her süreçte de inisiyatif geliştirmiştir. Kendisine teşekkür ederim.

En çok yakındığım ise, bu karşı duruşu sergileyen İMP’yi, “İstanbul’u Meta olarak Pazarlama” gibi çapsız bir akıl ürünü benzetmesi karşısında meslek ortamımızın bu ve benzeri söylemlere alkış tutması ya da sessiz kalmış olmasıdır.

Beni en derinden etkileyen diğer bir gelişme, Büyükkent Şubesi seçimleri arifesinde İMP’yi kamu oyunda gizil olarak itham eden, bilimselliğini sorgulayan, çok sevdiğim ve saydığım meslektaşlarımın da imzasını taşıyan basın bildirisi olmuştur. Halbuki yürütücüsü olduğum İMP; ima edilenin tam tersine, planlama hizmetinin toplumdan gizli ve adeta kaçırılırcasına yapılıyormuş gibi bir algılanışı ve kanıyı kırmak için ciddi uğraş vermektedir.

Meslek ortamımızın hareketlenmesi ve yeni çalışma eksenlerinin tanımlanması ile hem mesleki hizmetlerin kalitesinin yükselmesi için kurumsal ölçekte çalışmaların başlatılması hem de kentlerimizin mekansal niteliklerinin arttırılmasında yapısal konularda politika belgelerinin üretilmesi açısından, Oda seçim ortamlarını önemsemekteyim. Bu süreçler, yeni dinamiklerin yorumlanmasında ve Oda’nın örgütsel yapısı ile meslektaşlarımızın bilgilendirilmesinde ciddi fırsatlar sunmaktadır.

Bir üye olarak benim için önemli olan kriter; Oda içindeki yönetim kademelerinde, çalışma komisyonlarında ve örgütsel yapıda rol alacak insanların mesleki duruşlarını tanımlarken ortaya koyduğu argümanlardır. İster şahsım, ister İMP olsun; İstanbul’un planlama süreci üzerinden yapılan çalışmalara iyi niyet çerçevesini aşarak eleştirirken zedeleyici söylemlerden kaçınılmasını meslektaşlarımdan özellikle rica etmekteyim.

İstanbul’un yapısal sorunlarının çözümüne yönelik hizmet edecek fikir düzeyinde projelerin elde edilme sürecinin sadece Türk ve yabancı mimar düzeyinde tartışılmasından ise derin rahatsızlık duymaktayım. İstanbul’un kentsel planlama sürecinde konunun sadece ünlü bir mimardan fikir projesi almak olmadığını, İstanbul’un merkezi iş alanı gelişiminin yönlendirilmesi ve bozulma riski altındaki doğal alanlarının yeniden kazanılması olduğunu hatırlatmak isterim.

Altını çizmem gereken husus; bu hedeflerin İstanbul’un ve kamunun yararı açısından, yabancı ya da yerli mimar gibi bir tartışmanın çok daha ötesinde olduğudur!

Bunlara ilave olarak, yapılı çevrede kentsel rehabilitasyon ve yapı stokunun güçlendirilmesi konularında proje tekniği, hukuki kısıtları aşmaya yarayacak politika belgeleri ile idari ve yasal araçlar geliştirmek, meslek alanımızın en büyük eksikliğidir. Bu konuda Oda kapsamında üretilmiş kimi önemli belgelerin yaygınlaşamadığını, çalışmalarda sürekliliğin sağlanamadığını ve 1999 yılındaki depremden sonra ciddi anlamda meslek ortamının zarar görmesinde tüm meslek adamları olarak üzerimizdeki ataletin de rolü olduğunu düşünmekteyim. Yapılı çevre bilincinin gelişmesi ve estetik unsurların çoğaltılarak toplumda beğeni kültürünün gelişmesi konusunda Mimarlar Odası’nın ciddi çalışmalar yapmasına, sadece İstanbul’un kentsel planlama sürecinin değil, ülkemizin de acil ihtiyacı vardır.

İMP, planlama sürecinin bilimsel bir tabanda ilerleyebilmesinde, plan dokümanlarının şeffaf bir ortamda tüm kamuoyu ile tartışılabilir bir düzeye ulaşmasında sadece İstanbul için değil; ülkemizin planlama pratiği için de bir fırsattır. Kurumsallaşması yönünde ise, Oda başkanımız sevgili Oktay Ekinci’nin dile getirdiği düşüncelerden son derece memnuniyet duymaktayım. Mimarlık mesleğini kısıtlayıcı yapı ve imar düzenlemelerinin aşılmasında, yapı üretim sürecinin düzensiz bir piyasa mekanizması içinde yürütülüyor olmasının getirdiği aşındırıcı tüm olumsuzlukların giderilmesinde, İMP’nin ciddi açılımlar yapabileceği inancı taşımaktayım. Hazırlanmakta olan üst ölçekli planların alt ölçekli planları etkin bir şekilde yönlendirebilir olması ve belediyelerin kurumsal planlama çalışmaları ile mekansal planlar arasında işlevsel birlikteliklerin sağlanması konusunda önemli çabalar sarf edilmektedir. Bu çabaların, meslektaşlarımızın mesleklerinin gereği olan yaratıcılık özelliklerini yansıtabilecekleri esnek koşulların oluşmasına katkı vereceğini düşünmekteyim. Bu bağlamda, İMP’nin mimarlık mesleğinin gelişmesi için son derece önemli olduğuna inanmaktayım. Dileğim bu inancımın paylaşılmasıdır. İBB Başkanı ile tanışmamda, kendisi ile fikir birliği içinde İMP’nin kurulmasında, bu husus temel dayanaklardan birisi olmuştur.

İfade etmem gereken diğer bir husus, planlama çalışmalarında toplumsal organizasyonların ve meslek odalarının katkısının alınmasında İMP’nin ciddi uğraşlar verdiğidir. Başta Oda başkanımız ve yönetim kademesindeki diğer arkadaşlar bu çabamıza tanık olmuşlardır. Bu süreçte, İMP’nin gücü ve kabiliyetinin arttırılmasında Mimarlar Odası’nın yapabileceği her katkıyı önemsemekteyim. Yöntemi hakkında ortaya koyacağı açılımın, İMP’nin misyonunu yerine getirmesi açısından son derece tamamlayıcı olacağına inanmaktayım. Yerel yönetimler ve Merkezi Hükümet’in kurumları ile teknik düzeyde yaptığımız, oldukça da çetin geçen görüşmelerimizde olduğu gibi, sivil toplum kurumları ile de aynı derecede işbirliğinin geliştirilmesi gerekmektedir. Merkezi ve yerel ölçekte kurumlar düzeyinde edindiğimiz deneyim ve geldiğimiz aşama, İstanbul’un kentsel gelişim sorunlarının toplumla paylaşılması ve sahiplendirilmesinin son derece önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu konuda toplumun İMP’yi sahiplenmesi adına atılacak her adımın ve söylemin çok büyük katkısı olacaktır. Mimarlar Odası’nın ise bu süreçte, sürecin içinde yer alarak önemli bir yer tutması gerektiğine inanmaktayım.

Sonuç olarak; İstanbul’un planlama sürecinin ve İMP’nin her düzeydeki politik ortamdan zarar görmemesi, bu tür eğilimlerden ise kaçınılması gereği konusundaki fikrimi tüm meslektaşlarımın bilgisine sunarım.
En derin saygılarımla.

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.