Haberler

New York’un Deniz Feneri

Tarih: 3 Mayıs 2006 Kaynak: New York Times Yazan: Mark Kingwell Çeviren: Derya Karadağ, Gülin Şenol, Sinem Çetintürk


Fotoğraf: Empire State Binası''nın yapım aşamsında çalışan işçiler
Kaynak: buffalogames.com

Bir çok insan gibi, Kanadalı bir genç olarak ben de New York’a yaptığım ilk ziyarette, Toronto’dan gelen trenden iner inmez Empire State’in gözlemevini görmeye gitmiştim. 1 Mayıs’da 75. yaşını kutlayan bu binaya yaptığım ziyaretim bir anlamda çok romantikti.

O vakit ilk kız arkadaşımla beraberdim, diş telleri olan küçük bir kızdı. Her ikimiz de Empire State’i Cary Grant-Deborah Kerr ile New Yorklu aşıkların buluşma noktası olarak ölümsüzleştiren "An Affair to Remember"ı izlememiş olmamamıza rağmen, bu binanın tepesinin bir öpücüğü paylaşmak için en ideal yer olduğunu biliyorduk, hatta pre-dijital dünya öncesine ait hantal fotoğraf makinelerini taşıyan turistler tarafından işgal edilmiş olsa bile.

Bir sonraki gün Times Square’de E.T.’nin matinesini izlerken sigara dumanı dolu salonun arka tarafında kız arkadaşımla ilk kavgamızı yaptık ve Kanada’ya giden trende de ayrıldık. Fakat binanın tepesinde geçirdiğim o an, milyonlarca insana yaptığı gibi bana da New York’un etkisini mühürlemişti.

Empire State’i bir daha bundan sonraki 20 sene içerisinde çok tipik bir nedenden dolayı ziyaret etmeyecektim: Bir kere gidersiniz ve bir daha gitmezsiniz. Binanın tepesine çıktığınızda gördüğünüz manzara -hatta İkiz Kuleler’in tepesinden görülen tüm Manhattan manzarasından bile fazladır denilebilir- insanın hayatında görebileceği en muhteşem manzaralardan biridir. Binanın ilk destekleyicisi Al Smith burayı bir hava yolcuğundan daha iyi olarak nitelendiriyordu, belki o kadar da değil ancak Deborah Kerr’in söylediği şey kesin: New York’ta sahip olduğumuz, cennete en yakın şey...


Fotoğraf: Empire State Binası''nın yapım aşamasından bir görüntü
Kaynak: nypl.org


İşletme terimleriyle Empire State en ünlü “beyaz fil” sayılabilir; yani bir işe yaramamasıyla birlikte başa da sık sık bela oluyor. Büyük Depresyon döneminde mantığa aykırı olarak inşa edilen bina hiçbir zaman bir ofis binası olarak, görünüşteki fonksiyonunda başarılı olamadı. İlgisizlikle geçen ilk yılları binanın adını “Empire State”ten “Empty State”e çevirmişti, son zamanlarda boşluk oranları birden tekrar yükseldi, 2000 yılında %1,7 olan oran %18’e kadar tırmandı.

Binanın son zamanlardaki kirası şehir merkezindeki kiraların çok altında ancak yine de bina sahipleri binanın içerisinde pek çok yeri dolduramıyorlar. Küçük ofisler ve eskimiş altyapı sıkıntıya yol açan en önemli etkenler, her ne kadar proje güncellenmiş de olsa, binayı kontrol eden iki grup, Helmsley-Spear ve Wien & Malkin, arasındaki, kira anlaşmalarını zorlaştıran dava devam ediyor. Bu konudaki uyuşmazlık 10 yıl evvel, 1961 yılından bu yana binanın ortak sahiplerinin mirasçıları, her ikisi de şu anda hayatta olmayan, Harry Helmsley ve Lawrence Wien kontrol konusunda anlaşamadıkları vakit doğmuştu.

Bu arada, yılda 4 milyon ziyaretçi 86.kattaki rasathaneyi ziyaret etmek için bu binaya geliyor. Uzun yıllardır kapalı olan bu bölüm ziyaretçilere tekrar açıldı. Binanın önemi, bu noktada binanın finansal sıkıntılarını aşmış gibi gözüküyor. Bütün büyük, anıtsal binalar gibi Empire State’te Indiana’dan gelen muhteşem kireç taşlarından yapılmış cephesi ve küçük ofislerinin de ötesinde anlamlar barındırıyor.

Binayı anıtsal yapan 3 faktörü göz önünde bulundurun: Gökdelen fikri, “kule”nin mistik fonksiyonu ve son olarak özellikle de Amerika’nın şaşırtıcı bina konstrüksiyonü rüyası. Empire State’in 1 Mayıs 1931 günü 5. Cadde’ye doğru olan kapılarını açtığı zaman, (Al Smith fotoğrafçılar, çocuklar ve bandoyla oradaydı) mimarlık dünyasında yeni bir periyod ve dünyanın bir daha şahit olamayacağı sivil çoşku başlattı.

Geçen 20 yıllık dönemde, New York’un tıkanmış sokak planı, bilim ve teknolojideki ciddi gelişmelerle birlikte sahip olduğu metaryal zenginliği, temperlenmiş çelik ve asansörler yeni bir mimarlık formunun keşfedilmesine yol açtı. Aşağı Manhattan’dan şehir merkezine, Wall Street’ten 40. Cadde’ye kadar Manhattan, gezegenin ilk omurgalı binalarını gökyüzüne yükseltti.

1920’li yıllar Empire State Binası ve Chrysler Binası arasında “en yüksek” olma yarışının başladığı tarihlerdi. William van Alen’ın Chrysler’in tepesindeki antenin içerisine gizlediği mekanizma ile göğe yükselişi ile yarışta öne geçti.

Ancak daha yarış son ermemişti. Chrysler Binası’nın en etkileyici fotoğrafı binanın üçgen penceresinden Empire State Binası’na inşa edilen ek kısımın görüntüsüydü.

Tepeye yerleştirilen anten ile 381 metre yüksekliğe kavuşan bina bu ek ile yüzyıl boyunca gökdelenler arasında bir simge haline geldi. Bu fark Asya Devleri’nin, Kuala Lumpur’daki Petronas Kuleleleri ile zirveye oturmasına kadar binanın dünyanın en yükseği olma ünvanını korudu. (Şu anda dünyanın en yüksek binası Tayvan’daki Taipei 101 ve Şangay’da üç tane daha yüksek kulenin inşası devam ediyor.)

Bazılarına göre, Chrysler estetik açıdan Empire State’ten daha üstündü; Art Deco’nun nostaljik cazibesi ve Van Alen’in içgüdüsel Gotham’ın Batmannish ruhunu yansıtışı ile. Narin Chrysler Binası ile kıyaslandığında Lamb’ın sert ve erkeksi tasarımı kolayca farkediliyordu.

Chrysler’in etkileyici modernizmi karşısında Empire State Binası’nda klasik oranlar ve gizli Art Deco izleri büyük bir ustalıkla bir arada yer alıyordu. Binanın gövdesindeki hacim oranları ustalıkla düzenlenmişti. Empire State ile Lamb sanat dünyasında, New York’taki “Çeliğin Şairi” ünvanı sahip ilk on kişiden biri oldu.

Ancak estetik rehabilitasyonlardan uzak, Empire State’in New York’un efsanevi görüntüsünde önemli yere sahip olması binayı daha da üstün kılıyor.

Empire State, New York’un en merkezi kulesidir. Bu nedenle modernist usta Robet A. M. Stern’ın bir zamanlar ortaya koyduğu “ Manhattan’ın Denizfeneri” olarak nitelendirilir.

Ancak tüm diğer kuleler gibi, bu ne sadece bir strüktürdür ne de bir nirengi. Bir kule hiç bitmeyen bir arzuyla daha yükseye çıkmayı ister. Füturist kuramcı Emilio Filippo Tommaso Marinetti bu duruma “Alçak Dünya” tanımlamasını yapıyor. Kulede yaşanan temel çelişki ise ne kadar uzasa, göğe yükselmeye çalışsa da her zaman zemine bağlı kalacak olmasıdr.

Empire State Binası’nın tasarımı füturistik ya da ütopik değildir. Hatta, bugün bile ofis mekanı olarak kullanım açısından oldukça başarılıdır. Binayı ziyaret eden çoğu kişi zeminde kiralık verilen iç mekanlara dikkat etmez. Buralar bir kentsel zaman makinesi gibidir; elmas dükkanları, sigorta şirketi ve özel araştırma firmaları ve daha birçoğu bulunur.

Empire State, bugün Manhattan Adası ızgarasında yerini almış, görüntüyü tamamlayan en temel öğelerden biri olarak varoluyor. Ada’nın merkezinde durarak görülebildiği her noktadan kenti kendine doğru çekip yeniden düzenleyerek tekrar geri yansıtıyor.

Ruhani dürtülerin yanında askeri istekler ile başlayan tüm kuleler gibi Empire State de merkezi konumu ile gözetim kulesi görüntüsüne sahip bir yapı. Özellikle ulusal hareketin canlandığı günümüzde, yapı New York üzerine cennetten sarkan bir güvenlik sistemi ağı hissi veriyor.

Yapı, özgürlüğe yeni bir davet olarak oldukça katı görünüyor. Sokaklar, sıklaşarak, dönerek ve bölünerek West Village’in bozuk tılsımına yol veriyor. Bu arada, Empire State, güvenlik ile bağlantısına karşı direniyor. Yabancı saldırılara karşı gözü tetikte olan bir imparator değil, yapıda, aynı görüş ve anıları paylaşan, özgür vatandaşları biraraya toplayan bir duruş da söz konusu.

Kendisinden daha yüksek olan Dünya Ticaret Merkezi’nin tersine 8 milyon ruhu biraraya topluyor. 1929 düşüşünün ortasında, finansman John J. Raskob’un desteği ve Al Smith’in idaresinde meydan okuyan iyimserliği ile doğması, çelik ve taş kombinasyonu ile dünyada en hızlı inşa edilmiş yapı olması, bütün milletlerden ve farklı disiplinlerden pek çok insanın proje için çalışmış olması, Empire State’in rüya gibi bir yapı olmasının nedeni.

Anıtsallık ve sözü, çılgınlık ve mucizeyi biraraya getiren Empire State’in üstünlüğüne başka hiçbir yüksek yapı meydan okuyamamış. Bazen, bir şehrin belirli bir özelliği ya da harikası olmasaydı nasıl olurdu diye düşünürüz. Tanrı ve mutluluk ile ilgili düşüncelerimizde olduğu gibi, New York semalarında Empire State Binası görünmeseydi bile onu icat ederdik.

Not: Harper Gazetesi’nde yardımcı editör ve Toronto Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Mark Kingwell’in “ Cennet’e en yakın şey: Empire State Binası ve Amerikan Rüyası” kitabı gelecek ay Yale Üniversitesi Yayınları tarafından yayınlanacak.

Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.