Köşe Yazısı

Duyuyor musunuz?

Yazan: Burak Asiliskender Tarih: 15 Temmuz 2009
Yakınından geçerken, kaç yapının sessizliğini duyuyorsunuz? Ne kadar tuhaf bir soru bu şimdi! Yapılar zaten sessiz, sedasız öylece durmuyorlar mı, inşa edildikleri yerlerde... Zaten, "sessizlik" nasıl duyulur ki? Daha da önemlisi, onca sesin karmaşasında, hiç herhangi bir yapının sessizliğini duymayı istediniz, denediniz mi?

İlk olarak, yapıların büyüklüğü - küçüklüğü, rengi, kaplaması vs. dikkatimizi çeker. Biçimini, bunun gibi nicelikler üzerinden tanımlamaya çalışırız. Çoğu zaman, herhangi bir yapıyı bir başkasına anlatırken kullandığımız kelimeler yine bu nicelikler üzerinden kurulur. Oysa, biliriz ki yetmez, parlak - mat, kırmızı - mavi, yüksek - alçak gibi tanımlamalar; hep başka bir şeye daha ihtiyaç duyarız: İşte tam da bu "sessiz" şeyden bahsediyorum. Hani, yanından geçerken, içine girdiğinizde mekanın sadece size fısıldadığı o tanımlanamaz şey...

Büyüklüğünden, renginden başka bir şeydir o. İşte, tam o anda, orada olmanızla ortaya çıkan, oluşan bir deneyimdir. Tarif etmesi güç ama, bir o kadar da sayfa sayfa anlatmak istenecek kadar çok şeydir. Size belki iki satır bir şeyler yazdırır, bir eskiz çizdirir ya da başka tür bir kadraj kurdurup fotoğraf çektirir. Bilirsiniz ki, çocukluğunuzun dipsiz bir köşesinde, bir masa altında oluşturduğunuz ve kimsenin anlam veremediği o sıcak "yuva" hissi gibi, sadece size özel bir deneyimdir. Her ne kadar, her deneyen başka bir şey kavrasa da, yan yana geldiğinizde tek kelime etmeden, birden bire karşınızdakine anlatıverirsiniz bu duyguyu. O sizi anlar, siz de onu duyuverirsiniz.

Duvarlar dile gelir sanki o an, sessiz sakin gizemini paylaşır sizinle. Anlam veremeden kala kalırsınız birden. Sanki, zaman akmaz olur aniden! Büyüklük, renk, doku gibi nicelikler yitiverir gözünüzde. Bambaşka bir "tat" belirir içinizde. Gözünüzün önüne konmuş perde kalkıverir ve görürsünüz mekanın tüm gerçekliğini...

Aslında, tüm bunlara, içinde yaşadığımız boşlukları, kendilerini sarmalayan yüzeylerin nicel egemenliğinden kurtarıp, tam anlamıyla kavradığımız bir deneyim diyebiliriz: Bir başka anlatımla, gerçekliğine tutsak olduğumuz niceliklerin sanrısından kurtulup, yaşam boşluğumuzun kendi gerçekliği ile karşılaşır; niteliğini anlar, bedenimizle kavrarız... Sanki, damağımızda bir tat, içimizde bir koku oluşur. Tüm duyularımızda gözler, bedenimizle tarifleriz boşluğun varlığını, okuruz içimize fısıldadığı sessizliğini... Yüzeyler dile gelir, paylaşırlar biçimlerinin gizemini!

Bir düşünelim, tek başına rengin, yüksekliğin ne anlamı var? Nesnenin kendisi olmadan, eksik birer tanımlama değiller mi? Mekanı var eden, içinde nefes aldığımız boşluğunu sarmalayan yüzeyleri kavramamıza yardımcı niceliklerden başka hiçbir şey değiller aslında! Kendi başlarına hiçbir anlamı olmayan bu eksik sıfatlar, ancak boşluğun kendilerine sebep olmasıyla can bulurlar. Sarıp sarmaladıkları boşluğun özünü, sessizliğini kaplayan bir gizemli örtü oluştururlar. Çok uzaklardan bile sizi çağırır, yaklaştıkça sizi içine çeker, sakladığı değerli hazineyi; mekanı kavramanızı sağlarlar. Tarih, kültür, birliktelik üstlerine işlenmiştir sanki. Sakın bu satırlardan, bir döneme, bir akıma, bir kültüre ait yapıların vurgulandığı anlaşılmasın. İster dün, ister yüzlerce yıl önce inşa edilsinler, böyle yapılara durup bir daha bakarsınız, içine dalarsınız. Sanki her bakışta, dokunuşta, bambaşka bir hikaye paylaşır, başka bir sessizlik deneyimi yaşarsınız.

Gittikçe sayıları azalan böyle yapıtların yanında, son zamanlarda çevremiz, mekanın deneyimselliğini hiçe sayan ucubelerle doldu taştı. Nereye baksanız, hayat bulduğu yaşamdan/kültürden habersiz, üst üste yapıştırılmış renkli cephe denemeleriyle dolu yapılar görüyorsunuz: İçi başka, dışı bambaşka, gösteriş merakında, akla gelen her şeyin üst üste yüklendiği, "ne idüğü belirsiz" acayipliklerden öte bir şeyler... Belli ki tasarlayanlar, çok farkında olmadığından mekanın dilinden, çok da niyetlenmemişler bu yapılara "sessiz" bir söz gizlemeye... Aksine, yeni yetme bir kız çocuğunun büyüme hevesine kapılıp acemice kendini allayıp pullaması gibi, yersiz niceliklere tutsak etmişler eserlerini. O kadar çok renk, ses yüklemişler ki, ahengi bozmuş, anlamı kaybetmişler.

Tersinden alalım; çok seslilik, çok renklilik iyi bir şeydir aslında! Elbette, aralarında bir uyum, denge yakalayabilirsek. Ya da ortaya çıkardığımız farklılık ile bir kriz yaratıp, bir yenilik yaratabilirsek. Ama, ölçeği kaçırıp, gündem oluşturanları olduğu gibi kopyalamaya kalkarsak, yenilik yaratmak yerine, bir kısır döngü içinde karmaşa üretmiş oluruz. Deneyimlerimizi körleştirip, mimarlığı sadece "gösteriş" üretme mekanizması olarak algılarız. Böylece mimari üretimi, yitirdiği anlam ve ölçek kaybı ile tam anlamıyla bir büyüklük kompleksine dönüştürür, farklı sesler ve renklerden bir senfoni yaratmak yerine, karmakarışık bir kısır döngü ortaya çıkarmış oluruz.

Aslında, tasarımın doğası gereği, farklılığı üretir, yeniliği ararız. Mekansal deneyimlerimiz arttıkça, "sessizlikleri" dinleyip bedenimiz başka başka mekanları tanıdıkça, tasarım eylemi keyifli bir eyleme dönüşür. Boşluğu tahayyül edip, üzerine şiir yazar gibi yüzeyleri öreriz. Mimari üretimi eşsiz kılan tam da bu deneyim değil midir? Üzerine bastığımız bir toprak parçasına, ılık ılık esen rüzgara, kenarda kalmış yıkık bir duvara öykünüp, anlamlı, yaşanabilir bir boşluk düşünmek: Gözlerimizi kapatıp içinde yaşamak, yaşanacak olanı varsaymak...

Bu satırların, bazıları tarafından çok romantik bulunacağından hiç şüphem yok. Ama mimarlık, moda dergilerine bakıp, kes-yap tekniğiyle terzilik yapmaktan öte bir eylem gerektiriyor. Okudukça yazabilirsiniz, tat almayı öğrendikçe üretebilirsiniz. Dolayısıyla, mekanların "sessizliğini" dinlemeyi bildikçe, yaratabilirsiniz. Elbette, iyi bir çevrede yaşadıkça, "sessizliğin" farkına varabilir, duyabilirsiniz.

Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

PUCU: byk harf "X", kk harf "p", say drt, kk harf "f", say be, kk harf "e"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız