Haberler

Kyoto’lu hayat başladı

Tarih: 23 Haziran 2008 Kaynak: Zaman Yazan: Önder Deligöz
Kavgası gürültüsü bol ülke gündeminin tozu dumanı arasında nefes alıp veren herkesi, her şeyi ilgilendirdiği için üzerinde durulması, tartışılması gereken; fakat biraz araya kaynayan bir gelişme yaşanıyor bugünlerde. Türkiye, Kyoto Protokolü’nü imzalıyor.

Son yıllarda art arda yaşanan deprem, sel, kuraklık gibi büyük felaketlerin temel sebebi olarak gösterilen iklim değişikliğinin önlenmesi amacıyla adım atan ülkelerden biri olmak için. Geçtiğimiz hafta TBMM Çevre Komisyonu, Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılımının uygun bulunduğuna dair yasa tasarısını kabul etti. Dolayısıyla protokole imza atan 178. ülke olma yolundayız. Bu rakam biraz geç kalmışlığın göstergesi olsa gerek. Zaten protokole aynı listeden imza koymayan iki ülkeden biri Türkiye’ydi. Diğeri ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD). Peki, 1997 yılında kabul edilen, 2004 yılında da yürürlüğe giren bu protokolün anlamı ne? Yıllardır bu oluşuma uzak durmayı tercih eden Türkiye bu protokole imza atınca ne olacak? Biz de yıllardır iklim değişikliğine dikkat çekebilmenin mücadelesini veren sivil toplum kuruluşlarının başında gelen Greenpeace’le Kyoto Protokolü’nü konuştuk.

Politikacılar, bürokratlar bir yana, halkın daha çok sivil toplum kuruluşu eylemlerinde, cadde köşelerinde iklim değişikliğinin sebep olduğu sorunları anlatan gönüllü çevrecilerden duyduğu bir kavram Kyoto Protokolü. Bu protokol, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadele etmeyi amaçlayan tek uluslararası çerçeve. Aslında 1992 yılında Brezilya’nın Rio kentinde düzenlenen Yeryüzü Zirvesi’nde kabul edilen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 1997’de kabul edilip 2004’te yürürlüğe giren ve taraf ülkeler açısından bağlayıcı hükümler içeren bir alt protokolü denilebilir. Bu protokole imza atan ülkeler, sera etkisine neden olan; yani ısıyı atmosfere hapseden gazların salınımını azaltma taahhüdü altına giriyor. Hedef ise 2008-2012 yılları arasındaki dönemde ortaya çıkacak salınımı 1990’daki seviyenin altında tutabilmek. Yani ülkelerin sera etkisi oluşturan gazların salınımında ortalama yüzde 5’lik bir azaltmaya gitmesi anlamına geliyor. Tabii bu rakam, ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösteriyor. Örneğin AB ülkelerinin taahhüdü yüzde 8’lik bir azaltma. Bu da endüstriden tarıma, ulaşımdan enerji kullanımına kadar pek çok alanda altyapı dönüşümü gerektiriyor. Bu aşamada protokole imza atacak Türkiye’nin altına gireceği yükümlülüklerin neler olacağı veya maliyetinin kaça patlayacağı merak konusu. Can alıcı konular listesinde ekonominin ilk sıralarda yer aldığı bir ülke olarak aslında kafaları kurcalayan temel mesele bu. Çünkü 20 ile 150 milyar dolar arasında gidip gelen rakamlar telaffuz ediliyor. İşin gerçeği, hiç kimse maliyetin ne olacağını bilmiyor.

Kyoto’yu Amerika geciktirdi
Greenpeace Akdeniz temsilcisi Hilal Atıcı, Kyoto Protokolü’nün ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor: “Bakıldı ki gönüllülük esasına dayalı BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sonucunda devletlerin kendi kendine ‘Ben bir şey yapacağım’ demesiyle bir yere varılmıyor. Kyoto, özellikle gelişmiş ülkelerin belirli taahhütler aldığı, ‘Ben iklim değişikliğiyle mücadele edeceğim, iklimi değiştiren gazlarımı azaltacağım, 1990’dan sonraki gazlarımı toplamda yüzde beş oranda azaltacağım, eğer bunu yapmazsam yaptırımlarına katlanacağım’ dediği bağlayıcı bir anlaşma bu.” Protokolün ilginç yanlarından biri de 1997’de kabul edilmesine rağmen ancak 2004’te yürürlüğe girebilmesi. Bunun sebebi de sera gazı salınımının yüzde 55’ini gerçekleştiren ülkelerin protokole imza koyması gerekliliğiydi. Rusya’nın 2004 yılında protokolü imzalamasıyla bu kota aşılmış oldu. Böylece 2008-2012 yıllarını kapsayan taahhüt dönemi başlamış oldu. Hilal Atıcı, bu gecikmeyi Amerika’daki cumhuriyetçilerin, özellikle petrol şirketlerinden çok ciddi olarak kazanç sağlayan Bush hükümetinin imzalamamasına bağlıyor. Greenpeace temsilcisi Atıcı, Kyoto Protokolü kapsamında Türkiye’nin yaşadığı süreci şöyle anlatıyor: “Türkiye, 1992 yılında imzalanmış olan iklim değişikliği çerçeve sözleşmesini ancak 2004 yılında onayladı. Oldukça geç kaldı bu anlamda. Öncelikle ‘biz gelişmiş ülkeyiz’ diyerek çok gelişmiş ülkelerin bulunduğu listeye girmeyi isteyip en sonunda Ek-1 ülkesi olarak kalmaya devam etti ve bu sözleşmeyi imzaladı. Aslında Türkiye, gelişmişlik veya gelişmemişlik anlamında bir kimlik bunalımı yaşadı, bu anlaşma sürecinde. Düşünün, Kyoto Protokolü yürürlüğe girerken biz kaç yıl önceki anlaşmayı imzalıyoruz.”

Hilal Atıcı, Türkiye’nin Kyoto’yu imzalayarak büyük mali yükümlülükler altına gireceği iddialarına da tepki gösteriyor. Türkiye’nin 2008-2012 dönemi için hiçbir yükümlülük altına girmediğini belirtiyor. Yani ülkemiz sera gazı indirimi almak zorunda değil. “Bunun sebebi ülkemizin müzakere sürecine katılmaması.” diyen Atıcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O dönemde anlaşmayı dahi imzalamamış olduğu için kendi sorumluluğunun ne olacağına dair belirgin bir durum da yok. Bütün hesaplamalar yapılmış, bütün ülkelere sorumlulukları verilmiş. Bu hesaplamaların yapıldığı müzakere sürecinde Türkiye hiç yoktu. Türkiye, o sırada iklim değişikliği diye bir gerçeği bile kabul etmiyordu. Dolayısıyla milyar dolarlık maliyet rakamları ya uydurma ya da yanlış hesap.” Yani, bir OECD ülkesi olduğu için çerçeve sözleşmenin Ek-1 listesinde yer alan Türkiye, sözleşmeyi imzalamak yerine listeden çıkmak için lobi yapmayı tercih etmiş, ne var ki Ek-1 listesinden çıkarılmamış, ancak 2001 yılında Ek-2 listesinden çıkarılmıştı. Sözleşmeye imza atmadığı için Kyoto görüşmelerinde aktif olarak müzakerelere katılmayan, bu yüzden de Ek-B’ye girmediği için protokol dışı kalan Türkiye, bu şekilde Kyoto Protokolü’ne taraf olmamış ve herhangi bir yükümlülük altına girmemiştir.

Hilal Atıcı, Türkiye’nin Kyoto’yu imzalayarak yaptığı en önemli işi ise şu ifadelerle dile getiriyor: “ABD’yi yalnız bırakarak Ek-1 listesi içerisinde ABD dışında Kyoto’yu imzalamayan ülke kalmadı. Sadece Türkiye ve ABD vardı çünkü imzalamayan. ABD’nin yürüttüğü yanlış politikanın yalnızlaştırılarak yüzüne vurulması gerekiyordu. Türkiye, bu anlamda bir katkı sağladı. Artık suç ortaklığından muaf oldu bir anlamda.” Bu anlaşmayı imzalayarak 2012’den sonraki dönemde müzakerelere katılma hakkı sağladığımızı belirten Atıcı, dört senelik zaman zarfında iklim değişikliğiyle ilgili altyapısal dönüşümü sağlamak için zaman dilimi belirlenmesinin önemli artılardan biri olduğunu vurguluyor. “Yani artık herkes biliyor ki önümüzdeki dört yıldan sonra Türkiye, iklim değişikliğiyle ilgili birtakım sorumluluklar alacak. sslktk Enerji, tarım ve endüstri sisteminde birtakım değişiklikler yapmak zorunda, sera gazı salınımlarını indirmek için.” diyor. [email protected]

Kyoto Sözleşmesi''nin Getirdiği Yükümlülükler
Atmosfere salınan sera gazı miktarı % 5’e çekilecek.

Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.

Daha az enerji ile ısınma.

Daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma.

Daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme.

Ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak.

Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelme.

Fosil yakıtlar yerine bio-dizel türü yakıt kullanma.

Çimento, demir ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.

Termik santrallerde daha az karbon çıkaran sistemler, teknolojiler devreye sokulacak.

Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için bu enerji ön plana çıkarılacak.

Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

Kyoto Protokolü Nedir?
Türkiye’nin gündemine son birkaç yılda girmeyi başarsa da geçmişi 16 yıl öncesine, küresel ısınmanın önlenmesi için hazırlanan ilk uluslararası belge niteliği taşıyan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne dayanıyor. 1992 yılında Rio’da düzenlenen Yeryüzü Zirvesi sırasında imzaya açılan bu sözleşme 21 Mart 1994’te yürürlüğe girdi. Bu sözleşme, taraf ülkelere sera gazı salınımı açısından bağlayıcı bir hüküm taşımıyordu. Fakat 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde yapılan toplantıda kabul edilen protokolle taraf ülkelere sera gazı salınımı açısından bağlayıcı hükümler getirildi. Protokol, gelişmiş ülkelerin sera gazı salınımlarını 2008-2012 yılları arasında 1990’a göre yüzde 5,2 azaltmalarını öngörüyor. Bu hedef, ülkelere göre değişiyor. Örneğin Avrupa Birliği için yüzde 8, Japonya için yüzde 6, ABD için yüzde 7.
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Mayıs 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31          
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.