Haberler

"Barınma Hakkı" için El Ele...

Tarih: 15 Ağustos 2008 Kaynak: Birgün Yazan: Gökhan Hüseyin Erkan
Artık sermaye ve AKP hükümeti dışında kimsenin savunamadığı kentsel dönüşüme karşı toplumsal, bilimsel ve coğrafi örgütlülüğü ve bilinci mahallelerde yaşayanlar kendileri ve birlikte elde etti... Şimdi barınma hakkının anayasal güvence altına alınması için birlikte mücadele etmek gerekiyor.

İzmir Buca Kuruçeşme’de tebligatsız yıkım kararı alınan ve 11’i yıkılmış olan 62 gecekondu; İstanbul Kartal’da yıkıma direnen 11 mahalle; TBMM’de kendine özel hazırlanmış yasa ile havaalanından kente giderken yabancılar gördüğü için yıkılmış olan Kuzey Ankara Protokol Yolu üzerindeki yaşam alanları; Malatya’da kentsel dönüşüm projesine karşı oluşturulan Beydağı Yamaçları Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği; İstanbul’da yıkıma karşı örgütlenmiş Pendik Yenimahalle Yeşilbağlar ve Sapanbağları Mahallesi Güzelleştirme Derneği (PEN-YE-SA-DER); İstanbul’da bütün kentsel dönüşüm projelerine karşı oluşturulan İstanbul Mahalle Dernekleri Platformu (İMDP); Ankara’da 15 bin gecekonduyu kapsayan Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi’ne karşı oluşturulan Mamak Halkı Kültür ve Dayanışma Derneği, Barınma Hakkı büroları; Mersin Romanlar Sosyal, Kültür, Dostluk ve Dayanışma Derneği’nin Kentsel Dönüşüm Projesi’ne karşı yürüttükleri mücadele; Ankara’da Dikmen Vadisi 3. 4. 5. Etap Kentsel dönüşüm projelerine karşı oluşturulan Ankara Dikmen Vadisi Barınma Evi; Samsun’da Çay Mahallesi’nde yıkım kararı alınmış 380 hanenin isyanı; Kentsel Dönüşüm Projesi bahanesiyle Koruma Kurulu kararlarına rağmen 80’in üzerinde tescilli tarihi yapının ve evin televizyonda üstelik canlı yayında yıkıldığı Sulukule; Kocaeli’nde Kireçocakları, Erenler ve Cedit mahalleleri direnişi; Mersin Akdeniz Belediyesi’ndeki Çay, Çilek ve Özgürlük mahallesinin kentsel dönüşüme karşı eylemleri; Manisa Bölge İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı alınan Uşak’ta Belediye Başkanı Mesut Ayaydın’ın tinerci ve suçlular olarak nitelediği kentlilerin yasal direnişi; Malatya’da Cemal Gürsel, Başharık, Beydağı, Yamaç, Yavuz Selim, Kernek, Fırat ve Çöşnük Mahalleleri’nde yaşayan halkın kentsel dönüşüme karşı yürüttüğü dava süreci; yaklaşık 150 gündür 24 saat polis gözetiminde tutulan İstanbul Maltepe Başıbüyük Mahallesi’ndeki Direniş Çadırı ve İstanbul Başıbüyük Çevreyi ve Tabiatı Koruma Derneği; İstanbul’da Gülsuyu Gülensu Mahallesi’nde kentsel dönüşüm projesini reddeden Gülsuyu Gülensu Güzelleştirme Derneği örgütlülüğü; 500’ün üzerinde akademisyen, sosyolog, şehir plancısı, mimar ve mühendisin imza attığı “Kamuoyuna Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Uygulamaları Hakkında Duyuru ve Davet”(1) başlıklı Kentsel Dönüşüme Hayır bildirisi; Şehir Plancıları Odası tarafından açılan davalar ve “Türkiye’de Bir Yıkım Makinesi Dolaşıyor”(2) uyarısı; Kayseri’de MÜSİAD’ın toplantısında, "Bazı siyasi oluşumlar, açıkgözler ve yanlış düşünenler; esrar, eroin ve kadın ticareti gibi hususları yapan yanlış insanlarımız, gecekondu ve kaçak yapılaşma bölgelerinden çokça beslendikleri için bu olgunun kaldırılıp atılmasına engel olmaya çalışıyor" diyen, bir zamanlar Türkiye’nin en saygın kurumlarından olan ama bugün kâr amaçlı bir şirkete yalnızca yönetim biçimi değil yasal olarak da dönüşmüş olan Toplu Konut İdaresi’nin başındaki Erdoğan Bayraktar; 12 Nisan’da İstanbul’da, 5 Temmuz’da Ankara’da, önümüzdeki günlerde İzmir’de Kentsel Dönüşüm Projeleri’nin bilim dışılığını protesto etmek amacıyla dönüşüme konu olan mahallelere giderek Türkiye’nin pek çok kentinden destek vermekte olan Şehirciler Buluşuyor etkinlikleri…

Uydurma Başarı Hikayeleri
Bu liste uzar. Oysa bu liste kapsamındaki konuların en eskisi 2005 tarihine kadar uzanıyor. Bu konular artık ülkenin temel gündemi. Kimsenin haberi yok. Kentimiz dönüştürülüyor ve bu yapılırken bu kentte yaşayanlara sorulmuyor. Hangi konuda soruluyor ki? Yukarıdaki listeyi hızla geçip, yer isimlerini atlayarak okumayınız. Listedeki her bir mahallede insan yaşıyor. Olayları dramatikleştirme, demagoji yapma amacıyla söylemiyorum. Olaylar yeterince dramatik.

Elbet Selimiler gibi romantiklerden ve eskicilikle uğraşanlardan değiliz. Şüphesiz bugün gecekondu alanlarına müdahale etmek gereklidir. Kentsel çöküntü alanlarında en temel hizmetlerden faydalanamadan yaşayan insanlar vardır. Gecekondular bir yaşam alanı olarak yaşamanın fiziksel koşullarını karşılamamaktadır. Ama bugün gecekondu alanlarına yapılan kentsel dönüşüm müdahaleleri yaşam sorunlarını çözmeyi değil, gayrimenkul sektörünün kârını gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Öyle olsaydı, Sulukule’yi yıktıktan sonra molozları temizlemeleri ilk işleri olurdu da çocuklar tetanosla, hastalıkla, farelerle boğuşmazlardı. Dahası, aslında sanıldığı gibi gecekondu alanları dönüşmemektedir. İki sonuç ortaya çıkmaktadır. Gecekondu alanları başka bir alana kaydırılmakta veya yoksulluk gecekondudan apartman dairesine taşınmaktadır. Oysa basında ve medyada başarı hikâyeleri anlatılmaktadır. Denmektedir ki, “bu alanlarda yaşayanlara bir daire verdik”. Bu yalanın da üç boyutu vardır. Birincisi, gecekondu sorunu bir ev sorunu değil, bir yoksulluk sorunudur. Bir ev sorunu değil, barınma sorunudur. Bir ev sorunu değil, yeniden üretim sorunudur. İkincisi, Toplu Konut İdaresi Şirketi’nin ürettiği toplu konutlara gecekonduda yaşayanların başvurması öyle kolay değildir. Başvuru koşulları gecekonduda yaşayan alt gelir grubuna göre değil, orta sınıfa yöneliktir. Peşinatı, banka teminatını, taksitleri ve o dairede sürekli kalabilecek istihdam olanaklarına sahip olanların oranını araştırmamaktadırlar. Dolayısıyla gecekondularda yaşayanların çoğunluğu için çare başka bir gecekondu yapmaktır. Üçüncüsü, başarı hikâyesi olarak sunulanların yerleştirildiği konutlar fiziki yapı ve çevre kalitesi bakımından hiç de gecekondudan iyi durumda değildir. Gidiniz Ankara’daki Karacaören Toplu Konutları’nı geziniz. Henüz bir yıllık bile olmamalarına rağmen, duvarları çatlak, rutubetten sararmış, sıvaları dökülmüş, kalitesiz malzeme ve kötü işçilikle üretilmiş ucuz konutlardır. Başarı hikâyesi budur.

Toplumsal ve Bilimsel Örgütlülük
Yukarıdaki örgütlülük, söylem ve eylemlerde, bugünkü kentsel dönüşümün içeriği çarpıtılarak ve kamuoyu yanıltılarak sunulan başarı hikâyesi deşifre edilmektedir. Yakın zamana kadar işgalci olarak suçlanan, rantiyeci etiketi yapıştırılan, kentsel dönüşüme karşı çıktıkları için ideolojik davrandıkları söylenen, eylemlerinde birbirinden habersiz oldukları için genelde dirençleri kırılgan olan gecekondu yaşayanlarının yanında bilim insanları, akademisyenler, meslek odaları, hatta henüz kentsel dönüşüm projelerine konu olmayan alanlarda yaşayanlar vardır. Bu, toplumsal ve bilimsel örgütlülük düzeyidir. Dahası bu gecekondu mahalleleri bir araya gelmektedirler.

Coğrafi Örgütlülük
Doğal ve Kültürel Çevre İçin Yaşam Girişimi’nin düzenlediği “Kentsel dönüşüm projesi nedir?” başlıklı bir forum için Ankara’dan Dikmen Vadisi Barınma Evi, İstanbul’dan Gülsuyu Gülensu Güzelleştirme Derneği, Başıbüyük Çevreyi ve Tabiatı Koruma Derneği temsilcileri İzmir’e gelmiştir. İzmir’de Kadifekale’de, Buca Kuruçeşme’de yıkımla karşı karşıya kalan mahallelerde yaşayanlarla buluşmuşlardır. Şehirciler Buluşuyor Etkinlikleri ve benzer örnekler çoğaldıkça yıkım kararları ve kentsel dönüşüm projelerinin kendisi toplum tarafından baskı altına alınmaktadır. Bu, coğrafi örgütlülük düzeyidir.

Hukuki Örgütlülük
Pek çok kentsel dönüşüm örneği hem şehircilik ilkeleri, hem hukuki süreçler, hem de toplumsal sorumluluk bakımından dava konusu olmuş, yürütmeyi durdurma kararı alınmış veya yıkımlar ertelenmiştir. Buna karşın gayrimenkul sermayesi neoliberal devletin politik desteğiyle ve yasal düzenlemeleriyle yanıt vermektedir. Bunun bir örneği yukarıda değinilen 5104 sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu’na benzer özel yasaların gündeme getirilmesi stratejisidir. Deregülasyon diye dillendirdiğimiz budur. İkincisi ise çok daha kapsamlı bir stratejidir: Barınma hakkının anayasal güvence olmaktan çıkarılması.

1961 Anayasası’nda “Madde 49- Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbî bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.(3) Devlet, yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır.” 1980 Anayasası’nda “Madde 57- Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.” 61 Anayasası’nda yoksullara öncelik verilmiş ve konut niteliğinin temel kriteri belirlenmiştir. 82 Anayasası öncelik belirlemeden ama yerel özelliklere önem vererek devletin sorumluluğunu yasalaştırmıştır. AKP hükümetinin hazırladığı ve 2007 Eylül’ünde açıkladığı anayasa taslağında ise ‘konut hakkı’na ilişkin bir madde yoktur.

Bugün öncelikli talep barınma hakkının anayasal güvence altına “tekrar” alınmasıdır. Bu talep, hukuki örgütlülük düzeyini en baştan kurgulamayı amaçlamaktadır. Üstelik burada kritik olan konu önceki anayasalardaki gibi konut hakkı değil, barınma hakkının tanınmasıdır. Kentsel dönüşüme karşı mücadele eden mahalleler bir daire talebinde bulunmuyor, onlar barınma haklarının tanınmasını istiyor.

Bu anayasa ve konut-barınma hakkı tartışması bir sene öncesinin tartışması iken gündemden düşürülmüştür. Bu süre içinde kentsel dönüşüme karşı bütün kentlerimizdeki örgütlülük son birkaç yıldır tarafların beklentilerini açığa çıkarmıştır. Artık sermaye ve AKP hükümeti dışında kentsel dönüşümü savunabilecek konumda olan kimse kalmadı. Bu toplumsal, bilimsel ve coğrafi örgütlülüğü ve bilinci mahallelerde yaşayanlar kendileri ve birlikte elde etti. Şimdi barınma hakkının anayasal güvence altına alınması için birlikte mücadele etmek gerekiyor.

(1) Diyor ki bilim insanları bildiride: “Yerel yönetimler tarafından özellikle tarihi kent merkezlerine ve yasadışı yapılaşmış konut bölgelerine yönelik olarak başlatılan kentsel müdahaleleri kaygıyla izlemekteyiz. Bu kaygıların altında, söz konusu müdahalelerin uzun vadede telafisi zor sosyal ve mekânsal sorunlar yaratacağı endişesi yatmaktadır. … Bütün tepkilere rağmen, paylaşımcı olmayan, katılımı ve toplumsal uzlaşmayı bir kenara iten yerel yönetimler, merkezi idarenin de desteğini alarak kentsel dönüşüm ve yenileme projelerine imza atmakta; bunu yaparken de yaşayanları dışlamakta, görmezden gelmekte ve onların rızalarını aramamaktadır.”

(2) Diyor ki Şehir Plancıları Odası basın açıklamasında: “Kentleri belleksizleştiren, insanını değersizleştirip, sokağa atan bu yıkım makinesine karşı toplumun kentini savunan tüm kesimlerini duyarlı olmaya, yıkıma karşı tavır almaya çağırıyor ve iktidara geldiğinden bu yana kentlere tuğla koymayan, yıkımı yaratıcılık sayan anlayışı protesto ediyoruz.”

(3) SSGSS’yi, Orman Alanları’nın talan edilmesini, kıyıların özelleştirmeye konu olmasını, eğitim hakkını, yayın tekelciliğini, Hasankeyf’in Allianoi’nin enerji sektörünün kârı için yok edilmesini, Kaz Dağları’nı, Karadeniz sahilini, Ankara Garı’nın önünü otobana çeviren tarih düşmanlığını, AOÇ arazisine olduğu gibi ODTÜ arazisine de rant kapısı gözüyle bakan tüccar yöneticiliğini… bunları ve bunlar gibi olan süreçleri birbirinden ayırmak mümkün değil.
Takvim
<<Mayıs 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31          
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.